Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam130
Toplam Ziyaret407894

Murat Kaymak

Medreseyi Yaşatma Kavgasına Son!..

 

Prof. Dr. Doğan KUBAN 

Cumhuriyet 17.10.2003

İmam, din öğretisi temelinde düşünen ve düşünmek zorunda olan bir insandır. Öğretmen, dünyanın akılla algılanmasının yollarını öğretmek zorunda olan bir insandır.

Türkiye politikasında, soruyu açıkça sormayıp konunun çevresinde (etrafında) dolanarak sormak siyasal erdem, zekâ, feraset gibi gösterilmeye çalışılan bir sahtekârlık 'tır. Yüzde 60'ı ilkokulu bitirmemiş bir halkın aldatılmasını amaçlar. Oysa eğitim alanında sürdürülen sözde tartışmalar, dinsel eğitimi çağdaş eğitimin içine uyumlama (entegre etme) kavgasının, başka bir deyişle 1946'dan bu yana uzayıp gelen kavganın devamından ibarettir. Kırsal kültürün siyasal egemenliği güçlendikçe otomobile kağnı tekerleği monte etme hevesi de artar.

İmam ve hatip yetiştiren okullar açma düşüncesinin arkasında iyi niyetli, akılcı gözüken bir temel düşünce de vardı: Neden halkla iç içe yaşayan imamlar ve hatipler çağdaş bilgileri de öğrenip daha yararlı eğiticiler olmasınlar? Sözde bir felsefe içeriyor gibi görünse de imam hatip lisesi bilgi düzeyinde bu tür spekülasyonların gerçekle ilgisi olmamıştır. İmam, din öğretisi temelinde düşünen ve düşünmek zorunda olan bir insandır. Öğretmen, dünyanın akılla algılanmasının yollarını öğretmek zorunda olan bir insandır. İmam imamdır. Öğretmen öğretmen. Bu tartışmayı üniversite öğreniminin çağdaşlaşması adı altında yapmak, kendimizi aldatmaktır. Dünyadaki çağdaş üniversitesi tartışmalarında ''din eğitimini sistemin neresine sokuşturalım'' diye bir sorun yoktur. Ne var ki, çağdaş amacından uzaklaştıran bu eğilimlerin toplum kültürünün yapısında olduğunu da yadsıyamayız. İnsanlar gibi toplumlar da geçmişten gelen birçok hastalıklarla sakattır.

Yaşadığım köyde belki hiçbir şeyi aynı düşünmediğimiz, belki de birçok şeyi aynı düşündüğümüz, sevimli bir köy imamı var. Bizden biri. Bu iyi imamın bize çocukluğumuzda tek kez namaz kıldırmayan, ama ölmeden önce beş vakit namazını eksik etmeyen annemden pek farkı yok. Sorun 'u, imam ya da türban boyutuna indirgemek ve toplumun dinsel inancı olarak tanımlamak yine kendi kendimizi aldatmaktır. Sorun halkının yüzde 60'ı hâlâ ilkokulu ya bitirmiş ya da hiç okumamış bir ülkenin 21. yüzyılda dünya için sadece bir köle pazarı olacağını idrak edemeyenlerin çokluğudur. Bunlar tarih bilmemekle kalmıyorlar. İslam coğrafyasının, Mindanao'dan Jakarta'ya, Bangladeş'e ve Karaçi'ye, Afganistan'dan Sudan'a, Kahire çarşılarından Çad'a ve Moritanya'ya uzanan bir sefalet gölü görüntüsünün gerçeklerini yok sayıyorlar. Bu sefalet ve gelişmemişlik batağının görsel, sayısal, sosyal ve siyasal gerçeklerine ilişkin belgeler, dünya belgeliklerini (arşivlerini) dolduruyor. Bu bataklığın, az da olsa, bizde de bazı parçaları var. Bu gerçeği unutarak konuşmanın yararı yoktur. Ama buna bir çözge (çare) bulalım diyenlerle konuşmak gerekir.

Bu tartışmaların sakladığı şey, neredeyse ilkçağlardan kalan bir sosyal yapı, cehalet ve ortaçağdan bu yana değişmeyen bir dinsel öğreti üzerine kurulmaya çalışılan siyasal, fakat temelde ekonomik derebeyliklerdir. Bu tür tartışmaların içinde ulusçuluk ve özgürlük akımları da vardır. Fakat bizim basınımıza yansıyan özellikler senlik, benlik, kabadayılık, cahillik, iktidar aymazlığı gibi yaygın gelişmemiş toplum hastalıklarıdır. Üniversite ile iktidar kavgası Türkiye'de demokrasinin tarihi ile yaşıttır. Her hükümet kuran, sanki ömrü eğitim üzerinde büyük düşünceler üreterek o iktidara gelmiş gibi, geldiğinin haftasında eğitim programları hazırlar. Bunların tümünün kendine göre düşünceyi denetleme (kontrol etme) şeması olduğunu herkes bilir. Tartışma da hiç bitmez.

Doğrusu istenirse bizi kendileriyle ortakmış gibi göstermeye uğraşan Batılılar da pis kokulu başka oyunların içinde bu tartışmaları körüklemektedirler. Irak savaşının arkasındaki söylemleri de Türkler unutmamalıdır. Bunları dile getirenler içinde uzun zaman Türk dostu gibi gösterilmiş tanınmış oryantalistler de bulunabilir. Dünyayı paylaşmayı yeni yöntemlerle sürdürürken bir yandan da çeşitli adlar altında paylaşım şirketleri kurarlar. Türkler Lawrence 'in I. Dünya Savaşı'ndaki ünlü Arap şeyhi dostlarını unutamazlar. Damat Ferit Paşa 'yı da unutamazlar. Türkiye'de ve öbür İslam ülkelerinde her dönemde Batı'nın has ortakları vardır. Kaldı ki, bu olgular Türkiye'ye de özgü değildir. Her şeye karşın tartışma sağlıksız değildir. Çünkü Türkiye kendi geçmişi ve dünyanın bugünü ile sürekli hesaplaşmak zorundadır.

Bütün toplumsal sorunlar basın-yayında horoz dövüşü 'ne indirgenmiştir. Garip bir medya çarkı eğriyle doğruyu, ağızlarda balon yapılan çiklete dönüştürmüş, adı düşünce ortamı olan bir çarpıtma mekanizması yaratmıştır. Üniversitelerin, üyeleri kişisel olarak neyi savunurlarsa savunsunlar, doğaları gereği yarısı hâlâ abece'den (alfabeden) öte bir şey bilmeyen bu ülkede, aşağıdaki üç özgürlüğü sonuna kadar savunmak zorundadırlar. Birbirine bağlı bu üç özgürlük: ''Düşünce özgürlüğü, bilimsel araştırma özgürlüğü ve İslam dünyasına özgü olarak kadın özgürlüğüdür." Bunlar İslam toplumlarını süründüren ve paryalaştıran temel olgulardır. Kaldı ki bunların çözümleri hiç olmazsa 19. yüzyıl ortasından bu yana çağdaş denilen dünyada şöyle ya da böyle üretilmiştir. Bunu yadsıyan her söylem, kahve söylemidir.

Sonuç

Birtakım insanların hiç anlamadıkları bir şey var: Gerçek bilim sürekli bir keşiftir. Yani her adımda dünyayı biraz daha fazla öğrenmek... Bunun dışında bilim yoktur. Bilimsiz toplum bilinçsiz ve köle olmaya hazır bir toplumdur. Sorun gerçekten bu kadar basit ve beyliktir. Kuşkusuz çözümünün o kadar basit olmadığını artık öğrenmiş bulunuyoruz. Ama, Müslüman toplumlar basit bir gözlem yapabilirler: Hıristiyan kilisesi, bizim dinsel örgütlenmemize göre, çok daha güçlü bir din örgütüdür. Fakat siyasal iktidara doğrudan ortak olma savaşı vermiyor.

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat