Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

Sekiz Yıllık Eğitimin Bir Yılı

MUSTAFA GAZALCI / Eğit-Der Gnl. Bşk., CHP PM Üyesi

S ekiz yıllık zorunlu kesintisiz eğitimin yasalaşması, 18 Ağustos 1998'de (bugün) bir yılı doldurdu. Uzun bir bekleyiş ve savaşımdan sonra gerçekleştirilen sekiz yıllık eğitim uygulaması eksiklerine karşın genel olarak başarılı olmuştur. Bu uygulamanın her alandaki olumlu etkileri zamanla daha iyi anlaşılacak ve yaşanacaktır. Sekiz yıllık çağdaş zorunlu bir eğitimden geçen insanların üretimleri, yaşayışları, yetiştirdikleri çocuklar geçmişe göre daha iyi olacaktır.

Halkın büyük bir kesimi, kesintisiz sekiz yıllık zorunlu eğitime sahip çıktı. Yasayla birlikte çıkan vergi ve bağış yolu ile 135 trilyon toplandı. Ayrıca Dünya Bankası'nın 300 milyon dolarlık kredi anlaşması yürürlüğe girdi. Bu paralar bir an önce yatırıma dönüşmelidir.

Sekiz yıla karşı çıkanların ileri sürdüğü, ''Beş yıllık zorunlu eğitimi bile tam başaramadık, maddi yönden sekiz yılın altından hiç kalkamayız'' savı boşa çıkmıştır. Öteki savların boşa çıktığı gibi.

8 yıl gölgelendi:

Başından beri başta RP (şimdiki FP) olmak üzere kimi çevreler 8 yıllık zorunlu eğitime, özellikle bu eğitimin kesintisiz yapılmasına karşı çıktı. Bu çevreler laik, program birliği içinde kesintisiz zorunlu bir temel eğitim istemediklerini açıkça söyledi. Söylemenin ötesinde, camileri de üs olarak kullanarak yasadışı gösteriler yaptılar.

55. Hükümet, tarihten ders alarak bu gürültülere boş verebilir, sekiz yıllık eğitimin rüzgârıyla eğitimin her alanında büyük yenilikler yapabilirdi. Öğretmen, ders programları, kitapları, okul kütüphanelerini hızla ele alarak sekiz yılın içini daha iyi doldurabilirdi.

Üzülerek belirtmek gerekir ki bu yapılamadı. Eğitimin öteki aşamalarına reform anlayışı taşınamadığı gibi, sekiz yılın kesintisizliği gölgelendi.

Hükümet, sekiz yılın kesintisizliğine karşı çıkanlara ödün vererek yasanın çıkmasından iki gün sonra, 20 Ağustos 1997'de, Kuran Kursları Yönetmeliği'nde değişiklik yaptı. Bu değişiklikle isteyen ilköğretim öğrencileri 5. sınıftan sonra cumartesi, pazar günleri ve yaz aylarında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Kuran kurslarına gidebilecekti.

Eğit-Der, bu değişikliği bir öğrenci velisi aracılığıyla Danıştay'a götürdü. Danıştay, 27 Mart 1998'de yürütmeyi durdurma kararı verdi. Sekizinci sınıfı bitirmeden öğrencilerin Kuran kurslarına gitmelerini Öğretim Birliği Yasası'na ve çocuğun sağlıklı gelişimine aykırı buldu.

ANAP ve DYP milletvekilleri, TBMM'nin ve Danıştay'ın bu açık kararlarına karşın, isteyen öğrencilerin 5. sınıftan sonra Kuran kurslarına gidebilmeleri için ayrı ayrı yasa önerisi verdiler. TBMM Milli Eğitim Komisyonu bu önerileri de reddetti.

Bu kez Diyanet İşleri Başkanlığı, 29 Mayıs 1998 tarihinde bir genelge çıkararak 'Danıştay'ın, yönetmeliğin 8. ve 15. maddelerini iptal ettiğini, 9. maddeye göre her yaştaki insanı camilerde açacağı Kuran kursuna çağırdığını' duyurdu.

Başbakan Mesut Yılmaz da Haziran 1998'de Ağrı'da yaptığı konuşmada her yaşta çocuğun Kuran kursuna gidebileceğini söyledi.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu genelgesi de, Sayın Mesut Yılmaz'ın konuşması da sekiz yıllık yasanın kesintisizliğini gölgeledi. Danıştay yeniden karar verinceye değin sekiz yılın kesintisizliği fiilen bölünmektedir. Hatta eskisinden daha kötü bir durum yaratılmıştır. Eskiden 5. sınıfı bitiren çocuklar Kuran kurslarına resmen gidebilirken şimdi her yaştaki çocuk gidebilmektedir.

Kimilerinin ileri sürdüğü gibi konu din değil, eğitimdir. Hem de zorunlu temel eğitim... Temel eğitim, adı üstünde, bir ülkenin en temel, en önemli eğitim aşamasıdır. Bu eğitimin program ve anlayış bütünlüğü içinde verilmesi gerekir. Bu anlayış da laik ve çağdaş eğitim anlayışıdır. Cumhuriyetin daha başında, 3 Mart 1924'te Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Yasası'yla yurttaşların nasıl bir eğitimden geçeceği belirlenmiştir.

8 yılın içi doldurulmalı

Temel eğitim sırasında dinsel eğitim verilemez. Anayasanın laikliğe aykırı olarak zorunlu gördüğü din kültürü de din eğitimi değildir. Üstelik ilköğretimde resim, müzik, beden eğitimi gibi temel dersler haftada bir saat verilirken 'Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi' dersi 4. sınıftan son sınıfa değin haftada iki saat verilmektedir. Ayrıca ilköğretim sırasında çocuğun Kuran kursuna gitmesi eğitimin birliği açısından doğru değildir.

Sekiz yıllık eğitimi başarılı kılacak, onu başarıyla uygulayacak öğretmendir. O yüzden öğretmen yetiştirme işi, üniversite ve bakanlık işbirliğiyle yeniden ele alınmalıdır. Başka meslekler için yetişmiş üniversite bitirenleri, formasyon da alsa öğretmen olarak atamak doğru değildir. Öğretmen, öğretmen okulundan yetişir. Öğretmen okullarında bilgi yanında kişilik, alışkanlık verilir. En önemlisi de, uygulama yaptırır. Her öğrenci 'ben öğretmen olacağım' diye yetişir.

Öğretmenin işini severek yapması, büyük ölçüde onun sorunlarının çözümüne bağlıdır. Öğretmenin ekonomik sıkıntısı olmamalıdır. Kitap okuyarak, sanat etkinliklerini izleyerek, gezerek öğretmen kendini yenileyebilmelidir. Öğretmenin toplusözleşme hakkı tanınmış, yaptırımlı sendikası olmalıdır.

Eğitimde önemli araçlardan biri de ders kitapları' dır. Sekiz yıllık eğitim yasası çıktıktan sonra ders kitapları sekiz yıla göre düzenlenemedi. Biçim ve öz olarak kitaplar çağdaş duruma getirilemedi. Geçen yıl eski kitaplar okutuldu. Bu kitapların Talim Terbiye Kurulu'nca verdiği 5 yıllık okutulma süreleri doldu. Bu yüzden Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Ocak 1998'de uzmanlıklarına göre öğretmenleri kitap yazmada görevlendirdi. Öğretmenler müfredatın sınırlamalarına karşın sıkı çalışarak kitapları bakanlığa teslim ettiler.

Talim Terbiye Kurulu'ndaki kadrolar değişmediği için bu kitapların kimileri keyfi olarak reddedilmektedir. Bakanlığın olumlu bir adımı, yine bakanlığın başka bir birimince engellenmektedir. Kitaplar yenilenemeyince bu işin ticaretini yapan, Türk-İslam sentezine göre yazılmış kitaplar okutulmaya devam edecektir.

Ders kitapları, kurullara yazdırıldığı gibi, yarışma yoluyla da yazdırılabilir. Ama her şeyden önce, Talim Terbiye'nin elindeki yönetmeliğe sığınarak verdiği yargısız infaza son verilmelidir.

Öğrencilerin iyi yetişmesi için ders kitapları dışında sanat ve bilim kitaplarıyla da buluşması gerekir. Bunun için her ilköğretim okulunda zengin bir kitaplık açılmalıdır.

Eğit-Der, sekiz yıllık eğitime katkı için 'Her İlköğretim Okuluna 1000 Kitap' kampanyası başlattı. İlk aşamada 5000 kitabı, kitaplığı olmayan Ankara'nın gecekondu bölgeleriyle Erzurum'un, Kahramanmaraş'ın köylerindeki ilköğretim okullarına teslim ettik. Kitapları evlerden, kuruluşlardan topladık. Kitabı verenin adını kitabın başına yazdık. Yeni ders yılı ile birlikte kampanyayı sürdüreceğiz. Elbette bütün Türkiye'deki ilköğretim okullarına biz ulaşamayız. Böylesi kampanyaları başka kuruluşlar da yapabilir. MEB, Kültür Bakanlığı ile işbirliği yaparak tüm okullara kütüphane açabilir. Kütüphanesi olan okulların kütüphaneleri yeni çağdaş kitaplarla zenginleştirilebilir.

Sekiz yıl kesintisiz zorunlu eğitimin bir kazanımı da, 5. sınıftan sonra yapılan Anadolu ve Fen Liseleri sınavlarının kalkmasıydı. Küçücük çocukları dersanelere taşıyarak sınava sokmak, kazanamayanlara da yaşamları boyunca aileleriyle birlikte unutamayacakları bir acıyı yaşatmak hiç de doğru değildir. Bu konuda söylenmesi gerekenler ayrı bir yazı konusudur.

Cumhuriyet 18 Ağustos 1998


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat