Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam133
Toplam Ziyaret407897

Murat Kaymak

Uygar Toplum Hikâyeleri

 

Marx’ın tersine çevirip kullanmaya çalıştığı Hegel’in diyalektiği işe yaramadı. Sınıflar vardı. Fakat sınıf bilinci yaygınlaşmadı. Sınıflar ayrılamadı. Parayı koklayanlar sınıflarını unuttular. Asıl birleşenler sömürünün tadına varanlar oldu. Tepede %20 halinden memnun, %70 fakir, gerisi de sınıflamaya girmeyen huzursuz ve kavgacı, hak yemeye hazır insanlarla dolu bir dünya var.

DOĞAN KUBAN

Kimsenin sınıf yerine koymadığı gerçek tek sınıf var. Bunlar uygarlığın dağınık temsilcileri. Bunlar atom bombası uygarı, turizm uygarı, sanayi uygarı değil, petrol uygarı değil. Otomobili olduğu, gökdelende oturduğu için uygar değil.

Yaşama saygı duyan, insana acıyan, haksızlığa isyan eden, hoş görülü, şiddet düşmanı, düşünceye ve sanata en büyük insan yaratısı ve uygarlık temeli olarak bakan, insanları sınıflandırıp düşman kategorileri icat etmeyen, paraya tapmayan ve özgür düşünmeye çalışan gerçek insanlar.

Eğer aydınlık, ahlak, sevgi, özgür düşünce, özgür sanat varsa; eğer huzur, eğer sağduyu ve dürüstlük varsa onları temsil eden bu adamlar nesli tükenen hayvan türlerine benziyor. Dünya onlar için tehlikeli. İlginç olan bu tükenmenin uygar ülkelerin yarattığı ve yaydığı bir ideoloji sonucu olması.

Batı uygarlığı son döneminde kapitalist sömürü ile özdeşleşti. Adını da liberal demokrasi taktılar. Oysa paraya tapan adam ne liberal olabilir, ne de demokrat. Kenarda köşede, tek tük böyle adamlar olması bir toplumu uygar yapmıyor.

 

MEGALOMAN EMİRLİK

Courrier International dergisinin 13-19 no’lu sayısında ‘Qatar, émirat mégalo’ (Katar, megaloman emirlik) adlı bir makale vardı. 300 000 kişilik bu petrol ülkesinin zenginliğini uluslararası finans kurallarına göre işleten ilerici ve zeki bir şeyhi ve eşi var. İslam’ın olanak verdiği sınırları biraz zorluyorlar. El- Cezire adlı televizyon kanalı Arap dünyasının çağdaş mensupları arasında etkili oluyor. Merkezi Doha’da deniz kenarındaki gökdelenleri ile bir tür çağdaş.

Ama hiç kimse bu doğalgaz ülkesinden bir bilim adamı, düşünür, sanatçı hatta sanayi üreticisi adı işitmedi. Tenis turnuvaları ve çölde kayak pistleri ile ünlü. Küreselliğin çöle yansıyan şaşırtıcı görüntüsü olan ülke, bir uygarlık ortamı değil.

Bir uşak, efendisi evde olmadığı zaman şöminenin karşısına oturup en pahalı Havana sigarlarını tüttürerek pahalı viskiler içince nasıl bey olmuyorsa, çağdaş görünmek ve zengin olmak kimseyi uygar yapmıyor.

Toplumun temel davranışlarına sinmemiş bir ödünç etkinlik, uygar sıfatı için yeterli değil. Eğer düşünce ve sanat ürünleri, toplumun günlük yaşamının ve örgütlenmesinin ayrılmayan parçası olmamışsa, uygarlık kiralanmış balo elbisesine benziyor.

 

“YENİ DÜNYA” SENFONİSİ

Dworak’ın ‘Yeni Dünya’ senfonisinin öyküsü, kiralık uygarlıkla Batı uygarlığı denen büyük tarihi performansın yüksek kültür düzeyindeki farklarını iyi anlatan bir öyküdür.

19 yüzyıl sonunda ‘American Conservatory of Music’un kurucusu olan zengin bir filantrop, Jeannette B. Thurber, 1892’de Anton Dworak’ı Konservatuvarın Musiki direktörü olmak üzere çağırır.

(Türkiye’de Yeniçeri Ocağı ile birlikte ortadan kaldırılan Mehterhane yerine kurulan Muzıka-i Hümayun’un başına ünlü opera kompozitörü Gaetano Donizetti’nin ağabeyi Giuseppe Donizetti (Donizetti Paşa) getirilmişti. (1828). Türkiye’ye Batı musikisinin ve Batı nota sisteminin girmesi bu sırada olmuştur. Osmanlı Türkiye’sinde Avrupa’yı izleyen bir Batı Musikisi merakı olmadı. Sultan ve büyük idarecilerin ailelerinin özel ders görmeleri dışında bir konservatuvar da olmadı.)

Amerika, insanı ve kültürü ile bir Avrupa uzantısıdır. Fakat o çağda kendinden emin bir ülke ve toplum olarak, ulusal bir kimlik arayışında idi. Mrs. Thurber, Dworak’dan ulusal bir opera yazmasını istemiş, oparanın konusu olarak, 15 yüzyılın ünlü Kızılderili Başkanı Hiawatha’nın destansı yaşamını önermişti. Büyük Amerikan şairi Henry Longfellow’un (1807-1882) “The Song of Hiawatha” adlı şiiri bestekâra ilham verecekti. Longfellow da bu destanı ünlü Fin Destanı Kalevala’dan ilham alarak yazmıştı.

Dworak’tan bu yapıtı isteyenler için Avrupa’nın dini ve ulusal geleneklerinden kurtulmuş ve kendi yaşam kurallarını koymuş Amerikan toplumu, böyle bir musiki yapıtı ile ulusal kimliğini pekiştirecekti.

Bu olayda bir kültür ortamının şekillenmesinde Musikinin bir görevi olduğuna inanan bir uygarlık görüşü vardır. Böyle bir olay Osmanlı toplumunda olamazdı. Kadının bir toplumsal eylemde başı çekmesi de söz konusu değildi. Bir ulusal destan da yoktu.

Oysa 19. yüzyıl Osmanlı toplumu, Amerika kadar kozmopolit bir toplumdu. İstanbul’da Müslüman kadar Hıristiyan da vardı. Düyun-u Umumiye döneminde İstanbul’da 100.000 yabancı pasaportlu insan yaşıyordu.

 

OSMANLI’DA KİMSE DÜŞÜNMEDİ

Belki de bu aşırı kozmopolitizm nedeniyle hiç bir aydının ya da yazarın kafasında toplumun kimliğine katkısı olacak bir ulusal destan gelmemiştir. O zamanın toplum kültürü ne Anadolu’nun binlerce yıllık geçmişinden, ne de Türk geçmişinden esinlenen bir bilgi ortamına sahip değildi. Hele böyle bir destanın musiki ile birleşip Wagner türü bir destanı seslendirmesi hayal bile edilemezdi. Ne var ki bu hayal edilemeyen potansiyeller, İmparatorluğu batırmıştır.

Kuşkusuz bizim de musikimiz vardı. Bestekâr sultanlarımız da vardı. Fakat Batı musikisinin ortaçağdan başlayarak kiliselerde geliştirdiği sistematik musiki ve buna halkın da katılması türünden bir musiki kültürü, İslam’da olmamıştır. Bunun, dinin toplum katındaki birleştirici etkisi ötesinde, ne büyük bir disiplin kaynağı olduğunu da doğru değerlendirmek gerekir.

Bizim toplum, musikinin birleştiriciliğini kent kültüründe denememiştir. Fakat bu onun musikiye karşı duyarsızlığı anlamına gelmez. Halk musikisi geleneği, aşık edebiyatı ile bütünleşerek, Cumhuriyet döneminde kanıtlandığı gibi, verimli ve yaratıcı bir duyarlık zemini oluşturmaktadır.

Bunun köylü kökenden gelen en büyük temsilcisi, aynı zamanda şair olan Âşık Veysel’di. Kentli temsilcisi de Konservatuvar mezunu, opera sanatçısı Ruhi Su.

Fakat halk musikisi geleneğinin kent toplumuna sunulması ve gerçekten ulusal bir duyarlığa ulaşması 50’li yıllardan sonra oldu. Çocukluğumda, bir asker ailesinden geldiğim için, köylünün sazını ve türküsünü öğrenmiştim. Kentlerde ortak musiki, düğünde, dernekte ve içki sofrasında dinlenen ve babamın Bizans musikisi dediği şeydi. Gerçekten de bu musiki Rumlar için de aynıydı. Fakat ailenin anne tarafının tümü şarkı söyler, bazıları da ud çalarlardı. Kısaca, çocukluğumuzdan başlayarak, bir musiki yaşamımız oldu.

Ulusal toplum yaşamında yapıcı rol oynayan İstiklal Marşı, Onuncu yıl marşı, ‘Dağ Başını Duman Almış’ marşını ve askerlerin söylediği kimi geç Osmanlı kökenli marşları biliyorum. Okul sıralarında bizi heyecanlandıran o marşların kimisi bugün de etkili. Fakat etkileri kompozisyonlarının çekiciliğinden çok konularından geliyor.

Cumhuriyetin başındaki musikinin bir uygarlık gösterisi olarak Brahms, Liszt ve Dworak gibi dünyayı etkileme şansı olmadı. Ne var ki Adnan Saygun’un Köroğlu Operası, Yunus Emre Oratoryosu gibi yapıtları, bu yeni gelişmenin büyük potansiyelini kanıtlar. Türk halk dehasının, musikide yaratıcı olduğunu gösteren bir halk musikimiz olduğuna inanmak gerek.

Bela Bartok 1936 da Türkiye’ye geldiği zaman, Anadolu’da Adnan Saygun’la birlikte dolaşmış ve bu olanağı vurgulamıştı.

Ne var ki Türk toplumunun köy ve kent folkloru niteliğinde yaşattığı musiki ile, Batıda kilise ile aristokrasinin ortak patronluğunda gelişmiş, toplum kültürüne büyük bir kurumsal yapı olarak katılmış musikinin ayni nitelikler taşıdığını söylemek olanaksızdır. (Bu konuda Cem Behar’ın Musikiden Müziğe Osmanlı Türk Müziği: Gelenek ve Modernlik- 2005- adlı yapıtı incelenebilir.)

Dworak’ın büyük senfonik şiiri sponsoru, ulusal kimlik kavramına bir ses boyutu katması, edebiyata yansımış bir şiirle bütünleşmesi, tarihi bir destanı dile getirmesi ve ona sahip çıkacak bir toplum kesimi varlığı açısından, bizim bugün de ulaşamadığımız bir sosyo-kültürel içeriğe sahiptir. Toplumların uygarlık profillerini, birbirleriyle birleşen bu tür tablolar oluşturuyor.

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat