Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam54
Toplam Ziyaret407183

Murat Kaymak

Sürdürülebilirlik, Yalan Olabilir

DOĞAN KUBAN

Sadece yükselen gelişme grafikleri bazen insana garip ve üçüncü dünya ülkelerini aldatan bir yalanın sürekli pazarlanması olduğu kanısını uyandırıyor.

19. yüzyılda termodinamiğin ikinci yasası olan entropi kavramı kanıtlanana kadar, insanların sonsuz gelişmeye inançları tamdı. Bugün dünyanın sonunun geleceğini biliyoruz. Fakat yaşamın sürdürülebilir olması koşullarını fazla bilmiyoruz. Altı milyarlık dünyada İslam ülkeleri, Afrika’nın tümü, Güney Amerika’nın büyük çoğunluğu ve hatta büyüklükleri ve bilimsel ve sanayi potansiyelleri ile Çin ve Hindistan bile kırılgan bir insanlık kesimini oluşturuyorlar.

Politikacıların ağzında ve medyada dile getirilen ekonomik gelişmeler Türkiye’nin geleceğini garantilemiyor. Çünkü dünyanın geleceği ticarete ya da iyi taşeronluk yapmaya değil, enerji üretimine, tarımsal üretime, iklimsel değişmelere karşı hazırlanan altyapıya bağlı.

Geleceğe bu gözlüklerle bakılması gerekliliği giderek içeriksiz politik söylemlerin yerini almaya başlamıştır. Fukuşima felaketinden sonra Almanya’nın, 2023 yılına kadar atom santrallarını kapatma kararı anıtsal bir politik karardır.

Enerjinin %75’ini nükleerden elde eden Fransa bunun ekonomik sıkıntı yaratacağını düşünse de, enerjisinin sadece %25’ini nükleerden elde eden ve Fransa’ya göre çok daha büyük bir sanayisi olan Almanya, bu açığın on iki yılda doğal enerji alternatiflerinden kapatılacağını hesapladığına göre, Fransa’nın yapamayacağını, en azından politik karar temelinde, başarmıştır.

Türkiye’nin geri kalmışlığı hâlâ alternatif doğal enerji kullanımı için hiçbir atılım yapmamasından bellidir.

 

ZENGİNLİK AZINLIĞIN ELİNDE KALDIKÇA

Bütün kapitalist toplumlarda ulusal gelirin çok büyük bir payı küçük bir azınlığın elinde toplandığı için, ekonominin sayısal büyüklüğü ve büyümesi içinde büyük çoğunluğa düşen pay, yaşam kalitesini arttırmıyor. Enerji pahalılaştıkça kentlere dolmuş halkın yaşamı aynı kalitede kalıyor.

Biçimsel değişmeler zorunlu olarak niteliksel değişmeler olarak algılanmamalıdır. Eviniz 50 m2 iken 60 m2 ye çıkarsa, bu iyiye doğru bir niteliksel değişme olmayabilir. Sadece grafiklerde %20 bir iyileşme gibi gösteriliyor. Hatta 60 m2 daha kötü bir yaşam ortamı da olabilir.

İki çocuklu bir aile, üçüncü çocuklar olduğu zaman biraz daha büyük araba alsalar bu ekonomide olumlu bir gösterge. Ama yaşamda bir değişiklik getirmiyor.

Aslında sayısal manipülasyonlar büyük ekonomik yalanları örtbas eden yutturmacalar. Amerika’da artan inşaat ve halka verilen kredilerin artması korkunç bir krizle sonuçlandı. Yunanistan’ın adam başına ulusal geliri Türkiye’nin üç katı. Ama ülke felç oldu. Sayısal artışlar, yükselen grafikler çok güzel ama, ne kadar yalan barındırdıkları üzerlerinde yazmıyor.

Türkiye’de ailelerin %80’inin yıllık geliri 500 dolarmış; 1980’de bu sayının dünya ortalaması 200 dolarmış. Otuz yılda 100 /150 artmış. Fakat fiyatların otuz yılda ne kadar arttığını bilmezseniz bu artışın hiçbir anlamı kalmaz. Yaşam kalitesi daha da düşmüş olabilir.

Türkiye’de 1970’ten sonra iktidarların bir şansı vardı. Köylerden, kasabalardan kentlere akan halk kendi yörelerinde hiçbir modern konfora sahip olmadığı için kentlerdeki yol, su, elektrik ve eğitim olanakları onları memnun etmeye yetiyordu. Kentlerin büyümesine bağlı yoğun bir inşaat sektörü köyden gelen niteliksiz işçinin varlığı ile örtüştü. Türkiye ekonomisinin son yarım yüzyılı bu basit ekonomik mekanizmanın pompaladığı ve çığırından çıkardığı toplumsal ve politik süreçtir. Kendiliğinden iktidarlara destek olmuştur.

 

CAHİLLİKLE EMPERYALİZME DESTEK

Bu edilgen toplum psikolojisi Amerika ve Avrupa’nın İslam dünyasını manipüle etme politikalarına da uygun düşen bir toplum yarattı. Tepkisiz bir cahil toplum sadece hükümetlere değil emperyalist atılımlara da böylece destek olmuştur.

Halkının uysallığı uluslararası programlara uygun olduğu için dünyanın geleceğe ilişkin temel sorunları Türkiye’nin gündemine gelemiyor. Türkiye politikaları 2. Dünya Savaşından sonraki iç sorunlar olarak kalıyor.

Fakat iş ticarete geldiği zaman politika küreselleşme mantığıyla ve büyük bir hız ve etkinlikle çalışıyor. Ne var ki Türkler dünyanın zengin ülkelerinden, geleceklerinin inşa etmek için ne kalacağını hesap edemiyorlar. Çünkü geleceğin planlanmasına ilişkin bir halk baskısı yok. Yani gelecek planı da yok. Onun için her gün yeni bir inşaat projesi üretebilirsiniz.

Oysa giderek daha çok zenginleşen bir dünya hayalinin içinde üçüncü dünya olmadığını Batılılar biliyorlar. Geçen gün gelen ünlü bir Nobel ödüllü konuşmacıya sordum. ‘Onlar da kendi işlerini düzeltsinler’ dedi.

 

YALANLA BİR 100 YIL DAHA

Bu daha zengin bir dünya yalanını fakirlere satmak kapitalist dünyaya bir yüzyıl daha kazandırabilir. Fakir ülkelerdeki çırakları için bu zengin gelecek hayalini işlemek bir politik araçtır. Batılının otomobille, makinelerle, uçaklarla ve reklamlarla donattığı bu gelecek dünya, çok uzun zaman okumuş, okumamışı ile, üçüncü dünyanın hayallerini doldurdu ve doldurmaya devam ediyor.

Bu vaadin arkasında sürekli gelişen bir teknoloji ve sanayi vardır. Bilim ve teknoloji Batı’dan, ham madde gelişmemiş ülkelerden. Sömürge çağında kurulmuş bu düzenin aynı şekilde devam etmesi zengin ülkelerin temel politikalarını bugüne kadar şekillendirmiştir. Bu politikanım şiddet içerdiğini de görüyoruz. Asya Batı’nın bu hesaplarını bozdu. Ne var ki Çin’in Batı’dan daha yumuşak olması için bir neden yok.

Bütün bunlar anlaşılıyor. Ama Müslümanların hallerini aydınlatmıyor.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat