Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam126
Toplam Ziyaret407890

Murat Kaymak

5 Temel Konuda Muhalefet Ne Öneriyor?

 

DOĞAN KUBAN

Burada kültür sözcüğünü lahmacun, telefon, otomobil, göbek havası bağlamında değil, çağdaş toplum davranışlarını kapsayan tümel, niteliksel, toplumsal bir birikim anlamında kullanıyorum. Bu birikim Türkiye’de sınırlıdır. Ve bu sınırlarda bir sürü laf ebesi var.

 

Politikanın kültürel içeriği üzerindeki söylem ülke çapında etkili olan bütün davranışları içerir. Kuşkusuz bunun temel yönlendiricileri politikacılardır. Fakat onların yanında bürokrat, yazar, çizer, akademisyen, işçi, işveren, aydın, her aklı erenin bir sorumluluğu var: Sağlıklı bir politik ortamın oluşmasını tıkayan, adından başka bir niteliği kalmamış, gelenek kalkanının arkasına sığınmış boş kalıpların ayıklanması. Bunlar toplumun davranışlar anatomisi ile ilgili karmaşık ilişkilerdir. Bu çalışma geleceğin yüzünü aydınlatacaktır.

75 milyonluk Türk toplumunun ilgisinin yakın gelecek üzerinde yoğunlaşması, bir ölüm-kalım sorunudur. Dünya kamuoyu Yakın Doğu’ya, içinde köpekbalıkları dolaşan bir su ve petrol birikintisi olarak bakıyor. Bölgedeki ülkelerin tümü, bu bölgede yoğunlaşmış petrole bağlı politika ve ekonomi nedeniyle, bu yüzyılın ortalarına kadar büyük bir baskı altında yaşayacaklardır. Türkiye’nin petrolü yok, fakat bunalımın ortağıdır. Onun için iktidar ve muhalefetin temel konusu bu bunalımlı gelecektir. Konunun safsataya tahammülü yoktur.

Önümüzdeki yılların politikayı yönlendirmesi gereken, bütün dünya ile ortak sorunu ‘sürdürülebilirlik’tir. Bu da karmaşık bir sorundur. (Bazı okuyucular için bir açıklama: Karmaşa ile kargaşayı lütfen karıştırmayın. Karmaşa ‘complexity- complexité anlamına geliyor.) Enerji, iklimsel değişim ve ona bağlı su kapasiteleri, tarımsal yetersizliğe bağlı açlık sorunları bunun içindedir. Herkesin anlayacağı dille, doymak, barınmak ve alışılan yaşam standartlarını korumak, aslanın ağzındadır. Bütün politikaların temel konusu budur. Bekleyecek zaman da yoktur.

 

MUHALEFETİN ÖNERİSİ NE?

İktidar ve muhalefet önce ulusun nasıl doyduğunu sayılarla topluma anlatmalıdır. Muhalefetin bir ödevi varsa, bunun başında her olguyu sayısal boyutlarıyla öğrenmek ve halka anlatmak gelmektedir. Çünkü bu her çocuğun sabahıdır. Muhalefet gelir dağılımı, işsizliğin oranı, ve halkın hangi oranda, açlık düzeyinin üstünde ya da altında olduğunu bilmeli ve politik söyleme yerleştirmelidir. Bunu bilmeyen ya da söyleyemeyen bir partide kimin başkan olduğu önemli değildir.

İkinci konu belirli bir yaşam standardına ulaşmayanlar için ne yapılması gerektiğinin araştırılması ve sayılarla belirtilmesidir. Bu da parti içi tüzük ve anayasa tartışmalarından daha önemlidir.

Üçüncü konu toplumun yakın gelecekte elini dışarıya açmaması yani muhtaç ve köle olmaması için ne kadar ve nasıl üretmesi gerektiğidir. Bunun da sayısal boyutları gazete sayfalarını ve televizyonları dolduran içi boş sözde güncel söylemlerden daha önemlidir.

Dördüncü konu ülkenin bağımsız karar verme gücünün, yabancı kışkırtmaları önleyecek kadar güçlü olmasıdır. Bu da devletin dünyadaki konumunu doğru saptamış ve politikasını ona göre hazırlanmış olmasına bağlıdır. Bu bağlamda iktidar ve muhalefet ayırımı anlamsızdır.

 

BATININ HEDEFİ

Türkiye’nin devlet politikası, dünyadaki bütün devletlerin liderlerinden önce Mustafa Kemal tarafından bir kristal gibi kesin olarak “Yurtta sulh, cihanda sulh!” deyimi ile tarihe mal edilmiştir. Bu ilke sadece Türkiye’de değil, kendinin uygar olduğunu ilan eden her ülkenin temel davranışı olmak zorundadır. Kaldı ki biz savaş istiyoruz, diyen fazla ülke yok. Dünyada ‘Barış’a Çağrı’dan daha güzel ve insancıl bir slogan olamaz. Oysa günümüzde Batı ortaklığının en büyük gayreti İslam dünyasını parçalamaktır. Bunun farkına varmayanlar ya da buna ortak olanlar İslam dünyasının 21. yüzyıl köleliğine malzeme taşıdıklarını bilmelidirler.

Beşinci konu geleceğimizi garanti altına almamızı sağlamak için eğitimde, öğretimde ve üretimde gelişmiş dünya ortalaması düzeyine çıkaracak insan gücünün yetiştirilmesidir. Bunlar benim keşfettiğim ilkeler değil, gelişmiş toplumların uydukları amaçlardır. Bunlar yakın geleceğimizin olmazsa olmazlarıdır.

Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınları sistemin dışında bırakacak kararlarla böyle bir amaç gerçekleştirilemez. Dünyanın hiçbir ülkesinde sadece erkeklerin çalışıp eş ve çocuklarını besleyeceği bir sistem keşfedilmemiştir. Böyle hayaller ortaçağdan kalmadır. Kocanın parasıyla geçinen kaç Amerikan ailesi var acaba? Biz Elizabeth Taylor türü Türk kadını yetiştirmeyi herhalde öngörmüyoruz. Ülke gelirinin %30’unu alan %1’in kadınlarından da söz etmiyoruz. Zenginler evde oturması ve çocuk yapması gereken kızlarını yurtdışında okutuyorlar. Fakirler de zaten okutamadıkları kızlarını genç yaşta evlendirip çocuk ‘quota’sını gerçekleştiriyorlar.

 

İSLAMIN EN BÜYÜK SORUNU

Sevgili Okuyucular,

Geri kalmış İslam ülkelerinin en büyük sorunu, kadının fiziksel ve entelektüel gücünün üretimden uzak kalmasıdır. Üretimi sıfır, hatta çocuklarını yetiştirememekten dolayı negatif olan, nüfusun yarısını oluşturan kadın nüfusunun televizyon önünde bir tüketici olmasının bedelini hiçbir toplum ödeyemez. Bu tutumun, ülkeleri köleliğe mahkûm etmek olduğunun anlaşılamamış olması acı vericidir. Kaldı ki bunun sayısal ispatı da kolayca yapılabilir. Politikacılar, eğer ‘amal-i erbaa’ (yani dört işlem) biliyorlarsa, bu hesabı ayda bin lira kazanan dört kişilik bir aile üzerinden yapmaları, durumu görmek için yeterlidir. İşverenler de kadın işçiden vazgeçilirse, ülke ile birlikte kendi sonlarının ne kadar çabuk geleceğini hesap edebilirler. Bu bağlamda hayal kapısı kapanmıştır.

Eğer toplumun çoğunluğu öğretim ve üretimin çağdaş dünyadaki önemini kavrayan bir entelektüel bilince ulaşamamışsa, havanda su dövmeye devam ederiz. Adam başına gelir gibi göstergeler halkın gelirini göstermez. Türkiye’nin kırmızı çizgisi, öğretimin ve ileri teknolojinin uluslararası düzeyin altında kalmasıdır. Bu bağlamda partiler, söylemleri ne olursa olsun, sadece (artı) (eksi olarak) bir anlam taşırlar. Türkiye’nin durumu uluslararası istatistiklere göre eksidir. Eğer büyük bir çaba ve hızla -örneğin gökdelen yapma hızı ile- bu düzeye 5-10 yıl içinde ulaşamazsak, bir daha arayı kapama şansımız olmayabilir. Hiçbir eylemin yavaş olmasına tahammülü edemeyecek kadar geri bir ülkeyiz.

İslam toplumlarının ortak sorunların ağırlığını da hissediyoruz. Bugünkü Yakın Doğu konjonktüründe Türkiye için kendisine en zararlı hareket, İslam dünyasına sokulan emperyalist fitnenin oyuncusu olmaktır. Bunun en tehlikelisi ise Arap dünyasının herhangi bir ucuna Batı aracı olarak saldırmak olur. Araplar böyle bir tutumu Osmanlı emperyalizmi ile birleştireceklerdir. İran’la kavga ise aklımızdan bile geçmemelidir.

21. yüzyılda Batı dünyasının en önemli ekonomik kozu, 1.5 milyar Müslümanı sömürmeye devam etmektir. Kimi yorumlara göre, Tunus ve Mısır kargaşaları, Libya’yı kontrol altına almak için açılan yalancı cephelermiş. Ve Libya’ya pek çok paralı yabancı asker sokulmuş. Bunlar uydurma olabilir. Sonuçta halkların sokaklara dökülmesi ve binlerce kurban vermesi çok ciddi bilinçlenme gösterileriydi. Fakat Suriye sorununu İran’dan bağımsız düşünmek de olanaksızdır. Biz bu topraklarda bin yıldır İranlı ve Araplarla birlikte Müslüman olarak yaşıyoruz.

Türkiye’de toplum başka dünyada mı yaşıyor? Halka Sudan, Mısır, Pakistan gibi ülkelerden bir yaşam arakesitini bir filmle gösterin. Türkiye’de, ona benzer bir ortamda yaşamak isteyen kaç kişi çıkar? Peki muhalefet bu bağlamda ne diyor? Konuşma vakti aşama aşama mı gelecek?

Sayın okuyucular,

Kültüre politikayı karıştıran bu yazı için özür dilerim. Ne var ki çağdaş İslamın temel sorunu kültürle politikayı ayırt edememiş olmasıdır. Kuşkusuz hiçbir toplumsal konuyu ulusal ya da uluslararası ‘conjoncture’den bağımsız ele almak olanağı kalmadı. Örneğin Suriye’de demokrasi kıtlığının Suudi Arabistan’dan, Sudan’dan ya da Pakistan’dan ne farkı var diye sorsak!

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat