Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret393321

Eski Dünya Bitti!

DOĞAN KUBAN 

Bildiğimiz dünya ortadan silinip gitmekte olduğu için büyüklü, küçüklü sayısız olgunun çıkardığı çatırdamanın gürültüsünü dinliyorsunuz. Afrika’nın, İslam dünyasının acıklı haberleri, Amerika’daki öğrenci katliamları, Almanya’daki seks skandalları, bizde kadın cinayetleri, bütün dünyada su ve buğday sıkıntısı, her yanda silah ve savaş, başını almış giden teknolojinin insanlığa verdiği zararların çanları çalıyor.

 İnsanoğlunun yarattığı en büyük cinayet aleti olan otomobilin, insan eline bırakılamayacak kadar tehlikeli olduğu anlaşıldıktan sonra, bir yandan şoförsüz otomobil üretip cinayet sayısını azalmayı düşünüyoruz, öte yandan pilotsuz uçaklar üretip başka insanları öldürmeyi planlıyoruz. Çelişkiler içinde yaşayan insanlar bir yandan küresel ısınmanın öngörülen sonuçları içinde insanlığın yok olması olasılığını anlatıyorlar, öte yandan en çok CO2 üreten ülkeler gereken önlemleri almıyor. Kısaca sona erdiği açık, ama sürdürmeye çalıştığımız bir düzende çifte kavruluyoruz.

Bu yazı, eğitimle ilgili. Gazetelerden, öğretmenlerden ve velilerden öğrendiğim kadar öğretim sisteminde artan nüfus ve kentleşme baskısı, dini ideoloji baskısı eğitimi çağdaş niteliğinden uzaklaştırıyor. Bunun sıkıntılarını hissetmeye başladık. Ortaöğretimin dengesi temeldeki bu kaymalarla ve içeriğinin yoksullaştırılması ile yerinden oynamıştır. Bunun olumsuz sonuçlarını gelecek yıllarda üniversitelerde göreceğiz.

Öğrenci sayılarının artışı ve bu öğretim alanında öngörülen kazanç resmi üniversite kadrolarını zayıflamasına, öğretim düzeyinin düşmesine yol açıyor. Kötü paranın iyi parayı piyasadan kovması gibi, bilimsel niteliği giderek yok olan bir üniversite sistemimiz var.

Gerçi bütün dünyada yüksek öğretimin niteliksel çözülmesi denen bir şey var. Gelişmiş ülkeler eskiden kurulmuş büyük araştırma üniversiteleri sayesinde bu çözülmenin karşısında direnebiliyorlar. Bizim, yeni okumaya başlamış cahil bir toplum olarak, geri dönmeyi engelleyecek kurumlarımız yok. YÖK öğretimi bir formaliteye çeviriyor, bir hükümet kararnamesi öğretimin dengesini bozuyor. Dinsel baskılar, başörtüsü ya da din dersi gibi öğretim dışı nedenler, var olan sistemi sallıyor.

 

19.YÜZYIL OSMANLIYA MI DÖNDÜK

Toplum kültürünün alarm vermesi bir çok gündelik olayda ortaya çıkıyor. Son günlerde Anadolu’ya yerleştirilen patriyot füzelerinin kullanılması için getirilen Alman askerleri düşündürücü. Bu Moltke’nin Osmanlı ordusunu yeniden örgütlemek için, ya da Liman von Sanders’in komutan olarak getirilmesini anımsatan bir olay. Dünya karşısında 18-19 yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’na mı döndük?

Teknolojik gelişmeyi ithalat ve pazarlamaya dönüştüren eşsiz bir kültür dönemindeyiz. Cumhuriyet devlete, öğretimi çağdaşlaştırma amaçlı büyük bir sorumluluk getirmişti. Bu laiklikle değil, bilimde, teknolojide, sanatta dünya düzeyine yetişme ile ilgili bir düşünce ve davranış örgütlenmesi idi. Altmış yıldır nüfus baskısı, dinsel ideolojik baskı ve cehaletin gericilik öğesi olarak kullanılmasıyla, öğretim yozlaştı.

Burada sayının büyük rolü olduğunu kabul etmek gerek. Sayısal boyutlar büyüyünce toplumun örgütsüzlüğü ve yetişmemişliği çözüm bulmakta zorlanıyor. Türkçe öğrenmeden İngilizce öğretim yapan okullar, televizyon önünde günde beş saat geçiren, cahil ve karanlıkta çiçek açamayan kadınlar. Sonunda Alman askerleri Bağdat demiryolunu yapmak için değil, Suriye’yi bombalamak için buradalar. Bizim vatanı savunacaklar. Biz Kore’ye niçin gitmiştik?

Dünyanın ekonomik yapısı değişti. Şimdi demiryollarımız ve neredeyse yok olan deniz yollarımız yabancı şirketlerin elinde değil. Tır şoförleri Türk. Fakat yollardaki bütün motorlu araçlar ve göklerdeki bütün uçaklar yabancı marka. Akaryakıt da öyle. Yabancı marka kullanmak Türk’ün toplumsal prestijini yükseltiyor. Bugünün Türkiye’si eskisinden çok ileri. Ama dünyaya göre daha geri. Türkiye’nin öğretim ve teknoloji açısından gelişmiş ülkeler karşısındaki durumu, 19. yüzyılda Osmanlı’nın durumundan daha iyi değil. Bunu cahil halkın bilgisinden ve bilincinden saklayan perdeler otomobiller, gökdelenler ve alışveriş merkezleri. Ne var ki yapı inşaatı bir üst teknoloji gösterisi değil.

Bu fon üzerinde, üniversite öğretimi bağlamında düşünülmesi gereken kapsamlı sorunlar var.

 

HOCA ÖĞRENCİ İLİŞKİSİ

İyi bir hoca ile 20-30 kişilik bir sınıf arasında bire bir kurulabilen fiziksel ve psikolojik ilişki öğretenin öğrenciyi bir usta gibi etkilemesini olanaklı kılabilir. Bu geçmişte çok önemli bir öğretim faktörüydü. Hocalar öğrencileri adlarıyla çağırırlar, öğrenciler hocalarını bilgileri, yetenekleri ve insan nitelikleri nedeniyle yüceltirlerdi. Kimiöğretim dallarında, özellikle tıp, mimari tasarım, sanat gibi dallarda, bazı davranışları öğrenciye kişisel düzeyde anlatmak zorunluluğu vardır. Küçük sınıflarında ustanın örnek olması öğretimin bir parçasıdır. Öğrenci sayısı artınca bu ilişkiler ortadan kalkmıştır. Mekânsal ve fiziksel olarak büyük bir sınıfta hocalar kimlikleriyle öğrencileri etkileyemez.

Günümüzde yüzlerce öğrencinin doldurduğu derslik ya da amfilerde kişisel yüz yüzeliğin sihirli psikolojik boyutu yok olmuştur. Büyük öğrenci sayısı, kişisel ilişkilerin doğasını değiştirmiştir. Yapılan mekanik bir bilgi aktarımıdır. Bilgi aktarımı tek amaç olunca hoparlörle bir kalabalığa ders vermek sıkıntılı bir pratiktir. Günümüzde öğretimin internet ya da televizyonla yapılması olanağı var. Bu sistemde öğrenci, görsel olarak, öğretenle karşı karşıya kalıyor. Bu bir okulun psikolojik ortamı olmasa olamaz. Ama neredeyse çaresiz oluyor. Bu sistem giderek daha mükemmel olabilir. Görsel’e indirgenmiş öğretimin psikolojik boyutları da zaman içinde irdelenip daha iyi yöntemler bulunabilir. Sonuçlarını şimdiden bilemeyiz. Buna alışanlar giderek sistemi doğal bulabilirler. Bilgisayar ağının üniversite öğretimine entegre edilmesi, planlanması ve zaman içinde gelişmesi gerekir. Bu öğretim Eskişehir Üniversitesi’nin açık eğitim programı ile uygulama alanına geçmiştir.

 

TEMEL BİR SORUN ORTADA

Bu gelişmeler içinde temel bir sorun yanıtsız kalıyor. Sanayi toplumunun öğeleri olarak yetişecek milyonlarca genç bu dolaylı sistemle öğretim görünce, bunların iletişim tekniği ile manipüle edilecek robotlar olmaları tehlikesi göz ardı edilemez.

Eğer insanın hâlâ kimlik, kişisel zekâ, yaratıcı yetenek gibi nitelikleri önem taşıdığı sürece robotlaşan insanların yanı sıra yeni bir elit’in yetişmesi sorunu ortaya çıkıyor. Bu yeni bir bilgi aristokrasi yaratmak anlamına gelir. Fakat insanların tümünün karınca, böcek ya da kuş gibi olması olanağı var. Tarihe bakıp “insanlığın çoğu zaten öyle bilinçsizce yaşıyordu diye avunmak yetmez. İnsanlığın amacı bu değildi. Eflatun devleti filozoflar idare etsin dediği zaman, geri kalanlar robot, karınca ya da kul olsun demiyordu.

Robotlaşacak insanlara yol gösterecek ve insan kalacak bir beyin gücünün varlığı gerekli. Eğer bu yetişecek bir elit kanalı olacaksa, yüksek öğretimin temel işlevi bunları yetiştirmek olacaktır. Bugün dünya yüksek öğretiminde elit yetiştiren pek çok öğretim kurumu var. Bunların başında bilim ve teknoloji alanının uzmanlarının yetişmesi ilk sırayı alıyor.

Bu bizim şu anda doğasını bilemeyeceğimiz bir dünya. Fakat bu yeni dünyanın insana odaklanması, öğretim sisteminin para kölesi yaratmaması gerek. Bunlar sosyal bilimin yeni amaçları olabilir. Bunlara hayal olarak bakmamalı. Yüzlerce yıllık bir öğretim sisteminin teknolojik bir yenilikle birkaç yılda değişmesi başka gelişmeleri de zorluyor.

İnsanlar nasıl bir kaosun ya da uçurumun kenarında yaşadıklarını bilmiyorlar. Bir teknolojik ya da doğal felaket, atom ya da iklim değişikliği olarak bizimle yaşıyor. Bunlardan da tehlikeli ve insanlığı bitirecek olanı makinelere kurban olurken ortaçağ hayalleri kurmaktır.

Cumhuriyet Bilim Teknik 01.03.2013


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat