Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret393904

'Ben Ulusumun Öğretmeniyim'

 

Prof. Dr. LÜTFİ ÖZBİLGİN Yıldız Tek. Üni. Eğitim Bilimleri Bölümü

Atatürk diyor ki: ''Bir kitle, ulus olabilmek için mutlaka eğitimcilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki bir toplumu gerçek ulus durumuna koyarlar.''

 

Türk Bağımsızlık Savaşı'na önderlik eden Mustafa Kemal , bu savaşın sonunda kazanılan askeri ve siyasi başarılardan sonra toplumsal, kültürel, ekonomik ve teknik kalkınma işlerinde de önderlik görevini sürdürmüştür. Kurtuluş ve kuruluşu izleyen yıllarda, Türk ulusunu hedeflediği çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmanın ancak Türk insanının birey olarak eğitim yoluyla değiştirilmesiyle mümkün olabileceğini çok iyi anlamış ve bu nedenle de eğitime büyük ilgi duymuştur.

27 Ekim 1922'de Bursa'da bir öğretmen grubuna yaptığı konuşmada Mustafa Kemal, Türk toplumunun çağdaşlaşması için eğitime duyulan gereksinimi şu sözlerle dile getirmiştir: ''Yurdu ve ulusu kurtarmak isteyenler için yurtseverlik, iyi niyet, özveri çok gerekli olan niteliklerdendir. Fakat bir toplumdaki hastalığı görmek, onu iyileştirmek, toplumu çağımızın isteklerine uygun olarak yükseltmek için bu nitelikler yetmez. Bu niteliklerin yanında bilim ve teknik gereklidir. Bilim ve teknikle ilgili çalışmaların başladığı ve geliştirildiği yerse okuldur. Okul genç beyinlere insanlara saygıyı, ulus ve yurt sevgisini, bağımsızlık onurunu öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düşünce, onu kurtarmak için tutulması uygun olan en doğru yolu belletir. Görüyorsunuz ki, en önemli ve en verimli ödevimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim alanında ne karşılığında olursa olsun, tam bir başarıya ulaşmak gerekir.'' (*)

Kuşkusuz tarihte pek az devlet kurucusu, O'nun ölçüsünde eğitimin toplum yaşamındaki önemi ve gücü üzerinde durmuş, ulusunu eğitimle kalkındırmak ve çağdaşlaştırmak için O'nun kadar özverili olmuş, O'nun çapında yüksek bir eğitimci kişiliği göstermiştir.

Sakarya Meydan Savaşı'nın başlamasından çok kısa bir süre önce, düşman toplarının sesi Ankara'dan duyulurken Mustafa Kemal, 16-21 Temmuz 1921 tarihlerinde Ankara'da bir eğitim kurultayının toplanmasını ve yeni bir eğitim politikasının saptanmasını ister. Bu kurultayda yaptığı konuşmada, ''...yüzyılların yüklediği derin bir idare ihmalinin devlet varlığında açtığı yaraları gidermeye çalışacak çabaların en büyüğünü, eğitim yolunda bol bol harcamamız gerekmektedir'' diyerek eğitime olan inancını dile getirir.

Atatürk, eğitimci bir kişiliğe sahip olması nedeniyle, eğitimin bir ulusun yetkinleşmesindeki önemini sürekli olarak yetkililere, öğretmenlere ve halka anlatmaya çalışırken bir yandan da ulusunu eğitmek için kendisi çaba harcamıştır.

Eğitimi, kendi kişiliğinin bütünlüğü içinde değerlendirmiş ve kişiliğinin en temel niteliğini öğretmenlik olarak algılamıştır. Bağımsızlık Savaşı kazanıldıktan hemen sonra bir arkadaşı kendisine şu soruyu yöneltir: ''İşte memleketi kurtardınız. Şimdi ne yapmak istersiniz?'' Atatürk bunu, ''Milli eğitim bakanı olarak ulusal kültürü yükseltmeye çalışmak, en büyük emelimdir'' sözleriyle yanıtlar. Gerçi O, milli eğitim bakanı olmamıştır ama bir eğitim bakanından daha büyük işler başarmıştır. Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinin izleyeceği eğitim politikasının ilkelerini saptamış, bunlarla ilgili yasalar hazırlatmıştır. Belirli öğretim programlarını hazırlayacak yarkurullarda (komisyonlar) görev almış, ders kitapları yazmıştır. Dil ve tarih kurultayları düzenlemiş, karatahta başında halkına yeni harfleri öğretmiştir. Çankaya Köşkü'nü yalnızca siyasal tartışmaların yapıldığı bir mekân değil, akademik tartışmaların yapıldığı bir merkez haline de getirmiştir.

Eski başbakanlardan Prof. Dr. Sadi Irmak , anılarından birinde Atatürk'ün, belirgin niteliklerini yazmak isteyen ozan Behçet Kemal Çağlar 'a şöyle dediğini aktarır: ''Benim asıl bir niteliğim var ki, onu hiç yazmamışsın. Benim asıl kişiliğim, öğretmenliğimdir, ben ulusumun öğretmeniyim. Bunu yazmamışsın.'' Atatürk'ün 1 Mart 1923'te TBMM'yi açış konuşmasındaki şu sözleri, O'nun eğitim sorunlarının çözümüne bir eğitim teknoloğu ustalığıyla yaklaştığını göstermesi bakımından ilginçtir: ''Baylar, eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı ya da bir uygarlık zevkinden çok, maddi hayatta başarıya ulaşmayı sağlayan, işe yarar ve kullanılabilen bir aygıt durumuna getirmektir. Uygulamaya dayanan ve yaygın bir eğitim öğretim için yurdun önemli merkezlerinde çağdaş kitaplıklar, çeşitli bitki ve hayvanları içine alan bahçeler, konservatuvarlar, işlikler, müzeler, galeriler, sergi salonları kurmak gerekli olduğu gibi ilçe merkezlerine kadar bütün yurdun basımevleriyle donatılması gerekmektedir.''

Eğitim sürecinin en önemli öğesinin öğretmen olduğunu kavrayan Atatürk, öğretmenleri ve öğretmenlik mesleğini her fırsatta yüceltmiş, Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyup yaşatacak kuşakların yetiştirilmesinde öğretmenlerin rolünü sıkça vurgulamıştır. Bu bağlamda, 25 Ağustos 1924'te Ankara'da toplanan Öğretmenler Birliği Kurultayı'nda, öğretmenlere şöyle seslenmiştir: ''Öğretmenler, yeni kuşağı, Cumhuriyet'in özverili öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Yeni kuşak sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin ustalık ve özverinizin derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet ; düşünce, bilgi, beden yönünden güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni kuşağı bu nitelik ve yetenekte yetiştirmek, sizin elinizdedir. Üstün ödevinizin yerine getirilmesine, yüksek çabalarla kendinizi adayacağınızdan hiç kuşkum yoktur.''

14 Ekim 1925'te de İzmir Erkek Öğretmen Okulu'nda yaptığı konuşmada, ''Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğitimciden yoksun bir ulus, henüz ulus adını almak yeteneğini kazanamamıştır. Ona, sıradan bir kütle denir, ulus denemez. Bir kütle ulus olabilmek için mutlaka eğitimcilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki, bir toplumu gerçek ulus durumuna koyarlar'' diyerek öğretmenlik mesleğinin saygınlığını dile getirmiştir.

Atatürk 1928 Harf Devrimi'nden hemen sonra giriştiği Millet Mektepleri uygulaması ile yarım milyondan fazla yurttaşımızın okuma-yazma öğrendiği bir eğitim atılımı başlatmıştır. Bu atılımın mimarı Büyük Önder Atatürk'ün Millet Mektepleri Başöğretmenliği'ni kabul buyurdukları 24 Kasım günü, ülkemizde 1981 yılından beri ''Öğretmenler Günü'' olarak kutlanmaktadır. 24 Kasım'lar, eğitim sorunlarımızın çözüme kavuşturulmasında, öğretmenlik mesleğinin toplumdaki saygınlığının yeniden arttırılmasında, O'nun ilkelerinin, görüş ve düşüncelerinin temel alınması için uyarıcı bir nitelik taşımalıdır. O'nun ilkelerine, görüşlerine ve kılavuzluğuna bugün daha çok gereksinim duyulmaktadır.Cumhuriyet'in istediği ''fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür'' kuşaklar yetiştirme görevini başarıyla ve özveriyle gerçekleştiren meslektaşlarımın öğretmenler gününü yürekten kutlarım.

 

(*) Bu yazıda yer alan Atatürk'ün sözleri ''Bugünkü Diliyle Atatürk'ün Söylevleri'' (TDK Ankara, 1968) kitabından alınmıştır.

Cumhuriyet 24 Kasım 1998


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat