Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

Pozitif Bilimin Önemi

 

Hasan Ali Yücel/Pozitif Bilimin Önemi

Pozitif bilim günlük hayata girmedikçe, cemiyetin işleri, o işleri bilenlerin toplu fikirlerine dayanmadıkça, hayat, fakir realiteler halinde kalmaya mahkumdur. Devlet ve siyaset adamlarının bilginlere ve bilgiye bu bakımdan dayanması örneğini geniş ölçüde ancak Cumhuriyet devri bize gösterdi.

Genç cumhuriyetin temel amacı, ülkeyi bilimle yöneterek ve bilimsel düşünebilme becerisini tüm topluma yayarak, kısa süre içinde uygarlık dünyasının ön saflarına katılmaktı. Erken Cumhuriyet hükümetlerinin bütün davranışlarına bu temel ilke yön vermiştir. İşte bu anlayış nedeniyledir ki, dünyanın “uygar ve demokratik” büyük ülkeleri acımasız bir büyük doğa ve insan kaynaklarını ele geçirme savaşının girdabında savrulurker, Genç Türkiye Cumhuriyeti yeni bir fen fakültesi kurmakla meşguldü.

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in 8 Kasım 1943 tarihinde Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin açılışında yaptığı (Erdal İnönü’nün de yeni fakültenin 1 numarada kayıtlı öğrencisi olarak dinleyiciler arasında olduğu) bu tarihi konuşma, yeni cumhuriyetin, özellikle bilimin toplumsal rolü ve üniversite anlayışı konularındaki yaklaşımını göstermesi bakımından son derece önemlidir. Bu tarihi konuşmanın metni, 9 Kasım 1943 tarihli Ulus gazetesinden alınmıştır.

“Büyük Reisicumhurumuz, Sayın Arkadaşlar:

Cumhuriyetin 21. yılını yaşamaya başladığımız bugünlerde Ankara Üniversitesi’nin Fen Fakültesi’ni yüksek huzurunuzda açmakla bahtiyarım. İnkılabın memlekette kurduğu diğer yüksek öğrenim kurumları gibi bu da, yeni Türk cemiyetinin verdiği seviyenin icabı olarak doğmaktadır.

Hukuk alanındaki devrim, Ankara Hukuk Fakültesi’ni; dil ve tarih alanındaki milli görüş, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni doğurmuştur. Yirmi yıldan beri fen ve teknik alanındaki ilerlemeler de günlük hayatımızda ve medeniyet seviyemizde esaslı değişikliklere ve yükselmelere yol açmıştır. Halkımız ve aydınlarımız eski yaşama vasıtalarını bırakıp yeni medeniyet araçlarına düşkünleşmeye başlamıştır.

Nitekim içinde bulunduğumuz büyük harbin kullandığı ateşli ve makineli silahlar, memleket müdafaasının da fenne ve tekniğe dayanması zaruretini bütün yurda şiddetle hissettirmiştir. İşte bugün açmakta bulunduğumuz Fen Fakültesi, duyulan bu ihtiyaçların ve ilerleyen bu anlayışın verimidir.

POZİTİF BİLİMİN BÜYÜK ROLÜ

Her ilerleme, hiç kimse tereddüt etmemelidir ki, pozitif bilimin ışıkları altında olmaktadır. Tarih içinde Avrupa rönesansından sonraki asırlarda ilerleyen milletlere ayak uydurmadan zaman kaybetmiş bir millet olarak biz, aradaki açığı kapatmaya mecburuz. Bundan kaygılanmamayı gene tarihimizden öğrenebiliriz. 1402’de Çubukova harbi ile yıkılıp parça parça olan Türk-Osmanlı Devleti bu parçalanmadan yarım asır sonra insanlık tarihine yeni bir devir açacak mucizeyi yaratabilmiştir. 1453, İstanbul’un fethi tarihidir. Onun için lüzumsuz gurura düşmeden ve kendimize derin surette inanarak tarih içinde kaybettiğimizi söylediğim zamanı, himmetle, gayretle ve doğruya inananların yüreklerinde bulacakları cesaretle kapayabiliriz. Ankara Fen Fakültesi, bu himmet, gayret ve cesaretin bir eseridir.

FENA BİR ALIŞKANLIK

Medeni bir kütle olarak geçmiş yakın devirlerimizde gördüğümüz en fena alışkanlık, yalnız zekâya güvenmek, yalnız sağduyularla yeterlenmek ve deneme esasını kabule yanaşmayan vahimelerle millet hayatında gölge oyunları oynatmaktır.

Pozitif bilim, günlük hayata girmedikçe, cemiyetin işleri, o işleri bilenlerin toplu fikirlerine dayanmadıkça, hayat, fakir realiteler halinde kalmaya mahkumdur. Devlet ve siyaset adamlarının bilginlere ve bilgiye bu bakımdan dayanması örneğini, geniş ölçüde, ancak Cumhuriyet devri bize gösterdi. Ebedi ve Milli Şeflerimize bu kadar derin bir sevgimizin, onlara ideal babaları olarak bu kadar gönülden bağlanmamızın başlıca sebeplerinden biri budur. Bizden sonra gelecek nesillerimizin, umumi hayatın her alanında tarihimizin seyrini çizecek bu büyük prensibe, bizim gibi kökten vakıf olmaları, ehemmiyetle tekrar edilecek bir noktadır.

Dünya hayatını taassup dumanları içine sokarak, bilgiyi bir özel sınıfın siyaset aleti yapan devirleri, inkılabımızın feyizli aydınlığında cüretle mütalaa etmeliyiz. Her şey gibi bilim de, yaşamak içindir. Bilmeliyiz ki her türlü hurafeleri silip süpürecek olan bereketli yağmurlar, pozitif bilimlerin yaşatıcı ve besleyici bulutları içerisindedir. Skolastik ve bizim tarihimizdeki adıyla medresecilik zihniyeti, ancak pozitif bilimlerin prensiplerine ve deneylerine inanmakla ortadan kalkabilir.

Cumhuriyetin eline geçtikten sonra gerçek hüviyetini alabilen üniversitemizde, anahtarı hademede duran fizik aletlerine el sürmeden mezun olmuş üniversiteliler, nihayet bizimle yaşıttırlar. O zaman en iyi niyetlerle vazife almış olmasını hürmetle yâd edeceğimiz pozitif bilim profesörleri içerisinde, yalnız sosyal bilimler okunan Mektebi Mülkiye mezunu bile bulunduğunu hatırlatmakta fayda görürüm.

ESKİ VE YENİ ÖĞRETİM USULLERİ

Bizim öğrencilik devirlerimizde, bugün yetiştirmekte olduğumuz gençlerin bir türlü akıl erdiremeyecekleri bir öğretim usulü vardı. Tek deney yapmadan fizik, tek madde görmeden kimya okutulurdu. Öğrendiğimiz fizik karatahta fiziği, okuduğumuz kimya tebeşir kimyasıydı.

Belki bugün birçok medeni eksiklerimiz vardır, fakat zihniyetimiz, pozitif bilimin ilkelerine ve metotlarına tam uyar hale gelmiştir. Fabrikalarımızın kimya işlerini idare eden kimya mühendislerimiz, madenlerimizi arayıp bulup tahlil eden maden mühendislerimiz, fiziğin her sahasında salahiyet verici diplomalara sahip ihtisaslı fen adamlarımız, demir yollarımızı ve yollarımızı, köprülerimizi kuracak yol ve yapı mühendislerimiz, nihayet bu elemanları yetiştirecek fen öğretmenlerimiz vardır.

Dava, bunların medeni hayatımızın ihtiyaçlarına cevap verecek sayıda ve değerlerinden kaybetmemek üzere çok yetişmesine çare bulmakta toplanıyor. Hükümet, Büyük Meclis ve Büyük Şefimiz, bu ana davayı çözmek için bütün gayret ve dikkatlerini bize bağışlamaktadırlar. Bütün dileğimiz, tarihimizin bu gerçekçi anlayışıyla ve süratle kesiksiz yürümesidir. Onu temin edecekler, bizzat öğretici ve öğrenicilerdir. Her iki zümreden olan arkadaşlarımızın bu yolda candan çalışacaklarına, hayatlarının bütün zevkini ve saadetini, hakikat denen ve deneyden gelen öz bilgilerde bulacaklarına güveniyoruz.

FEN FAKÜLTESİ DE KENDİ BİNASINA SAHİP OLACAK

Sayın Arkadaşlarım;

Kurduğumuz bu fakülte, gördüğünüz gibi Gazi Terbiye Enstitüsü’nün binasında ve laboratuarlarında misafirdir. Yarın o da, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Hukuk Fakültesi gibi kendi büyük ve müstakil binasına sahip olacaktır. Bu darlık ve yetmezlik sebebiyledir ki, bu sene az talebe aldık. İçinde bulunduğumuz yılda genişleme imkânını arayacağız. Bütün Matematik-Astronomi, Fizik-Matematik, Fizik-Kimya dallarını ve Matematik-Fizik, Kimya enstitülerini ihtiva eden fakültemiz yarın, tam bir fen fakültesinin kadrosuna girebilecek olan bütün şubeleri kuracaktır.

Ankara Fen Fakültesi, Ankara Tıp Fakültesi’nin de habercisi ve müjdecisi olacaktır. Tıp Fakültesi’nin FKB’si üçte iki arasında her gün vücut buluyor demektir. Böyle bir fakülteyi kurarken, benzeri kurumlara ve orada çalışan bilgi adamlarına da teveccüh eden yardım mesuliyetlerini, huzurunuzda belirtmek isterim. Bu vesile ile bizim İstanbul Fen Fakültemizde olduğu gibi, bilim zihniyeti ve arama ruhu hâkim olacaktır. Makinecilik devrinden kurtulmaya uğraştığımız bu zamanda, denemeden çıkan bilgilerin sentezi ile ve tüme varıcı bir metotla fen adamı yetiştirmek istiyoruz. Bu fakülteden ışıklanacak gençler, yarın kendi bilgi alanlarında cüretle düşünebilecek ve düşündüklerini gerçekleştirmek için kendilerine inanarak teşebbüse geçebilecek iktidarda olacaklardır.

Büyük buluşlar, beşer bilim tarihinde gördüğümüz gibi, hep bu yoldan olmuştur. İlmin de muhtar olduğu bir cins cesaret ve cüret vardır. Bu fakülte, o duyguyu aşıladığı nispette dünya ilmine yeni bilginler ve yeni bilgiler katacaktır. Karatahta fiziğini ve tebeşir kimyasını, dünün skolastiği gibi, her iki fen fakültemizde hakiki manasında yok etmek istiyoruz. Onun için, insan zekasına en geniş uçma ve yükselme imkanını veren pozitif bilim, memleketimizin hayat desteklerinden biri olacaktır.

ÖĞRETİCİLERE DÜŞEN BİR VAZİFE

Öğretici arkadaşlarımın bizdeki fena bir geleneği ve ütopiyi yok etmeye, bu fakültede de kuvvetle devam etmelerini söylemekten kendimi alamıyorum. Türk çocuğunun zekasına bizim gibi bilerek güvenenler takdir ederler ki, matematik ve fizik, diğer bilim dallarından daha az sevimli ve daha güç kavranır değildir. Bu bilgilerin, tabii bir yayılma ile beyinlerimize sinebilmesi, öğretici arkadaşlarımın mesleklerindeki maharetine borçlu olacaktır.

Güneşin altında en çok söylenen bir hakikati bir kere daha Türk kültürünün bu mutlu gününde tekrarlayacağım: Bilmek, mutlaka öğrenmeyi bilmek değildir. Gerçek öğretimin bence en doğru tarifi, bilen ve bildiğini öğretmesini bilendir. Madem ki bir hakikati buldurmak ve anlatmak istiyoruz, hakikat aramak, hiç değilse deniz dibinden inci avlamak kadar sevimli bir iş olmalıdır. Bu ruhtaki bir öğretenin karşısında öğreniciye düşen vazife de, iyi çalışmakla öğretene kolaylık vermek ve güzel düşünmeye alışarak doğru anlamaya ermektir.

POZİTİF BİLİMDE METODUN ROLÜ

Aziz Arkadaşlarım;

Bu ölümlü insan hayatında düşünmekten ve düşünmeyi bilmekten daha zevkli ne olabilir? Düşüncelerin bir gerçeğe ermesi için yürünecek yolu, yeter ki iyi bilelim. Onun için pozitif bilimde metot, asıl bilgilere verilen ehemmiyet derecesini daima muhafaza etmiştir. Bizde hayata ve ölüme mana vermek demek olan felsefenin, son asır da dahil olmak üzere uzun devreler metotsuz bilgiler üstüne kurulmuş ve daha çok bir şiir ve edebiyat halinde gelenek almış bulunması, umumi hayatımızda bildiğimiz aksaklıkları yapmıştır. Eşya ve olaylar üstünde onları bilmeden ve tanımadan düşünmek, özlü bir edebiyatın da doğmasına engel olmuştur.

Bu itibarla fen fakültelerini bazı ileri memleketlerde olduğu gibi biz birer felsefe fakültesi bellemekteyiz. Manevi bilimlerle maddi bilgiler yüksek bir dimağda bağdaştığı zaman felsefe doğar. Bu dimağın sahibi, sosyal bilincini aydınlatmış bir insan olduğu için bu toplu düşünceler milli bir felsefe, bütün insanlığın kaygılarını çözmekle geniş ve yaygın bir ilgi uyandırdığı için de üniversel ve insani bir fikir sitemi olur. Yeni fakültemizin fikir hayatımızda bu geleneğe ışık kaynağı olmasını yürekten diliyorum.

MAARİF MENSUPLARININ BAŞ HEDEFİ

Sayın Dinleyicilerim;

Türk irfanının naçiz bir hizmetkarı olan kendim de beraber olduğum halde, Cumhuriyet maarifinin her derecedeki mensupları, bugün bir tek şey düşünmekteyiz. O da, medeniyet seviyemizin her gün biraz daha yükselmesi için, aldığımız vazifeleri kusursuz yapmak ve ancak bu suretle Büyük Şefimizin Yüksek Millet Mümessillerine bir hafta önce Cumhuriyet maarifi hakkında ifade buyurdukları takdire, güvene ve iltifata layık olmaktır. Bu duygu, her alanda hepimiz için millete hizmetin şaşmaz ayracı olmuştur ve olmalıdır. Ankara Fen Fakültesi’nin Büyük İnönü’ye, yakın gelecekte yapacağı şükran ve minnet karşılığı, bütün varlığımla dilerim ki, bağrında büyüteceği Türk gençleri içerisinden, Tusi’ler, Harezmi’ler, Frady’ler, Newton’lar, Lavoisier’ler gibi büyük bilginler yetiştirmek olsun.”


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat