Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret407184

Murat Kaymak

Çöküntü Senaryoları: 4=8 ya da 8=12, fark etmez

DOĞAN KUBAN

Dolabınızda ekmek yoksa ziyafet hayali kurmak zordur. 12 yıllık öğretimi bitiren öğrenci doğru dürüst yazı yazamıyorsa, bir konuyu mantıklı bir düzen içinde tamamlayamıyorsa, el yazısı kargacık burgacıksa, hesap yapmasını öğrenememiş, bilimsel kavramları içi boş sözcükler olarak hatırlıyorsa, bu dolabında ekmek olmayandır.

Kafa yerine başlık değiştiren biri, bu dünyada zorluk çekecektir. Mustafa Kemal şapka devriminin yanına Tevhid-i Tedrisat yasasını koyduğu için bugünkü Türkiye var.

Öğretimin tek amacı çağdaş ve bilimsel bilgi aktarımıdır. Doğru öğretim, içeriği ne olursa olsun, düşünen insandan vazgeçemez. İmamın da, mühendisin de, şairin de güzel yazı yazmaya, hesap yapmaya, ülkesinin tarihini, coğrafyasını, maddi koşullarını doğru bilmeye ve aklını kullanmaya gereksinimi vardır. Yolunu kaybeden toplumlar çıkmaz sokaklara ad takarak oyalanırlar.

Öğretim sistemleri 19. yüzyıldan bu yana gelişiyor. Toplum psikolojisi bilmeyen ne imam olur, ne mühendis. Kitap okumayan, bilgi kaynağı gazete, televizyon ve reklam olan bir toplum ne doğru evde oturabilir, ne otomobilini doğru sürebilir, ne de kendine sağlıklı bir kentsel çevre yaratabilir. Türkiye’de kentli davranışları, kökten bir bilgisizlik ortamında, otomatik olarak gerçekleşiyor, fakat bunlar toplumu daha üst bir uygarlık düzeyine ulaştıracak nitelikte değil olamaz..

Kuşkusuz Türkiye’nin iyi yetişmiş, güvenilir insanları var. Topluma karşı sorumluluğunu bilinçlendirmiş, namuslu, sağduyulu vatandaş olmasa bu ülke yaşanılmaz olurdu. İnsan seveni, topluma saygılı olanı var.

Ama onların yanı sıra zorbalar, yalancılar, yaltakçılar, evet efendimciler, her şeye hayır diyenler, aptallar, zekiler, cinler, yankesiciler, hırsızlar, haydutlar da var. Fakat bilgi, dürüstlük, yetinme, sevgi, acıma gibi insanlık tarihinin baş köşeye koyduğu niteliklerle donanmış yeterli sayıda vatandaş olmasa bu ülkenin geleceğine inanamazdık. Bu umudu yitirmemek gerekir. Namuslu ve bilgili, öğretmen, esnaf, işçi, asker, polis, memur, konuştuğuna sevecen bir ifade ile bakan insanlar çoğalmak zorunda. Bunların yeterliliği toplumu sağlıklı yaşatmak için gereklidir.

 

ELİT YETİŞTİRMEK

Ne var ki bundan sonra üniversitelerde okuyacak milyonlarca gencin arasından geleceği hazırlayacakların yetişeceğine emin olmak giderek zorlaşıyor. Nüfus arttıkça elit’in önemi artıyor. Bunun pratik yaşamın zorladığı örnekler pek çok. Büyük şirketlerin CEO’ları herkesin bildiği bir örnek. Üniversite öğretim üyeliği başka bir örnek. Orduların özel yetişmiş birlikleri var. Her alanda uzman teknisyen peşinde koşuluyor. Fakat sıradan yüksek öğretimde yetişenin seçkin bir uzman olması şansı çok kısıtlı.

Kanımca bilim ve teknolojide elit yetiştirmek nüfus artışının zorladığı sayısal bir gereksinmedir. Gelişmeye geç başlamış ülkelerde -Biz de onlardan biriyiz - bilim ve teknoloji alanında elit yetiştirmek için özel programlara gereksinme olduğuna inanıyorum.

Bugün Amerika’da bile nitelikli işçi ve uzman sıkıntısı çekilmektedir. Economist dergisinin eski bir sayısında ‘İşletmenin yeni ustaları’ adlı bir makale okumuştum. Orada Amerikan otomobil sanayisinin patronlarının 1980 yıllarında Japon otomobil sanayisinin kendilerini geçtiğini öğrendikleri zaman şok geçirdikleri anlatılıyordu. Japonya’da bu yüksek teknolojide uzman yetiştirerek ve araştırmayı güçlendirerek gerçekleşmişti.

Bizim gibi yabancı patent satın alıp, üretimin yarısından fazlasını ithalatla karşılayan ve bu yüzden giderek borcu artan bir ekonomi ile Amerika’yı geçemezlerdi.

 

BİZ UZMAN YETİŞTİRMİYOR, İNSAN TÜKETİYORUZ

Çin bugün aynı yolu izliyor. Çin’de yılda dört yüz bin mühendis yetiştiriliyor. Eğer Çin örnek olarak alınsa, Türkiye’nin yılda 22.500 mühendis mezun etmesi gerekir. Yirmi iki bin beş yüz mezun demek, fakültelerde yüz bin mühendislik öğrencisi demektir. Bu on bin öğretim üyesi, araştırmacı ve asistan gerektirir. Bunlar deney ağırlıklı yaratıcı bir programla yetişirlerse Türkiye yılda 1000 sanayi patenti alabilir.

Türkiye’de yüksek öğretim sorunu, üniversite açmak ve birkaç hoca kiralayıp işletmeci, iletişimci, reklamcı, hukukçu, ilahiyatçı yetiştirmek değildir. Gençliğe rant getiren toprak gibi bakmak ayıptır.

Türkiye’nin geleceği yüksekteknolojiye uzman mühendis, matematikçi, fizikçi, kimyacı, biokimyacı, tarımcı, doktor yetiştirmekten geçiyor. Gençleri üniversite mezunu kalabalık bir işsizler ordusuna çevirmek hesaplanamayacak kadar büyük bir ziyandır. Bu bağlamda sadece ülke kaybetmiyor, kişinin yaşamı da dengesini yitiriyor. Biz uzman üretmiyoruz, insan tüketiyoruz. Hiçbir şeyi yeterince irdelemeden kopya çekmeye alışan bu toplumun farkına varması gereken bir gerçek var: Amaçsız bir eğitim ve azmış bir tüketimin göstergesi, borçlu bir Türkiye’dir.

Sekiz yıl okumamış olanların nüfusun %58’ini bulduğunu ve benzer olumsuz istatistikleri temcit pilavı gibi boyuna anlatmaya gerek yok. Fakat bunları unutmak da doğru değil. Yağmalanacak bir şey kalmadığı ve üretilecek alternatif enerji üretimine bağımlı bir dünyada bir bahçe bile kurulamaz. Enerji ve iş yetersizliği nedeniyle 10-15 yıl sonra, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Avrupalılar gibi patates, soğan yetiştirmek için kırlara dönebilirler. Gökdelenler, AVM’ler boş kalır. Yeni bir sömürge düzeni böyle gelebilir. Bizim toplum gelecek tembelidir. Fakat acısını çocuklarımız çekecekler.

 

GERİ ÜLKELERİN SORUNLARI BENZER

Sevgili Okuyucular,

Geri kalan ülkelerin sorunları aynı niteliktedir. Gökdelenlerin boş kalmasından kafaların boş kalmasına, elektrik kesilmesinden atom bombasına, Putin, Esad gibi despotlara, kilisenin dayatmasından zorbalığın dayatmasına ve tüketime sinek gibi üşüşen kalabalıklara kadar her ülkede yaşama düzeninin birbirine benzeyen bir yapısı var.

İnternette bir dostun gönderdiği bir sirk oyunu öyküsü ile bu gözlemleri sonlandırayım: Pekin’in ünlü bir sirki var. Çin kültürünün eskiliğini kanıtlar gibi zengin programlar ve üstün yeteneklerle dolu bir kurum. Onun beş kadın sporcusunun tek tekerlekli çok yüksek bisikletler üzerindeki bir gösterisini seyrettim. Üzerinde zor durulan bu dengesiz tekerlekli araçlar üzerinde sahnede, dönüp dolaştılar, bir orkestranın performansına benzer mükemmel bir uyum içinde, seyircileri şaşırtan hareketler yaptılar. Ayaklarında taşıdıkları çanakları kafalarında taşıdıkları başka çanakların içine düşürdüler; bir bisikletçinin başının üstünde diğerlerinin attığı on çanak toplandı. Sanat, spor, çalışma, yetenek, irade hepsini sergilediler.

Türkiye’de nasıl yeterli sayıda klasik musiki öğrencisi yoksa, bu gösterileri yapacak cambaz da yetişmiyor. Herkesin futbolcu olduğu bu ülkede futbolcu ithal ediyoruz. Yeterli patent alınmıyor. Öğretim, uluslararası ölçütlere göre geri. Yeterli sanayi ürünü de yok.

Pekin Sirki ile yılda dört yüz bin mühendis arasında bir ilişki açık değil mi? Çin’de de toprak spekülasyonu var, işsizlik var, zorbalık kat kat. Fakat toplumun bir yeterli yüzdesi geleceği hazırlıyor. Her alanda ön sıralarda geliyorlar. Biz de o düzeye erişmek zorundayız. Bir de alarm veren bir karikatür gördüm. Dünya yüzünde bütün ağaçlar kesildiği için asılacak dal bulamayan maymun boşlukta sallanıyor. Bizim ülkenin sorunu bu olmasın? Boşlukta sallanmak!! Yani cehalet.

Eskiler ‘Ya sabır, ya selamet’ derlerdi. Ama sayıları az, vakitleri çoktu…

On iki yılı hangi oranda bölseniz nitelik ancak kötüye doğru gelişir. Çünkü yerleşmiş bir eğitim ritmini değiştirmiş olursunuz. Amacından sapmış bir öğretimi kaça bölerseniz bölün sonuç değişmez. Bu öğrencilerin binlercesi sınavlarda sıfır çekiyor. Karelere çarpı koymak dershanelerde öğreniliyor. Bu bilgi değil ‘bul karayı, al parayı’ oyunudur.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat