Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam18
Toplam Ziyaret407366

Murat Kaymak

Kültürel-Ulusal Özerlik-V. Lenin

"KÜLTÜREL — ULUSAL" ÖZERKLİK

V. Lenin

 

“Kültürel- ulusal” özerklik (veya: “Ulusal gelişme özgürlüğünü güvence altına alacak kurumların kurulması”) diye adlandırılan plan veya programın esası, her ulus için ayrı okullar olarak özetlenebilir.

Niteliklerini açıkça veya üstü kapalı bir biçimde ortaya koyan bütün milliyetçiler (Bundistler[1] de dahil)bu gerçeği belirsiz bir görünüşe sokmaya çabaladıkça, biz üzerinde daha ısrarla durmalıyız.

Tek tek bireylerin yaşadığı yerlere bakılmaksızın (yani bölgelerine bakılmaksızın, bunun için de “bölgeler dışı” özerklik terimi kullanılıyor) her ulus, kendi ulusal -kültürel işlerini yürüten, resmi olarak tanınmış bir birliktir. Bu ulusal - kültürel işlerden en önemlisi eğitimdir. Yaşadığı yere bakılmaksızın her vatandaşın serbestçe ulusal birliklerden herhangi birine kayıtlanmasıyla bir ulusun oluşturulmasına karar vermek, okulların uluslara göre ayrılması görüşüne tam bir kesinlik ve kendi içinde tam bir tutarlılık getirmektedir.

Böyle bir bölünmenin, genelde demokrasi açısından, özel olarak da proletaryanın sınıf mücadelesine yararı açısından geçerli olup olmadığı sorulmalıdır.

“Kültürel- ulusal özerklik” programının özünün açıklıkla kavranması, bu soruya hiç kuşkusuz kesinlikle olumsuz cevap vermeye yeter.

Farklı uluslar tek bir devlet içinde yaşadıkları sürece, birbirleriyle milyonlarca, yüz milyonlarca ekonomik, hukuksal ve toplumsal bağlarla bağlıdır. Eğitim bu bağların dışında nasıl tutulabilir? Çok belirgin saçmalığıylaklasikleşmiş Bund formülünde olduğu gibi, eğitim devletin etkinlik alanından çıkarılabilir mi? Eğer tek bir devlet içinde yaşayan çeşitli uluslar birbirlerine ekonomik bağlarla bağlıysa, bunları sürekli bir biçimde kültürel ve özellikle eğitimsel konularda bölmek saçmalıktır, gericiliktir. Tam tersine kültürel konularda ulusların birleştirilmesi için çaba gösterilmeli, okullar bu konuda gerçek- hayatta yapılacaklar için bir hazırlık görevini yerine getirmelidir. Bugün değişik ulusların sahip oldukları haklar ve içinde bulundukları gelişme düzeyi bakımından eşit olmadıklarını görüyoruz. Bu koşullar altında, okulların uluslara göre ayrılması, geri kalmış bölgelerin gerçekten kaçınılmaz olarak daha da kötü bir duruma girmesi sonucunu getirecektir.Amerika Birleşik Devletlerinde eskiden köleliğin yaygın olduğu güneyde, bugün hâlâ zenci çocuklarıyla beyazların çocukları ayrı ayrı okullara giderken, kuzeyde böyle bir ayrım söz konusu değildir. Rusya’da da yakın zamanlarda “Yahudi okullarının millîleştirilmesine ilişkin, yani Yahudi çocuklarını diğer ulusların çocuklarından ayrı tutarak farklı okullarda okumalarını isteyen bir plan önerilmişti. Bu planın en gerici çevrelerden, Purishkeviç çevrelerinden geldiğini eklemeye gerek yok.

Hem demokrat, olmak, hem de okulların uluslara göre ayrılması ilkesini savunmak mümkün değildir. Dikkat edilsin, burada konuyu genel bir demokrasi (yani burjuva demokrasisi) açısından tartışıyoruz.

Proletaryanın sınıf mücadelesi açısından, okulların uluslara göre ayrılmasına daha da kesinlikle karşı durmalıyız. Bir devletin içindeki çeşitli uluslardan gelen kapitalistlerin, hangi ulustan olduğuna bakmaksızın bütün işçileri karşısına alan anonim şirketlerde, kartellerde, tröstlerde çok içten bir yakınlıkla birleşmiş olduklarını bilmeyen kim var? Herhangi bir kapitalist işletme de, -madenlerden, fabrikalardan ve ticari girişimlerden kapitalist çiftliklere kadar - işçiler arasında istisnasız her zaman çeşitli ulusların varlığım gördüğümüzü bilmeyen kim var?

Gelişmiş kapitalizmi çok yakından tanıyan ve sınıf mücadelesinin psikolojisini derinden algılamış olan şehir işçileri - onlar bunu hayatlarıyla" öğreniyorlar, analarının sütüyle birlikte içlerine sindirmeye başlıyorlar - bu işçiler kendi içgüdüleriyle ve kaçınılmaz olarak çok iyi anlarlar ki, okulların uluslara göre ayrılması sadece zararlı bir plan değil, aynı zamanda kapitalistlerin yararına baştan aşağı hile dolu bir sahtekârlıktır. Çocukları zengin özel okullarda özel olarak tutulmuş hocalardan yararlanan kapitalistler hiçbir biçimde “kültürel - ulusal özerklik” yoluyla bir bölünme ve zayıflatılma tehdidi altında değilken, böyle bir düşünceyi savunmak, daha da ötesi okulları uluslara göre ayırmaya kalkışmak, işçiler içinde gediklerin açılabilmesi, işçilerin bölünmesi ve zayıflatılması demektir.

Gerçekte, bu “kültürel -ulusal özerklik”, yani eğitimin uluslara göre tam anlamıyla kesin bir ayrıma tutulması, kapitalistler tarafından değil (şimdilik onlar işçileri bölmek için daha kaba yöntemlere başvuruyorlar), fakat Avusturya’nın oportünist ve gerici aydınları tarafındanicat edilmiştir. Bu parlak gerici ve milliyetçi düşüncenin hiçbir izine, karışık ulusların yaşadığı Batı Avrupa demokratik ülkelerinden hiçbirinde rastlanılmaz. Ümitsizlik içindeki küçük burjuvazinin bu düşüncesi ancak, bütün kamu hayatının ve politik hayatın, dil sorunu üzerinde koparılan küçük kavgalar (hatta daha kötüsü; sövüp saymalarla dövüşler) engellendiği gerici, feodal, kilisenin ve bürokrasinin egemen olduğu Avusturya’da doğabilir. Kedilerle köpekler birbirleriyle anlaşmazlar, öyleyse en azından bütün ulusları eğitimsel amaçlarla bir birlerinden kesin olarak belirlenmiş “ulusal topluluklar” halinde ayıralım! -bu saçma “kültürel- ulusal özerklik” düşüncesi böyle bir psikolojiden doğmaktadır. Enternasyonalizmin bilinçli ve sadık izleyicisi olan proletarya, bu saf milliyetçi saçmalığı hiçbir zaman kabul etmeyecektir.

Önce sadece bütün Yahudi burjuva partilerinin, sonra (1907’de) değişik uluslardan gelen Sol-Narodnikküçük burjuva partileri konferansının[2] ve ne sonunda da Marksizme yakın grupların küçük burjuva oportünist unsurlarının, yani Bundistlerin ve likidatörlerin[3] (bu sonuncular bu işi dosdoğru ve açıkça yapmakta çekingen davranıyorlar), bu “kültürel- ulusal özerklik” görüşünü kabul etmeleri bir rastlantı değildir. Devlet Dumasında sadece yarı likidatör milliyetçilik hastalığına tutulmuş Chkhengeli[4] ve küçük burjuva Kerenski[5]’nin “kültürel – ulusal özerklik” üzerinde konuşmaları bir rastlantı değildir.

Genel olarak, likidatörlerin ve Bundistlerin bu soruna ilişkin olarak Avusturya’dan verdikleri örnekleri okumak oldukça eğlenceli. Birincisi, neden çok uluslu ülkelerin en gerisi model olarak alınmaktadır? Bu, bir anayasa modeli için genellikle Fransa, İsviçre ve “Amerika gibi ileri ülkelere değil de Prusya ve Avusturya gibi geri ülkelere yönelen kötü Rus liberallerinin, Kadetleri tavrına çok benziyor.

İkincisi, gerici Rus milliyetçileri, örneğin Bundistler, likidatörler, Sol - Narodnikler[6] ve diğerleri, Avusturya modelini aldıktan sonra bunu değiştirerek daha kötüleştiriyorlar. Bu ülkede, genellikle ve öncelikle “kültürel -ulusal özerklik” için planı, propaganda ve ajitasyon çalışmalarında kullananlar Bundistler (ek olarak Bundistlerin her zaman ne olduğunu anlamadan dümen suyunda gittikleri bütün Yahudi burjuva partileri) olmaktadır; oysa, “kültürel - ulusal özerklik” düşüncesinin doğduğu ülke olan Avusturya’da, bu düşüncenin babası OttoBauer[7], kitabının bir bölümünü, “kültürel - ulusal özerklik”in Yahudilere uygulanamayacağını kanıtlamaya ayırmıştır.

OttoBauer, bölgeler dışı yaşayan (kendi toprağına sahip olmayan) tek ulusu, bölgeler dışı ulusal özerklik için getirdiği planın dışında tutmaktadır; bu, onun nasıl bir tutarsızlık içinde olduğunu, kendi düşüncesine bile ne kadar az inandığını, uzun söylevlerden çok daha kesin bir biçimde kanıtlıyor.

Bu, Bundistlerin Avrupa’dan modası geçmiş planları nasıl ödünç aldıklarını, Avrupa’nın yanlışlarını nasıl on kat çoğalttıklarını ve bu planları nasıl saçmalık derecesine kadar “geliştirdiklerini” göstermektedir.

Gerçekte - ki, bu üçüncü noktadır -Avusturya Sosyal Demokratları, Brünn’de (1899’da) yaptıkları kongrede kendilerine önerilen “kültürel -özerklik” programını reddetmişlerdir. Bu kongrede ancak, ülkenin ulusal açıdan sınırlandırılmamış bölgelerinden oluşan bir birlik önerisi biçimindeki uzlaştırıcı görüş benimsenmiştir. Bu uzlaştırıcı görüş, ne bölgeler - dışı bir yaklaşımı, ne de eğitimin uluslara göre ayrılmasını içermektedir. Bu uzlaştırıcı görüşe göre, (kapitalizm açısından) en gelişmiş kalabalık merkezlerde, kentlerde, fabrika ve maden bölgelerinde, büyük köy işletmelerinde, her ulus için ayrı okullar yoktur.

Rusya işçi sınıfı, “kültürel - ulusal özerklik” konusundaki bu gerici, zararlı küçük burjuva milliyetçi düşünceye karşı mücadele vermiştir ve vermeye devam edecektir.

Za Pravda, Sayı 46,          Toplu Eserler (İng.)

28 Kasım 1913   C. 19.s. 503-507



[1]Bundistler - Bund’un üyeleridir. Bund (Litvanya, Polonya ve Rusya Yahudi İşçiler Genel Sendikası) 1897’- de kurulmuştur. Bund, genel olarak Rusya’nın batı bölgesinde yaşayan Yahudi sanatkârların yarı proleter unsurlarım bünyesinde birleştirmiştir. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisinin ilk kongresinde (1898), Bund, Partiye katılmıştır.

Bund, Rus işçi sınıfı hareketi içinde milliyetçi ve ayırımcı bir politika sürdürmüştür. RSDİP içinde Bundistler sürekli olarak partinin oportünist kanadım desteklemişler ve Bolşeviklere karşı mücadele etmişlerdir. Bolşeviklerin, ulusların kendi kaderlerini tayin ilkesini getiren programlarına karşı Bundistler kültürel ulusal özerklik talebini ileri sürmüşlerdir. Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Bundistler sosyal-şövenist bir tavır aldılar. 1917’de Bundistler burjuva geçici hükümetini desteklediler ve Ekim Sosyalist Devriminin düşmanlarının safında savaştılar. 1921 Martında Bund, kendini feshetmiştir

[2]Değişik uluslardan gelen küçük burjuva Sol Narodnik partilerin konferasına, 16-20 Nisan 1907’de Finlandiya’da toplanan Rusya ulusal sosyalist partiler konferansı’na değinilmektedir.

Konferansta alman kararlar arasında, ulusal-sosyalist partiler konferansının her yıl toplanması, konferans kararlarının uygulanması için bir özel sekreterlik kurulması, ulusal-sosyalist partiler arasındaki ilişkiler konusunda bazı kararlar ve sekreterlik tarafından bir yayın organının çıkarılmaya başlaması kararı bulunuyordu

[3](24)       Likidatörler - 1905-1907 Devrimi yenilgisinden sonra Menşevikler (RSDÎP’in bir oportünist kanadı) arasında yaygınlaşan bir oportünist eğilimin temsilcileridir. Likidatörler, işçi sınıfının illegal devrimci partisinin feshedilmesini istiyorlardı. Bunlar, militan bir partiyerine, devrimci sloganlardan vazgeçen ve sadece çarlık hükümeti tarafından izin verilen legal eylemleri sürdüren oportünist bir “geniş işçi sınıfı partisi”nden yanaydılar. Likidatörlerin politikasını işçiler desteklemedi. RSDİP’nin Ocak 1912’de yapılan Prag Konferansında bunlar partiden ihraç edildiler.

[4]Chkhenkeli, Akakyİvanovich (1874-1959)- sosyal demokrat ve Menşevik. 1917 şubat devriminden sonra kurulan hükümetin Transkafkasya temsilciliğini yapmıştır. Gürcistan Menşevik hükümetinde (1918-1921) Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunmuştur. 1917 Devrimi sonrasında yurt dışında yaşamıştır.

[5]Kerensky, Alexander Fydorovich (1881-1970) 1917 Şubat devrimlerinde Adalet, Savaş, Bahriye Bakanlıklarında ve daha sonra kurulan hükümetin Başbakanlığını yaptı. Sosyalist ve devrimci olarak bilinir. Ekim Devrimine karşı çıkmıştır.

[6]Sol Narodnikler, 1901’in sonunda 1902’nin başlangıcında Rusya’da kurulan küçük burjuva partisinin üyeleri, Sosyalist Devrimcilerdir

[7]Bauer, Otto (1882-1938)- Avusturya Sosyal Demokratların ve İkinci Enternasyonalin liderlerinden. 1917 Ekim devriminin eleştirenleri arasındadır. Avusturya Marksizm’i olarak bilinen siyasi hareketin kuramcısıdır.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
6° 1°
Saat