Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam256
Toplam Ziyaret408020

Murat Kaymak

Joel Spring-Okul Eğitiminin Radikal Eleştirisi: William Godwin, Francisco Ferrer ve İvan İllich

 Joel Spring, Özgür Eğitim (Çev-Aysen Ekmekçi)  Ayrıntı Yayınları 1991,İstanbul, s.10-24

Eğitime yönelik radikal yaklaşımın önemli bir öğesi, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda kitlesel okul eğitiminin ortaya çıkmasına gösterilen tepki olmuştur. Bu dönemde, devletin desteklediği ve düzenlediği okullarda genel zorunlu eğitim verilmesi yönünde sürekli bir eğilim vardı. Kitlesel okul eğitiminin amacı, vatandaşı ve işçiyi modern sanayi devleti için yetiştirmekti. Toplumda radikal bir dönüşüm sağlamayı hedefleyenlerin, varolan toplumu sürdürmek üzere örgütlenmiş eğitim sistemlerine karşı oldukça eleştirel bir tutum takınmaları son derece doğaldır. Radikal eleştirinin belli başlı temaları, okulun politik, toplumsal ve ekonomik gücü etrafında toplanıyor. Ulusal bir hükümetin denetimi altındaki devlet okulu eğitiminin, uyguladığı eğitim sistemi aracılığı ile kaçınılmaz olarak hükümetin buyruklarına körü körüne boyun eğecek, kişisel çıkarlarına ters düştüğünde ve akıl dışı olduğunda bile hükümetin otoritesini destekleyecek ve "doğru ya da yanlış olsa da benim ülkem" türünden milliyetçi bir görüşü benimseyecek vatandaşlar üretmeye yönelik girişimlere yol açtığı, vurgulanan görüşlerden biri idi.

Bir diğer radikal eleştiri konusu da okul eğitimi sistemlerinin, uygulanan eğitim süreci boyunca, monoton, sıkıcı ve kişisel tatmin vermeyen işlerde çalışmayı kabul etmek üzere yetiştirilmiş işçiler üretmede kullanılmaları olmuştur. Bu işçiler endüstriyel sistemin otoritesini kabul ederler ve bu sistemde herhangi bir köklü değişiklik arayışına girmezler. Bir başka ilgi alanı ise kitlesel okul eğitiminin gelişmesine eşlik etmiş olan, eğitim yoluyla toplumsal değişkenlik sağlandığı miti oldu. Bu mit, diplomaların toplumsal değer için tam bir ölçü ve toplumsal ödüller için bir temel olarak kabul edilmesine yol açmıştır ve üstelik bu diplomalar varolan toplumsal sınıf bölünmelerine göre dağıtılmaktadır. Eğitim, değişkenliği arttırmaktan çok, toplumsal sınıflar arasındaki bölünmelerin daha da keskinleşmesini sağlamıştır.[1]

Bu konular üç büyük eğitim eleştirmeninin çalışmalarında işlenmiştir: William Godwin, Francisco Ferrer ve Ivan İllich. Godwin devletin özgül ideolojisini okullarda yayabilmesi ile kazanacağı politik iktidara karşı çıkan ilk eğitim eleştirmenlerinden biriydi. Francisco Ferrer kitlesel devlet okulu eğitimine ve bu eğitimin ondokuzuncu yüzyılın yeni sanayi ekonomileri için iyi -eğitilmiş ve iyi- denetlenen işçiler üretmedeki rolüne eğilmiştir. Ivan İllich okul eğitimi ile toplumsal sistem arasındaki ilişkiye yönelik eleştirilerin son temsilcilerinden biridir. Bütün bu konular ileriki bölümlerde daha detaylı olarak ele alınacaktır, çünkü bir anlamda radikal eğitim teorileri bu eleştirmenlerin saldırdığı birçok şeyin karşıtını üretmeye yönelik çabalardır.

Radikaller, politik ve toplumsal sistemin buyruklarını itaatkâr bir şekilde kabul etmeyecek, otoriter olmayan kişiler yaratacak bir eğitim sistemi ve bir çocuk yetiştirme süreci aramışlardır.

William Godwin

Onsekizinci yüzyılın sonları ve ondokuzuncu yüzyılın başlarında Batılı toplumlar monarşik yönetimden cumhuriyet yönetimine geçişin gerginliğini yaşıyorlardı.

Politik yöntem ile kitlesel devlet okulu eğitimi arasındaki yakın ilişki bu dönemde gelişmiştir. William Godwin kitlesel okul eğitimi üzerine sert eleştirisini tam bu sırada yazmıştır. Fransız ve Amerikan devrimleri, onsekizinci yüzyılın, bireyin aklına ve onun hükümeti yönetme becerisine olan inancını simgeliyorlardı. Ancak, bu politik değişimlerde bazı çelişkiler vardı.

Bireyin aklına duyulan inanç, cumhuriyetçi bir hükümet biçimi yerine hükümetin tamamen kaldırılması yolunda bir sava yol açabilirdi. 1756'da doğmuş olan William Godwin için monarşilerin gücünün azalmasını bir yönetici elitin artan gücü izleyecek gibi görünüyordu. Bir denetim grubunun çıkarları adına kullanılabilecek bir hükümet var olduğu sürece hükümetin biçiminin değiştirilmesi çok az bir anlam taşıyordu. Godwin için insan aklının gücüne duyulan inanç, yönetici sınıfta dönemsel değişikliklerin olduğu cumhuriyetçi bir toplumdan çok, her kişinin bağımsız olabileceği bir toplumu ifade ediyordu.

Godwin, İngiltere'de, konformist olmayan vaizlerden oluşan bir ailede dünyaya gelmişti. Kiliseye girmesi için eğitilmişti ama papaz olmayı reddetti ve 1783'te bir okul açma girişiminde bulundu. Okulu başarılı olmayınca yazmayı denedi. 1793'te devlet kavramına yönelik ilk modern anarşist saldırı olarak kabul edilen Enguiry Concerning Political Justice'ı (Siyasi Adalete İlişkin İnceleme) yayımladı. Dört yıl sonra eğitim üzerine yazılmış ilk modern özgürlükçü metni, Enguirer'ı yayımladı. 1796'da, kadının kurtuluşu ve kadınların erkeklerin kölesi yapılmasında eğitimin nasıl kullanıldığı konusunda hâlâ klasik bir çalışma olarak kabul edilen The Vindication ofthe Rights of Women (Kadın Haklarının Savunusu) adlı kitabın yazarı Mary WollStonecraft ile evlendi.[2]

Godwin'in düşünceleri, Aydınlanma'nın insan aklının gelişmesinin bir sonucu olan ilerlemeye duyduğu inanç çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu dönemin, en çarpıcı iki olgusunun -modern devletin yükselişi ve bu devlete vatandaş yetiştirecek milli eğitim sistemlerinin gelişmesi-insan aklının dogmatik olarak denetlenmesi ve bastırılmasına yol açmasından korkuyordu. 1783'te okulunun açılışında dağıttığı broşürde insangücünün iki temel hedefinin yönetim ve eğitim olduğunu ileri sürdü.

Bunlardan en güçlü olanı ise eğitimdi çünkü "Yönetim her zaman yönetilenin görüşüne dayanmak zorundadır. Yeryüzünde en çok ezilen insanların bir defa düşünce biçimlerini değiştirmelerine izin verin, artık özgür olacaklardır." [3] Herhangi bir yönetim biçimi meşruiyetini, halkın kendisini tanıması ve kabul etmesinden alır. Kamuoyunun eğitim yoluyla denetlenmesi sürekli destek anlamına gelir. Dolayısıyla insan aklının tam olarak gelişmesinin okul duvarları içinde engellendiği herhangi bir toplumda despotizm ve haksızlık rahatlıkla varolmaya devam edebilir.

Milli eğitimin gücü, Godwin'in hükümete dair incelemesi Enquiry Concerning Political Justice'da  açık olarak tanımlanmıştır. Godwin şu uyarıda bulunuyordu: "Son derece belirsiz bir organın yönetimi altına son derece güçlü bir mekanizma vermeden önce, ne yaptığımızı iyice kavramamız gerekmektedir. Hükümet onu çalıştırmaktan, kollarını güçlendirmekten ve kurumlarını sürekli kılmaktan geri durmayacaktır. "Godwin milli eğitimin içeriğinin politik iktidarın buyruklarına uygun düşecek şekilde biçimlendirileceğine inanıyordu. "Devlet adamları olarak yönetimlerini haklı gösteren veriler öğretimlerinin temelindeki veriler olacaktır"[4] diyordu. Milli eğitim konusu onun, yönetim yapısına karşı duyduğu endişelerinin bir yansımasıydı. Godwin ilk olarak politik kurumların zenginlerin iktidarı gasp etmesini onayladığını ve zengin ile fakir arasındaki farklılıkları şiddetlendirme eğilimlerinin olduğunu hissetmişti. Yasama, haksız yasalar ve vergilendirme sistemleri ile zenginlerin mülkiyetini korumaktaydı. Yasa, hükümet tarafından ekonomik gücü elinde tutanların yararına olacak şekilde yürürlüğe konulmakta ve hükümet zenginliğin gücünü toplumsal ve politik güce dönüştürerek arttırmaktadır. Godwin, ikinci olarak, büyük ve merkezileşmiş devletlerin gelişiminin, milli zafer uğruna girilecek maceralar, vatanseverlik ve uluslararası alanda ekonomik ve kültürel rekabet gibi bireye son derece az faydası dokunacak değerlerin yüceltilmesine neden olacağına inanıyordu:

Daha geniş topraklara sahip olma, komşu ülkeleri fethetme veya korku altında yaşatma, onları sanatta veya silahlanmada geçme isteği önyargı ve yanlış temeller üzerine kurulu bir istektir. Güvenlik ve barış, uğruna milletin titreyeceği bir isimden daha çok arzu edilmelidir.[5]

Milli eğitim, şovenist vatanseverliğin, devletin politik ve ekonomik iktidarının desteklenmesinde kullanılacaktı.

Godwin'in milli eğitime karşı çıktığı başka noktalar da vardı. Şöyle yazıyordu:

Gençliğimizin, ne kadar mükemmel olursa olsun anayasaya saygılı olmak üzere eğitilmesi doğru değildir; hakikate ve ancak etki altına alınmamış hakikat anlayışlarına uygun düştüğü takdirde anayasaya saygı duymak üzere yönlendirilmeliler.[6]

Godwin, adil bir toplumun, ancak tüm insanların akıllarını özgürce kullanmalarının sonucunda ortaya çıkabileceğine inanıyordu.  İnsanlar muhakeme güçlerini ve doğa anlayışlarını sürekli olarak geliştirdikleri için doğal yönetim yasalarını kavrayış biçimleri de sürekli olarak değişmekteydi. Anayasalar ve yasaları sürekli kılmaya yönelik diğer politik kurumlar, insanların hayatın nasıl düzenlenmesi gerektiği konusundaki anlayışlarının gelişmesini sadece engelleyebilirdi.

Bu nedenle Godwin, ülkedeki yasaları öğreten bir milli eğitime karşı çıkıyordu. İnsanların çoğunun, bazı suçların kamuya zararlı olduğunu anlayabileceğini ileri sürüyordu. Akıl dışı olan ve anlaşılmaktan çok öğrenilmesi dayatılan bu yasalar genellikle toplumdaki bazı özel kesimlere avantajlar sağlayan yasalardı. Godwin şu örneği yeriyordu:" 'Salt aklın bana komşumu dövmemeyi öğretebileceği, ancak İngiltere’den bir çuval yün göndermemi ya da Fransız anayasasını İspanya’da yayımlamamı engellemeyeceği iddia' edilmektedir." Godwin şunu ileri sürmüştür: "Hukuki yönetimin uygun hedefleri olabileceği varsayılan tüm suçlar hukuk eğitimi olmadan da ayırt edilebilirler".  "Benim anlayışıma göre yün ihracatı hiçbir zaman suç sayılamaz" diyor ve şöyle devam ediyor "Bunu suç olarak kabul eden bir yasanın olması benim bunun bir suç olduğuna inanmamı sağlamıyor."[7] Bu ifadede Godwin insanların kendi akıllarına uygun düşmeyen yasalara boyun eğmemeleri yolundaki devrimci inancını dile getiriyor.

Godwin şu uyarıyı yapıyor:

Despotizmin en muzaffer olduğu dönemde benimsenmiş bile olsa, bir milli eğitim tasarısının hakikatin sesini sonsuza dek bastırabileceği düşünülmemelidir. Ancak, bu tasarı, bu amaca yönelik olarak hayal gücünün dile getirebileceği en korkunç ve en ayrıntılı plandır.

Özgürlüğün yayıldığı ülkelerde bile insanların, yanlışı süreklileştirme eğiliminden ötürü milli eğitimden kuşku duymaları gerektiğini ileri sürdü. Modern okul eğitimine karşı çıktığı en çarpıcı ifadelerinden birinde Godwin şöyle diyordu: "İsterseniz bizi yok edin, ancak milli eğitim aracılığı ile düşüncelerimizde yer alan adalet ve adaletsizlik ayrımını yok etmeye kalkışmayın."[8]

Godwin ayrıca, milli eğitimin en önde gelen toplumsal hedeflerden biri olarak kabul edildiği bir dönemde böylesine güçlü itirazlar yükselten tek kişiydi. Mary Wollstonecraft bile erkeklerin kadınlar üzerindeki toplumsal üstünlüklerini kaldıracak bir araç olarak milli eğitimi onaylı-yordu. Godwin'in eleştirisi şu gerçeklerden kaynaklanmıştı: Devletin birçok eğitim planı, özgül hukuk ve ahlak kavramlarını aşılayarak politik ve toplumsal düzeni sürdürmeye yönelik idi; birçoğu da milli ruh ve vatanseverlik duygusunun yaratılmasına ağırlık veriyordu ve devletin aldığı önlemler olarak görülüyordu. Yine de dönemin birçok reformist ve devrimcisi, okul eğitiminin bireysel özgürlüğü besleyeceği inancı ile milli eğitim planlarını desteklemişti.

Batılı toplumlarda modern ulusal devletler okullarda vatandaşlık eğitimi verilmesini kurumsallaştırdılar. Prusya'da Johann Fichte, devletin eğitime, en az milli savunmaya harcadığı kadar para harcaması gerektiğini ileri sürüyordu çünkü:

Bizim önerdiğimiz milli eğitimi evrensel olarak uygulayan Devlet, içine yeni bir genç nesil dahil olduğu andan itibaren, özel bir orduya hiç gereksinim duymayacaktır, çünkü o zamana dek hiçbir neslin elinde olmayan bir orduya sahip olacaktır.[9]

Fichte, okulun sadece ülke yasalarının benimsetilmesinde bir araç olmadığını, aynı zamanda bireyleri, kendilerini topluluğun iyiliğine adamaya da hazırlayacağına inanıyordu.

Birleşik Devletler'de "genel okul" hareketinin peygamberleri, herkesin gittiği bir okulun, bir politik toplumsal değerler konsensüsü yaratacağını ve politik ve toplumsal huzursuzluğu etkin olarak azaltacağını ileri sürüyorlardı. Okulun, kurduğu politik denetimi hesaba katmadan, öz-gürlük ve insanın ilerlemesinde büyük bir itici güç olacağına dair neredeyse sınırsız bir inançları vardı.

Örneğin, ondokuzuncu yüzyılın en büyük Amerikan "genel okul" reformcularından biri olan Henry Barnard okullardaki devlet denetiminden kaynaklanan sorunların farkında olduğunu belirtmiş, ancak, eğitimin sonuçta her zaman için özgürlüğe götürdüğünü öne sürerek bu sorunları bir kenara bırakmıştır. Ondokuzuncu yüzyıl eğitimcisinin, toplumda bir kere serbest bırakılan öğrenmenin gücüne duyduğu inancı şiirsel bir ifade ile dile getirmiştir. Hükümetin iyi okul eğitimi görmüş bireyi durdurmasına atıfta bulunarak şöyle yazıyor:  "Yağmuru, dorukları ve vadileri serinletmeden, bütün pınarların suyuna karışmadan ve büyüyen bütün bitkilerin köküne ulaşmadan geldiği bulutlara geri göndermek daha kolaydır."[10]

Ondokuzuncu yüzyıl eğitimcisinin inancı, yirminci yüzyılda Nazi Almanyası'nın yükselişi ile kuşkusuz bastırılmış oldu. Bu dönemde Almanya'daki okul eğitimi Godwin'in onsekizinci yüzyılda belirttiği bütün sakıncalara örnek oluşturmuştur. Okullar özel bir ideolojinin ve toprakların genişletilmesine dayalı bir milliyetçiliğin yayılması ve ülke liderlerinin yüceltilmesi için kullanıldı. Naziler zorunlu ırk biyolojisi eğitimini devreye sokarak ve Alman tarihi ve edebiyatına ayrı bir önem vererek okul müfredat programına değişiklikler getirdiler. Karakter ve disiplin oluşturmak üzere ve askeri antrenman hazırlığı olarak günde beş saatlik beden eğitimi zorunlu kılınmıştı. Büyük oranda propaganda amaçlı ders kitapları okutuluyordu.

1935'te Eğitim Bakanlığı'nın emri ile Alman halkının geleceği için ırk ve soyaçekimi önemle vurgulamak ve öğrencilerin Nordik değerlerin taşıyıcısı olan Alman ırkına mensup olmaktan ötürü gurur duymalarını sağlamak üzere altı yaşından itibaren ırk öğretiminin başlatılması için özel buyruklar verildi. Bu buyruklar şunu belirtiyordu: "Dünya tarihi ırksal olarak tanımlanmış halkların tarihi olarak anlatılmalıdır."[11]

Nazi Almanyası, Godwin'in uyardığı konularda aşırı bir örnek oluştururken onun getirdiği eleştirilerin Birleşik Devletler örneğinde -Leo Tolstoy'un "en az kötü" olarak nitelendirdiği okul eğitimi sistemi- de isabetli kehanetler oldukları kanıtlandı. ABD okullarındaki vatanseverlik dersleri American Legion (Amerikan Lejyonu) ve Daughters of the American Revolution (Amerikan Devriminin Kızları) gibi grupların baskısıyla 1920'lerde en hararetli noktasına ulaşmıştı.

Radikal işçi sendikaları, sendika haberlerini okullara iletememekten ve okullarda sendikalaşmaya karşı çıkan bir ekonomi felsefesinin vurgulanmasından yakınıyorlardı. Upton Sinclair, 1920'lerde devlet okullarını gezdikten sonra, bu okulların insanlığın refahını arttırmaya yardımcı olmayıp aslen kapitalistleri iktidarda tutmayı hedeflemelerinden şikâyetçi olmuştu. New Jersey'deki bir radikal eğitim programının yöneticilerinden biri 1925’te şu açıklamayı yapmıştı:

Devlet okulu sistemi varolan toplumsal sistemin bütün adaletsizlik ve eşitsizlikleri ile birlikte sürdürülmesine yarayan güçlü bir araçtır... Ve varolan düzenlemeyi bozacak her türlü şeyin devlet okullarını denetim altında tutanlar tarafından sakıncalı görülmesi gayet doğaldır.

Radikaller, her toplulukta seçilen okul yönetim kurullarının bir işadamı ya da profesyonel elitin denetimi altında olduklarını-belirttiler. Yüzyıl boyunca yapılan araştırmalar bu sonucu desteklemeye yöneliktir.[12]

Gerek Nazi Almanyası'nda gerekse Birleşik Devletler'de okul, doğası gereği açıkça politik bir denetim kurumu haline gelmiştir. Bilinçli olarak insanları değiştirmek ve şekillendirmek üzere tasarımlanmış bir kurum olduğu için, sürekli olarak değişik politik gruplar tarafından bir silah olarak kullanılmıştır. Yirminci yüzyılda bütün politik gruplar özel ideolojilerini yaymak ve ideallerindeki modern bireyi biçimlendirmek için okulu kullanmak istemişlerdir. Radikallerin sorunu ise okulların denetimi için gereken rekabet gücünden genellikle yoksun olmaları idi; bu yüzden de okullar muhafazakârlığın kaleleri haline geldiler.

Francisco Ferrer

Ondokuzuncu yüzyılın sonunda okullar yeni sanayi ekonomilerinin bir uzantısı işlevini de görmeye başlamış gibiydi. Okullara hem devlet hem de  şirketler için itaatkâr hizmetkârlar üretme sorumluluğu yüklenmişti. Bunu öne süren önde gelen eleştirmenlerden biri de 1901'de Barcelona'da Modern Okul'u kuran İspanyol anarşisti ve eğitimcisi Francisco Ferrer idi. Ferrer'in çalışmaları, ispanyol hükümeti tarafından Barcelona'da bir ayaklanma başlatmakla suçlanıp idam edildiği 1909 yılında uluslararası üne kavuşmuştu, idam edilmesi Avrupa ve Birleşik Devletler'deki birçok grubun, adaletsizliğe karşı ses çıkarmasını sağladı ve kariyerine ve düşüncelerine yönelik ilgi yarattı.

Birleşik Devletler'de bir Ferrer Kurumu kuruldu ve birçok yerin yanı sıra New Jersey ve Stelton'da birer Modern Okul açıldı. Ferrer'in kurduğu International League for the Rational Education of Children (Akılcı Çocuk Eğitimi için Uluslararası Birlik) ölümünden sonra Anatole France'ın fahri başkanlığı altında Avrupa'da yeniden örgütlendi. Uluslararası Birlik, Ferrer'in dergisi LE-cole  Renovee'nin yayımlanmasını sürdürmeye çalıştı ve Modern Okul ile ilgili haberler ve el ilanları dağıttı. Birleşik Devletler'de Ferrer Kurumu okullar hakkındaki radikal eleştirilerin bir yayın organı haline gelen TTıe Modern School adlı bir dergi yayımladı.

Hükümetin okul eğitimine verdiği destek konusunda Ferrer "İktidarlarının neredeyse tamamen okula dayandığını herkesten çok daha iyi biliyorlar" diye yazmıştı.[13] Geçmişte hükümetler kitleleri cehalet durumunda tutarak denetim altına almışlardı. Ondokuzuncu yüzyılda endüstriyelizmin yükselişi ile birlikte, hükümetler kendilerini eğitilmiş sanayi işçilerine gerek duyulan bir ekonomik rekabet ortamında buldular. Okulların ondokuzuncu yüzyılda zafere ulaşmalarının nedeni toplumu ıslah etmeye yönelik genel bir istek değil, ekonomik gereksinimlerdi. Ferrer, hükümetlerin okulları isteme nedeni  "Eğitim yoluyla toplumun yenilenmesini beklemek değil, sanayi şirketlerini kurmak ve buralara yatırdıkları sermayeden kâr elde etmek için insanlara, işçilere ve mükemmel emek araçlarına duydukları ihtiyaçtır" diye yazıyordu. [14] Ferrer, kapitalizmin hiyerarşik yapısının işçilerde belirli karakter özelliği tiplerini gerektirdiğini kavramıştı, işçiler, fabrika mesaisinin sıkıntı ve monotonluğunu kabul etmek ve fabrika içindeki düzenlemeye itaatkâr bir şekilde uyum sağlamak üzere eğitilmeliydiler. İşçiler dakik, itaatkâr, pasif ve işlerini ve konumlarını kabul etmeye istekli olmalıydılar.

Ferrer'e göre okullar Godwin'in bir önceki yüzyılda uyarıda bulunduğu şeyleri tam olarak yerine getirmişlerdi. Varolan kurumların sürdürülmesinde odak noktası haline gelirken, öğrenciyi itaat etmeye ve uysal olmaya koşullandıran bir sistem ve metoda dayanmışlardı. Tabii ki çeşitli eleştirmenlerin okullara yönelttikleri bir suçlamaydı bu; Ferrer'in bakış açısına göre bu, devlet tarafından denetlenen bir okulun kaçınılmaz sonucuydu.

Ferrer şöyle yazıyordu:  "Çocukların, bize hükmeden toplumsal dogmalara göre boyun eğmeye, inanmaya, düşünmeye alıştırılmaları gerekir. Bu durumda eğitim bugünkünden daha farklı bir halde olamaz."[15] Ferrer için en merkezi sorunlardan birisi hükümetin eğitim üzerindeki iktidarının kırılması idi. Sistem içinde yürütülmeye çalışılan reform hareketleri, insanın özgürleşmesi hedefine yönelik hiçbir şeyi başaramazlardı. Ferrer, "Milli okulları örgütleyenler, hiçbir zaman bireyin yüceltilmesini istemediler. Ancak, onun köleleştirilmesini istediler ve bugünün okulundan herhangi bir şey ümit etmek boşunadır" diyordu.[16]

Ferrer’e göre, bir hükümetin toplumda herhangi bir radikal değişikliğe yol açacak bir eğitim sistemi yaratacağına inanmak imkânsızdı. Bu nedenle milli okul eğitiminin alt sınıfların koşullarını olumlu yönde değiştirmeye yarayacak bir araç olacağına inanmak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Yoksulluğu yaratan var olan toplumsal yapı olduğuna göre eğitim ancak insanları, toplumsal yapıyı radikal yönde değiştirmek üzere serbest bırakarak yoksulluğu ortadan kaldırabilirdi. Bir Modern Okul bülteninde Belçika'daki okullarda zenginlerle fakirlerin bir arada okutulması konusunda yazdığı yazıda şunları vurgulamıştı:  "Okullarda verilen öğretim, zengin ve fakir ayrımına duyulan ezeli ve ebedi gereksinime ve toplumsal uyumun yasaların yürürlüğe konulmasından ibaret olduğu ilkesine dayanmaktadır."[17] Ferrer'e göre, fakirlere var olan toplumsal yapıyı kabullenmeleri ve ekonomik gelişmenin varolan yapı içinde gösterilecek kişisel çabalara dayandığına inanmaları öğretilmekteydi.

Ferrer'in eleştirileri bizzat milli okul eğitimi sistemlerinin varlığına yönelikti. Godwin gibi o da okulun bir politik denetim kaynağı olarak kullanılmasının kaçınılmazlığını görmüştü. Okullar, her grubun kendi hedefleri doğrultusunda kullanmaya çalıştığı büyük bir savaş alanına dönüşmüştü. "Bütün taraflar oyunun önemini biliyor ve zafere ulaşmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyorlar.  Herkes 'Okul için ve Okul'dan yana' diye bağırıyor" diyor.[18] Bu mücadeledeki iki hâkim grup hükümet ve sanayi idi. Hükümet okuların sadık yurttaşlar üretmesini istiyordu, sanayi ise, itaatkâr ve eğitimli işçiler istiyordu. Ferrer'in bakış açısına göre bu talepler arasında çelişki yoktu. Godwin gibi o da, devletin zenginlerin çıkarlarını korumak için varolduğuna ve sanayinin ihtiyaçlarının devlet aracılığıyla ifade edildiğine inanıyordu.

Godwin ile Ferrer'in eleştirileri arasındaki farklılıklar onsekizinci yüzyıl sonu ile ondokuzuncu yüzyıl sonu arasındaki toplumsal farklılıkları yansıtır. Onsekizinci yüzyılın sonu sadık yurttaşlar talep eden ulus devletin zaferine tanık oldu.  Ondokuzuncu yüzyılın sonu sadece eğitimli değil aynı zamanda fabrikanın montaj hattında ağır ve sıkıcı iş saatleri geçirecek işçiler talep eden sanayi devriminin zaferine tanıklık etti. Bu bağlamda okul eğitiminin hedeflerine, hem okulda öğretilen malzemenin içeriği hem de sunulma yöntemi sayesinde ulaşılır.

Yöntem sorunu bu eğitimciler için merkezi bir ilgi noktasını oluşturur. Bunlar, öğretim yöntemleri ve okul örgütlenmesi ile okulda biçimlendirilen karakter tipi arasında doğrudan bir bağ olduğunu ileri sürdüler. Örneğin Godwin, aklı zayıflatan ve insan özgürlüğünü kemiren şeyin disiplin yöntemi ve öğretim teknikleri olduğunu ileri sürdü. Öğretmen tarafından kullanılan motivasyon biçimi ile hükümetin iktidarı arasında doğrudan bir bağ olduğunu ortaya koydu.  Bir öğretmen "malzeme ile uğraşmanın onaylanacağı ve onu ihmal etmenin memnuniyetsizlikle karşılanacağını despotik bir biçimde, cazibe ya da tehdit yoluyla göstererek" öğrenciye malzemeyi sunup dışsal motivasyon'u kullanıyordu. Dışsal motivasyon bir şeye, tesadüfen ya da başka bireylerin isteğine (örn., not veya ceza tehditi) bağlı olan bir olgu olarak tanımlanır. Godvvin, hükümetin de,  insanların belli bir şekilde davranmasını sağlamak için dışsal motivlere bağlı olduğuna inanıyordu. Yasalar ve polis, hükümetin, halkın devlet çıkarlarına uygun olarak hareket etmesini sağladığı despotik araçlardı. Despotik dışsal motivler yöntemlerine dayanan bir eğitim, bireyi, despotik yasalar hükümetine hazırlıyordu.[19]

Birleşik Devletler'de yirminci yüzyıl başındaki büyük tartışma sınıf ortamında üretilen toplumsal ve ekonomik özelliklerin türü çerçevesinde yürütülüyordu. Liberal eğitimciler, laissez-faire (bırakınız yapsınlar) bireyciliğinin geliştirilmesine yönelik rekabeti ve bireysel çalışmayı reddettiler. Grup etkinliğine ve grup projelerine daha çok önem verdiler. Bu öğretim yönteminin, yeni anonim devletin ihtiyaç duyduğu karakter tipini biçimlendireceği ileri sürülüyordu.

Birleşik Devletler'deki radikaller sadece geleneksel sınıfı reddetmekle kalmayıp liberal talebi de reddettiler. Her ikisi de öğrenciyi devlet ve sanayinin ihtiyaçları ve otoritesine uygun olarak biçimlendirmeye çalışıyordu. New Jersey'deki Modern Okul'un yöneticilerinden biri 1920'lerde şöyle yazıyordu:

Çocuk, devlet okuluna girdiği andan itibaren otoriteye boyun eğmek, doğal olarak başkalarının isteğini yerine getirmek yönünde eğitilir ve bunun sonucunda yetişkin yaşamda yönetici sınıfın işine yarayan düşünce alışkanlıklarına sahip olur.[20]

Sınıfta kullanılan yöntem türleri sorusu otoritenin derecesi ve doğasını da içerir. Yirminci yüzyılın okulları, öğrencileri, bürokratik ve propagandacı bir toplum tarafından işlenmeye hazırlayan anonim bir otorite biçimi geliştirmişlerdir. Geleneksel sınıf, öğretmenin, öğrencilerin karşısına doğrudan doğruya kendi iktidarı ile çıktığı ve öğrencilerin her zaman bu iktidarın kaynağının farkında olduğu açık otorite örneği oluşturuyordu. Bu durumun iyi bir tarafı, öğrencilerin başkaldırmak ve özgürlük talep etmek istediklerinde iktidarın kaynağını tanımlayabilmeleri ve ona tepki gösterebilmeleriydi. Yirminci yüzyılda denetim için daha sofistike psikolojik yöntemlerin kullanılmasıyla anonim otorite biçimleri sınıfa girdi. Bu denetim biçimleri, manipülasyonun anlaşılmasını ve denetimin kaynağının tanımlanmasını olağanüstü zor bir hale getirdiler.

Ivan İllich

Modern sınıf yöntemleri sorunu ve bu sorunun denetim ve otorite ile olan ilişkisi Ivan İllich'in yazılarında açıklanmıştır. İllich, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda sınıfta kullanılan tekniklerin, var olan otorite kurumları tarafından işlenebilen bir karakter biçimlendirmesine ilişkin olduklarını ileri süren radikal savı kabul eder. Sınıf tekniklerindeki değişiklikler doğrudan doğruya bu kurumlardaki değişikliklere bağlıydı. İllich tüketici yönelimli modern toplumun, her eylem için uzmanların öğüdüne dayanan bir karakter tipi gerektirdiğini ileri sürer.  Modern toplum uzmanca planlanmış paketlerin tüketimine dayanır. Okul "her yönüyle çocuğun" sorumluluğunu üstlenerek bireyi bu toplum için hazırlar. Araba kullanmayı, cinsel eğitimi, giyinmeyi, kişilik problemleriyle uğraşmayı ve bir sürü ilgili şeyi öğretmeye çalışırken okul aynı zamanda bütün bunları yapmanın doğru ve uzmanca bir yolu olduğunu ve kişinin başkalarının uzmanlığına dayanması gerektiğini de öğretir. Okuldaki öğrenciler özgürlük talep ettiklerinde, özgürlüğün sadece otoriteler tarafından verildiği ve "uzmanca" kullanılması gerektiği yolundaki dersi alırlar.

Bu bağımlılık kişinin hareket etme yeteneğini yok eden bir yabancılaşma yaratır. Etkinlik artık bireye değil uzmana ve kuruma aittir.[21]

Radikal eleştirmenler eğitim süreci içinde geliştirilen karakter tipiyle de ilgilidirler ve bu ilgi sınıfın ötesinde tüm çocuk yetiştirme alanını ve modern ailenin yapısını kapsar. Örneğin psikanalist Wilhelm Reich karakter oluşumundaki temel sorunun orta sınıf aile yapısı olduğuna inanıyordu. Almanya'da faşizmin yükselişini tartışırken, otoriter kişiliği orta sınıf Alman ailesi içindeki çocuk yetiştirme sürecine bağlıyordu. Anlamlı bir toplumsal değişimin ancak ailenin değiştirilmesiyle gerçekleşebileceğini ileri sürüyordu. Bu tema ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllar boyunca yankılandı ve daha sonra göreceğimiz gibi birçok radikal eğitim planının önemli bir parçasını oluşturdu.[22]

Bir toplumun toplumsal sınıf yapısını takviye etme ve güçlendirme eğiliminde olması da okula yöneltilen eleştirilerden biriydi. Bu sorun ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda hemen hemen bütün eğitim çevrelerinde tartışıldı. Birleşik Devletler'de eğitimciler sürekli olarak, toplumsal sınıflar arasındaki ayrımı azaltacak bir eğitim sistemi organize etme sorunuyla uğraştılar.

Amerikan eğitimcileri ondokuzuncu yüzyılda Avrupa sistemlerini farklı toplumsal sınıflar için farklı okullar sunmakla eleştiriyorlardı. Ondokuzuncu yüzyılın büyük 'genel okul" reformcusu Horace Mann, bütün sınıflardan çocukların devam edebileceği genel bir okul kurarak bu sorunun üstesinden gelmeyi umut ediyordu. Mann, zenginin ve yoksulun aynı okulda kaynaşması ile birlikte sınıf ayrımlarının eriyeceğini düşünüyordu. Genel okul yaklaşımıyla ilgili sorun, bütün çocukların okula aynı kültürel temel ve entelektüel araçlarla girmemesi ve eğitimlerini aynı amaçlar için kullanma eğiliminde olmamaları idi. Başka bir deyişle, genel okul öğrencilere aşırı genel bir eğitim sağlıyordu. Ondokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren Amerikan eğitimcileri  "eğitimi bireyselleştirerek" ve "bireysel ihtiyaçları karşılayarak" bu sorunun üstesinden gelmeye çalıştılar.

Amerikan eğitimcilerinin toplumsal sınıf sorununu çözme çabası, Ivan lllich'in merkezi bir toplumsallaşma kurumu olarak devlet okulunun, çevredeki toplumun toplumsal örgütlenmesini güçlendirme eğiliminde olduğu şeklindeki bir eleştirisini açıklığa kavuşturur.

Bu özel durumda okul toplumsal tabakalaşmayı arttırma eğilimindedir. Amerikan eğitiminde -beceri grupları, mesleki eğilimler, özel programlar aracılığıyla- "bireysel gereksinimler"i karşılama girişimi, okulun yapısında bulunan bütün çelişkileri ve problemleri ortaya çıkardı.

Beceri ve meslek grupları, zekâ testlerine, ilgi ve başarı testlerine ve danışmaya dayanıyordu ve sonuç olarak yirminci yüzyılın ortalarından itibaren Amerikan eğitiminin toplumsal sınıf ayrımı ve ırk ayrımı yaptığı konusunda büyük bir kaygı duyuluyordu. 1940'larda küçük bir

Amerikan kasabasını inceleyen sosyologlar ortaöğretimde toplumsal sınıflar ile mesleki programlar arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu buldular. Kasabanın üst sınıfından gelen çocuklar kolejlere hazırlık programını işgal ederken, kasabanın alt sınıflarından gelen çocuklar meslek programını dolduruyorlardı. Bu durum Birleşik Devletler'in her yerinde ortaya çıkıyordu. Ve çocuklar standart testlerle belirlenmiş olan becerilerine göre ayrıldıklarında toplumsal sınıf ve ırka göre de gruplanmış oluyorlardı. Amerika'da çocuklar, kendi sosyal çevrelerinde, sanki her toplumsal sınıf için ayrı okul varmış gibi okula gittiler.

Ivan İllich'e göre bu toplumsal tabakalaşma süreci okul eğitiminin yapısında mevcuttur ve bu eğitimin en yıkıcı özelliklerinden biridir. 1960'larda Porto Riko Katolik Üniversitesi'nin rektörü iken, Latin Amerika'nın az gelişmiş ülkelerinin eğitime harcadıkları para miktarına rağmen, yoksulların bu harcamalardan tam olarak yararlanamadıklarını fark etti. Halkın eğitime harcanan paranın tam bir karşılığını alması için ilk aşamalardan üniversitelere kadar tüm eğitim sürecinden geçmesi gerekiyordu.

Yoksulların, okulların kendilerine toplumsal ilerleme sağlayacağına ve okul eğitimi süreci içindeki bu ilerlemenin kişisel yeteneklerine bağlı olduğuna inanmaları istenir. Yoksullar bu inanç temelinde okul eğitimini desteklemeye hazırdırlar. Fakat zenginler her zaman için yoksullardan daha uzun süre okul eğitimi görecekleri için, okul eğitimi sadece kurulu toplumsal farklılıkların yeni bir ölçüm aracı haline gelir. Yoksulların kendileri de okul standartlarının doğruluğuna inandıkları için, okul, toplumsal bölünmenin daha da güçlü bir aracı olmuştur. Yoksullar okula gitmedikleri için yoksul olduklarına inandırılırlar. Yoksullara ilerleme fırsatı verildiği söylenir ve onlar da buna inanırlar. Toplumsal konum, okul eğitimi aracılığıyla başarı ve başarısızlık olarak tercüme edilir.

Okul içinde yoksulun toplumsal ve ekonomik dezavantajları başarısızlık olarak nitelendirilir. Okul olmasa okuldan atılma da olmayacaktır. Francisco Ferrer gibi İllich de okulu bir iktidar fahişesi olarak görür. En büyük iktidarın, okulun, kişinin kendi kimlik kavramı üzerindeki etkisi olduğuna inanır; yani eğitim kişilere kendi kişisel yeteneklerini ve karakter özelliklerini öğretir, insanlar kendilerini aptal ya da zeki, değerli ya da başarısız olarak düşünmeyi öğrenirler. Uygun bir kimlik kavramının, kabul edilmeye ve toplumsal bağlamda işlev görme yeteneğine dayandığı varsayılınca okulun psikolojik gücü açıkça ortaya çıkar. Okuldan atılma, okulun -kurumların en yardımsever ve demokratik olanı-kişiye bütün fırsatları verdiği, ama onun başarısız olduğu şeklinde yorumlanır. Atılanın elinden bu başarısızlığı kabul etmekten ve artık ilerlemek için yapabileceği çok az şeyin kaldığı sonucuna varmaktan başka bir şey gelmez. Okul tarafından reddedilmek, boyun eğme, ilgisizlik ve ' sonunda tümüyle çaresizliğe ve toplumsal durgunluğa yol açar.

Bir toplumsal sınıfın bir diğeri üzerindeki otoritesi de bu süreç içinde güçlendirilir. Okul. daha fazla okul eğitimi görmüş olanların daha iyi insanlar olduklarını öğretir. İllich yoksulların, okulda, daha fazla okul eğitimi görmüş olanların, yani üst sınıfların, önderliğine boyun eğmeleri gerektiğini öğrendiklerini ileri sürer.

Ivan İllich Okulu yeni kilise olarak tanımlar. Toplumun okulu dini bir inanç gibi desteklemesi radikal eleştirmenlerin merkezi ilgi alanlarından birini yansıtır. Okul büyük gücünü, modern sanayi toplumlarında temel çocuk yetiştirme kurumu haline gelmesinden alır. Çocuk yetiştirme sürecinde aile ve kilise gibi diğer kurumların rolü giderek artarken, erken çocuk eğitimi ve günlük bakım merkezleri okulun gücünü artırmaktadırlar.

Özet olarak, okulun bizzat varlığı onun özel bir politik ve ekonomik ideoloji tarafından kullanılmasına izin verir. Öğretilenlerin içeriği toplumu denetleyenin kim olduğuna bağlıdır.

Fakat okulun gücü propagandaya yönelik rolünün ötesine geçer. Okulun toplumsallaştırma süreci toplumdaki hâkim gücün ihtiyaçlarını karşılayacak özel bir karakter tipini biçimlendirir. Godwin ve Ferrer gibi eleştirmenlere göre okulun toplumsallaştırma süreci, devletin otoritesine boyun eğecek olan ve yeni sanayi toplumunda sadık işçiler olarak çalışacak yurttaşlar yetiştirir. Ve toplumsallaşma süreci insanların toplumsal konumlarını kabul etmelerini sağlar ve onları irrasyonel olarak örgütlenmiş bir tüketici toplumuna bağımlı kılar.



[1] Samuel Bowles, "Understanding Unequal Economic  Opportunity", American Economic Review, Cilt LXIII, Sayı 2, Mayıs 1973, s. 346-356; Samuel Bowles ve Herbert Ginds, "I.Q. in the U.S. Class Structure," Social Policy, Cilt 3, Sayı 4 ve 5, Kasım/Aralık 1972 ve Ocak/Şubat 1973; Samuel Bowles, "Schooling and lnequality from Generation to Generation," Journal of Political Economy, Mayıs/Haziran 1972.

[2] Godwin'in düşüncelerinin iyi bir biyografisi ve özeti George Woodcock'ın William Godwin'idir (Londra: The Porcupin Press, 1946)

[3] William Godwin, "An Account of the Seminary... At Epson in Surrey," Four Early Pamphlets

(Gainesvılle, Florida: Scholars' Facsimiles and Reprints, 1966), s. 150.

[4]  William Godwin, Enquiry Concerning Political Justice and its Influence on Morals and Happiness

(Toronto: The University of Toronto Press, 1946), Cilt II, s. 302

[5] Bkz. Woodcock, a.g.e.,   s. 63-73.

[6] Godwin, Enquiry Concerning... Cilt II, ss. 302-303.

[7] Ibid., Cilt II, s. 304.

[8]  Ibid.

[9] Bkz. Johann Gottlieb Fichte, "The Nature of the New Education", Addresses to the German Nation.

Çeviren. R.F. Jones ve G.H. Turnbull (Chicago: Open Court Publishing Co., 1922).

[10]  Bkz. Henry Barnard on Education, editör John S.Brubacher (New York: McGraw-Hill, 1931), s. 74.

[11]  George Mosse'un Nazi Culture isimli güzel antolojisinden alınmıştır (New York: Grosset & Dunlap, 1966)

[12] Birleşik Devletler'de okul eğitimine karşı radikal tepki hakkında daha fazla bilgi için bkz. Education and the Rise of the Corporate State adlı kitabımın VII. Bölümü (Boston: Beacon Press, 1972).

[13] Francisco Ferrer, "L'Ecole Renovee, "Mother Earth" (Kasım 1909), Cilt IV, Sayı 9, s. 269.

[14] Ibid., s. 268.

[15] . Ibid., s. 272.

[16] . Ibid., s. 272.

[17] Francisco Ferrer, The Origin and Ideals of Modern School. Çeviren Joseph McCabe (New York: G.P. Putnam's Sons, 1913), s. 48.

[18] Ferrer, "L'Ecole Renovée," s. 269.

[19] William Godwin, The Enquirer (Londra: C.G. & J.Robinson, 1797),   s. 66-97

[20] Harry Kelly, "The Modern School in Retrospect," The Modem School of Stelton (Stelton, New Jersey: The Modern Schoo! Association of North America, 1925), s. 115.

[21] . Ivan lllich'in yabancılaşma kavramı için bkz., The Breakdown of Schools adlı tezi (Cuernavaca, Meksika: CIDOC, Nisan 1971),   s. 11-19.

[22] Bkz. VVilhelm Reich, The Mass Psychology of Fascism (New York: Farrar, Straus and Giroux, 1970) [Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı, Çev.: Bertan Onaran, 224 sayfa, 1986, 2. basım]


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 0°
Saat