Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam92
Toplam Ziyaret393182

İlk Homo Sapiens’ten Bilgi Toplumuna Doğru

 

DOĞAN KUBAN

Güney Afrika kıyılarındaki mağaralarda yaşayan küçük bir Homo Sapiens (Latince akıllı insan, yani aklıyla iş gören insan) grubu üzerinde yapılan araştırmalar, bu ilkel insanların insan zekâsına özgü bazı yeteneklere, bundan yüz bin yıl önce sahip olduklarını gösteriyormuş. Hammaddeyi özel bir işlemden geçirerek onu işe yarar hale getirebiliyorlarmış. Ve bunu mantıki bir süreç içinde gerçekleştiriyorlarmış (Aklın ilk teknolojik gösterileri). Renk ve biçime karşı duyarlı imişler. Bu da sanatın ilk parıltıları sayılabilir (Reyhan Oksay “İnsan Evrimi ile İlgili İki Yeni Önemli Bulgu”, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji Dergisi, 1226/17 Eylül 2010, s. 10-11).

 

Bu ülkede Homo Sapiens’in ne olduğunu, Güney Afrika’nın nerede olduğunu bilmeyen milyonlar olduğu da kuşkusuz. İklim koşulları nedeniyle Güney Afrika kıyılarındaki mağaralara sığınan ve türlerinin yok olması tehlikesinden kurtulup çoğalarak dünya yüzüne yayılan, ve bugünün insanlarının atalarını oluşturan Homo Sapiens’lerin serüvenleri kadar heyecan verici bir olgu düşünebilir misiniz?

Bunun yanında tarih sayfalarını dolduran Moğol seferleri, Napolyon’un Rusya seferi, hatta dünya savaşları tarih boyutunda ne kadar cüce olgular. Dünya tarihinin on katından daha uzun bir zamanda olmuş büyük göçler, değişmeler, özgünleşmeler yanında bugün rating yapan haberler ne kadar eften püften ve kısa ömürlü.

Aptal modern tarihler yerine o insanlık serüvenlerinin olası rökonstrüksiyonlarını yapsaydık daha öğretici olmaz mıydı acaba? İnsanın uzun ve zahmetli geçmişini unutmuşuz. Bugün insan uygarlığı gününü gün etmek anlamına alıyor. Gerçi yaşam bu kadar basit değil, ne var ki aklı kısalar için bu formüle indirgendiği de yadsınamayacak kadar açık. Bizim toplumun düşünce dünyası kadın, futbol ve kural dışılık hikâyeleri arasında pestil olmuş, hiçbir entelektüel derinliği kalmamış bir ortaoyunu.

Bugün yaratıcılığın, toplum örgütlenmesi sonucu bir özellik değil, insanını varlığında zaten olan bir nitelik olduğu savlanıyor. Yaratıcılığın bütün insanlarda ortak olduğu açık. Fakat tarihi çağlarda onun gelişmesine izin vermeyen koşullar var. Homo sapiens’lerde bile izlerini gördüğümüz akıl, zekâ ve estetik duyarlık sonraki toplumlarda aynı şekilde gelişmemiş. Uygarlıklar zamanla bu yetenekleri kısıtlayan kurallar, engeller icat etmişler. Aralarında insanoğlunda var olan doğal yetenekleri en çok geliştiren Avrupa uygarlığı bilgisi, zenginliği ile dünyaya egemen olmuş.

20. yüzyıldan başlayarak Batı uygarlığının da bir çöküntü dönemine girdiğini düşünen, bugünkü liberal-kapitalist çağı bir yıkım dönemi olarak gören Batılı düşünür ve yazar sayısız. Kuşkusuz onu taklit eden bütün toplumlar orada gelişen olumsuzlukları da alıyorlar. Yine de uygarlık denilen idealin enerji verdiği bütün aydınlık odakları sönmedi; umut var.

 

ÜNİVERSİTELERE PARA,

SANKİ BİR LÜTUF

Amerika amansız bir kapitalist ülke, ama bilimsel araştırmaları yapacak bilim adamlarına parasal olanak sağlıyor. Oysa Türkiye’de son 60 yılda bildiğim kadar gelişme, nüfus ve üniversite sayısı arttıkça hükümetlerin üniversitelerin araştırma bütçelerini giderek azaltmasıdır. Bazı fakülteler neredeyse yok oldu. Hükümetler üniversitelere özel olarak lütufta bulunuyormuş gibi para verirler. Bütçe dönemlerinde dekan ve rektörler Ankara’ya gider, Maliye Bakanlığı bürokratlarıyla, para alabilmek için boğuşurlardı. Hükümete yakın olanlar Maliyeden daha çok para koparırdı. Ve bu büyük bir idarecilik gösterisi sayılırdı.

Bugün de aynı. Para bulan rektör bir ticaret şirketinin CEO’su gibi. Bu durum öğretim kurumlarını politikacıya kul olmaya götüren bir politikadır. Burada politikadan çok kültürel bir çıkmaz var. Homo Sapiens’in ne olduğunu, ya da Çanakkale’nin nerede olduğunu bilmeyen bir toplumun politikacıları da toplumdan ileri niye olsun? Sayısal demokrasi halkın cehaleti ile ters orantılı bir rejimdir. Cahil toplumun demokrasisi anlamına gelir. Bu süreçte bir Jefferson yetişmiyor.

***

Sevgili Okuyucu,

Homo Sapiens’in erken tarihi serüveninden sözü üniversite ve bilim sorununa neden getirdim? Çünkü yabancı bilim adamlarını kıskanıyorum. Bizim yaratıcı düşünürlere, bilim adamlarımıza bu olanağı sağlayan bir devletimiz olamadı. Özellikle son otuz yılda küçük lokmalar verip bilim adamlarının sözlerini ağızlarına tıkadılar. Fırsat bulan, kapağı yurtdışına atıyor.

Batı ülkelerinde de bu sürtüşmeler olur. Fakat toplum bunları yetişkin demokratik tavrıyla düzeltir. Çünkü demokrasi bizden çok daha eski ve oturmuş. Orada hâlâ soru soran bir toplum var. Amerika, teknik anlamda bir bilgi toplumudur. Oysa, bizim halkın sokaktaki adamın bilimin yaşamsal önemi konusunda açık bir fikri yok. Ve cahillere en zor anlatılacak şey bilimin içeriğidir. Bu olmayınca 21. yüzyılın bütün kötülükleri çorap söküğü gibi gelir ve cehalet toplumun bütün davranışlarını kontrol eder.

İslam dünyasının hali budur. Toplumun bilimle ve bilim adamı ile ilgisi yüzeysel olduğu için geri kalmış ülkelerde hiçbir şeyin başına gerçek bilim adamı ya da uzman gelmez. Daha doğrusu gelemez. Politik ersatz’lar gelir.

Yüz bin yıl önce Afrika’dan çıkıp dünyaya yayılan ilkel insanlar yaratıcı idiler. İnsanın doğasında var olan akıl, estetik duyarlık gibi niteliklerin gelişmesine olanak vermeyen, hatta onları körelten tavırlar hep uygarlık çağlarında şekillendi. Doğal insanın spontane yaratıcılığı kurallarla sınırlandı. Çağdaş dönemden önce coğrafyanın ayırdığı başlıca uygarlıklar, Batı, Hint, Çin, İslam ve Kolomb öncesi Amerika uygarlıkları idi. 18. yüzyıldan sonra ise dünyaya egemen olan Batı uygarlığıdır.

 

İSLAM UYGARLIĞI EN GERİ

Günümüzün ortak ve tek sahnesine çıkan uygarlıklar Batılı ölçütlerine göre sıralandığı zaman, akıl-teknoloji-estetik duyarlık bağlamında (ya da bilim-teknoloji ve sanatta) İslam uygarlığı en geride kalıyor.

Başka bir deyişle 120 bin yıl önce Homo Sapiens’in yaşamı sürdürmek için gösterdiği yeteneklerin gelişmesini ve etkinliğini sınırlayan kültürel engeller en çok İslam dünyasında var.

Ama İslam dinini suçlayamayız. İslam tarihinde bunun böyle olmadığını biliyoruz. Ortaçağda Müslüman toplumların uygarlık sıralamasında en başta geldiğini Batılı tarihçilerden öğrendik. Fakat bugün kimsenin reddedemeyeceği bir gerçek var: İslam toplumları dünya sıralamasında gerçekten en fakir ve en cahil konumdalar. Demek ki İslam kültürü olumsuz bir döneme girmiş. İslamda çözülme 12. yüzyıldan bu yana sürmüş.

Bu bağlamda Anadolu-Türk tarihi için en önemli gözlem, Osmanlı tarihinin İslamın bu kültürel çöküş dönemi içine düşmesidir. Osmanlı, İslamın ve Türk’ün fetih esprisini örgütlemiştir. Türkler Hıristiyanlar karşısında İslamın kalkanıdır. Başka başarıları da var. O dönemde en hoşgörülü toplum düzenini yaratmışlar. Ne var ki İslam felsefe ve bilimde 12. yüzyıl’da ulaştığı liderliği kendi iradesiyle yok etmiş. Osmanlı İmparatorluğu’nun yok oluşu da aynı nedenden. Ve bütün Müslüman ülkeler ekonomik sömürge konumunda. Bugün de Türkler diğer Müslümanlarla aynı uygarlık kategorisinde sayılıyor.

Bugün dünyanın sorunu, insan tepkisi bağlamında, 120 bin yıl öncesinin aynı. Geliştirilen teknikler ne denli güçlü de olsa doğa bizden güçlü. Daha çok yaratmak, daha çok üretmek ve tüketim hastalığından kurtulmak yakın geleceğin anahtarları. İnsanoğlu onu soyup rahatsız ettikçe o da insanlığın geleceğini tehdit ediyor.

Şimdilik kapitalizmin ne olacağını düşünmeyelim. Ama yaşamımız ulaşılamayan bir uygarlık tanımı ile kendilerine politikacı denen kimi insanların sisli düşünceleri arasına asılmış kalmış. 21. yüzyılın ölüm-kalım kararı bu sallanan düşünce ve paraya tapma dünyasında verilecekmiş. Ört ki ölem! mi desek?


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat