Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam53
Toplam Ziyaret407182

Murat Kaymak

YALNIZ KALAN İNSAN ÖZGÜR DEĞİL, DEVLETİN TUTSAĞI

Niçin İşbirliği Önemli ve Gerekli?

 

DOĞAN KUBAN

Sevgili okuyucular, toplumsal ilişkiler üzerindeki bu yazının entelektüel dozunun biraz yüksek olması, Richard Sennett’in 09.03.2012 tarihli Guardian Weekly dergisindeki makalesinden esinlenmesinden kaynaklanıyor. Richard Sennett (1952-) New York Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü ve ünlü bir yazardır. Amerikalılar dünyayı karıştırıyorlar ama böyle insanları yetiştiren bir kültür ve öğretim ortamları var. Orada YÖK yok.

 

Beş yüz yıllık Montaigne felsefesinin bugün de geçerli olduğunu anlatan “The Guiding Spirit of Co-operation” (İşbirliğinin Yönlendirici Ruhu) adlı yazı Montaigne’i anlatmaktan çok, çağdaş Batı toplumunun hâlâ yontulmamış yapısına ışık tutuyor. Bizim halimizi bu bağlamda düşünmek cesaret ister. İnsanlık hayvan aşamasından geçti ama zorbalığı ve savaşı yok edecek yaratıcı ve hoş görücü insanlık aşamasına ulaşamadı. Toplumlar köhne önyargılardan kurtulamıyor. Sennett, Montaigne’de bulduğu insanlar arasında işbirliğinin gelişmesi bağlamında bir umut olabileceğini söylüyor. Ben o konuya yazımın sonunda değineceğim.

İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt 19. yüzyıla ‘Basite İndirgeme Çağı’ demişti. Teknolojik gelişmelerin ve kapitalizmin yönlendirdiği tüketim çılgınlığı, insanı soyut bir sayıya indirgedi. Yazılarımda hazmedilememiş bir teknoloji ve cahil insanlardan çok söz ettiğim için bu yazı da aynı tartışmanın devamı.

Tüketim psikolojisi neredeyse her eylemi alışverişe indirgedi. İnsanlar, lüks lokanta vitrinlerinde gördükleri çekici yemekler karşısında yutkunan dilencilere benziyorlar. Bu durum insanın ruhsal derinliğini yok ediyor. İnsanları Pavlov’un koşullanmış refleks için kullandığı köpeklere benzetiyor.

Toplumda dayanışma yokluğu, kişiyi ekonomik ve politik gücün kölesi yapıyor. Özgürlüğü yani yaratıcılığı yok ediyor. Aydının, kadının, insanın özgürlüğü neredeyse ortadan kalkacak.

Gerçi her toplumun uygarlık vitrinlerinde birkaç aydın, birkaç kadın ya da küçük gruplar içinde birbirlerine özgürce bağıran insanlar var. Bazı ülkelerin vitrinleri biraz daha zengin. Fakat bunlar sahte gösteriler! Dünyanın hali öyle değil.

Türkiye’de toplumsal dayanışmadan çok söz ediyoruz. Bunun göstergeleri var; sendikalar, kadın örgütleri, öğretmenler. Ne var ki bunlar toplumsal dayanışmanın varlığını kanıtlamak için yeterli değil. Çünkü böyle bir dayanışma, neredeyse, Kurtuluş Savaşındaki kadar fedakârlık isteyen bir tavır. Bütün dünyada tanık olduğumuz en insafsız mücadele ise politikacıların iktidar savaşı.

 

DEVLET TUTSAĞI, SANAL ÖZGÜRLER

Fakat bunun araçları kişisel çaba ve fedakârlık, amacı insanların dünyadaki yaşamını rahatlaştırmak değil; yalan, tehdit ve ekonomik menfaatlerle oynayarak rakibin sırtını yere yapıştırmak.

Amerikan seçimleri, Rus seçimleri, Arap ya da Orta Asya seçimleri gibi olaylar sanayi artığı karışmış bulanık su birikintilerine benziyor. Bu tür olayların evrensel bir özelliği daha var: Politik söylemler, savaşa, zorbalığa, işkenceye çanak tutuyor. İnsanların gelecek umutlarını karartıyor. Bu evrensel kargaşadan biz de nasibimizi alıyoruz. Zaten özeleştiri yoksulu toplumun ahlak yapısı eriyor. Bu durum ideoloji üstü bir gelişme. Dallanıp budaklanıp toplumu boğuyor.

Sevgili Okuyucular,

Dünyada büyük sanayi patronlarının gücü ile karşılaştırılabilecek bir politik güç yok. Çünkü, Çin dışında, neredeyse bütün iktidarları kapitalist düzen işbaşına getiriyor. Sultan kulları pek kalmadı ama kulluk statüsü isteyene bol sandalye var. Herkes kendi bacağından asılınca, kişi ve toplumun gücü de eridi. Yalnız kalan insan özgür değil. Öğretim yaygınlaşıp, insanları robotlara çevirince, birbirinin yerine geçecek adam çoğaldı. Bu toplumsal dayanışmayı yok etti. Gelişmemiş ülkelerde sendikaların giderek zayıflaması buna bağlı.

Toplumsal dayanışma ve katılım, sosyal devletin önemli ilkeleriydi. Kapitalist politika bunu yok etti. İnsanlar kendilerini özgür sanıp kendi kişiliklerinin kabuklarına çekilince, devletin oyuncağı haline geldiler. Bunu kişisel özgürlük sanan da çok.

Toplumların ne geçmişi, ne etnik yapısı, ne de dini dayanışması sağlıklı bir geleceği garanti etmiyor. Suudi prens Amerika’ya karşı vatandaşlarını korumuyor, Müslümanlarla da ilgilenmiyor. Hali vakti yerinde bir Bombaylı tüccar, milyonların açlıktan ölmelerine kulak asmıyor. Dayanışma, geç kapitalizm çağında yok oldu. Yerine bir şey geçmedi. Sennett makalesini bu duruma bir çözüm olanağı olarak, Montaigne’nin insanlar arasında işbirliğini önerdiğini anlatmak için yazmış.

Türkler hangi toplumsal amaçla işbirliği yapabilir? Çağdaş yaşamın ayakları birbirlerine dolanmış durumda. Bu toplumun amacı ne? Kuşkusuz köle olmadan yaşamını sürdürebilmek. Fakat toplumun bundan haberi var mı? Eğer haber verirsek tek umut toplumun sağduyusudur. Buna güvenemezsek hiçbir umut olmaz. Onun için toplum yaşamında gelecekte bizi başka insanlara köle yapmayacak her ayrıntı bizim için önemlidir. Buna ulaşmanın yolu da toplumda var olduğuna inandığımız ortak akıldır. Bunun ortaya çıkması da ancak işbirliği sayesinde olabilir.

 

ORTAK AKIL ARAYIŞI

Peki ortak akıl nedir? Ortak olduğuna göre bir concensus, bir işbirliği kavramı içeriyor. Fakat bir referandum değil. Referandum politik iradenin davulunu çalmak ya da çalmamaktır. Referandumda ortak olmak var ama ortak akıl yok. Ortak akıl, toplumun içinde olduğu durumu doğru değerlendirmek için bir işbirliğidir. Bu işbirliği bir ortak bilinç doğurur. Buna yardımcı olan özellikler, insana karşı saygı ve dürüstlüktür. Bir egemenlik aracı olarak, politik yaldız kâğıdına sarılmış bir bayram şekeri değildir. İnsanların özgür düşündükleri zaman, ‘istişare-danışma’ ile varacakları ortak kararların tümü demektir.

Bu bir yerde yazılı bir levha ya da bir konuda hükümetlerin formüle ettiği bir yargı değildir. Gücü de buradan gelir. Milyonlarca ışığın aydınlattığı bir davranış olasılığıdır. Bir kurtuluş savaşı, bir başkaldırı gibi bir toplumsal düşünme potansiyeli gösterisidir. ‘Bizim takım en büyük’ diyen futbol tutkulusunun kararı, ortak akıl değildir. Fenerbahçeli ortak hareketi bir ortak akıl gösterisi değil, bir dayanışmadır. Dayanışmada kişisel akıl değil, kişisel empati ön planda olur; kimlik silinir.

Ortak akılda kimlik yok olmaz. İşbirliği bir formül üzerinde değil, bir davranış bütünlüğü içinde şekillenebilir. Burada dayatma yoktur. Bu Sennett’in gönüllü hizmet (Voluntary Servitude), bizim eskiden imece dediğimiz şeydir. Biz buna imece derdik. Cumhuriyeti de öyle kurduk.

İnsanlar cehennemin kapısı gibi açılan yakın gelecekte yanacaklar mı? Yoksa birbirlerine efendi gibi sorgulayıp bir şeyler dayatmaktan vazgeçecekler mi?

Bu düşünceler yere düşenlere tekme atan kovboyların filmlerinde görülmez. Çünkü İşbirliği (co-operation) uzun vadeli, uygar bir süreçtir. Bu toplum sabırsız. Fakat geleceği kurtarmak için Mustafa Kemal sabrı gerekir. Buna Eyüp sabrı diyenlere de bir eleştirim yok. Yeter ki geleceğin ne getireceği konusunda bilinçli olsunlar.

Toplumda dayanışma yokluğu, kişiyi ekonomik ve politik gücün kölesi yapıyor. Özgürlüğü yani yaratıcılığı yok ediyor. Aydının, kadının, insanın özgürlüğü neredeyse ortadan kalkacak.

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat