Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam53
Toplam Ziyaret393901

ANADOLU SEFERİNİN ANLAMI

TOPLUMCU BİR YUNAN DÜŞÜNÜRÜ GÖYÜZLE KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN BİR YANI

ANADOLU SEFERİNİN ANLAMI

Yunanlı toplumcu düşünür Niko Psyrukis, Kurtuluş Savaşımızı Yunanistan yönünden eleştiren bir çalışmasını «KÜÇÜK ASYA DRAMI: Anadolu seferinin Nedenleri» adıyla bir kitap halinde toplamıştır. Çok ilginç bulduğumuzu bu kitaptan, «Anadolu Seferinin Anlamı» başlıklı bölümü, hiçbir yorum katmadan, kısaltma ve değişiklik yapmadan aynen çevirdik.

Çeviren: Nevzat HATKO

 

Türklerin İstilâ hareketine karşı direnmesi, örgütsüz de olsa MONDROS Antlaşmasından hemen sonra başlamıştı. Kukla hükümetin Türk; halkının ulusal direnimini çökertmek için harcadığı çabalar daha ilk adımlarında başarısızlığa uğramıştı. Fransız albayı Buzac şöyle der: “Müttefik kuvvetlerin Sadrazam Damat Ferit Paşanın dalkavukça davranışlarına, Prens Abdullah'ın (3) yaptığı güvenilir cinsten olmayan soruşturmalara ve İzzet Paşa'nın (eski Hariciye Nâzırı ve 1919 da İzmir Garnizonu Komutanı) müraice, sızlanmalarına fazlaca güvenmelerine rağmen, Türkiye'nin kendi olanaklarıyla kendi güvenliğini sağlamaktan âciz olduğu anlaşılınca, bu işi kendileri el koymak zorunda kaldılar.» Müttefikler Yüksek Konseyi Türkiye'de asayişin sağlanması ve Yakın Doğu'nun rahatça paylaşılması amacıyla bu işi başaracak yabancı bir jandarma aramaktaydı. Emperyalistlerin Musul ve Mezopotamya petrollerinde gözü vardı. Limanlar ve ulaştırma kavşakları bakımından da çekişmeler oluyordu, sonra Kafkas petrolleri ve Sovyet -Rusya'ya müdahale sorunları da söz konusuydu. Nihayet, Avrupa'da baş gösteren devrimci ayaklanmalarda Antant kuvvetlerinin basına dert olmuştu. Bütün bunlar Yakın Doğu için küçük bir jandarma bulunmasını zorunlu kılmıştı. Ama bu iş kolay bir iş değildi. Bu rolü oynamak için ortaklaşa güvenilecek bir devlet bulunamıyordu. "Böylece Müttefikler Yüksek Konseyi 6.5.1019 günü aldığı bir kararla Türkiye'de jandarma, görevlisi olarak Yunanistan'ı seçiyordu. Bu karar ortak bir karar olmaktan çok İngiliz görüşünün zorlanarak kabul ettirilmesiydi. Loyd Corc, bir başka bölümde de belirttiğimiz gibi, kendi ifadesine göre Yunanistan'ı «İngiliz Camiasının birliğini sağlayacak büyük yolun» en uygun bekçisi sayıyordu. A. Frangulis'in belirttiği gibi, daha 1915 yılında kodaman bankacı Sir John Stavrides'in aracılığıyla E. Venizelos’a haber yollamış,  bir «Büyük Yunanistan» kurmayı düşündüğünü anlatmış,«böyle bir siyaseti benimsemesini ve savunmasını» istemişti Loyd Corc. Birinci Balkan Savaşına kadar büyük Osmanlı İmparatorluğu,  mikroskopik ve 1828; Yunanistan’ı fikrinin ateşli savunucusu olan İngiltere şimdi,  yeni uluslararası gelişmeler nedeniyle, taktik değiştirmişti.  Ve de İngiliz emperyalizminin bu yeni taktiğini Yunan devlet adamları çilekeş Yunanistan’ın «millî politikası»  yapmışlardı.

Anadolu’ya Yunan ordusunun gönderilmesi, gelişigüzel varılmış kısa süreli bir İngiliz - Fransız anlaşması ve Amerika'nın da müsamahası ile olmuştu. Bu Amerikan müsamahasının nedeni de, A. Passades'in belirttiği gibi, Amerika Birleşik Devletlerinin tüm Anadolunun mandasını üzerine almak hesabınadayanıyordu.

Fransızlar, Beranger-Walter Long anlaşması (8.9.1918) gereğince Turkish Petroleum şirketinin; hisselerinin % 20 sini alıyordu. Türkiye'de jandarmagörevlisi olarak Yunanistanı seçmek için İngilizlerin ileri sürdüğü isteği desteklemekle Fransızlar, İngilizlerden yeni karşılıklar elde etmeyi umuyorlardı. Gerçekten de bir kaç aylık tehdit, şantaj v.b. politika açısından sonra İngiltere Suriye ile Kilikya'yı Fransa'ya veriyor, Hamer-Greenwood-Beranger anlaşmasıyla da Fransa Turkish Petroleum'un hisselerinim % 25’ne sahip oluyordu, öte yandan Amerikalılar Anadolu’nun mandasını sağlamak için Mustafa Paşanın merkezine kadar sokulmuşlardı. K. Sakelaropulos'un Anadoluya Yunan kuvvetlerinin gönderilmesi kararının «Yunanistan'ın çıkarlarından bambaşka çıkarlara hizmet etmek amacıyla» alındığı yolundaki yorumu çok doğrudur. Objektif tarihsel araştırmalar artık İspat etmiştir ki, Antant kuvvetleri, özellikle İngiltere, Birinci Dünya Savaşından sonra kendi emperyalist çıkarları için Yunanistanı açıkça sömürmüşlerdir. 30.12.1918 günü Paris'te yapılan barış konferansında E. Venizelos bir muhtıra ile Kuzey Epir'i (Yanya Vilâyetinin Kuzey kesimi). Batı ve Doğu Trakya'yı, Aydın bölgesiyle Bursa bölgesinin bir kısmını istiyor, ama o zamanın güçlüleri bunu kös kös dinliyordu. Aslında E. Venizelos yeni bir şey söylemiş de değildi. Bir yarı sömürge devlet olan İran bile Yakın ve Orta Doğuda geniş bölgeler istiyordu. Bu doymazlık olaylarının temposunun küçük devletlerde de yayılması büyük emperyalist Antant devletlerinin sonsuz oburluğundan ileri geliyordu.

Bir zamanların Girit kahramanı ve kurtarılmamış bölgelerin özgürlüğe kavuşturulması savaşlarının ateşli savunucusu E. Venizelos artık o eski siyasal partileri destekleyen çevreleri temsil etmiyordu, o şimdi Osmanlı İmparatorluğunun toprak bütünlüğünün sağlanması amacıyla Padişahla anlaşma politikası güden İngilizleri destekliyordu, bir Hükümet Başkanı olarak. 1912 Balkan Savaşının başarısından sonra E. Venlzelos'un ulusal savaşçılık niteliği, o sıralarda oluşum aşamasını tamamlamakta olan Yunan finans kapitali azınlığının kontrolü -altına girmişti. Bu azınlığın temsilcileri 1919 da Yunan Başbakanının yakın çevresi olmuşlar, bütün eylemlerinde onu kesin olarak etkilemekte idiler. Böylece Venizelos ister istemez İngiliz plânlarının savunucusu ve Yunan finans kapitalinin «Büyük devlet» politikasının ateşli bir savaşçısı olmuştu. 1920 de Venizelos ve adamları İngiliz çıkarlarına hizmet etmek bakımından yetersiz sayılınca, kanun önünde boyunları kıldan ince, hükümetten çekiliyorlar, siyasal iktidar Yunan Ulusu ile yakından uzaktan hiç bir ilgisi bulunmayan kişilerin eline geçiyordu.

Anadolu’ya Yunan ordusunun gönderilmesi için Müttefik Yüksek Konseyince 6.5.1919 günü alınan karar budalaca bir maceranın ve felâketin yolunu açıyordu. Yunan ulusu için. Uygulama alanındaki ilk adımlar bile yüzeyde kalan maceracı davranışlardı. Bu karar İtalya'nın gıyabında ve Birleşik Amerika ile Fransa'dan, ileride nasıl davranacakları bakımından hiç bir teminat alınmaksızın verilmişti; daha doğrusu bu devletlerin tutumlarının çok kısa bir zamanda değişeceği yönünde beslenen kesin kanıya dayandırılmıştı bu karar. En Önemlisi, Türk ulusunun hayatı ve geleceğiyle ilgisi olan bu karar onun onayı olmadan alınmıştı. Bu nedenler yüzünden bu kararın çok süratle, hazırlıksız; hiç bir ciddî inceleme yapılmadan uygulanması gerekiyordu. Sonra kararın metni de muğlâk ve lastikliydi. Yunanlılar neden Anadolu’ya çıkıyordu? «Hıristiyan halkın katliamının önlenmesi için diyordu metin. Bir toprak davası yoktu kararda, varsın İngilizlerle Yunan devlet adamları bunu böyle anlasın, ilan etsinlerdi. Bu kararın yuvarlak laflardan ibaret belirsiz muhtevanın Yunan İşgal kuvvetlerinin yetki ve sorumluluklarının belgelenmesi için gerekli nitelikten yoksun. Her şey bu kararın, E. Venizelos'un ileri sürdüğü isteklerin, İngilizlerce kabul edilmesini değil, Yunan çıkarlarına aykırı bir İngiliz plânı olduğunu gösteriyordu. İngilizlerin Yunan ordusunu Anadolu’ya göndermelerindeki amaçları, Türk Ulusal. Kurtuluş Savaşı önderlerini uzlaşmaya zorlamak için şantaj yapmak ve Antant devletlerinden İngiliz emperyalizmi çıkarına yeni tavizler koparmaktı. 6.5.1819 gününden 1922 Ağustosunun felâketli olaylarına kadar İngilizlerin bu pis oyunları süregeldi. Aşağıda göreceğimiz gibi Yunan ordusunun Anadolu’daki her hareketi, tek hedef olarak Yakın Doğu petrollerini ve "bu bölgede başlamış bulunan ulusal kurtuluş hareketlerini gören İngiliz politikasının yeni bir manevrasının önsözü ya da sonsözü niteliğini taşıyordu.

Yunan Genel Kurmay Başkanlığı 8.5.1919 gün ve 64087/1037 sayılı telgrafla Birinci Piyade Tümenine ivedilikle Leftere limanına doğru hareket emri veriyordu. Anadolu seferi başlamıştı. 9.5.1919 günü Yunan Orduları Başkomutanı General Paraskevopulos Birinci Tümen Komutam Albay Zafiriu'ya telefonla şu emri veriyordu: «Dirayetinize mutlak surette güvenim vardır, çok büyük önemi haiz bu harekâtın tam bir mahremiyet ve sür’atle başarılacağından eminim.  Bu hususu hassaten belirtmek isterim, zira mahremiyetin en zararsız bir şekilde dahi ihlâli çok büyük menfaatlerimizi tehlikeye düşürebilir.» Yunan ordusunun Anadolu’ya çıkması hazırlıklarında gösterilen bu sürat ve mahremiyet muhakkak ki düşmanı, yani o sıralarda örgütsüz, silâhsız ve askeri işgal koşulları altında bulunan Türkleri gafil avlamak düşüncesinden ileri gelmiyordu. Bu aceleciliğin ve gizliliğin nedenleri başkaydı. Bu karar, Amerikalılarla Fransızlar taktik değiştirmeden, İtalyanlar ise öğrenip karşı tedbir alamadan uygulanmalıydı. Loyd Corc 10.5.1919 günü yapılan Müttefikler Yüksek Konseyi toplantısında Yunan ordusunun Anadolu’ya henüz çıkmamış olmasından duyduğu endişeyi belirtiyor, kararın süratle, çok büyük bir süratle uygulanmasını istiyordu.   Ertesi gün Yunan Genel Kurmayı Albay Zafiriu’ya tümenin derhal çıkarma hareketine hazırlamasını telefonla emrediyordu.  Emir şöyle diyordu : «İcabında sıhhiye birliklerinizle diğer ağırlıklarınızın çıkarılmasından derhal sarfınazar ederek bugün behemehal, gece de çalışmak suretiyle, bir Efzun Alayı ile bir Topçu Taburunun Anadolu topraklarına çıkmasını temin ediniz.   Yarın sabah tümenin mutlaka hareket etmesi gerekir Stop. Herhangi bir gecikme milli menfaatlerimiz bakımından felâketli neticeler tevlid edebilir.» Böylece hiç bir ciddi hazırlık yapılmadan, eksik teçhizatla Birinci Tümen iki gün sonra İzmir'e doğru yola çıkacaktı. Yunan Genel Kurmayı Aydın kesimindeki gerçek durumu biliyor muydu? Anadolu’nun durumunu göz önünde tutmuş muydu? Yunan ordusunun gideceği yerde işgal statüsünü sağlam tutmak için gerekli incelemeleri yapmış, plânlan hazırlamış mıydı? Elbette ki hayır. Hiç bir şey incelenmemiş, hiç bir hazırlık yapılmamıştı. Yunanistan, önceden ne olduğunu öğrenmek hakkına bile sahip olmadığı bir oyuna girmişti. Yunan ordusunun Anadolu'da ne iş göreceği Yunan devlet adamlarının değil, İngiliz Tümamirali Calthrop'un bileceği bir işti.

15.5.1919 günü Birinci Yunan Tümeni İzmir'e çıkıyordu. Yunan Hükümeti bu olayı «Büyük Yunanistan» düşünün gerçekleşmesi için başlangıç ilân ediyor, İngilizler sömürgecilik plânlarının gerçekleşmesinde kendilerine ucuz tutma asker sağlayan bir olay olarak selâmlıyorlar, Amerikalılar, İtalyanlar, Fransızlar ise hoş karşılamıyorlardı; neyseki bu sonuncular için bu olay kısıtlanmış bir nitelik taşıyacaktı, Müttefikler Yüksek Konseyinin kararı Yunan ordularının faaliyetlerini Aydın vilâyeti hudutları içinde bir Jandarma görevine inhisar ettiriyordu. Oysa bu olay Yunan ulusu ve Anadolu Rumluğu için tarihlerinin yazacağı en büyük felâketin başlangıcı olacaktı.

Yunan ordusunun Aydın kesiminde görülmesi Türk halkına ve Türk burjuvazisine kendilerini tehlikenin ne kadar büyük olduğunu bir kere daha göstermişti. Batı Anadolu’nun Türkiye'den koparılması gerçekte Türk devletinin dağılması demekti. Türk devletinin Konya vilâyetiyle Bursa vilâyetinin belirli bir kesinime inhisar ettirilmesi fikri gerçekleşme yolundaydı. Ama bu ne demekti? Bağımsız bir Türk devletinin varlığı için gerekli koşulların yok edilmesi demekti. Batı Anadolu Türkiye'nin ciğerleriydi. Tütün ve diğer «değerli tarım ürünleri bu bölgede yetişiyordu. İngilizlerin Türk devletine bırakmayı düşündükleri topraklar verimsiz, ancak hayvancılığa elverişli topraklardı ve bu bugün de böyledir. Anadolu’nun dış ticaretinin büyük bir kısmı İzmir'den yapılıyordu. Demek ki İzmir'e ».sahip olan Orta ve Doğu Anadolu'da kurulması düşünülen küçük Türk devletinin ekonomisine de hâkim olacaktı. Etnolojik bakımdan Anadolu Yunanlı değildi. Rumlar nüfusun önemlice bir kısmım teşkil ediyordu ama hâkim etnik unsur değildi. Bu da Yunan ordusunun bir kurtuluş ordusu değil, bir istilâ ordusu olduğunu gösteriyordu. Esasen resmen de Anadolu’daki Yunan ordusunun adı istila ordusu diye anılıyordu. Bu ordunun komutanı günlük emirlerinin altına «İstilâ Ordusu Komutanı» diye imza atıyordu. Türkler için Yunan boyunduruğundan herhangi bir başka yabancı boyunduruğunun daha tahammül edilir olduğu gerçeğini perçinleyen tarihsel nedenleri de bunlara eklersek, Yunanistan'ın düştüğü' tuzağın tam bir görüntüsünü vermiş oluruz.

Yunan ordusunun İzmir'e çıktığı ilk gün vahim çatışmalar ve kargaşalıklar olmuştu; bunlar o kadar önemliydi ki, ikinci gün Yunan askeri mahkemeleri faaliyete geçmek zorunda kalmışlardı. İlk idam mahkûmları yerli bir Rumla bir Yunan eriydi. Bunların cezası aynı gün infaz olunmuştu; suçları çok ağır mezalim fiilleriydi. Bütün Batı Anadolu'da hava son derece gergindi. Eski küllenmiş kinler meydana çıkıyor, bunlara yenileri ekleniyordu. Yunan ordusunun İzmir'e çıkığından iki gün sonra Albay Zafiriu Paris’te bulunan Başbakan Venizelos'a 'şu teli çekiyordu : «Aynı gün, yani 17.5.1919 günü Türkiye'de milli matem günü ilân ediliyordu, İstanbul’da Sultanahmet Meydanında büyük bir gösteri toplantısı yapılıyordu; bu toplantının parolası şuydu: «İzmir Türk kalacaktır!» Gösteri sırasında halk büyük bir heyecan ve coşkunluk içinde şöyle haykırıyordu: «Adalet İsteriz! İki milyon Türk iki yüz bin Yunanlı için kurban edilemez. Müslümanlık ölmeyecektir, yok edilemeyecektir, Türk hiç bir zaman köle olmamıştır ve olmayacaktır!»

İşgal hareketine karşı direnme bütün halk kitlelerine yayılıyor, ihtilalcı bir nitelik alıyordu. Türk halkı bütün katlarıyla harekete geçiyor, ihtilâl ve ulusal direnme hareketine katılıyordu. Resmî Türk idarecileri, başta Padişah olmak üzere, Türk ulusal kampına dâhil değildi. Aksine Antant kuvvetlerinin fiilî organı durumundaydı. Bu sebeple Türk halkının mücadelesi sadece yabancı istilâcıya karşı değil, ülkenin sosyal-politik düzenine de karşıydı. Bu durum, yabancı istilâ hareketinin silâhlı direnimi zorunlu kılması olayı ile birlikte, Türk ulusal kurtuluş hareketine ihtilalcı bir nitelik kazandırıyordu. Ulusal kurtuluş kampının öncülüğünü, Batı Anadoluya Yunan ordusunun çıkmasını kendi çıkarları için bir ölüm tehlikesi olarak gören Türk burjuvaları yapıyordu. Savaşın fikir ve örgütlenme yanını, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Türk ordusunun, aydın subayları üzerlerine almıştı. Atatürk 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a giderek Türk ulusal ihtilâl hareketinin örgütlenmesi işine başlıyordu, öbür Orta Doğu ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de burjuva aydınları kendilerine ordudan daima yardımcı bulmuşlardır. Sömürgecilere ve yerli toprak ağalarına karşı savaşabilmek için tek çıkar yol buydu. Bu bölgedeki tüm sömürge aleyhtarı hareketler askerî ihtilâl niteliği taşımıştır hep. (Mısır, Irak, Türkiye v.b.)

Yunan işgal ordusu Mayıs ayı içinde Manisa'yı, Kasaba, Aydın, Nazilli, Ayvalığı işgal etmiş, harekâtını İzmir vilâyetinin içerlek kesimlerine kadar götürmüştü. Aynı süre içinde Türk direnme hareketi büyümüş, genişlemişti. Daha 19 Mayıs gününden Torbalı, Kaya, Develiköy, Tahtalıköy, Nefdağı ve Menemen kesimlerinde çeteciler görünmüştü. 21.5.1919 günü İşgal Kuvvetleri Yüksek Komiseri olarak İzmir'e A. Steryadis gelmişti. Dört gün sonra da Balacık - Ayaşluğ kesiminde Türk çetecilerinin ciddî faaliyetleri görülmüştü. Şehirlerdeki gizil ihtilâl örgütleri çetecileri -destekliyor, gönüllüler göndererek onları takviye ediyordu. 1919 Mayısının sonlarına doğru Bandırma, Denizli, Alaşehir, Soma ve Balıkesir'de olmak üzere güçlü direnim merkezleri doğmuştu. Daha işgalin İlk günlerinde 1.Yunan Tümeninin duruma hâkim olabilecek güçte olmadığı anlaşılmıştı. Bu sebeple çok acele olarak 8. Girit Alayı, Adalar Tümeni ve 3. cü Süvari Alayı ile takviye edilmişti. Daha işgalin ilk günlerinde Yunan ordusunun, Anadolu Rumluğunun ve tüm Yunan ulusunun, sonucu çok olumsuz ve felâketli bir maceraya sürüklendiği anlaşılmıştı.

Yunan ordusunun yüksek komuta kademesi durumu kendi olanakları çerçevesi içinde karşılamak çabasındaydı. Yunan ordusuna verilen görev, yabancılardan emir alan bir jandarma birliği görevinden başka bir şey değildi. E. Venizelos Paris'ten 1. Tümen komutanı Zafiriu'ya gönderdiği 20.5.1919 gün ve 4712 sayılı telgrafında açıkça ancak «asayişin tehlike göstermesi halinde» Yunan birliklerinin harekete geçebileceklerini ve bunun da «İzmir'deki Müttefik Donanması komutanı Amiral Calthrop'un, onun da gaybubeti halinde yerine geçecek olan komutanın onayı alındıktan sonra olabileceğini bildiriyordu. Yunan ordusunun Yunan komutanı altında ve toprak kazanmak gibi haksız da olsa Yunan çıkarları için savaşmayacağı daha ilk günden belli olmuştu. Bütün hareketleri, bütün plânları İngiliz amirali Calthrop'a bağlıydı, o da sırasıyla İngiliz hükümetinden emir alıyordu. 1919 Haziranında Manisa sancağına Ahmetli ve Akhisar kasabalarının işgali ile ilgili olarak Albay Zafiriu'nun bir günlük emrini buna örnek olarak verelim. Albay bu emrinde şöyle diyordu : «Emir verilmeden, İngiliz amiralinin onayı alınmadan işgal edilmiş bulunan Akhisar kasabasının derhal tahliyesinin, emir almadan bu kasabayı işgal eden subayın cezalandırılmasının temini; bu da, olay İngiliz Amiraline intikal etiğinde ve onun karşısına çıktığımızda, duruma muttali olan İşgal Kuvvetleri Komutanlığının kasabayı derhal tahliye ettirerek suçlu subayın tecziyesi yoluna gittiğini söyleyebilmemiz için büyük bir önem taşımaktadır. Aynı günlük emirin başka bir yerinde de şöyle deniliyordu: «Yüksek Komiserin İngiliz amirali ile yaptığı bir görüşme neticesinde, amiralin. Yunan işgalinin Manisa sancağının Manisa ve Kasaba şehirlerine münhasır kalması kanaatinde olduğu anlaşılmıştır.^ Yunan ordusuna Calthrop. Calthrop'a Çörçil, ona da Shell şirketinin bir kolu olan Turkish Petroleum'dan Curzon emir veriyordu. Bay Curzon Musul petrollerinin en büyük hissedarı olarak, İngiliz petrol tekellerinin çıkarları bakımından Yunan ordusunun nasıl hareket etmesi gerektiğini herkesten çok daha iyi bilecek durumdaydı. İngiltere Dışişleri Bakanı olarak Yunan ordusunun Anadolu'daki harekâtını, kendi plânlarının yardımcı olması açısından düzenliyordu Curzon. Yunan Ordusu Başkomutanı General Nider'in Yunan Silâhlı Kuvvetlerinin hareket serbestîsine sahip olmadıkları yolundaki kanısı, gerçeklerin ışığında, son derere trajiktir ve Anadolu Seferinin gerçek anlamını taşıyordu.

2.6.1916 günü Yunan Ordusu Başkomutanı General Nidar işgal kuvvetlerinin komutasını almak üzere İzmir'e gelmişti. Aynı gün Bergama - Dikili yolu üzerinde Türk çeteleri 8. ci Girit Alayının bir taburuna saldırmışlardı. Bu, yabancı işgaline karşı haklı ve yurtseverce bir davranıştı, Türkiye'nin ulusal bağımsızlığının sağlanması için girişilen amansız bir savaştı. Antant emperyalistlerinin silahlı Türk direnimini kırmak için açtıkları savaş haksız ve istilâcı bir savaştı. Bu da Antant kampının en büyük zaafını teşkil ediyordu; bu zaaf emperyalizmin iç bünyesindeki çelişmeleri artırıyor, İngiliz. Fransız, İtalyan, Yunan işgal kuvvetlerini duruma hâkim olamaz hale sokuyordu.

Antant devletlerinin Yakın Doğuda giriştikleri aksi-ihtimalci sömürgecilik planlarına Yunanistan'ın katılması ulusal amaçlara aykırı tam bir maceraydı. Bunun nedenleri de şunlardı: (a) Yunanistan küçük burjuva elenizminin savunulması adına İngiliz sömürgecilik politikasının körü körüne bir aracı olmuştu. (b) Yunanistan'ın ekonomik gücü Anadolu savaşlarının yükünü kaldıramayacak kadar çelimsizdi ve bu da ülkemiz için çok felâketli sonuçlar doğurmuştur, (c) Bu savaş Yunan Halkının genel barış isteğine aykırı olarak yapılıyordu. Şunu unutmamak gerekir ki, Anadolu seferinin başladığı anda Yunan dağları asker kaçakları ve firarilerle doluydu.

Yunan ordusunun durumunu, görevleri arasında müttefik İtalyan işgal kuvvetlerinin hareketlerini de kontrolünde bulundurması olayı büsbütün güçleştirmişti. Bu iki güç arasında her gün tatsız olaylar geçiyordu; bu olaylar bazen Yunanlıların, bazen de İtalyanların yersiz davranışlarından ileri geliyordu. İtalyan işgal kuvvetleri Türk çetecilerine müsamaha gösteriyor, Yunan ordusuna karşı yaptıkları savaşta onlara kolaylıklar sağlıyordu.

19.6.1919 günü, Yunan birliklerinin Anadolu’ya çıkışlarından hemen hemen bir ay sonra, Türk çetecileri ilk büyük savaşlarını Bursa'da veriyor ve bu şehri ellerine geçiliyorlardı. Yunan ordusu şehri büyük kayıplar vermek pahasına yeniden İşgal edebiliyordu. 21.6.1919 günü General Nider Paris'te bulunan Başbakan Venizelos'a şu teli çekiyordu : «No. 957. İzmir 21 Haziran 1919. Tam bir Türk seferberliği ve yeni bir Türk teşkilâtıyla karşı karşıyayız. Her taraftan hücuma uğruyoruz, her gün toprak kaybediyoruz. Derhal takviye gönderilmezse, kuvvetlerimiz, en azından tam teşkilâtlı bir tümenle takviye edilmezse, kısa zamanda İzmir tehlikeye düşecektir. Ordumuza, Türk teşkilât merkezleri ve harekât hatlarına karşı hareket serbestîsi verilmesi de zaruridir. İmza - Nider». Bu kritik durum karşısında E. Venizelos nasıl davranmıştır? Ne yazık ki İngilizlerin işine gelir biçimde. General Nider'in bu çağrısından iki gün önce Yüksek Komiser Steryadise çektiği 5978 sayılı telgrafında Venizelos şöyle diyordu: «Aydın kesiminin işgalinin devamına önemle dikkatinizi çekerim. Buranın terk edilmesi Menderes vadisinin İtalyan nüfuzu altına girmesini intaç edecektir.» Yeni Yunan Başbakanının ilgisi, Türk halkının ihtilâlcı mücadelesinin günden güne güç kazanmasından çok, İngiliz aleyhtarı İtalyan plânlarının kösteklenmesi işi üzerinde toplanıyordu. Gerçekten de o sırada İngilizler. Türk İhtilâlindan çok kendi müttefiklerinin davranışından çekiniyordu.

28.6.1919 günü Türk kuvvetleri şiddetli bir taarruz sonucunda Aydını geri almışlardı. Ancak 27.7.1919 günü Yunan kuvvetleri bu şehri yeniden İşgal edebilmişti. Artık her şey, Türk ulusunun istilacılara karşı açtığı ihtilâlci kurtuluş savaşının günden güne güçlendiğini gösteriyordu. Ama Yunanlı devlet adamları gerçekleri görmek istemiyorlardı. İngilizlerin sömürge hâkimiyetine inanıyor, onun gölgesinde Yunan mutlu azınlığının amaçlarının gerçekleşmesini umuyordu (...)

Askerlik yönünden durum gün geçtikçe kötüye gidiyordu. 1919 Temmuzuna kadar, yani Üç ay içinde, Yunan ordusu, durumun muhafazası için,  bir tümenden dört tümen çıkarılmıştı. Ama bu da bir işe yaramamıştı; bu ise sadece Türk ihtilâl hareketinin her yerde, kentlerde, köyler yapabilmek için İngilizlerin her yerde, kentlerde, köylerde, dağlarda ve düzlerde kendisini göstermesinden değil, Yunan ordusunun bir şeyler yapabilmek için İngilizlerin onayını bekleyen tutma bir ordu durumunda olmasından ileri geliyordu. 28.7.1919 günü, Türkiye’deki İngiliz işgal kuvvetlerinin komutam olan General Miln, Yunan orduları başkomutanı General Paraskevopulos”a gönderdiği yazılı bir emirde şöyle diyordu: «... önceden onayım alınmadan şimdiki mevzilerinizden daha ileri hatlara harekâta girişilmemesi gerekir.»  Ve general Paraskevonpulos aynı gün 2791 sayılı emriyle Anadolu’daki Yunan işgal kuvvetleri ileri gelenlerine şunları bildiriyordu: «İngiliz işgal kuvvetleri başkomutanı general Miln ile aramızda varılan bir anlaşmayla ilgili olarak muntazam veya gayri muntazam Türk birlikleri karşısında deruhte etmiş bulunduğumuz vecibelerin mutlak ve ciddi surette, yerine getirilmeleri gerekir.» Deruhte olunan vecibeler ise, aynı emirde belirtildiği üzere, Yunan birliklerine her türlü hareket serbestliği ve inisiyatifin yasaklanmış olmasından başka bir -şey değildi. Yunan silâhlı kuvvetleri savunma taarruzlarına bile geçmek hakkına sahip değildi. Bu neden böyle oluyordu? Yoksa İngiliz subayları savaş stratejisi ve taktiklerinin en ilkellerini de mi bilmiyorlardı? Elbette ki hayır. İngilizler Yunan ordusunu Anadolu’ya, Yakın Doğudaki amaçlarının gerçekleşmesi için tek silâh olarak göndermişlerdi. Yunan ordusu faaliyetlerini İngiliz politikasıyla ayarlamak zorundaydı.  Türkiyede tek hükümet, yani İstanbul hükümeti varken, 1920 yılına kadar. Türk ihtilâl kampındaki gerici-uzlaşıcı unsurlar çok güçlüydü. Tecrübeli ingiliz sömürgecilerine göre Türk ihtilâl hareketinin iç çekişmeler yüzünden uzlaşmaya yanaşması, pek de kolay olmayacağı anlaşılan silâh gücüyle yok edilmesinden çok daha elverişliydi. Birinci çözüm yolu için ihtimallerin mevcut olduğu sürece İngilizler Yunan ordusunun ileri hareketlerine engel oluyor bir Jandarma görevi yapmasını sağlıyorlardı; bu da Türkiye’ye karşı tertipledikleri şantaj manevralarında onların işine yarıyordu.

16 Ocak 1920 günü Sakız adasında başbakan Venizelos’la Yunan orduları başkomutanı General Paraskevopulos arasında bir toplantı yapıldı; bu toplantıya Anadolu’daki Yunan işgal kuvvetlerinin İleri gelen komutanları da katıldı. Bu toplantıda durumun kritikliği kabul edilerek Anadolu’ya daha bir tümenle üç topçu taburunun sevkine karar veriliyordu, 28 Şubat günü de Yunan Genel Kurmayı Selanik’ten İzmir’e naklediliyordu. Bu tedbirler Yunan ordusunun İngiliz askerî komutasından ve İngiliz Sömürgeler Bakanlığının emrinden kurtarılması sorununu çözümlemekten çok uzaktı.

E. Venizelos ancak 1920 Martının başlarında Yunan ordusunun daha geniş bir inisiyatife sahip olması için İngilizlerden lastikli bir müsaade alabilmişti. 2 Mart 1920 günü Yunan başbakanı Paris'ten General Paraskevopulos'a şu telgrafı çekiyordu: «Türk taarruzları karşısında birliklerimizin karşı taarruza geçebilmeleri için, bu uygun görüldüğü takdirde, general Miln'e İngiltere Savunma Bakanlığınca salâhiyet verilmiştir; şu şartla ki karşı taarruzlar halihazır mevzilerden 3 kilometre öteye aşamayacak, harekâttan sonra birliklerimiz eski yerlerine döneceklerdir. Bu müsaadeyi almak üzere İstanbul'a Kurmay Başkanını göndermenizi tavsiye ederim.» Daha aşağıda şöyle diyordu Venizolos : «Telgrafınızdan, birliklerimizin bu pasif durumu dolayısıyla maruz kaldıkları-kayıplardan duyulan haklı üzüntüyü tamamen anlıyorum.» Yunan kurmay başkanı İstanbul'a gidecek ve elleri boş dönecekti.

Venizelos'un bu telinin çok büyük tarihsel önemi vardır, çünkü bu telgraf Yunan ordusunun Anadolu seferi sırasında ulusal niteliğini yitirmiş olduğunu yalanlanamaz somut bir kanıtıdır. Yunan silahlı kuvvetleri Yunan hükümetinin yetkisinden çıkarılmış, İngiliz Sömürgeler Bakanlığının seferi birliği haline sokulmuştu. Bu olay da sırasıyla Yunanistan için ciddî sonuçlar doğurmuştur. Her devletin silâhlı kuvvetlerinin başlıca görevlerinden biri, ona ulusal niteliğini veren, halk kitlelerinde dayanak bulmasını, ulusal temellere dayanmasını sağlayan, ulusal bağımsızlığın korunmasıdır. Yunan silâhlı kuvvetleri 1919-22 arası ulusal rol oynamak olanaklarını bir tamam yitirmişti. Yunanistan’ın ulusal bağımsızlığının savunucusu değil. Yakın Doğudaki İngiliz siyasetinin bir organı olmuştu. G. Dafnisin de gayet güzel belirttiği gibi, o sırada en ilkel ulusal bağımsızlık anlayışı bile rafa kaldırılmıştı.

E. Venizolos 10 Mart günü Anadolu’daki İngiliz - Fransız işgal kuvvetlerinin düştüğü zor durumdan yararlanmak suretiyle Türk ihtilâl hareketinin silah gücüyle ezilmesi ödevinin Yunan ordusuna verilmesini teklif etmişti Antant devletlerine. Bu teklifi Yunan başkanı daha önce de 8.11.1919 günü yapmıştı. Bu davranışıyla çıkmazdan kurtulmak için inisiyatif sağlamaya çalışıyordu. Ama bu taktik olumsuz sonuçlar veriyordu. Yunan ordusu sorumluluk yüklendikçe, yabancı büyük devletlere bağımlılığı o oranda artıyordu. Ancak 20 Temmuz 1920 günü İngiliz Savunma Bakanı Çörçil'in teşebbüsüyle Antant devletleri aktif taarruza geçmek kararı alıyordu. Ama bu nasıl ve nerede olacaktı?

1920 yılının ilk altı aylık süresinde önemli olaylar olmuştu: (a) Kemal Atatürk'ün başkanlığında Türk İhtilal Hükümeti kurulmuştu, (b) Yakın Doğunun ve petrollerinin bölüşülmesi için İngiltere ile Fransa arasında San Remo anlaşması imzalanmıştı, (c) Türk ihtilal ordusu İngiliz-Fransız işgal kuvvetlerine karşı ciddi taarruzlara başlamıştı. 21.11.1920 günü Maraş'taki Fransız kuvvetleri Türk İhtilâl Ordusu birlikleri tarafından baskına uğratılmıştı. Aynı yılın 9/2 günü Fransızlar feci bir yenilgiye uğrayarak Maraş'ı boşaltmışlardı. Çörçil, Venlzelos'un teklifinin kabulünü istediği sırada Boğazlardaki İngiliz kuvvetleri umutsuz bir duruma düşmüşlerdi. Türk ihtilal kuvvetleri İngiliz birliklerinin Boğazlarda tutunabilmesi sorununu bir problem haline getirmişlerdi, (d) Bursa"da, Alaşehirde, Bahkesirde çok güçlü ve iyi örgütlü Türk ulusal direnim merkezleri doğmuştu.

20 Temmuz 1920 günü alınan karar bütün bu faktörlerin etkisi altında alınmıştı. Bunlardan birincisi Türk ihtilâlinin bir uzlaşmaya yanaşması ihtimalini asgariye indiriyor, ikincisi Yunan ordusunun taarruza geçmesi teklifinin Fransızlarca onaylanması için gerekli olanakları yaratıyor, üçüncüsü İngiliz-Frangız İşgal kuvvetlerinin durumunun düzelmesi için askeri nitelikte bir karşı hareket yapılmasını zorunlu kılıyor, dördüncüsü ise önemli Türk ulusal direnim merkezlerinin yok edilmesi için emperyalist, kuvvetleri harekete geçmeye zorluyordu. Böylece Boğazlardaki İngiliz kuvvetlerinin rahat nefes alabilmesi, Uşak ve Bursa'daki ihtilâl ocaklarının söndürülmesi amacıyla Yunan kuvvetlerinin mahdut bir harekâta geçmesi kararı alınıyordu. Bu karar bile Yunan ordusu için bir serbest hareket etme kararı niteliği taşımıyor, aksine yabancı çıkarlara hizmet edilmesi için daha da ağır yükler altına girilmesi demek oluyordu. Bu, Venizelos’un Paris'ten Yunan başbakan yardımcısı Repulis'e gönderdiği 27 Haziran 1920 tarihli telgraftan da açıkça anlaşılıyordu. Bu telgrafında Venizelos şöyle diyordu: «Mustafa Kemal'in İzmit ve Çanakkale’deki başarılarından sonra (Türkler, İngiliz kuvvetlerine ani baskınlar yapmışlardı.) barışın imzalanıp sağlanması için Türklere ciddi tavizler vermek, ya da ileri sürdüğümüz şartlarda ısrar etmek, gerektiğinde bunları zorla kabul ettirmek şıklarından birini seçmek durumu meydana çıkmıştır.» General Nider Yunan işgal ordusuna hitaben yayınladığı 1217/3 No. ve 21.6.1920 tarihli günlük emrinde Boğazlara doğru yapılacak taarruzun Anadolu seferinin hemen ve kesinlikle çözümünü sağlayacak nitelikte olduğunu belirtiyordu. Generalin bu günlük emri iki önemli olaya tanıklık etmektedir: (a) Yunan ordusu ileri gelenlerinin bu taarruza verdikleri büyük öneme, ve (b) Anadolu seferinin biran önce sona ermesi için Yunan askerlerinin gösterdiği genel isteğe.

22 Haziran günü Yunan ordusu Türk Ulusal Kurtuluş Ordusuna karşı taarruza geçtiğinde karşısında 70.000 tam teçhizatlı asker bulmuştu. Taarruza İngiliz-Fransız İşgal kuvvetleriyle İngiliz donanması da. katılıyordu. Antant devletlerinin tüm gerici güçleri savaşa atılmışlardı. Yunan ordusu 8 Temmuza kadar Alaşehiri, Balıkesir kesimini, Bandırma ve Bursa'yı işgal etmişti. Loyd Corc Avam Kamarasında su demeci veriyordu: «Türk ordusu tamamen yok edilmiş, asayiş sağlanmıştır.» İngiliz başkanının bu zafer nağmelerine rağmen durum bambaşkaydı. Ne Türklerin muntazam ihtilal ordusu yok edilmis, ne Türk çetecileri dağıtılmış, ne de Türk direnim örgütleri çözülmüştü. Yunan ordusunun Anadolu’da ilerlemesinden Türkler her ne kadar toprak kaybetmişlerse de, bu ilerleme esaslı hiç bir sorunu çözümleyememişti. Türk İhtilâl Ordusunun yok edilmesi, Türk İhtilal stratejisinin uyanıklığı sayesinde mümkün olamamıştı. Yunan ordusu aynı süre içinde İngilizlerin ve Fransızların onayıyla Doğu Trakya’yı da işgal etmişti. Ama Yunan ordusunun bu başarılarının özünde geleceğin yenilgisinin bütün unsurları yatıyordu. Yunan işgaline geçen toprakların genişlemesi Türk baskısını artırıyordu. Şimdi cephelerin tutulması için daha büyük fedakârlıklara ve masraflara ihtiyaç vardı. Yunan savaş hareketlerinin yayılması Türk köyleriyle kasabalarının daha çok harap olmasını gerektiriyor, bu da Türklerin Yunanlılara karşı besledikleri düşmanlık ve kin hislerinin körüklüyordu. Anadolu’daki yerli Rumlar için bundan böyle ata topraklarında yaşamak bir mesele oluyordu. Haziran taarruzu Türklerle Yunanlılar arasında topyekûn bir savaşın başlangıcı oluyordu. General Nider'in umduğu gibi bu taarruz savaşın sonunu getirmemiş, E. Venizelos’un umduğu gibi Türkleri anlaşmaya zorlayamamıştı.

Antant kuvvetlerinin genel taarruza geçmesi, Ankara’daki İhtilâl hükümetinin genel seferberlik ilân etmesine yol açmıştı. Ordu Başkomutanlığını Atatürk kendisi üzerine almıştı. Türkiye’nin büyük bağımsızlık savaşı başlamıştı.

Antant kuvvetleri ihtilâl Türkiyesini uzlaşmaya zorlayacakları yerde onu daha da uzlaşmaz hale getirmişlerdi. Bu çıkmazdan kurtulmak için mağlup rolünü Padişaha oynatmak istemişlerdi. Bunun için İngilizlerin alelade memurlarından başka bir şey olmayan İstanbul hükümeti erkânını Paris'e çağırarak onlara Sevr Antlaşmasını imzalatmışlardı. Siyasette en büyük hata objektif gerçeklere sırt çevirip sübjektif temayüllere bel bağlamaktır. İstanbul'daki Hayalet, Padişah, Antant devletlerinin istediği her kağıda altına imzasını atabilirdi, ama Ankara hükümeti tarafından temsil edilen 1920 yılının gerçek Türkiyesi emperyalistlerin hiç bir şartını kabul etmeyecekti. Sevr fiyaskosunun tek bir ulusun mukadderatı üzerinde feci sonuçları olacaktı ve de bu ulus Yunan ulusuydu.

Not: Bu yazı SOSYAL ADALET Dergisinin Ekim 1964 tarihli sayısından alınmıştır. Sayfa:50-55

 



Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat