Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam130
Toplam Ziyaret407894

Murat Kaymak

Hangi Uygarlık?

DOĞAN KUBAN

Sevgili okuyucular, günlük söylemin dedikodu (arkadan söylenen, kınayan ve çekiştiren sözler) ve Mala’yani den (Arapça, anlamsız ve boş söz) oluştuğu dikkatinizi çekmiyor mu? Bunlar çağdaş yaşamın üzerine oturduğu temel sorunlar değil. Biz bir düşünce çöplüğünde yaşamıyor muyuz? Bu düşünce çöplüğünü temizlemek zorunda değil miyiz?

 

Uygarlığın yadsınamayacak bir özelliği var. Bu gecekondu ile gökdelenin birlikte olduğu bir peyzaj uygar bir kent peyzajı değildir. Uygarlık tümel bir toplum örgütlenmesidir, ve arkasında bir irade var. Bu olasılıkla örtüşen pek çok toplumsal iradenin bir araya gelmesidir. Tek insan uygarlık yaratmaz. Ancak toplumsal sınıflar uygarlık yaratır.

Türk köylüleri Nijerya ve Amazon yerlilerinde daha uygardır. Ne var ki uygarlık bu düzeylerde anlamlı bir kavram değil. Toplum katları arasında, köyde ya da kentte, milyonlarca insan ne uygarlık sözcüğü ne de uygarlık kavramının tanımını yapamaz. İnce eleyip sık dokursanız okumuşların çoğunluğu da bu konuda tutarlı bir yanıt veremeyebilirler.

Çağdaş yaşamda yüzyıllardır tanımlanmış, uluslararası belgelere girmiş pek çok uygarlık kavramının, politik söz dalaşında ve pratiğinde, içerikleri yozlaştı. Uygarlık, kültür, insan hakları, düşünce özgürlüğü, uluslararası adalet, insanlık, dayanışma, yardımlaşma, acıma, insanlık sevgisi gibi kavramlar çağdaş iletişim fırtınasında parasal, ticari, politik mekanizmaların baskısı ile anlamlarını yitirdiler.

Günümüz yaşamının gerçekleri uygarlık kavramlarıyla örtüşmüyor. Bu bilimden politikaya böyle. Bilim potansiyel olarak iyi ve kötüyü içerir. Atom santralı enerji üretir. Atom bombası ise öldürmek için yapılır. Bilimin uzantısı olan teknoloji uygarlık gösterisi olabilir, olmayabilir de.

Her iki amacı da insan saptıyor. Farkı akla, yaratıcılığa ve insan ve yaşam sevgisine yapılan vurgu saptar. Otomobil kullanan adam kendini uygar sanabilir. Fakat bir şoförle Goethe’nin Doğu-Batı Divanını okuyan aynı uygarlık kategorisine girmez.

Uygarlık bileşenleri aynı değer ve nitelikte değildir. Bu bileşenler düşüncedir, tavırdır, davranıştır, araçtır. Ve onları kullananlarla bütünleşirler. Otomobil şoförle bütünleşir. Otomobil yararlı bir araçtır. Fakat ölümcül de olabilir. Bir sonat ölümcül olmaz.

 

DEMOKRASİ İÇİNDE Mİ YAŞIYORUZ?

İçinde yaşadığımız küreselleşmiş, sanayileşmiş, kapitalist külahlı sözde uygar dünyanın demokratik olduğuna inanmak zordur. Doğarken ölen Arap Baharının ne Araplar ne de Batılılar için bir demokrasi gösterisi olmadığını Kaddafi’nin cesedini görenler anlamışlardır. En kötü insanlık suçu, öldürmektir. Tarihin görkemli cinayetler ve zafer şarkıları ile dolu ölümlü gösterilerini uygarlık bileşenleri saymaktan vazgeçmeliyiz. Geçmiş bugünkü cinayetlere kılıf olmamalıdır.

Günümüzde devletler zenginleştikçe ölüm aracı kullanma potansiyelleri de artıyor. Savaş bütçeleri sürekli artan bir dünyanın uygarlıktan söz etmesi kendini aldatmaktır. Hıristiyan ve Müslüman, güçlü ve güçsüz, zengin ve fakir, despot ve toplum kavgaları sürüp gidiyor. Fakat savaş tehditleri çokluk Batı’dan geldiğine göre ‘dünya ne olacak’ sorusu, önce dünya egemeni olan Batı’yı sorgulayarak başlamalıdır. Çünkü dünya hâlâ Amerika ve onun kuyruğundaki Avrupa tarafından yönlendiriliyor.

İlginç olan, değerlendirme ölçütlerinin de onlar tarafından saptanmış olmasıdır. Gerçi insan özgürlüğü için en büyük güvencenin hâlâ Batı’nın uygarlık birikimi içinde olduğunu yadsıyamayız. Fakat yukarıda içi boşaltılmış uygarlık kuramlarından söz ederken vurguladığım gibi, Batılılar bunu kendi ülkelerinde başka, kendilerinden saymadıkları ülkelerde başka şekilde yorumluyorlar.

Başka bir deyişle, uygarlığın bir Batılı ve tarihi tanımı var. Bir de sömürü konusu olan ülkeler için yorumu var. Bugün Doğu Asya’nın Batı’nın kontrol edemeyeceği kadar güçlenmesi, bu ikiyüzlülüğün, ileriki bir aşamada, başka boyutlara gireceğini umut ettirse bile, bunun fakir ülkeler ya da İslam için daha iyi olacağının söyleme olasılığı yok. İyi gelişmelerin barış ve dürüstlük şemsiyesi altında olması gerek. Bu Irak Savaşı yöntemi değildir.

 

BARIŞ NEDEN OLMUYOR?

Çünkü kapitalizmin yaşatabilmek için, sömürülecek bir üçüncü dünyaya gereksinimi var. Bu bağlamda en başta gelen üçüncü dünya adayları Müslümanlar. Ne var ki Müslümanlar kendilerini ve Batı’yı sorgulamayı öğrenemediler. Batılının yarattığı bir hayal dünyasında yaşıyorlar. Daha iyi günler bekleyenler azalıyor. Olabilecek en iyi dünya, iyi bir dünya değil.

Düzelme Batı’dan mı başlayacak? Çin’den mi başlayacak? Batılının uygarlığına, bugün Çin’in veya Kore’nin, dün Japonya’nın yaptığı gibi katılamazsak, Müslümanların ve kuşkusuz Türkiye’nin gelecekteki konumlarını öğrenemeyiz.

Uzakdoğu’nun başarısı, tek bir uygarlığa ortak olunduğu kabulüne dayanır. Bunun ilk farkına varan da Japonlar olmuştu. Bu basit ve denenmiş gerçeği kabul etmemekte direnen Müslümanların bir ayağı boşlukta. Kaldı ki Müslümanların yepyeni bir uygarlık yaratacağını hayal etsek bile, bunu çağın teknolojisinden bağımsız düşünemeyiz.

Doğu Asya bunun örneklerini sergiliyor. Yakın gelecek için Müslüman dünyasının sorunu burada başlıyor. Teknolojik gelişme ve bunun temelini oluşturacak bilimsel öğretimin yoğunlaşıp gelişerek dünya ortalamasını yakalaması. Bunun dışında hiçbir şey Müslüman toplumları kurtaramaz.

Irak Savaşı ve Arap Baharına gösterilen kirli ilgi Batı’nın bizim için ne düşündüğünü yeterli olarak anlatmıyorsa başka hiçbir şey anlatamaz. Bu hikâyeleri her gün dinleyen fakir ülkelerin insanları, kendi ekonomik ve politik kargaşalarını yaşarken şu soruyu sormuyorlar: Sudan, Afganistan, Bangladeş, Pakistan, Mısır en fakir bir Avrupa ülkesi kadar ekonomik refaha ne zaman kavuşacaklar?

Bunun yanıtı ‘hiçbir zaman!’ ise, bunun o toplumlar için ne anlama geldiğini o zavallı insanlara kim, ne zaman öğretecek?

UYGARLIĞIN ÖZELLİĞİ

Uygarlığın yadsınamayacak bir özelliği var. Bu gecekondu ile gökdelenin birlikte olduğu bir peyzaj uygar bir kent peyzajı değildir. Uygarlık tümel bir toplum örgütlenmesidir, ve arkasında bir irade var. Bu olasılıkla örtüşen pek çok toplumsal iradenin bir araya gelmesidir. Tek insan uygarlık yaratmaz. Ancak toplumsal sınıflar uygarlık yaratır. Kanımca Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü bir yönetici sınıf olmamasından kaynaklanıyor. Sultanın birbirleriyle kolayca yer değiştiren boynu kıldan ince kulları bir sınıf bilincine sahip olmadılar. Ya da bu sultana karşı yeterli bir güç oluşturmadı.

Avrupa’nın devlet gibi örgütlü kilisesi ve aristokrasinin, bazen örtüşerek, uygar fiziksel çevresini nasıl yarattığını görmek, Paris, Viyana ya da Sen Petersburg’u İstanbul’la karşılaştırmak aydınlatıcıdır. Paris’i Fransız aristokrasisine, Viyana’yı Habsburg aristokrasisine, Berlin’i Münih’i Alman aristokrasisine, Roma’yı Katolik kilisesine, ya da Salzburg gibi bir kenti Katolik kilisesi-aristokrasisi ortaklığı yarattı.

İslamda uygarlık gösterisi, kişisel ağırlıklıdır.

Doğu’da Isfahan’ı Şah Abbas’a, Semerkand’ı Timuroğullarına, Agra’yı Babüroğullarına bağlıyoruz. Hükümdar otokratlığının en büyük örneği Osmanlı’dır. Süleymaniye’nin, Selimiye’nin, Sultanahmet’in arkasında tek bir sultan iradesi var. Louvre’un, Versailles’ın, Escorial’ın karşısına Topkapı Sarayı’nı çıkarabiliyoruz. Süleymaniye’nin karşısında St. Pietro var.

Kilisenin varlığı devlet boyutundan daha da geniş örgütlenmesinden kaynaklanıyor. En şaşırtıcı örgütlenme gotik katedrallerin yüzyıllara uzanan dev inşaat etkinlikleridir. Tek bir ortaçağ katedraline toplumun ayırdığı kaynak, çok uzun sürelere yayılmış olsa da, boyutları, işçiliği, bezemesi, resimleri, heykelleri ile bütün sultan camilerinin toplamından fazladır.

Bu uygulama Osmanlı camilerini ve saraylarını insana yakın yapar. Gösterişten uzaklaştırır. Ne var ki toplumsal örgütlenme, yoğunlaşma, estetik ve bütün sanatları birleştiren boyutlarıyla bu çevre yaratma iradesi farklı bir dünya görüşünün ifadesidir.

İnsanı unutmayan ölçüleriyle ben Selimiye’yi, Notre Dame’a ya da Viyana katedraline yeğleyebilirim. Bağdat köşkü ile yetinen Sultan Murad’ın alçakgönüllülüğünü de alkışlarım. Ama bir gotik katedralde ya da Dojlar Sarayı’nda birikmiş sanat iradesinin sonuçta Avrupa uygarlığını yaratan entelektüel yoğunlaşma olduğunu unutmamak zorundayız.

Bugün asalet yerine para aristokrasisi var. Fakat bunların uygarlık ufku yoktur. Ya da kendi toplumlarının geçmişi ile sınırlıdır. Onun için uygarlığı sorgulamayı sürdürmek gerek.

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat