Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret393321

Aydınlık İçin Sekiz Yıl

BERİN TAŞAN Hukukçu

' Sekiz Yıllık Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim' Yasası, 18 Ağustos 1998'de bir yılını doldurdu. Geleceğimiz için çok önemli olan bu yasa, kamuoyuna gerektiği gibi anlatılabildi mi; yasa gereği ''eğitime katkı'' da bulunan yurttaş, parasıyla ne yapıldığını biliyor mu? 4306 sayılı yasa ile ''sekiz yıllık kesintisiz eğitim'' in parasal kaynağını karşılayabilmek için tam 14 çeşit işlemden değişik oranlarda katkı payı alınıyor. Her gün kamu kuruluşlarına yüz binlercesi verilen 19 çeşit beyannamenin her birinden 500 bin TL, silah taşıma ruhsatından 20 milyon, taşıt alım-satımından 10 milyon, her tapu işleminden 5 milyon, cep telefonundan 2 milyon, içkiden, sigaradan, at yarışlarından, Menkul Kıymetler Borsası payından vb.

Vergi yükümlüsü olarak, vekil olarak vergi dairesi vezneleri önünde vergi yatırmak için en sıcak günlerde kuyruklarda bekledim. Her vergi tahakkuku altında bir de 500 bin TL ''eğitime katkı'' yazılıydı. Ayakta sırasını bekleyen yurttaşların bir tanesinden ''Bu eğitime katkı da ne oluyor'' diye sorana rastlamadım. İlk aylar ''kesintisiz eğitim'' e TBMM'de yumrukla, küfürle karşı çıkan ''sağ koalisyon'' a tepki olarak vergisini içtenlikle yatıranların yanında bir de bağış yarışı başlamıştı. Bir gazetede büyük başlıklarla verilen şu habere başka bir ülkede rastlayabilir misiniz?

''Oturacak evi yok, okul yaptırıyor'' - Almanya'da maden işçiliğinden biriktirdiği 65 milyar liranın tamamına on derslikli bina inşa ettirecek olan İbrahim Erdoğdu - ''Çocuklarımızın iyi yetişmesi, benim ev sahibi olmamdan çok daha önemli'' dedi (Yeniasır, 22 Ocak 1998).

Hiçbir girişim kamuoyunca ve ekonomik yönden bu kadar destek görmemiştir. Hükümet bu altın fırsatı yeterince değerlendiremedi. Üniversite gençliği yaz aylarında Güneydoğu'da ''sekiz yıllık kesintisiz eğitim'' in kıvılcımı olabilirdi. Sivil toplum örgütleriyle canlı bir bağ kurulamadı. Emekli öğretmenler önce göreve çağrıldı, sonra ilgilenen olmadı. Milli Eğitim Bakanlığı, yasayı uygulayacak inançlı bir kadro kuramadı.

Hükümet yasayı deldi

55. hükümet, iktidarı dönemindeki bu en hayırlı işe sahip çıkacağı yerde, yasanın çıkışından iki gün sonra yasayı ilk delen kendisi oldu. Yasaya göre sekiz yıl bitirilmeden Kuran kurslarına gidilmesi men edilmişken hükümet tarafından çıkarılan 20.8.1997 günlü genelge ile 5. sınıftan sonra Kuran kurslarına gidebilme olanağı sağlandı. Bu genelge Danıştay'ca iptal edilmesine karşın bu kez Diyanet İşleri Başkanlığı'nca ''Yaş sınırı aranmaksızın camilerde Kuran eğitimine devam edilecektir'' diye genelge yayımlandı. Başbakan Mesut Yılmaz da yasaya aykırı olan bu genelgeye sahip çıkarak ''Her yaşta çocuğun Kuran kursuna gidebileceğini'' söyledi.

İrtica konusunda ödün vererek şeriatçı bir partinin önüne geçemezsiniz. Hele hele cumhuriyeti, laikliği savunan bir parti olarak hiç geçemezsiniz. Eğer öyle olsaydı 1947'de ilkokullara din derslerini koyan, aşırı sağın baskısıyla solcuları koruyor diye Hasan Âli Yücel' i Milli Eğitim Bakanlığı'ndan alıp yerine ırkçı- Turancı Reşat Şemsettin Sirer' i getiren, Köy Enstitülerini sahipsiz bırakan CHP'nin 1950 ve sonraki seçimleri kazanması gerekirdi. Şimdi de ANAP, DSP, CHP aynı yanılgı içindeler..

Kesintisiz sekiz yıllık eğitimin sahipsiz bırakılmasından yüreklenen eski RP, yeni FP'liler, sekiz yıl sorununu bir eğitim olayı olmaktan çıkarıp bir din kavgası haline dönüştürdüler. Her cuma namazı sonunda cami önlerinde çoluk çocuk, erkekli-kadınlı bir topluluk ''Kurana uzanan el kırılır'' , ''İmam-hatipleri kapatamazsınız'' , ''Kesintisiz dinsiz eğitim'' diye bağırdılar. İzinsiz gösterilerini polis dağıtmayınca, bu sefer olay yaratmak için polise saldırıp kavga çıkardılar, sonra da TV kameralarına mağdur rolünde poz verdiler.

Kesintisiz temel eğitimin başarılı olabilmesi için bundan sonra ne yapılmalıdır? ANAP, yasadan ödün vererek aşırı sağ kesimden oy alacağını düşlüyorsa, bilsin ki DYP'den de arkada kalır. DSP'nin, hem hükümet ortağı hem de demokratik bir sol parti olarak Milli Eğitim Bakanı'nı yalnız bırakmaması gerekir. Şu bir gerçek ki yasanın çıkması ve başarılı olmasında en büyük pay Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay' a aittir. CHP, yasanın çıkışı sırasında topladığı olumlu puanı, daha sonra sırf hükümete karşı olmak için takındığı kararsız ve isteksiz tutumu ile kaybetmiştir. CHP'nin seçimlerdeki en büyük şansı, cumhuriyeti ve Atatürk ilkelerini savunan bir parti olarak sağcı ortaklara karşı DSP ile birlikte sekiz yıllık eğitime sahip çıkmak olacaktır. Bir yıl içinde yapılanların dökümü açıklanmadan hükümetçe ''eğitime katkı'' payının arttırılması kamuoyunda yaratılan rüzgârın hızını kesebilir.

Yeni ders yılının başlamasında ''eğitime katkı'' payından toplanan paraların, yapılan bağışların, açılan okulların, okul ihalelerinin görüntüleriyle birlikte açıklanması kamuoyunda güveni yeniler, yeni bir heyecan yaratır. Bir yılda elbette bilgisayarlı 30 kişilik sınıflar, arzu edilen yatılı ilköğretim bölge okulları, Güneydoğu'da kapanan okulların tamamının açılması beklenemezdi. Ama bir yıllık uygulama yine de umut vericidir, maya tutmuştur. Refah Partisi iktidarı döneminde Konya'nın yalnız Hüyük ilçesi, Mutlu beldesinde örgüt kuramamış, ''yatılı Kuran kursu'' açamamış. 1992 yerel seçimlerinde Erbakan helikopterle Mutlu'ya geliyor. Örgüt binası ve yatılı Kuran kursunun açılmasına karşılık her türlü maddi yardımda bulunacağına söz veriyor. Mutlu halkı iktidarın nimetlerinden yoksun kalma pahasına Erbakan'a ''Biz cumhuriyete, Atatürk ilkelerine bağlı çağdaş bir gençlik yetiştirecek yatılı ilk öğretim okulu istiyoruz'' diyor. (Cumhuriyet, 7.2.1998).

Beşinci sınıfı bitiren 1.500. 000 çocukla, beşinci sınıftan sonra öğrenimine ara veren milyonlarca çocuk, yeni yasa gereğince altıncı sınıfa kayıt edilecek. Okul dışında kalan milyonlarca çocuğumuzun kazanılmasına karşılık yeni yasa ile bütün yurtta imam-hatip ortaokuluna gidemeyecek olan 300 bin çocuk için kıyamet koparıyorlar. Yalnız onlar için mi? 300'den fazla okulun yapımı için ayrılan 101 trilyon liranın paylaşılması için. Çünkü şimdiye kadar okul ihaleleri ''müteahhit mafyası'' arasında paylaşılıyordu.

Sonuç

Milli Eğitim Bakanı şimdi açık (şeffaf) bir ihale yöntemi izliyor. Kıyamet kaçak Kuran kurslarının kapatılmasından, camilerin denetiminden, cami önlerine konan bağış adıyla toplanıp da içindeki paraların nereye gittiği bilinmeyen sandıkların kaldırılmasından kopuyor. Bunları açık açık basında, meydanlarda, köy odalarında söylemek, anlatmak yurtseverlik gereğidir. Bu gerçekler ''alt yapı'' , ''üst yapı'' , ''sistem değişikliği'' gibi bilgiçliğe, kaytarmacılığa kaçmadan somut örnekleriyle anlatılsın ki kamuoyu aydınlansın, desteği güçlensin. Seçim, referandum ondan sonra yapılsın. Ondan sonra yapılsın da görelim, bakalım, halkımız çocuklarını kara çarşaflı öğretmenlere mi, yoksa çağdaş, aydınlık cumhuriyet öğretmenlerine mi teslim ediyor.

Cumhuriyet 23 Eylül 1998


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat