Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam256
Toplam Ziyaret408020

Murat Kaymak

Birleşik Amerika Neden Lider?

Doğan KUBAN

Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en güçlü ülkesi. Gücü oranında da kötülük yapacak potansiyeli var. Karşıtlar birlikte var olur (yin-yang) kuralına uygun bir durum. Lider Amerika’nın yaptıklarını dünya toplumları eğrisi ve doğrusuyla taklit ediyor. Bu olanaksız. Her devlet, komşularında kendi için olumsuz olduğunu düşündüğü gelişmeleri düzeltmek için müdahale etmeğe kalkışsa, örneğin İsrail, Amerika gibi davransa nasıl olurdu? Amerikan filmlerinden dehşet verici şeyler öğreniyor insan. Kuzey Afrika’da Amerikalı siyasi mahkûmlara işkence eden hapishaneler konulu bir film seyrettiniz mi?

 

Amerika eşitsizlikler ülkesidir. Washington’da Ulusal Müze’ye bir ek yapan zengin yüz milyon dolar harcar. Ama 1960’lar sonrasında çöp tenekelerini her sabah karıştıran çok kara insan gördüm. Polisin kötü muamelesini öğrenmek için Amerikan filmi seyretmek yeter. Kovboy geleneklerini sürdüren silah sahipliği, Amerikan toplumunu baskı altında tutan araçlardan biridir.

Bir Amerikan filminde akşam karanlığında birisi sokağa çıkarsa endişe ile başına ne gelecek diye beklersiniz. Bush da ordularını Irak’ın dünyayı yok edecek silahları var diye harekete getirmişti. Bugün Amerika deyince bir köşenin arkasında bekleyen bir silah akla geliyor. Dünya gençliği için hâlâ bir Eldorado olan Amerika iyi ve kötüyü birlikte ihraç eder. Kapitalizmin ayakta kalması için bu durumun gerekli olduğu anlaşılıyor.

 

İKİ BÜYÜK FREN

Bütün bunlara karşın Amerikan toplumunun hâlâ iki büyük freni var: Anayasası ve özgür düşünce pazarı. Gerçi bu da kontrol edilir. Wall Street’de kapitalizme karşı seslerini yükselten göstericilere polis pek hoşgörülü davranamadı. Yine de Amerikan halkının anayasanın verdiği savunma hakkına ve özgürlüğe inancı genelde doğrudur. Çünkü sistem halktaki özgürlük imgesini yok edecek kadar baskıcı değil. Amerikalıların kendilerini daha üstün görmelerinin temeli budur.

Olasılıkla Danimarka Amerika’dan daha uygardır; fakat dünyaya örnek değil. Amerikalı demokrat bir ülkenin vatandaşı olarak övünür. Niteliği tartışma konusu olsa da, özgürlük ve demokrasi imgesi güncel kültürün parçasıdır. Bunun sözcüsü basındır. Amerikan filmlerinde koşullara ve polise karşı savaşan, bu arada tartaklanan ve yaşamını kaybeden gazetecileri seyretmişsinizdir.

Asya halkının bu şansı yok, İslamda yok, Rusya’da yok, Afrika’da yok, Güney Amerika’da da yok. Biz ise hiçbir zaman, ne Osmanlı döneminde ne de cumhuriyette böyle bir özgürlük yaşadık.

Amerika’da büyük eşitsizlikleri hazmedebilmek için atom bombalarının, en ileri savaş araçlarının, eşitsiz zenginliğin, uç sanayi araştırmalarının, bilimsel kurumların ve halka tanınan özgürlüğün etkilerini dengeleyecek bir manevi baskı aracına gerek var.

Chomski bunun yanıtını Amerika’nın bir şiddet toplumu olmasında bulur. Amerika’da yaşayanlar halkın çabuk paniğe kapıldığını, bizim gibi ülkelerde kimsenin aldırış etmediği toplumsal rahatsızlıkları dert edindiğini görmüşlerdir. Amerikan yaşamı kovboy filmlerine benzer; bir sürü adam ölür, sonda iyiler kazanır.

Amerika ideal bir toplum olduğu için değil, kişiye verilen özgürlüklerin başka ülkelere göre daha fazla ve tutarlı olmasından ötürü, dünyanın öncüsü ve insanların sığınma odağı olur. Buna insanlar için göreceli bir refaha sahip olma şansını katarsanız, insanların Amerika’yı neden hâlâ Eldorada olarak gördüklerini anlarsınız.

“Namık Kemal,

Ne füsunkar imişsin

Ey didarı hürriyet

Esiri aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten”

derken, bizde olmayan, böyle bir özgürlük algısından söz ediyordu. Biz üniversitede okurken Nâzım Hikmeti okumak yasaktı. Bugüne kadar yasaklarla büyüdük. Amerikan toplumu bu yasakları aşabilmiştir.

 

DİNDEN BAĞIMSIZ AHLAK

Türkiye’de entelektüel bir sorunumuz var: Batı felsefesi dünya ve toplumla uğraşmaktan kişi ile uğraşmaya vakit bulamamış. Dünyayı öğrenmiş, bugünkü uygarlığı yaratmış, fakat insana bizden fazla değer verdiği halde, Doğulu gibi insan odaklı bir söylem üretmemiş.. Oxford University Press’in yayımladığı bir Etik kitabının sonunda Derek Parfit“Dünya oluşalı 4.5 milyar yıl oldu. Biz dinden bağımsız ahlak kitabını ancak 1960’larda yazmağa başladık” diyordu. (Peter Singer, ed., Ethics, 1994). Doğu insanla uğraşmaktan toplum ve doğa ile uğraşmaya vakit bulamamış.

Bunun nedeni Batıda insana benzer bir Tanrı ailesi, devlet gibi örgütlenmiş ve bir ölçüde bilimsel devrimleri kabul etmiş bir kilisenin varlığı olmalı. Doğu’da etik insanların davranışları üzerinde yoğunlaştığı ve felsefe ile de orada buluştuğu için bana, her halde Doğulu kaldığım için, daha sempatik geliyor. Fakat bunun insana önem veren tarafı yok.

Avrupa etiği Kant’a kadar tanrı fikrinin ağırlığından kurtulamamış. Kant Ahlakın Metafiziği (1786) adlı kitabında ‘categorical imperative’ (kesin buyruk) adlı ünlü kavramı ile ahlak kavramının akıldan kaynaklandığını, bütün insanlık için doğru olanın istenmesinden başlayan bir sorumluluk duygusunun ahlaki davranışın temeli olduğunu söyler. İnsan aklından kaynaklanan buyruklara bağlı olduğunu savunduğu için ilk insan merkezli ahlak düşünürüdür. Kant’tan iki yüzyıl sonra Sartre insanın sorumluluğu bağlamında benzer şeyler söylemişti.

Gerçi Kant etiği çok eleştirilmiştir, özellikle Hegel ve izleyicileri tarafından. Ne var ki insanlık tarihinde herkes için geçerli olduğu söylenen sayısız kural ya da davranışlar Kant’ı destekler. Bunların başında dinler geliyor. Tek kişi cezalanabiliyorsa kişisel sorumluluk yani akıl da olmalı. Kahramanlık, alçak gönüllülük, hoşgörü, yardımseverlik, fedakârlık, yaşama saygı, özgürlük gibi pek çok nitelik, dünyanın her geleneğinde geçerli olmuştur. Ve bunlar ahlaki davranışların insandan kaynaklandığını destekleyen olgulardır. Örneğin bir Yahudi’nin bir Müslüman’ı ve ya bir Müslüman’ın bir Yahudi’yi öldürmesine karşı çıkan insan, kendinden kaynaklanan kesin bir insanlık buyruğu ile böyle davrandığını savunabilir. Bunu dine bağlamaz.

Kant’ın, ahlaki davranışın duygusal değil, akli ve özgürce, bütün insanlar için yararlı olduğu düşünülerek verilmiş bir karar olduğu kuralı, kanımca hâlâ en tutarlı ahlak kuralı. Bu kendine uygulanmasını istemediğini başkasına yapmamak ilkesini de destekler. Kendini haklı başkasını haksız görmeyi de zorlaştırır. Kant’ın büyük bir düşünür olduğu ve insanı da yücelttiği kesin. Bugünün Avrupalı aydını kendine agnostik ya da ateist olarak bakar. Ama bu tavır insan özgürlüğü sorununu çözmüyor.

İnsan sorunu çözülmeden tanrı sorunu çözüldüğü için insancıl bir ahlak düşüncesi gelişememiş, uygarlık kavramı da insan hakkı ve özgürlüğünden önce gelişmiş, fakat uygar haydutlar pek çok.

Bir kişi öldüreni tek sorumlu olarak idam edebilen bir toplum, yüz bin kişi öldürene kahraman madalyası veriyor. İnsan ikinci plana düşünce özgürlük de güçlülerin insafına kalıyor.

Sevgili Okuyucular,

Amerikan liderliği tartışmasından Kant’ın ahlak tartışmasına kadar her davranışsal gözlemin vardığı sonuç, insan özgürlüğünün, bütün insanlar için ortak olmak kaydıyla, temel uygarlık gösterisi olmasıdır.

Bunu dinler de doğrular.

Eğer kişisel sorumluluk olmasaydı –yani özgürlük- ceza da olmazdı.

Michelangelo’nun Sistine Şapeli’ndeki cehennemi gösteren büyük panodaki dehşete düşmüş yüzleri anımsıyor musunuz? Bu korku neyin gösterisi?


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 0°
Saat