Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam92
Toplam Ziyaret393182

Sorun hükümetlerde değil, sorun halkta!

DOĞAN KUBAN

Televizyonda deprem haberleri. Spiker, Erciş’ten haber veriyor; ciddi, heyecanlı; yalnız sözleri kocaman başlayıp küçük bitiyor. Halk sızlanıyor, ama acısını anlatmaktan aciz. Ne sorarsan ona yanıt veriyor. Sormasalar derdi yok sanırsın. Adamcağız yedi katlı bir yapı sandviçinin yanında gece gündüz bekliyor. Aileden 5-6 kişi o yıkıntının altında; ‘Allah büyüktür!’ bakarsın sağ çıkarlar. İlk yirmi beş saniyede 28 daireli apartman sandviç; üç gün sonra yapı dışında bekleyen vatandaş Allah’ın lütfunu bekliyor. O zaman kurtarma ekibinin ne işi var? Haberci heyecanlı. Binlerce kurtarma çalışanı Van’da. Ben yedi katlı sandviçin üç gündür değiştiğini görmedim.

 

Muhabir bir vatandaşa soruyor: Bakın, bu apartman harap olmuş, yanındaki sapasağlam ayakta. Ne diyorsunuz?

Yanıt: Allah’ın hikmetinden sual sorulmaz. İsterse sağlamı yıkar, çürüğü ayakta bırakır.

Muhabir beklediği yanıtı alamadı. Vatandaş topu Allah’a attı. Bu adamın kafasına tavan da iner, gemisi de batar. Bitki gibi yaşıyor. Her vesile ile cahil bir toplumda yaşadığımızı yenilemek belki gerekmez, hem sıkıcı hem utandırıcı bir şey. Fakat hiç açmadığım televizyonu Van-Erciş felaketi için açtığımda pişman olmadığımı söyleyemem. Televizyon da deprem kadar acıklı. İnsanları öldürmüyor ama, utandırıcı sahneler çok. Beş dakika acılı haber, heyecan, yıkıntı, ağlayan insanlar; arkasından beş dakika reklam: Yeni gökdelenler, yemyeşil bahçeler içinde, yüzme havuzları, neşeli, sağlıklı insanlar, güneş, su. Van: kar, harabe, çömelmiş, kadere boyun eğmiş, kara yüzlü gözü yaşlı insanlar; arkasından otomobiller, güzel mankenler. Burası Florida olmalı.

Tam Erciş-Van’daki vatandaşla beraber olup, acısını paylaşacağım sırada yeşil, havuzlu bir gökdelen, bir sürü sırıtan adamlar. Her sahne değişiminde bu vurdumduymazlığa lanet ettim. Reklam olgusu, ticaret ve üretim olgusu yaşamdan, insandan, felaketten bağımsız ayrı bir dünya mıdır?

Televizyon denilen aptal kutuya da şaşkınlık ve kızgınlıkla baktım. Öğrenmek istenilen hiçbir şeyi anlatmayan bir haber sistemi. Oraya bir şey anlatmak için değil, anlatmamak için gitmişler. Üç gün boyunca elli sekiz bina yıkıldı dediler. Bunlar yıkılmadı, bunlar sandviç oldu. Kaldı ki eğer binaları böyle yıkabilen bir deprem olduysa, oturulamayacak ev bunun 10-20 katıdır. Onlardan hiç söz yok.

Ama halk buz gibi havada evine girmiyor; hastaneye bile girmiyor. Battaniyelere sarılmış sokakta. Çadırlar kurulmuş. Üç gün bir çadır fotoğrafı görmedim. 65 bin Ercişli nerede? Bunlar ne biçim haber? Daha deprem günü yabancı televizyonlar ölü sayısı tahmini yaptılar. Haber sistemi ilkesiz (ya da çok ilkel) olduğu için vatandaşın halini öğrenemedik. Biz kaç kişi kurtarılabildiğini ya da öldüğünü öğrenemiyoruz, ama kaç kurtarma ekibi gittiğini günde elli kere dinliyoruz.

 

HABERDEN BEKLENEN

Bir toplumsal felaket olduğu zaman haber sistemi felaket geçiren halkın halini anlatmakla görevlidir. Önce en acılı şey ölenler. Sonra kurtulanlar, sonra hastanelerde durum, sonra halkın gereksinmeleri. Soğuk, açlık, susuzluk. Bizde halka battaniye vermeden, olayların üzerine battaniye çekiyorlar.

Böyle bir bilgi saklanabilir mi? Karısı, çocuğu, torunu, amca oğlu ölenin ağzını mı büzeceksin? Üç gün sonra anlatmayacak mı? Soğukta titreyen, ilaç bulamayan, çocuğu ölen adam anlatmayacak mı? Her şeye Takdir-i İlahi diyen bir toplum, Tanrı’nın takdirini kendisinden mi saklıyor?

Alman kent plancısı Jansen’e ilişkin bir hikâye anlatırlar. Ankara’nın planını Atatürk’e gösterirken Jansen sormuş: Bu planı uygulayabilir misiniz? Bu Atatürk’ün hoşuna gitmemiş olmalı. Devletin geleceğine karar verilirken başkentin planı nasıl uygulanmaz?

Ama Jansen’in planı Atatürk gittikten sonra uygulanmadı. Uygulandıysa bile bugün ondan bir şey kalmadı. Ben de İstanbul, İzmir, Gaziantep kurtarma önerileri hazırlamıştım. Hiç bir şey uygulanmadı. Devlet boşa da çalışır, ancak halkın devleti algılaması oranında hizmet verebilir.

Toplumun ortalama bilgi ve yeteneğini ve davranışlarındaki hamlığı hiçbir devlet düzeltemez. Çöp, ulaşım, kurala, yasaya uygunluk, insana saygı, kadına saygı, okula, öğretmene saygı (depremde otuz üç öğretmen mi ölmüş?), resim, heykel, mimariye karşı duyarlık, fiziksel çevreye duyarlık; bunları hükümetler, politik partiler yapamaz, halkın terbiye ve bilgisinden öteye gidemezler.

Hiçbir iyi niyet, halkın davranışlarının ilkelliğini ve kabalığını değiştiremez. Kaldı ki idareciler de aynı halktan. Halk deyince karar mevkiinde olanları, memuru, polisi, doktoru, belediye başkanını da bundan soyutlayamazsınız. Her eline aldığı kâğıdı olduğu yere bırakan bir halkın çöpü toplanamaz. Ulaşım bir vahşi cengel olmaktan kurtaramazsınız. Onun için yılda beş bin kişi ölür; yollar da cinayet tarlaları olur. Yapı kuralları uygulanmaz, sularınızı, denizinizi temiz tutamazsınız, yiyecek balığınız bile kalmaz.

Sayın okurlar,

Türkiye her depremde değil, her gün her olayda ortaçağı oynuyor. Geçen günlerde Bilimler Akademisi, ondan önce Koruma Kurulları kaldırıldı. Halk zaten kulak asmadı. Yasa dışı inşaata bu toplum alışık değil mi? Gündelik şehitlere de alışmadık mı?

Tarih okumadığı için bu toplum hem geçmişini bilmiyor, hem dünyayı algılamıyor. Koca koca devletler de cehaletten ve vurdumduymazlıktan batabilirler.

Sokaktaki bir adama sorun: Bilimler Akademisi mi önemli, Fenerbahçe kulübü mü? Deprem mi önemli, gökdelen mi? Her şeyi tanrıdan beklersen, biz senden ne bekleyeceğiz?

Böyle durumlarda ne halk ne de idare birbirlerini suçlamamalı. Sonuçta hepsi aynı halk. İyi niyet bol. Ama bilgi nerede?


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat