Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret393905

Gelecek Ancak Bilinçlenen Halkın Kararı İle Biçimlenir

DOĞAN KUBAN 

Kişi genelde kendi geleceğini düşünür. Bu bağlamda iktidarların temel sorunu da topluma güven vermektir. Her tür iktidar, demokrasi, otokrasi ya da başka bir şey, bu güveni halka verdikçe ayakta kalır.

Çağdaş yaşamın teknik olanakları geleceği bir oranda hesaplanabilir süreler içinde öngörmeyi sağlıyor. Ama dünya sahnesine bakınca toplumla rın geleceğini zaman fonksiyonuna bağlı olarak saptamak olasılığının fazla olmadığı söylenebilir. Toplumlar geleceklerini öngöremiyor. Hükümetler devletten çok kendi geleceklerini düşündükleri için ülkenin geleceğini halkın önüne seremiyor. Bunun kanıtını günlük yaşamımızda, dünyanın her köşesinden gelen örneklerle yaşıyoruz.

Hemen her ülkenin aydınları, dünyanın geleceği konusunda, iyimser ve umutlu değiller. Ekonomik krizler, sürüp giden savaşlar, politik ve dinsel sürtüşmeler halkların ufuklarını hem karartıyor, hem karıştırıyor.

Bu kötümserlik, Osmanlı tarihinin son yüzyıllarından bu yana bizim toplumun da iyi bildiği bir duygudur. III. Selim, Osmanlı orduları sınırlarda yenilir ve imparatorluk toprakları işgal edilirken, elinden bir şey gelmediği için, sarayda ağlarmış. Türkiye’de bilgili ve duyarlı vatandaşlar, toplumun, cehaletin verdiği bir vurdum duymazlıkla, ne kendi halinden ne de dünyanın halinden şikâyet etmeyenlerin çokluğunu düşünerek, gelecekten umutlarını kesiyorlar.

 

KARAMSARLIK HEP VAR

Kriz dönemlerinde bu tür umutsuzlukların ve sonucu olan karamsarlığın insanlık tarihinin hiç ayrılmayan bir parçası olduğunu anımsamak, insanı daha sağlıklı düşünmeye götürebilir. İnsanoğlunun yaşamsal umutsuzluğunun sonu gelmez. Binlerce yıldır yinelenen bir olgudur. Acının, yaşamımızın doğal bir bileşeni olduğunu vurgulayanBuda öğretisi evrensel kültürün bir parçası değil mi? Çinlilerin Yin-Yang simgeselliğinde karşıtların bütünlüğü en başta gelen mantık öğesi olarak kabul edilmemiş miydi? Hıristiyanlar dünyaya günahla birlikte doğmuyorlar mı?

İyi varsa kötü de var. Sevinç varsa acı da var. Güzel varsa çirkin de var. Doğum-ölüm, hastalık-sağlık yaşamın sınırları ve koşulları değil mi?

Gerçi insanlar ölüme hiçbir zaman alışamamışlar. İnsanlar, yaşamla ölümün bütünlüğünü bir türlü benimseyememişler. Ama ölüm çevresinde destanlar, töreler örmüşler. Görkemli cenaze törenlerini, anıtsal türbeleri düşünün. Müslüman geleneğinde bunlar peygamberin sünnetine uygun değil. Ama sonuçta insanların değişmeyen duygularını yansıtıyorlar.

 

SOSYAL EŞİTSİZLİKLER ÖNEMLİ

Doğal eşitsizlikleri kabul etmek zorundayız. Fakat sosyal eşitsizliklerin yarattığı acılar uygar toplum tanımına girmiyor. Aç oldukları ya da hastalıklarına doktor ve ilaç bulamadıkları için ölen insanların olduğu toplumları uygar sayamayız. Oysa dünyanın yedide biri, Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre, aç. Bu toplumlara çağdaş diyemeyiz. Başka toplumların insanlarını öldürmek için silah yapılmasına onay veremeyiz. Ekonomik sömürüyü uygarlık kategorisi olarak kabul edemeyiz.

Var olan bu insanlık lekelerini silahlar, ileri teknolojiler ya da dinsel veya politik ideolojiler ortadan kaldıramadı. Umut, sadece daha bilinçli insanların yetişmesi. Çünkü yukarıda saydığım olumsuzluklar en iyi okumuş toplumların da hastalıkları. Çözüm kolayca dilimize gelen eğitim ve öğretim de değil. Gelecek uygarlık çözümü evrensel bir bilinç ve bu bilincin taşıyıcısı insanlar. Fakat bu bilince ulaşmak dünyaya başka türlü bakmayı gerektiriyor.

İnsanlar artık toplumun yakın geleceğine bakmayı bir yaşamsal yöntem olarak öğrenmek zorundalar.

Eşitsizlik ve haksızlıkları bugünden yarına çözemeyeceğimizi biliyoruz. Bu bağlamda cahilliği ve bilinçsizliği besleyen şeyin geçmişimizde biriken ön yargılarolduğunu da biliyoruz. Onun için insanlara geçmişe bakıp ağlamanın boşluğunu sürekli anlatmak ve yakın geleceğe bakmalarını öğretmek gerekir. Ekonomik yaşamını teknolojinin hızla değişmesine ve alışverişe uyarlamış bir dünyada, dünyanın hızına ayak uyduramayan toplumların arkada kalmasının çaresiz olduğunu öğrenmeliyiz. Ne var ki arkada kalınca dünya sizi kendi halinize terk edip unutmuyor. Dünya’nın antenleri çölde kaybolanı da bulup izliyor. İnsanlar evreni izledikleri gibi dünyayı da izliyorlar, çünkü her çıkmamış can sömürülebiliyor.

 

UMUTSUZ GİRMEYELİM

Sürekli ve örtülü bir mücadele bilinçlenmek isteyenle onu bilinçlendirmemek isteyenler arasında devam ediyor. Yalancının mumunun yatsıya kadar yandığını bize anlatan geleneksel bilgelik, insanlığın iyileşme ya da doğruyu bulma şansını onun doğal aklına bağlamış görünüyor. Yeni yıllara umutsuz girmemeli. İyi haberi Noel Baba’da beklemektense halklardan beklemek daha gerçekçi. Bu doğal akıl, Ziya Paşa’nın dediği gibi, gökte yıldız arayacağımıza önümüzdeki kuyuya düşmemeyi bize anımsatmalı.

Çağdaş dünyaya ilişkin veriler o denli yaygın ve bulaşıcı ki insan kendine ait bilgilerden önce, öteki toplumların ve insanların başına gelenleri öğreniyor. Mahallede açlıktan ölen adam varken Endonezya’daki bir felaketi öğreniyoruz.

Medya denen geveze, yaygaracı, didikleyici ve kazanç ayarını heyecan yaratmaya yönlendiren haber mekanizması ortamında yaşayan insanların doğru bilgilenme olanağı az. İktidarlara yararı yoksa doğru bilginin insanlara ulaşması genel geçer medya kanalı ile olmuyor. İnsanlar kendilerine verilen bilgiye karşı aradıkları bilgi standartlarını yaratmak zorundalar.

 

UYGARLIK DAVRANIŞTADIR

İnsan, bilgisi kadar değil, davranışına göre uygardır. Ne var ki insan davranışının, 1960’lara kadar psikologların inandığı gibi, tesadüfi bir şey olmadığı bugün kabul ediliyor. Günümüzde bilimsel bir statü kazanan Evrimsel Psikoloji’ye göre, insanın beyni bir bilgisayar gibi çalışıyor. Yani bilgiyi değerlendiriyor. Psikologlara göre bu yetenek beynin akıl dediğimiz programı ile çalışır. Bu program insanın evrim süresince gelişen genetik yapısındadır. Hiç psikoloji bilmeyen, fakat bilgisayarın başından kalkmayanlara beynin ‘hardware’, aklın ‘software’ olduğunu söylersek bu ilişkiyi anlayabilirler.

Başka bir deyişle beyin bir bilgi deposu değildir. Akıl da bir bilgi ansiklopedisi değil. Düşünce bir birikim değil, bir bilgi değerlendirme sürecidir. Onun için gelecek gazete köşelerinin yıllanmış klişelerinde ve televizyon dizilerinde değil, bilinçlenecek halkın aklında biçimlenecektir.

Cumhuriyet Bilim Teknik 28.12.2012


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat