Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret393322

Evrensel Tipolojiler

DOĞAN KUBAN

Geçen gün bir Fransız dergisinde Mısır polislerini gösteren bir fotoğraf vardı. Polisler giderek başka dünyalardan gelmiş uzaylılara benziyorlar. İlginç olan ister Mısır, ister Çin, ister Haiti, ister Amerika, ister Türkiye olsun, hepsinin birbirine benzemesi.

 

Öldürme ve şiddet, eziyet, işkence nasıl giyinirse giyinsin, uygarlık gösterisi olamaz. Bu ilacı bulunmamış bir evrensel hastalıktır. Bunun araçları örgütlü insanlar ama, asıl neden toplumların hâlâ ürettiği düşmanlık ve sevgisizlik öğretileridir.

Kolluk güçleri sopalarını yani coplarını ortaçağ süvarileri gibi havaya kaldırıp, koruyucu şapka ve şeffaf kalkanlarını aşağı indiriyorlar. Toplulukların karşısına her ülkede bu korkutucu üniformalarla çıkıyorlar. Bağırıp çağıran kalabalıklar bu başka dünya askerlerini gördükleri zaman kaçışıyorlar.

Aslında evrensel ve çağdaş bir görüntü. Böyle giysileri insanlar filmlerde de seyrediyor.

Peki bu bir uygarlık görüntüsü mü? Ortaçağ şövalyelerini anımsatan, gaz bombası atan, silahlı, elleri sopalı insanlar neden uygarlık görüntüsü olsun? Aslında görevi öldürme talimi olan askerler (bunu vatan savunması için yapıyorlar) silahlar, bombalar, gazlar insan doğasının en ilkel davranışlarını sergilemiyor mu?

Öldürme ve şiddet, eziyet, işkence nasıl giyinirse giyinsin, uygarlık gösterisi olamaz. Bu ilacı bulunmamış bir evrensel hastalıktır. Bunun araçları örgütlü insanlar ama, asıl neden toplumların hâlâ ürettiği düşmanlık ve sevgisizlik öğretileridir.

Eskiden Londra sokaklarında silahsız polisler dolaşırdı. İngiliz polisi uygarlık modeli olarak gösterilirdi. Çünkü görüntü şiddet içermiyordu. Yarım yüzyıl içinde şiddet giderek arttı. Uygarlık ölçütleri ilkelleşti.

 

SAVAŞAN DÜNYALAR

Bu yıl bir İngiliz yazarı olan Anthony Pagden’nin bir kitabı çıktı; “Savaşan Dünyalar, Doğu ve Batı Arasında 2500 Yıllık Çatışma” (2011). Bu savaş ilk çağlarda Truva Savaşı olarak başladı, Ortaçağda Müslüman-Hıristiyan savaşı olarak devam etti. Osmanlı cihadı da aynı savaşların devamıdır. İsrail’in kuruluşundan Irak savaşına kadar uzayıp giden savaş süreci de aynıdır. Sonunda Batı Doğu’yu, Hıristiyanlar ve Yahudiler Müslümanları dize getirdiler.

Fakat bunu sadece savaş olarak gösterip, basit bir kavgaya indirgemek büyük bir yanılgıdır. Gerçi İranlılar, ya da El-Kaide, Amerika’ya ‘büyük şeytan’ olarak bakıyorlar, ama gerçek büyük şeytanlık 15. yüzyılda başlayan sömürgeciliktir.

O da insanoğlunun bencilliğinin, yağmacılığının ve ilkelliğinin değişik kıyafetlerle sürüp gitmesidir. Sömürgecilik 20. yüzyılda kapitalist egemenliğine dönüşmüştür. Görünüşte bağımsız olan ülkelerin çoğu midesinden zincirlidir.

Egemen kapitalizmin en büyük marifeti özgür piyasa ekonomisi değildir.

Dünya ticaretinin, özellikle para akışının Avrupa ve ABD tarafından kontrol edilmesidir. Piyasa uydurma bir kılıftır. Piyasada üretim gücü fazla olan sanayi ülkeleri lehine çalışıyor.

Piyasaları ele geçirmek için devletlerin ve uluslararası kurumların ne dalavereler çevirdiklerini düşünürseniz, piyasa serbestliğinin bir yalan olduğunu anlarsınız. Bütün liberal parlamentolarda devletin yasalar çıkarıp kapitalizm yandaşlarına avanta sağlaması açıkta oynanan bir orta oyundur. Batı kapitalizminin bu oyunu sürdürme mekanizması da bellidir. Kapitalist Batı’nın, her ülkede, ortağı olan yerel ayaklar var. Batı finansal ve ekonomik egemenliğini bu ayaklara kâr’dan pay ayırarak yürütüyor. Kaddafiler, Mübarekler, Suudi sultanları başka türlü yaşayamaz. Benim gibi bir gazete, dergi, kitap okuyucusu bile bunları her gün izleyebiliyor. Bugün Çin’de, yarın Belçika’da, sonra Meksika’da, sonra A.B.D.’de.

Sistemin üyeleri olan ülkelerde –dışarıda kalan da pek yok!- demokrasi değil, kapitalizm önemlidir. Onun için demokratik ve liberal Batı kendi işini gören diktatörler, otokrat idareler, zorbalar, kapitalist rejimler, kapitalist iş çevreleri, kapitalist patronlarla çok iyi geçiniyor.

Bu olgu Amerika, İngiltere ve Avrupa’nın bütün dünyanın despotlarıyla olan ilişkilerini okuyup öğrenenler için yeteri kadar aydınlatıcıdır. Hala göremeyen körlerin ise gözlerini kimse açamaz.

Özetlersek dünya bu dönüşmüş kapitalizmin ‘liberalizm ve demokrasi’ gibi eskimiş kavramları kullanmakta devam ederek sömürgeciliği sürdürmesine hayır demeyecek milyonlarla dolu.

Ne var ki bu durum çağdaş dünyanın geleceği açısından iç açıcı değil. Çünkü patron sayısı artıyor. Komünist rejimli kapitalist bir patron daha yetişti: Çin. Dünya tiyatrosunda garip senaryolar sahneleniyor.

İki dirhem bir çekirdek, çantalı iş adamları ile yüzüne maske takmış, kafalarını fotoğrafçılara çevirerek, birbirlerinin ellerine yapışarak, her nedense hep gülen politikacılar bu sahnelerde baş rollerde. Oysa konuştukları konular savaş, sefalet, ekonomik kriz. Yine de ne kadar memnunlar hallerinden bu gülücükler dağıtan politikacılar.

Bilim adamlarının, yazarların, şairlerin, sanatçıların üniformaları yok. Fakirlerin, açların da yok. Mezara da kimse üniforma ve gülücüklerle girmiyor. Gerçekten anlaşılması zor bir dünyada yaşıyoruz.

Dünyaya bu denli eziyet çektiren insanlar birbirlerini sevmiyorlar, birbirlerinin arkasından kim bilir neler söylüyorlar?

Neden sırıtıyorlar acaba?


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat