Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

Dönüşüm


DOĞAN KUBAN

Kentsel dönüşüm deyimi (içeriğini kaybettiği zaman yaygaraya dönüşüyor) yapı dünyamızı çınlatıyor. Fakat bunu her yaptıkları kentsel müdahaleye bir üniforma gibi giydirenler hem kavramı yanlış kullanıyorlar hem de ülkeyi büyük bir ekonomik krize hazırladıklarının farkında değiller.

Çoğu 2008’de Amerika’daki ekonomik krizin nasıl oluştuğunu kuşkusuz bilmiyor. Cahil insanların, fakirlerin bilgiden önce paraya yönelmesi doğaldır. Fakat çağdaş devletin terazisinde bilim ve teknoloji kefesinin ağır basması gerekir. Bu gerçekleşmezse toplumun geleceği sorunludur.

Dönüşüm (Fransızca ve İngilizce de Mutation, İtalyanca da Mutazione) sözcüğü Latinceden geliyor. Bir durumdan bir başka duruma değişerek geçme sürecidir. Biyoloji’de canlıların genetik değişim geçirmeleri anlamına gelir. Herkes bitkisel ve hayvansal gıda maddelerinde genetik değişimin ne anlama geldiğini biliyor. Artık eski çilekler, elmalar, karpuzlar kalmadı. Karşımıza neredeyse bir eşek yükü tek bir karpuz çıkıyor. Ya da bir dev çilek. Azman ama tadı ve dokusu özgün genetik yapısıyla birlikte yok olmuş. Bir arsaya bir yüksek yapı kompleksi yapmak kentsel dönüşümle aynı anlama gelince amaç kenti imar etmek değil para kazanmak oluyor. Bu uygulama arsayı ucuza kapatıp üzerine istediği büyüklükte yapı yapan müteahhitten başka kimseye bir şey kazandırmıyor.

Kentsel dönüşüm, çağdaş, güzel ve bilimsel görünüşlü bir deyim. Anlaşıldığı kadar kentin eskiyen ve özellikle deprem tehlikesiyle karşı karşıya olan semtlerini yeniden kurmakla ilgili.

Kentin büyümesi ve çevreye yayılması kentsel dönüşüm değildir. Korunması gereken sit alanlarını yerle bir ederek yerine yeni binalar yapmak da kentsel dönüşüm değildir. Çok özgün yerel mimari özellikleri olan kentlere yüksek yapılardan oluşan yeni siteler yapmak Beykoz ormanlarını ya da Atatürk Orman çiftliğinin ağaçlarını yok ederek yerine rant kütleleri dikmek de kentsel dönüşüm değildir.

İki katlı kerpiç, ahşap ya da taş konutların çok katlı çelik ya da betonarme yüksek yapı ve gökdelene dönüşmesi basit bir ev değiştirme değildir. Bu genetik bir dönüşüm (mutation), yaşamsal, görsel, psikolojik bir dönüşüm, toplum için devrimsel bir dönüşümdür, ve bu dönüşüm, sınıf kavgasından daha gerçektir.

Yüksek katlarda oturmanın psikolojik rahatsızlıkları geçen yüzyılın ortalarında tartışılmıştı. Elektrik kesilince 18. inci katta oturan bir yaşlı kendini bir hapishanede hisseder. Yüksek yapı pahalıdır. Çok fazla enerji sarfı gerektirir. Ulaşım sisteminde basınç noktaları oluşturarak trafik kargaşalığını ve hava kirliliğini arttırır.

İlk insanlar ağaçlardan yere indiler. Ve ormandan çıktılar. Şimdi asansörle 20 inci kata çıkıp oturmaları isteniyor. Bu bir dönüşüm ise ters bir dönüşümdür. Enerji krizi elektrik fiyatlarını katladığı zaman ekonomik kriz de kapıda olacak. O krize dayanamayan yüksek yapı alanlarını kentsel dönüşüme uğratıp yıkmak gerekebilir!

KERPİÇ EVDEN GÖKDELENE

Bu yapılaşmanın yaşamlarında kökten bir değişiklik olduğunu insanlar hisseder ve sıkıntı çekerler. Ama doğasını bilinçlendirip dile getiremezler. Türk köylüsü kerpiç evden on katlı bir apartmanın altıncı katına geçtiği zaman Fransız ya da Rus Devrimi gibi bir köktenci değişme geçirdiğini düşünemez. Bu yer değişikliğinin Darwin’in evrim kuramındakine benzer bir genetik ‘dönüşüm’ süreci olduğunu da akıl edemez. Üniversite mezunlarının bile Beagle gemisiyle dünyayı gezen Darwin’in Galapagos adalarındaki ispinozlardaki gaga değişikliği resimlerini gördüğünü sanmıyorum.

Ne yazık ki toplumu yakın gelecekte çok rahatsız edecek cehalet bulutları, değişen İstanbul havası gibi, başımızın üstünde toplanıyor. Bir iki yarı cahil hâlâ insanın maymundan geldiğini sanıyor. Merak etseler primatların bir gelişmiş kolu olduğunu öğrenebilirler. Bunlar arasında hâlâ 19. yüzyılda yaşadığı anlaşılan üniversite profesörleri de varmış.

Dönüşümlü domatesi, karpuzu yiyoruz. Kağnı ve at arabasının yerini otomobil ve kamyon alıyor. Aramızda pek çok insan, özellikle gençler, kitabın yerini internetin aldığını biliyor. Resmin günah olduğu düşüncesini halk foto, film ve televizyonla unuttu. Oysa eskiden köylüler günah diye resimlerini çektirmezlerdi.

Bizim yazılı kültürümüz çok sınırlı olduğu için ‘Mutasis Mutandis’ Latince deyimini de insanlar, doğal olarak, bilmezler. Bu deyim değişmenin zorunlu olduğu ve her şeyin kendi koşullarında değiştiği anlamına gelir. Aslında halkımız ‘Kader’ deyince buna yakın bir şey düşünür. Uçağın kağnı ile, füzenin de sapan taşı ile evrimsel ilişkisini kimse aklına bile getirmez. Lao Tzu ve Heraklitos’dan bu yana bilinen, değişmenin değişmezliği gerçeğini de bu topluma öğretemedik.

YENİ OLANA DUYULAN AŞK

Halkımız bütün dünya halkları gibi yeni olana âşık. Dünyanın bütün cahilleri modaya çok düşkün. Çünkü okuyup öğrenerek değil, görerek ve reklam ve yalan propaganda dinleyerek dünyayı öğreniyorlar. Geçmişte kilise ve cami vaazının yerini şimdi televizyon aldı. Alışveriş merkezlerinde dünyanın bütün markaları var. Giyimin dönüşümünü hiç merak ettiniz mi? Her gün herkesin izlediği değişikliklerin değişmediği sanılan gerçekleri nasıl değiştirdiğini hiç düşündünüz mü? Görsel bilgisi fazla, gerçek bilgisi sınırlı ya da yok gibi olan topal kafaların sayısı giderek artıyor.

İnsanlar eğri düşüncelere saplandıklarında topaldır. Kentsel dönüşüm görkemli bir panayır mimarisidir. Kuşkusuz kentlerin değişme zorunlulukları var. Fakat var olanı yok etme bir dönüşüm süreci değildir. Bunun böyle olduğunu, tarihi sit alanlarında yıkık beden duvarları ve temellerin bile korunduğunu düşünerek anlayabilirsiniz.

Birçok Avrupa kenti İkinci Dünya Savaşı’nda insafsızca tahrip edildi. Bugün, Varşova, Dresden, Köln, Londra gibi kentlere gidip bizimkilerin yaptığı gibi bir kentsel dönüşüm projesi uygulanıp uygulanmadığını bir inceleyin.

Bir gökdelenin bir eve dönüşmesi bir dinozorun insana dönüşmesine benziyor. Türkiye’de yüksek yapının bu denli hızla artması kırsal toplumun aynI hızla kentlileşememesinden kaynaklanmaktadır. Bunun bedelini çevre olarak nasıl ödediğimizi Almanya’ya gidip yeşil alanları görerek anlamak gerek. Adenauer, Köln’de 15 yıl belediye başkanlığı yapmış. Kent yeşille çevrili ve tek bir ağacı bile feda etmemişler. Köln’de (1.200.000 nüfus) yüksekliği fazla abartılmamış birkaç gökdelen var.

Enerji darlığı ve pahalılığı kapıya dayandığı zaman yüksek yapı işletmenin giderini bütün topluma mı ödeteceğiz? Biz ne olduğumuzu hiçbir zaman öğrenmemiş ve sorgulamayan ya da çağdaş yaşamın ve kentin koşullarını daha öğrenememiş, iki cami arasında binamaz bir proto-toplum muyuz? Proto-toplum davranış ve bilgi ile ilgili bir yozlaşma anlamına geliyor.

Sayın Okuyucular,

Bu eleştirilere karşın tarımsal alandan gelen halkımızı ve kentlerimizi Mumbai (Bombay) ya da Lagos’la karşılaştırmak doğru değil. Hindistan’da eşitsizlikler şaşırtıcı ölçülerde. Courrier International dergisinin son sayılarından birinde Hindistan’la ilgili bazı sayıları anımsatmak istiyorum. Yıllık gelir bölümleri: Zenginler (16 milyon) 24600 Avro ve üstü; Üst Orta sınıf (160 Milyon ) 4625-24600 arası ; Orta Sınıf (359 Milyon) 2173-4925 ; Fakirler (684 milyon) 2173 den aşağı. Bizim toplum da biraz sayı kullanmayı öğrense!

Memnun ya da değil yüksek yapılarda zenginler oturuyor. Bu bir gösterge. Fakat İstanbul Mumbai’den çok daha iyi. Çünkü sorun gelir dağılımı ile ilişkili. Fakat kentsel dönüşüm deyimi sürdürülebilir ve yaşanabilir bir kent kavramı ve enerji ekonomisi ile ilişik olmadıkça gelecek daha iyi olamaz. Bu da para kazanmanın kent yaşamının tek ölçütü olmasından uzaklaşarak olabilir.

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat