Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret393322

Okuryazarlık Üstüne...

 Server Tanilli

 

Ağustos sonlarında, bu yılın üniversite sınavlarında ön sıralarda yer almış gençlerimizden birinin -gazetelere geçen- şu sözlerini duymamış olamazsınız: ''Kitap okumayı sevmiyorum. Bunun bir eksiklik olduğunu da düşünmüyorum. Kitap okumadan başarılı olabileceğini de gösterdim.'' Bir başka şampiyon öğrenci de, şu cevheri yumurtlamıştı: ''Osmanlı medreseleri günümüz üniversitelerinden daha özgürdü.''

Geçtikleri kademelere bakarsanız ikisi de okuryazar.

Ama gerçekte öyle mi?

Bu soruyu, toplumumuzda başkalarına da yayabilirsiniz; politikacılara, çeşitli meslek erbabına, bu arada ilkokulundan üniversitesine -eğitimin hangi kademesinde olursa olsun- bizzat öğreticilere kadar genişletebilirsiniz. Göreceğiniz şey şudur: Ülkemizde okumaz-yazmazlık kadar okuryazarlık da sorun olup çıkmıştır. Kavramlar kaydırılmış, çarpıtılmıştır. Bütün bir eğitim sistemimiz de, işte böylesi çarpık bir zemin üstünde yükselmektedir.

Peki, ne anlama geliyor okuryazarlık? Nasıl okuryazar olunur ve nasıl sürdürülür?

Çetin sorular, derin bir konu...

Son günlerde okuduğum bir kitap, Paulo Freire ile Donaldo Macedo 'nun yazdıkları, Serap Ayhan 'ın da dilimize -hünerle- çevirip İmge Kitabevi'nin yayımladığı Okuryazarlık . Sözcükleri ve Dünyayı Okuma adlı eser, konunun nasıl büyük boyutlar taşıdığını, giderek -özgürlük ve özgürleştirme ile iç içe- evrensel bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik yazarları gibi, kitap da dünyaca ünlü. Okuma eyleminin önemini gösterirken, okuryazarlık üstüne tekrar düşünen ve düşündüren bir çalışma. Özellikle tüm öğretmenleri ve eğiticileri, okuma-yazmanın ne olduğuna yeniden bakmaya zorlayan bir inceleme.

**

Niçin insanların okuması ve yazması gerektiğinin önemli olduğunu düşünüyoruz?

Çünkü, okuma-yazmanın yararı var insanlara.

Ama aydınlatıcı ve özgürleştirici olmak yerine, sınırlayıcı ve gerici olan bir okuma-yazmanın yararı ne?

Böylece okuma-yazma, aydınlatıcı, giderek özgürleştirici olabilmesi için, ''insanların kendi yaşamlarıyla doğrudan ilişki'' kurmalıdır. Okuma-yazmanın öğrenilmesi ''toplumsal'' dır ve ''toplumsal pratiklerle gerçekleşir'' .

Okuma-yazmada dilin, özellikle anadilin rolü pek önemli.

Öğrencilerin kendi dili, ''özgürleştirici okuma-yazmanın gelişiminde temel'' olan, olumlu anlamda bir kendine değer verme duygusunu geliştirme aracıdır. Ama hedef, öğrencileri asla kendi anadilleri ile sınırlamak olmamalı.

Öğretirken, öğrencilerin bakış açısı da hiçbir zaman gözden kaçırılmamalı; dahası, işe onların bulundukları yerden başlamalı. Öğrencileri kendi gerçeklikleri, bu gerçekliği biçimlendiren kurumlar ve uygulamalar konusunda ''eleştirel olma'' ya yüreklendirmeli; öğretmek, öğrencileri ''sessizlik kültürü'' nün içinden çıkmaya yetkin kılmaktır. Bunun sonucu olarak ''diyalog'' , öğretici için de öğrenci için de kaçınılmazdır. Okuryazarlık bir yerde, ''sözcükleri ve dünyayı okumak'' demektir; yaşamın karşımıza çıkardığı sorulara vereceğimiz yanıtlar da, sözcükleri ve dünyayı kendi okumamızdan çıkarıp verdiğimizde değer kazanırlar.

Okumaz-yazmazlık bunalımının genellikle Üçüncü Dünya ülkelerine has olduğunu sanırız; oysa evrensel bir olgudur bu. Geniş ölçüde göz ardı edilen de, yüksek düzeydeki okumaz-yazmazlıktır. Ama okumaz-yazmazlık, bir toplumun yalnızca ekonomik düzenini tehdit etmekle kalmaz, ''demokrasinin dokusu'' nu tehdit edip ''toplumun demokratik ilkelerinin altını oyar'' .

Buna karşı savaşılmalıdır.

Aslında, okuryazarlığa ''bir kültürel siyasa biçimi olarak'' bakılmalıdır. Okuma-yazma ''insanları ya güçlendirecek ya güçsüzleştirecek biçimde işlev gören bir dizi uygulamalar'' olarak alındığında anlamlı bir yapı ortaya çıkıyor. Daha geniş anlamda ise, okuma-yazma, ''var olan toplumsal biçimlenimi yeniden üretmeye mi, yoksa demokratik ve özgürleştirici değişmeyi yükseltmeye mi hizmet ettiği'' noktasında düğümleniyor. Bu açıdan bakıldığında, okuma-yazma, harfleri ve sözcükleri ''salt mekanik bir etkinlik alanı olarak'' ele almadan ibaret olamaz.

Peki ne, son bir çözümlemede okuma-yazma?

''Öğrenenlerin dünya ile ilişkisi'', yani içinde gezindikleri en genel toplumsal çevrede gerçekleşen ''dünyayı dönüştürme uygulaması'' yla iç içe bir olgu.

İşte kitabın söylediklerinden bir özet!

Görüldüğü gibi, yalnız okumaz-yazmazları değil, okuryazarları da ilgilendiren, sorgulayıcı, sarsıcı bir eser karşısındayız.

Bu kitabı herkes okumalıdır!..

11 EYLÜL 1998/Cumhuriyet


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat