Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret407184

Murat Kaymak

Cahil ve İşşiz Kadınlar Karanlık Bir Ülke Geleceğinin Habercileridir

  Doğan Kuban

Bugünün dünyasında geri kalmış toplumlarda kadın sorunu
toplumsal açlık, cahillik ve dünyaya köle olma sorununun bileşenleridir... Eğer aslan, ayı ve maymun toplumları dişilerini evlerine hapsedip onların geçimlerini
erkeklerin yaptıkları avlarla sağlamaya çalışsalardı, yaşayamazlardı. Türkiye’de milyonlarca aile sadece erkeklerin kazandıkları para ile yaşamaya çalışsa aç
kalır. Kaldı ki kadının evde bir şeyler üreteceği öngörülse bile bugün evde üretilenin, kültürel değeri önemli bile olsa, ekonomik değeri önemsizdir.


Nüfusu 8-10 milyon Anadolu’da halkın %90’ı köylerde yaşarken eğer kadınlar tarlada çalışmasalardı köylü de toplum da aç kalırdı. Başkalarının emeğini sömürmeyen toplumların kadınları çalışmak zorundalar. Bugünkü dünya
nüfusunun ürkütücü artışı karşısında ve ulaşılan uygarlık düzeyinde çalışmayan kadın sadece iş bulamayan kadın olabilir. Kadınlar pek çok mesleği erkekler
kadar iyi, belki de daha iyi yapıyorlar. Bu bağlamda kadını az çalışan toplumlar geri kalmış toplumlardır. Ne kadar kadın işsiz ise o kadar fakir, o kadar cahilsiniz. Bundan daha iyi bir gösterge yoktur.

Kadının toplumsal statüsünü eskisi gibi korumaya çalışan bütün İslam ülkeleri sömürge oldular. Kuşkusuz geri kalma nedeni bir tane değil. Fakat kadınların sosyal ve kültürel durumu toplumun cahillik, fakirlik ve geri
kalmışlığının şaşmaz simgesidir. 2004 yılında Sumatra ve Endonezya’yı vuran  tsunamiler en çok kadınları öldürmüştü. Nedenini geçen gün  bir dost söyledi: O Müslüman ülkelerde kadınlara sokağa çıkma yasağı
vardı.

Bugün Anadolu’nun nüfusu 1920 nüfusunun 9-10 katı. Nüfusun % 65-70’i kentlerde yaşıyor. Tarlalar boş. Kente giden gençler geri gelip toprak işi yapmak istemiyor. Kadınlar Günü sabahında Türkiye’de çalışan kadın sayısının
toplam sayıya göre % 26 düzeyinde olduğunu okuyunca neşem kaçtı.

Bir başka istatistikte, cinsiyet eşitsizliğinin en alt
kademesinde 134 ülke içinde
, hepsi İslam ülkesi olan, Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Çad, Pakistan ve Yemen’le birlikte maalesef Türkiye vardı. Bunun tam gerçeği yansıttığını sanmıyorum. Yine de çok utandım. Ülkenin geleceğinin karanlık olacağını kavrayacak bilinçleri olmayan, dünyadan habersiz cahiller utanmıyor.

Kadının çalışmaması ve şiddet görmesi ile erkeğin yobazlığı ve zorbalığı arasındaki ilişki, dünyanın her yerinde bilinen bir ilkel tavırdır. Fakat şimdiye kadar kızını diri diri gömeni hiç işitmemiştim. Bu kadar acımasızlığı aklıma sığdıramıyorum. Burada halk kültürünün çığırından çıkması, sapıtması gibi bir sorun var. Kuşkusuz toplumların akıl yoksulları vardır.
Fakat Allah’ın günü kızını ve karısını öldüren toplum cehalet hastasıdır. Bunlar 21. yüzyıl yaşamına yabancı kalmış ve dışına itilen bir toplum kesiminin varlığının kanıtıdır. Bereket yaygın değil.

BİN SÖZCÜKLE İLETİŞİM

Ülke nüfusunun on kat artmasına karşın hâlâ kadını eve kapamak  isteyenlerin idrak edemedikleri şey kadının cehaleti ve işsizliğinin Türkiye’yi  sömürgeleştirmenin temel araçlarından biri olmasıdır. Kuran  Müslümanlara ‘Hıristiyan ve Budistlerin kölesi olun’ demiyor, ‘Siz en seçilmiş
halksınız’ diyor.

Nüfusun 35 milyonu ya da daha fazlası milyonu kadın ve kız, yani anne  adayı. Çocuklar, özellikle kızlar, en az on yaşına kadar annenin yanında dünyayı öğreniyor. Bu okumamış kadınların kullandıkları dil bin sözcük bile içermez. 48
milyon insan kentlerde yaşıyor. Bunun 23 milyonu kadın ve kız. Kentler de  yaşayanların çoğunluğu ilkokulla üniversite arasında bir kademede okumuş. On üç  milyon kadın kırsal alanda yaşıyor.

Türkiye’de kadınların hiç okumamış olanları % 25-30 arasında deniyor. Bu 13 milyon eder. Bunun çoğunluğu kırsal alanda, özellikle Doğu’da yaşıyor.
Burada önemli bir sorun var: Okumamışlık ile doğurganlık arasındaki doğrudan ilişki. En cahiller en çok doğuruyor. Bu analar, beyinlerin her şeyi sünger gibi  emdiği bir on yılda, gelecek kuşaklara bilgi düşmanlığı olmasa bile sadece
kayıtsızlığı aktaracaklar.

Eğitimi mahalle pazarı ile süper market arası bir ticaret oyununa dönüştürdüğümüzden bu yana büyük ölçüde artan okul, üniversite, öğretmen ve öğrenci sayısı ile orantılı yüksek öğretim performansı gösterdiğimizi kanıtlayan
bir veri yok. Cumhuriyetin okuma yazma seferberliğini, Anadolu’nun en ücra köşelerine giden gencecik kadın öğretmenleri anımsayınca bugünün acınacak
toplumsal ataletini hissediyorsunuz.

Kadın statüsünün bütün sorunlarla organik bağı vardır.
Toplumun geri kalmış kesimlerinin bir türlü öğrenemediği gerçeklerden biri, dünyadaki Türk ve Müslüman düşmanlığının kuramsal yapısının içeriğinde
Müslüman kadının toplumsal statüsünün önemli bir yeri olmasıdır. Dünya nüfusunu yarısı kadındır. Müslümanlar kendi kadınlarını onlarla bir hizaya getirmedikleri
sürece milyarlarca dünyalı kadınlarımızı kendilerinden aşağı görecekler. Bu Kuran’ın İslam’a dünya da verdiği birincil statü ile bağdaşan bir durum mudur? Bunu bizim ulemaya bir sormalı.

TÜRKİYE’NİN AFGANİSTAN’I VAR

Doğrusunu söylemek gerekirse fakirliği ve ilkel davranışları ile Türkiye’nin bir Afganistan’ı var. Batılı Hıristiyanların, Hitlilerin, Çinlilerin üslümanlara karşı tepkilerinin değiştiğini gösteren bir şey yok. Hıristiyan Avrupa Niğbolu Savaşı’nda, Viyana Kuşatması’nda, papalığın desteği ile Avusturya, Polonya ve Rusya arasındaki Türklere karşı ‘Kutlu İttifak’ ta,
Çanakkale Savaşı’nda, Türkiye’nin işgalinde, Türkler için ne düşünüyorsa, Kıbrıs Rum  hükümetini Avrupa Birliği’ne üye yaptığı ve Ermeni tezini Avrupa devletlerinin parlamentolarında kabul ettiği zaman da hep aynı şeyleri
düşünüyor.  

Amerikan Kongresi’nde komisyon da öyle düşünmüş. Ilımlı İslam sadece o üşmanlığın ve hor görmenin devamıdır. Bizi Avrupa Birliği kapısında ekletiyorlar. Avrupalılar Kıbrıs’tan Türk ordusunun çıkmasını istiyor.  

Bizim gözümüzü bağlayan nedir? Her şeyi dışarıdan alan Türkiye  alternatif enerji için henüz yatırım yapmadı. Ama dış borç açığı en çok olan dünya ülkelerinden biri. Dünyanın şimdiki patronları Türkiye gibi ülkeleri içine koyacakları çuvalları hazırlamışlar. Dolum işlemini yapmak için vakti kerahatin gelmesini bekliyorlar.  

Sayın okuyucular, 

Türk toplumunu idare edenlerin, Atatürk dışında, üç yüz yıldır öğrenemediği bir olgu var: Rönesanstan bu yana resmi, heykeli, musikisi, edebiyatı, bilim ve teknolojisi ve kentsel yaşamı ile dünyayı bugüne getiren ve henüz dünya egemenliği postunu bırakmamış, bırakmamak için her oyunu oynayacak bir Batı var. Batı dünyasının birikimleri ve ekonomik yapısı ile İslam toplumlarının en gelişmişi olan Türkiye’nin sahip çıkıp özümseyebildiği kültürel ve ekonomik verileri bir karşılaştırın. Bu geriliği anlatmakta söz kısır kalır.

Bu uzun kültür üretiminin Batılı toplumlara kazandırdığı kültürel disiplini hayal etmek, bir Bach konserini dinlemeyen ya da modern bir bale seyretmeyen için olanaksızdır. Bu tür insanlar ne bilim, hatta ne de teknolojinin yaşamsal kapsamını, parasal ölçütler dışında anlamıyor. Çünkü
çağdaş bir toplumda insanın konumunu anlamakta zorlanıyorlar. 

 

21. yüzyılın ikinci yarısında, Çinliler, Japonlar, Koreliler, Hintliler     atılı birikime kendi kültürlerinin verilerini de katarak yeni bir uygarlık çağı
sentezini gerçekleştirdikleri ve Eflatun’la birlikte Lao Tzu da anılmaya
başlandığı zaman Pakistan, Mısır ve Yemen’le birlikte olmanın ne anlama
geleceğini biraz düşünsek nasıl olur?


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat