Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

Cumhuriyetin İlk Onbeş Yılında Bazı Basın Organlarında Çocuk

Prof.Dr. Seçil Karal Akgün/Cumhuriyetin İlk Onbeş Yılında Bazı Basın Organlarında Çocuk 

Eski Yunan'da terbiye-ahlak üzerine görüşler henüz şekillenmeden önce, dünyada yüzyıllar sonra bir tür ekonomi kuralı olarak yansıyacak olan "kendi haline bırakma" (laissez faire laissez passe) görüşü geçerliydi. Çocuğun eğitiminin denetlenmesi gerektiğiyse Aristo ve Plato tarafından öne sürüldü. Vatandaşlarda ortak karakter oluşturacak en önemli etkenin eğitim olduğu söylendi. Hatta Aristo, çocuğa verilecek eğitimin devlet yönetim biçimine uyumlu olması gerektiğine işaret etti. Fransız Devrimi sırasında çocuğun devlete ait olduğundan söz edilirken, yani eğitime siyasal boyut getirilirken, o dönemin Fransız politikacılarından ve filozoflarından Condoret, eğitimi öğretmenlere bırakmak, yani siyasetten ayırmak gerektiğini savundu (1). İlkeleriyle batı eğitim sisteminde büyük rol oynayan Napoleon'un, "Tamamiyle belli esaslara sahip bir talim (eğitim) heyeti olmadıkça sağlam bir devlet olamaz. Eğer çocuk küçüklüğünden itibaren cumhuriyetçi yahut saltanatçı; Katolik yahut dinsiz olarak terbiye edilmeyecek olursa, devlet bir millet oluşturamaz. Kararsız, mütehavil temeller üzerinde kalır" (2) görüşü, yalnız Fransa'nın değil, batının eğitim sisteminde derin izler bıraktı. Eğitim, batı toplumlarını ulus-devletlere, çağdaşlığa, 20. yüzyıl uygarlığına, demokrasiye taşıdı.

Çok özet olarak Türklerde çocuk eğitimi gelişmelerine bakınca, Aristo ve Plato'dan esinlenen ünlü Türk bilgini İbn-i Sina'nın, çocuk eğitiminin önemine daha XI. yüzyılda parmak bastığı görülür. O, çocuğun eğitiminin daha "sütten kesilir kesilmez, kötü huylar edinmeden" başlaması, ahlak eğitiminin önde tutulması, çocukların hiç değilse 6 yaşından 14 yaşına kadar okutulması gerektiğine işaret etmişti (3). Çocuğun eğitiminde öğretmenin rolüne, bilimsel eğitimde deneylerin rolüne, amacın çocuğu biran önce üretken yapmak olduğuna (ki, bu yüzyıllar sonra Atatürk'ün çocuk eğitimi için hedeflerinde de belirmiştir), eğitime ilişkin yapıtlarında özellikle yer vermişti (4).

İbn-i Sina'nın çocuk eğitiminden söz ederken kız-erkek çocuk ayrımı yapmamış olması da ayrıca dikkat çekicidir. Bununla birlikte, Fars kültürünün ürünü olan Kuhistan hükümdarı Keykavus'un 1082'de yazdığı ve oğlu Geylan Şah'a öğütlerini içeren "Kabusname", Fatih'in babası II. Murat tarafından okunup beğenilmiş. Türkçe'ye çevirttirilmiş ve Osmanlı eğitim anlayışı ve gelenekleri üzerinde daha büyük etki yapmışlar. Temelde toplumsal yaşam kuralları üzerinde duran 44 bablık bu yapıtta çocuk eğitimin uzun uzun işlenmiş ve babalar, çocuklarının eğitiminden sorumlu tutulmuştur. Çocuklara okuma, yazma, ayrıca zenaat öğretmenin önemine değinilmiş, ancak kız çocukların da bir kadın öğretmenin elinde Kuran okumayı ve islamm esaslarını öğrenmeleri önerilirken, onlara yazı öğretilmemesi gerektiği, bunun kızların arzu ve duygularını yazı ile bir başkasına bildirmelerine yol açabileceği vurgulanmıştır (5).

Osmanlı İmparatorluğu'nda çocuk eğitimi 19. yüzyıla kadar Mahalle Mektebi de denilen Sıbyan Mekteblerinde verilen ezber bilgi ile kısıtlanmıştı. Bu okullarda çocuklar Arap harflerini sözde öğrenir ve anlayamadıkları Kuranı ezberlerlerdi (6). Çocuğu mahalle mektebleri gibi ahirete değil (7) hayata hazırlamayı hedefleyen ilk öğretim kurumu olan Rüştiyeler, ancak 1830'larda II. Mahmut döneminde açılmıştı. İbn-i Sina daha XI. yüzyılda eğitim-öğretimde araç-gereç kullanmanın zorunluluğundan söz ederken (8) İmparatorlukta Tanzimat devrinde, Sıbyan mektepleri düzenlenirken sınıflara taş tahta sokabilmek ve çocuklara kağıt üzerinde yazı öğretebilmek amacıyla divit kullandırabilmek için Meclis-i Maarif-i Muvakkat, 1847 yılında ancak "hile-i şer'iye"ye başvurup gerçeğe uygun olmasa da "Mekke'de ve Medine'de olduğu gibi" sözlerini içeren bir layiha yayınlayarak okullarda bu araçların kullanılabilmelerini sağlamıştı (9).

II.Meşrutiyet döneminde, ilkin Amerikan misyonerlerinin Ermeni politikası çerçevesinde imparatorluğun her yanında kurup geliştirdikleri anaokulları ve ilkokulların etkisiyle (10), daha sonra Balkan Harbi göçmenleri arasında gelen çoğu kimsesiz kalmış çocuğun devlete getirdiği sorumlulukla ilköğretimin önemi üzerinde daha çok durulur olmuş ve birçok ana ve ilk okulun açılmasıyla ilköğretim eskiye oranla canlanmıştır. Hatta çocuk gazetelerde yer almış, çocuk dergileri çıkarılmış (11) ancak, 1. Dünya Savaşı ve onu izleyen kurtuluş savaşı bütün dikkat ve gayretleri yurt savunmasına çekmişti. Kurtuluş savaşı sona erdiğindeyse ilköğretim yaşı çocukları, savaş, düşman korkusu, yokluklar içinde yetişmiş, normal çocukluk sürdürememiş çocuklardı. Ailelerde ise öncelikle konu savaş yaralarının sarılması idi.

Kısacası, çocuk eğitiminin bir ülkenin gelişmesindeki kesin ve belirleyici rolünü Osmanlı imparatorluğu'nun yenilikçileri de kavramıştı. Öte yandan, Arap harflerinin öğrenilmesindeki güçlükler, kız çocukların öğrenimden yoksun bırakılması, medrese eğitiminin bilimsel olmaması gibi etkenler birleşmiş ve imparatorluğun eğitim düzeyi gitgide düşmüştü. Bu nedenle, özellikle son yüzyıl boyunca imparatorluğu çöküşten kurtarmak için girişilmiş yenilik hareketlerinin hepsinin bir eğitim boyutu vardı.

Ancak, bütün iyi niyet, gayret ve ciddiyete karşın eğitimi yenileştirme atılımları yetersiz kalmıştı. Bunun başlıca nedeni, bütün Osmanlı yenilik hareketleri gibi eğitim alanındakilerin de toplumu ikilemler içinde bırakarak gelişmesiydi. Şöyleki, I. Abdülhamit döneminden beri kademe kademe kurulan çağdaş, laik eğitim kurumlarının yamsıra, imparatorluğun geleneksel, dine dayalı eğitim veren medreseleri de süregelmişti. Böylece yeni yetişenlerin bir kısmında dinsel, öbür yarısındaysa bilimsel görüşlerin egemen olduğu Osmanlı toplumu, çelişik dünya görüşlerine sahipti. İmparatorluğun çöküşü ve kurtuluş savaşının zaferiyle kurulan yeni Türk devletinin yönetim biçimi ümmetçi saltanat düzeninden çok farklıydı. Yeni yönetim ve yaşam anlayışı mutlaka onu benimseyip yaşatacak kuşaklar gerektirdiğinden, eğitim-öğretim sisteminin de yeni ulusal yönetime uygun, çağdaş, laik eğitim haline getirilmesi kaçınılmaz bir gereksinmeydi. Bu nedenledir ki Atatürk, Kurtuluş Savaşının en yoğun günlerinde bile yeni Türkiye'nin eğitim sitemini oluşturacak örgütlemelerden geri kalmadı.

Bütün bunların bilinci ile Atatürk, Türk ulusunun bağımsızlığını kazandıktan sonraki çağdaşlaşma atılımının eğitimde düğümlendiğini görmüştü. Türk devriminin ilk adımını ulusal Cumhuriyeti evrensel Halifelik örgütünden, düşünceyi tutsaklıktan, eğitimi ikilemden kurtaracak laiklik hareketiyle başlattı. Cumhuriyetin duyurulmasından kısa bir zaman sonra, 3 Mart 1924'te Halifelik kaldırıldı. Tüm eğitim kurumlarını çağdaş, ulusal, laik eğitimde toplayan, kız ve erkek çocuklara zorunlu ilköğrenimi öngören Tevhid-i Tedrisat, yani öğrenim birliği yasası aynı gün onandı.

Türk eğitiminin çağdaş temeller üzerine oturutulmasında görüşmelerinden yararlanılan eğitimci John Dewey, eğitimin etimolojik tanımını toplumun belli bir standarda göre biçimlenmesini sağlayan düşünsel işlem olarak yapmaktadır (12). Ayrıca, toplumların gençlerin eğitim faaliyetlerini belirlerken kendi geleceklerini de belirlemiş olduklarını söylemektedir (13). Dewey'in bu sözü, batı toplumlarının eğitim sistemlerinde dikkate aldıkları doğru bir yargıdır. Bu çerçevede, Türkiye'de Cumhuriyetin ve ilkelerinin sağlam temellere dayanıp güçlenebilmesi için Atatürk, eğitime çok büyük özen göstermiştir. Büyük değişimlerden önce yurt gezileri ve halka aydınlatıcı konuşmalar yapmayı hiç ihmal etmeyip bu söyleşilerde mutlaka ve mutlaka öğretmenlere ayrı ve özel seslenmiştir. Çoğu kez, aynı özel söyleşileri basın mensupları ile de gerçekleştirmiştir. Pekiyi, okul tek eğitim yöntemi mi?

Atılan yenilik adımlarının bütüm yurda yaygın biçimde duyurulması, anlaşılması ve benimsenmesinde öğretmenler kadar sayıları ve okuyucuları az da olsa, o dönemin en etkin iletişim aracı olan gazeteler de kuşkusuz büyük rol oynamaktaydı. Cumhuriyetin duyurulmasından sonra da hükümeti destekleyen gazeteler (dünyanın heryerinde olduğu gibi Türkiye'de de muhalif basın da vardı) cumhuriyet ilkelerinin yerleşmesinde haberleri, makaleleri ve köşe yazılarıyla etkili oldular. Dönemin gazeteleri incelenince, özellikle yapılmakta olan radikal değişiklikleri onaylayanların hükümetin bütün siyasal ve sosyal girişimlerini özenle halka yansıttıkları görülmektedir. Çok önemli siyasal ve sosyal değişimleri içeren, düşün ve yaşam biçimini değiştirmeyi hedefleyen bu geçiş döneminde genç kuşakların cumhuriyet bilinciyle donatılmasına destek olan sistemli, programlı bir basın hamlesinden söz edilebilir mi? Yeni rejimin yabancısı olan ailelerin, hatta öğretmenlerin, "yarının büyüğü" kabul edilen çocukları aydınlatmada yetersiz kalabilecekleri düşünülerek basına böyle bir görev verilmiş miydi, veya kendisi bu işlevi üstlenmiş miydi? Gazetelerde çocuk sütunları, haberleri, ebeveynlere çocukların bundan sonra alacakları ulusal, çağdaş eğitimden elverdiğince yararlanmalarını sağlayacak öğütler, öneriler yer alıyor muydu? Cumhuriyetin duyurulmasını izleyen yılların belli başlı gazetelerini gözden geçirerek bu sorulara yanıt bulmaya çalıştık. Pek olumlu yanıt bulamadığımız incelememizde ilk göze çarpan, gazetelerde çocuğa çok az yer çok verilmiş olmasıdır. Dolayısıyla, Cumhuriyetin duyurulmasını izleyen aylarda, hatta yıllarda basın kanalıyla gerçekleştirilen değindiğimiz gibi bilinçli, veya örgütlü bir hareketten pek söz edememekteyiz. Ancak, daha sonraki yıllarda, özellikle de harf devriminden sonra, bazı gazetelerde hemen hemen aynı zamanda çocuğa yer verilmeye başlanması, bunun yeni Türk harfleriyle okur-yazar sayısının artmasıyla bağıntılı olduğunu anlatmaya yetiyor. Öteyandan, Cumhuriyet duyurulduğunda imparatorluğun son dönemdeki çağdaşlaşma adımlarını kavrayarak yetişmiş bir aydın kuşak olmasına, hatta adları eğitim tarihine geçmiş eğitimciler olmasına karşın, sayısı pek az olan bu kimseler dışında, eğitim gibi, çocuk konusunda da yeterince birikim veya bilinçlenme olmadığı da akla gelmektedir. Hatta, çocuğun toplumsal öneminin belki de yeterince kavranamadığı da öne sürülebilir. Bu verilerin ışığında bir kez daha vurgulamak gerekirse, Atatürk eğitim seferberliğini kurtuluş sefeberliğinden ayrı düşünmemiş, savaş sırasında da büyük eğitim atılımlarından geri kalmamıştı. Ancak, eğitim bir yana, okuryazar oranındaki düşüklük de bir gerçekti. Okur-yazar yüzdesi onlu rakamlarla ifade edilirken anneler arasında bu oran çok daha düşüktü. 28 Nisan 1923 tarihli Karagöz, halkın cahilliğinden ve eğitimsizliğinden söz ederken "Konuşmanın, yürümenin, yaşamanın usulünü, terbiyesini bilmeyen bir baba, şüphesiz ki evladını da öyle yetiştirir" diyerek eğitim-öğretimin aile içindeki önemine dikkati çekiyordu. İlkokullar için Maarif Vekaleti tarafından hazırlanmış yönergenin ikinci maddesinin ikinci fıkrasıysa şöyleydi:

"Genç neslin mektebe ilk girdiği günden itibaren içtimai kudret ve kabil iyece müterakki bir inkişafla yetişerek milli cemiyete ve Türk Cumhuriyetine ruhan ve bedenen faydalı bir tarzda intibak etmekle azami ehliyet kazanması" (14).

Bunlara değinmekte maksadımız, çocukları Cumhuriyet bilinci ile yetiştirmek için seferber olması beklenen yetişkinlerin, yakın geçmişte çocuk eğitimine ilişkin donanımlarını hatırlatmaktı. Şimdi, çalışmamızın kapsadığı yıllarda inceleyebildiğimiz bazı gazetelerde "çocuk" un ne ölçüde ve nasıl yer aldığına bakalım:

Cumhuriyetin duyurulmasını izleyen aylar aynı zamanda bağımsızlık savaşının da bitimini izlemekteydi. Dolayısıyla, o sıralar bütün Türkiye yeni bir rejime uyum sağlamaya çalışırken bir yandan da savaş yaralarını sarmaya çalışıyordu. Birinci Dünya Savaşı ve onu izleyen Kurtuluş Savaşından geriye pekçok kimsesiz çocukla büyük sağlık sorunları da bırakmıştı. Bu dönem basınında çocuk, öncelikle bu sorunların yansıtıldığı güncel haber nitelikli yazılarda yer almaktadır. Eğitime ilişkin haberlerin de, özellikle Cumhuriyeti izleyen Öğrenim Birliği yasası ve eğitim sisteminde yapılan ve yapılacak düzenlemeler açısından önde geleceği düşünülürken, bunun ancak bir varsayım olduğunu görmekteyiz.

Hükümetin yarı resmi yayın organı niteliğinde olan Hakimiyet-i Milliye gazetesinde 1923-28 yılları arasında, ayrıntılı ancak eleştirel bir bakış içermeden verilen siyasal gelişmeler ve reklamlardan başka çocuk merkezli kayda değer haber bulamadık. Bu içerikte, Maarif Vekili Mustafa Necati Bey'in göreve atanmasından sonra 9 Şubatta yaptığı ilk basın kabulünde kimsesiz çocuklar üzerinde durulması Cumhuriyet döneminde çocuğa yönelik ilk haberdir. Bu toplantıda yeni Bakan, devletin kimsesiz çocuklara ancak ilköğretim verebileceğini, ilkokul yaşım geçmiş olanlar için de sanat (meslek) eğitimi verilebileceğini, bu çocukların barınabilmeleri için de vakit geçirmeden yurtlar yaptırılacağını bildirmiştir (15). 21 Mart 1926'da ise Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde köy çocuklarının okul durumundan söz ettiği konuşma yer almıştır.

Savaşta baştan başa harab olmuş ülkede, hele Anadolu'nun içlerinde çocukların eğitimi, kuşkusuz ailelerin birincil kaygısı değildi. Cumhuriyetin güçlenmesi için eğitime bel bağlamış Türkiye'de olanaksızlıklar içindeki köy çocuklarıyla kimsesiz çocuklar devlete gerçekten zorunlu bir yük ve sorumluluk getirmekteydi. Bu çerçevede kimsesizleri devletin eğiticeğini Meclis'te de tekrarlayan Necati Bey, köylerde eğitimi yaygınlaştırmaya çalıştıklarını, ancak köylünün çocuğunu tarlasında çalıştırmak zorunda olduğunu, böylece köy çocuklarının ilköğrenimden yoksun kalma tehlikesi doğurduğunun altını çizmişti. Beş yıllık zorunlu ilköğretimi köylerde üç yıla indirerek Vekaletin köy çocuklarının okumaları için önlem aldığını da duyurmuştu. Gerçekten de, o yıl köylerde yapılmakta olan ilkokulları incelemek için çeşitli bölgelere giden mebuslardan biri köylülere Hükümetten bir istekleri olup olmadığını sorduğunda, "Beyim, şu ilkokulu kaldırın yeter, ne sağlamak hayvanımız güdülebiliyor, ne çiftimiz çubuğumuz kalkıyor" yanıtını almıştı (16). Öteyandan, Necati Bey'in açıkladığı bu gerçekçi uygulama, daha sonra John Dewey tarafından Türk Hükümetine verdiği eğitim raporunda bir başka biçimde ele alınmış, "İlköğretim için yörenin koşullarına yönelik düzenleme" önerilmişti (17).

Tanin'de değinilen dönemde çocuklarla ilgili sayılabilecek ilk birkaç haber, okullardaki izcilik faaliyetlerine ilişkindir. Ancak, bunlar izciliğin öğrencilerin kişiliğine katkılarını incelemeye yönelik yazı veya makaleler değildirler. Örneğin, Öğrenim Birliği Yasasından önce, 11 Şubat 1924'de yayınlanan bir makalede resmi okulların yetersizliği, öğretmen eksikliği ve bu okulların halkın beklentilerini karşılayamadıkları konu edilmektedir. 5 Şubat 1926 tarihli bir makalede de Avusturya ve Alman okulları, cumhuriyetçi düşüncede çocuklar yetiştiren okullar olarak ele alınarak karşılaştırılmış, ancak bu karşılaştırmaya Türk çocuklarının cumhuriyet bilinciyle yetiştirilmelerine yönelik herhangi bir boyut katılmamıştır.

Dönemin önemli bir sağlık sorununu yansıtan çocuk ölümlerine ilişkin haberler, Tanin'de ve başka gazetelerde önemli yer tutmaktadır. Bir örnek, 17 Şubat 1926 tarihli Tanin'de çocuk ölümlerinin yüzde 75 gibi büyük bir yüzdede görüldüğü haberidir. 7 Mart tarihli Tanin'de ise istatistik Umum Müdürünün bir açıklamasıyla bu yüzdenin çok abartmalı, gerçek dışı bir sayı olduğu öne sürülmektedir.

Çocuk sağlığına ilişkin haberler ve makaleler, 1924 Mayısında yayınlanmaya başlayan Cumhuriyet Gazetesinde de (7 Ağustos-1 Eylül arası ölümlerle ilgili) yer almaktadır. Cumhuriyetin 7 Mayıs sayısında Resimli Ay dan alıntı olarak verilen bir ilan çok ilgi çekici: "Satılık Çocuk: 500 liraya". Ancak, bununla ilgili herhangi bir başka haber ve yazı ne o gün, ne de izleyen günlerde bulunmaktadır.

Aynı yılın Ekim ayında ilk kez Cumhuriyet Gazetesinde "Çocuk Sütunu" başlığı altında, çocuklara özgü bir yayın görülmektedir. Çocuk Sütunu 22, 27 Ekim, 1 ve 3 Kasım sayılarında olmak üzere 4 kez yayınlanmıştır. İlkinde "Cengiz Han'ın Öfkesi" (Büyükbaba imzalı), ikincisi ve üçüncüsü Ziya Gökalp'ten "Hayvanlarda İktisadi Hayat" ve "Ateş Yakabilen Maymun", dördüncüsü de "Yine Akıllı Köylüler" başlıklı öykülerin bulunduğu bu sütun, ilk dört sayıdan sonra 1929'a kadar yayınlanmamıştır. Çocuğa yönelik özgün bir yer tutan bu içerikte, değinilen öykülerden başka bir yazı bulunmamakta, ayrıca, bu öyküler de 1924 yılının özelliklerine ilişkin, yani cumhuriyet yahut öğrenimde yapılan değişikliklere ilişkin bir karakter taşımamaktadırlar. Kaldı ki, Öğrenim Birliği yasasını izleyen yılın sonunda ilk öğretime kayıtlı çocuk sayısı bir buçuk milyon civarında olması gerekirken, bunun sadece 350-360. 000 dolayında olması, gerçekten okur-yazar olanlarınsa 100.000'i geçemediği (18) anımsanınca, ülkede okur-yazar azlığının bu durumla ilgili olduğunu akla getirmektedir. Öteyandan, ilkokullara katılım artıp okur-yazarlar çoğaldıkça, gazetelerin çocuğa daha çok eğildiği görülmektedir. 1930-34 yılları arasında İngiltere, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Sovyet Rusya, Japonya ve Türkiye arasında yapılan bir karşılaştırma incelemesinde bu dönemde 5-14 yaş arasındaki çocuklar arasında okula kayıt oranı en yüksek ülke olarak Türkiye'nin gözükmesi ilginç olduğu kadar alfabe devriminin yerindeliğini bir kez daha kanıtlamaktadır (19). Nitekim, 1930'dan sonra gazetelerde düzenli çocuk sayfalan, ortak bir özellik olarak göze çarpmaktadır. Örneğin, Cumhuriyet'te zaman zaman, çoğu kez de 23 Nisan haftalarında görülen Çocuk Sütunu 6 Nisan 1930 dan sonra düzenli, tam sayfa Çocuk Sayfası adı altında yayınlanmaya başlamıştır.

Hakimiyet-i Milliye'de bu tür, yani çocuklara özgü yayın "Çocuk sayfası" başlığı altında ilk kez 2 Nisan 1930'da görülmektedir. Öykü, haber ve bulmacadan oluşan bu yarım sayfayı izleyen günlerde 23 Nisan Çocuk Haftası başladığı duyurulmaktadır. Cumhuriyet'in olsun, Hakimiyet-i Milliye'nin olsun değişik yıllarda da olsa Cumhuriyet Bayramı ve Çocuk Bayramı öncesi çocuklara yönelik yayın yapması, Maarif Vekaletinin öğretmenlere çocukları Cumhuriyet terbiyesiyle donatmak gerektiği ve bunun için de bayramlardan yararlanılabileceğine ilişkin önerisinin basın tarafından da dikkate alındığını düşündürmektedir (20). Bu özellik, başka gazetelerde de görülmektedir (örneğin "Vakit"). Öte yandan, Hakimiyet-i Milliye, "Çocuk Sayfası"nı ilkin düzenli bir şekle sokamamakla birlikte aralıklı yayınını uzun zaman sürdürmüştür. 3 Temmuz, 26 Ağustos, 21 Aralık, 22 Şubat, 16 Mart 1931 tarihlerinde de bu "sayfa" yayınlanmıştır. Bazen tam sayfa, bazen de iki veya üç sütun halindeki Çocuk sayfalarında çocuklara doğa veya coğrafya bilgisi kazandıracak yazılar vardır (örneğin, "Bir Çocuk ve Bir Ağaç Kaça Mal Olur" başllıklı, doğa ve canlı sevgisi üzerine yazı veya 21 Aralık 1930 sayısındaki "Çin'den Bir İzci Anlatıyor" öyküleri).

26 Ağustos 1930 günkü Hakimiyet-i Milliye'deki "12 Yaşında Bir Çocuğu Öldüren İki Çocuk" başlıklı yazıda Tanin'deki resmi okulları eleştiren yazı gibi günümüz haberleri çağrıştırmaktadır.

Araştırmamıza başladığımızda çocuklara cumhuriyet bilinci kazandırabilmek için 1923 sonrası gazetelerde sık sık göreceğimizi tahmin ettiğimiz, ancak göremediğimiz duygulu ve heyecanlı bir yazı, ilk kez 1931'de Çocuk Haftası sırasında Hakimiyet-i Milliye'de görülmektedir. 1 Mayıs 1931 tarihli İffet Halim imzalı bu yazı "Türkiye Türk Çocuğu Haftasını Yaşıyor. Türk çocuğu- Bu kelime içinde bir memleket istikbali, bütün bir millet istikbali yaşıyor. Bu kelime bize bugünkü zahmetleri, bugünkü meşakkatlerin refah şeklinde tahakkuklarını düşündürüyor. Bu kelime bize tatlı tatlı tahayyüller veriyor; cennet gibi bir vatan, demir gibi bir millet ve istiklal harbinin tunç gibi imanını hatırlatıyor.... Biz en olmayacak şeyleri yaratmış bir milletiz. Bunlar nedir ki? Gelecek çocuklardan olacak.." dedikten sonra, çocuk sağlığı, eğitimi, annelerin bilgili olmaları gibi konular işledikten sonra "Dünyanın felsefesi çocuğa nihayetsiz bir ehemmiyet veriyor. Eskiden acizdir diye bakım ihtiyacı duyulan çocuk bugünün telakkisinde en esaslı bir kudrettir, elverir ki o kuvvet besleneceği toprağa bırakılsın" diyerek, o döneme kadar önemsenmemiş çocuğa gelecek için bel bağlamada yüreklendirici bir örnek ortaya konmaktır.

İnceleyebildiğimiz gazeteler arasında çocuk haberlerine en geniş yer ayıran, Vakit gazetesidir. Değindiğimiz dönemin başında Vakit'de de çocuk, Tanin'deki gibi izcilik haberleridir. Bunun yanısıra, 5 Ocak 1923 sayısında Vakit, "Mesut Bir Teşebbüs" başlığıyla pekçok istek üzerine, Maarif Vekaletinin de onayıyla İstanbul'da "çocuk sineması" başlatılacağını haber yapmıştır. Bir gün sonra da, "Maarif Vekaleti'nin isteği üzerine eğlenceli, zamanla uyumlu filimlerin gösterimine başlanacağını duyurmaktadır. Gösterinin Beyoğlunda "tam saat ikide" başlayacağı ve "muvaffakiyet ve rağbete göre diğer matinelerin" belirleneceği yazmaktadır. Yaygın olmamakla birlikte çocuk sinemalarının bundan sonra pekçok yazıya konu olduğu, hatta Meclis'te bile tartışıldığı anlaşılmaktadır. Konu Maarif ve Layiha Encümenlerinde görüşülmüş ve sinemalara çocuk filimleri dışındaki filimler için 18 yaş kısıtlaması da getirilmiştir (21). Çocukları alan bir iki sinemaya büyük ilgi gösterildiğinin resmi mekanları da sinema ile daha yakından ilgilenmeye yönelttiği ve kamu düzenini sağlamak amacıyla "sansür yasası" çıkartıldığı 2 Nisan 1926 günkü Vakit'de yer almıştır.

Vakit Gazetesi, çocuklara yönelik yayın bakımından da en düzenli gazete olarak görülmektedir. 1926 yılında bu gazetede "Çocuk Sayfası" başlatılmış, ve başka gazetede görülmeyen "Çocuk Ansiklopedisi" nin yayınlandığı "Analara, babalara, muallimlere müjde: Sabırsızlıkla beklediğiniz Çocuk Ansiklopedisi çıktı. Fiatı 25 kuruş. Merkezi Resimli Ay İdarehanesi'dir" duyurusu da yapılmıştır (22). 23 Nisan 1926 tarihli Vakit'de 23 Nisanın Çocuk Günü olduğu da yer almış, "Bugün bütün Türkiye'de çocuk günüdür. Size uzatılan kumbaralara bırakacağınız küçük paralarla binlerce yavruya bakmış olacaksınız" sözleriyle halk, Himaye-i Etfal (Çocuk Esirgeme Kurumu) adına çocuklar için parasal yardım yapmaya çağırılmıştır.

Vakit'deki çocuk sayfaları ilkin yarım, sonra tam sayfa olarak yayınlanmış, daha sonra gazetenin yanısıra ücretsiz olarak verilen Çocuk Dergisi de bir süre sonra yine tam sayfaya düşürülmüştür. Bu sayfalarda da öyküler, el becerileri, bulmacalar ve bilgilendirici haberler yer almıştır.

Çocuk Esirgeme Kurumu'nun açtığı bir çocuk yurdu da yine incelediğimiz gazeteler arasında sadece Vakit'de görülmüştür: 4 Mart 1927 tarihli Vakit, "Çocuk Sarayı" başlığıyla "Süratle tesirini gösterecek Cemiyet (Himaye-i Etfal Cemiyeti) bu güzel müesseseyle ve memleketin dört köşesinde şubeatıyla bilfiil numune olarak vazifesine devam edecektir. Himaye-i Etfal Cemiyeti asıl millete emanet edilmiş olan kimsesiz çocuklara şefkatle kanatlarını açmıştır. Düşününüz ki bu ne kadar acil bir vazifedir" denmektedir. 23 Nisan 1928 tarihli Vakit'de de başka gazetelerde rastlayamadığımız çok kısa ama ilginç bir haber yer almaktadır. Bu, "Çocukları Fenalıklardan Koruma Cemiyeti" kurulduğudur. Bu haber, hemen Cumhuriyet gazetesinde yaklaşık aynı dönemlerde çıkan "Kız Çocukları ve Fuhuş" ve yatırıldıkları hastanelerde bakım ve ilgi gösterilmeyen kimsesiz çocuklardan söz eden "astanelerde İnleyen Çocuklar" başlıklı makaleleri hatırlatmakta ve artık yetkililerce çocukların kötü durumlarda kalmamaları için önlemler alındığım düşündürmektedir. Ama bu tarihten sonraki sayılarda bu cemiyet veya etkinliklerine ilişkin herhangi bir haber gözümüze çarpmadı. Hepsinin de tarihinin 23 Nisan civarında, yani çocuk haftası dolayısıyla çocuklarla ilgili bazı şeylerin gündeme geldiği zamana rastlaması, hafta bitince de, pek çok zaman pek çok konuda olduğu gibi, bu konunun da bir kenara konulduğu kanısını uyandırmaktadır.

2 Ocak 1929 tarihli Vakit gazetesinde Millet Mekteplerinin açıldığını okumaktayız. Gerçi bu mektepler yetişkinlere okuma yazma öğretmek için kurulmuşlardır. Ama bu kampanya ile, 3 Ocaktan itibaren kimi zaman tam sütun kimi zaman da yarım sayfa olmak üzere çocuklara ve gençlere yeni harfleri öğretme amaçlı yazılar yayınlanmıştır. Üstelik öyküler ve yazılar da vatan-millet sevgisini öğretmeye ve pekiştirmeye, çocukları düşündürürken bilgi ve duygu da kazandırmaya yöneliktir.

Birkaç öykü örneği vermek gerekirse, 5 Ocak 1929 "Türk Vatanı", 6 Ocak "Hocanın Sevinci", 7 Ocak "Parayı Veren Düdüğü Çalar", 8 Ocak "Atalar Sözü", 16 Ocak Biliyor Musunuz?" 28 Ocak "Bir Kurbağa 100 Yıl Yaşar Mı?", 6 Şubat "Karada Karı Savuran Rüzgar ve Denizde Vapurları Yolundan Alıkoyan Dalga Neden Oluyor?" v.s. 27 Eylül tarihli çocuk sayfasında "Bayrak Uğruna" (Hasan Bedrettin), 21 Nisan 1923'de "Gençlik ve Çocuk", 27 Ekim 1932 de "Cumhuriyeti Yaşatan Büyük Gazi" başlıklı yazılar artık haftalık ve düzenli çıkmakta olan çocuk sayfasında yer almaktadır. Tabii, Çocuk Sayfası yeni harflerledir.

Özet olarak diyebiliriz ki, Cumhuriyetin ilk onbeş yılının gazetelerinde "çocuk" konusundaki incelememizde öncelikle altını çizmek gereken nokta, bu incelemeye başlarken gazetelerde çocuklara cumhuriyet bilinci aşılayacak kampanya türü yayın bulabileceğimizi sanmış olmamızdır. Ancak, görülen, o dönemin medyasının da belli bir ulusal görüşü yerleştirmek için elele vermede bugünün medyasından farksız olduğudur. Çocuk gazetelere sağlık başta gelmek üzere genel konularla girmiş, ve çoğu kez de haber niteliğindeki yazılarda yer almıştır. Oysa yaşanan önemli geçiş döneminde gazeteler, gerek ana babaların gerek çocukların yeni rejime, ilkelerine, düşünce biçimine uyum sağlamalarında son derece etkin vasıtalar olabilirlerdi. Cumhuriyetin ilk beş yılında Arap harflerinin sürdürülmesi, okur yazar azlığının da sürmesi demek olduğundan, harf devriminden, yani 1928'den sonra bu konuda daha tutarlı bir yoğun politikasına geçildiği de gözlenmiştir. Halka olup bitenleri yağın biçimde ulaşabilmede dün gibi bugün de ön sıralarda yer alan gazeteler, daha özenli ve duyarlı yayın politikasıyla basından beklenen kamuoyunu aydınlatma görevlerinde kuşkusuz daha başarılı olurlar.

NOTLAR

1.Avrupa'da Devlet ve Terbiye, Nevin Nuri (I. Kandel'den çeviri) Terbiye, Cilt VII Haziran 1931, No.36 s. 291-92.

2.A.g.e. s. 292.

3.Akyüz, Yahya: Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1985'e), Ank. 1985, s. 24

4.İbid. 25

5.İbid. 91-93

6.Karal, Enver Ziya: Osmanlı Tarihi, Cilt V. Ank. 1961 s. 6

7.İbid.

8.Akyüz, Yahya: A.g.e. s. 27

9.Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Cilt VI. Ank. 1964 s. 1964 s. 171

lO.Kocabaşoğlu, Uygur: Kendi Belgeleriyle Anadolu'daki Amerika. 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunddaki Amerikan Misyoner Okulları, ist. 1989

11.Sabah, 18 Teşrinievvel 1329 (Ekim 1913) Tedrisat-İptidaiye Programı (1912'de İlköğretim Yasası çıkarılıyor. Bk: Ergin, Osman: Türkiye Maarif Tarihi. İst. 1942 s. 1082) Dergi örneği için bk: Tedrisat Mecmuası

12.Dewey, John: Democracy and Education, New York 1964, s. 10

13.İbids. 41.

14.İnan, Rauf: Mustafa Necati: Kişiliği, Ulusal Eğitime bakışı, Konuşma ve Anıları, Ank. 1980 s. 57-83

15.  Cumhuriyet Terbiyesi, Kazım Nami; Terbiye, Cilt VII, Haziran 1931 No. 36 s. 29,30

16. Kazamias, Andreas M.: Education and the Quest for Modernity in Turkey, Chicago 1966, s. 178

17. İbid. s. 141

18.İnan, Rauf: A.g.e. s. 74

19.Kazamias. Andreas M.: A.g.e s. 178

20.Maarif Vekaletinin ilkmektepler talimatnamesinin 125'inci maddesinin lOcu fıkrası şöyle idi: "Milli bayramların mektep dahilinde te'sidi müfredat programlarında ayrıca zikredilmiştir. Bu gibi vesileler talebenin mektebe ve mektep dolayısıyla büyük milli cemiyete muhabbet ve merbutiyetleri için pek devamlı heyecan membaıdır. Bunlardan azami istifade edilmelidir.

21.18 Ocak 1926, Hâkimiyet -i Milliye

22.5 Ocak 1926

23.28 Nisan 1929, 29 Nisan 1929, Cumhuriyet.

 
Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat