Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret393322

BİZDE BİR YÜZYILLIK EĞİTİM İŞİ

 BİZDE BİR YÜZYILLIK EĞİTİM İŞİ*

Mehmet Ali ŞEVKİ

 

Okullar üzerinde önceden verilmiş yargıların etkisine kapılma bir inceleme yapabilmek için onları sosyal çevrelerle ilişkilerine göre ayırarak ele almak gerekir.

Bu araştırma yoluna girince durumu aydınlatacak noktalar sezilmeye başlanır:

1)Halkın çoğunluğu kısa süreli bir ilk öğrenim sınırını aşmamakta, hatta yalnız aşamamakta değil, bu ilköğrenimin gereğini bile duymamaktadır.

2)Orta ve yüksek okullar, memur olmak, hazır konumlar elde etmek için gerekli sayılmış olan bilgileri veren yerlerdir. Bu okullar, ilk öğrenime ihtiyaç gösterir. Üç dereceli eğitim sistemi budur. Orta ve ilk dereceler, yüksek öğrenimin çekimindedir.

3)Önceleri köylünün ve esnafın okulu, masrafı doğrudan doğruya ödenen mahalle veya köy okuluydu; bu sübyan mekteplerini iyilikseverler korurdu. Bugün bunların yerine Devlet, -yerel vergiyle masrafı kapatılan- yeni ilkokulları koymaya çalışmaktadır.

Şehir ve kasabalardaysa memur sırasına gireceklerle birlikte diğerlerinin de yararlanabileceği ilk okullar, eski «mahalle mektepleri» nin yerini tutmaktadır.

4) Rençberlik ve esnaf üstüne yükselmiş iş adamları, çocuklarını memur yapmak amacında olmasalar bile, iş hayatının yeni ihtiyaçları için açılmış bir Öğrenim ve eğitim yeri bulamamakta ve bunların özel girişkenliklerle meydana getirildiği görülmemektedir.

Bugünkü öğretim kurumları, bina ve donatımı, gelir kaynakları, öğretim öğeleriyle Tanzimat Devletinin ürünüdür.

Bu bakımdan, bu kurumları, Osmanlı saltanatının son bir buçuk yüzyıllık sosyal tarihi içinde göz önüne almak gerekir. Ekonomik, politik ve eğitimsel olaylar bağımsız birer tarih dizisiymiş gibi araştırılamaz.

Osmanlı saltanatının son yüzyıl olayları yönetimsel ve politik bir merkezcilik düzeni hareketinin etkisi altındadır. Zaman zaman «Tanzimatı Hayriye», düzeltme, yenilik, çağdaşlaşma, batılılaşma adı altında toplanan uğraşıların ekseni budur.

 

«ISLAHAT HAREKETLERİ» NİN EĞİTİM İLE İLİŞKİSİ

 

«Islahat» ihtiyacının belirmesi «Gülhane Hattı»nın yayınlanmasından çok öncedir. Bu ihtiyaç Osmanlı Devletinin kuruluşunu izleyen yönetimsel ve politik krizden doğmuştur.

İlk ıslahatçılar, istila döneminin ürünü olan tekelci kurumları, eski düzenine geri götürmek isteyenler olmuştur. “Koçi Bey Risalesi (1041)” bu hareketin tam bir planını kapsar.

Saltanatın bu eski rejiminde, «eğitmen - öğretmen» ordusunun yeri yoktur; «ilim tariki» yargılama ve din görevlerini üzerine olan bir kuruldur.

«İlim tariki» o zamanın bütün ocakları gibi yoldaşlarını çıraklıkla ve «cooptation» la kendisi seç ve yetiştirmiştir. Medrese kurumu, bu uzun süren çıraklığı «danişmend ve müderrisler» i besleyerek mümkün kılmıştır.

Eski rejimde her «tarik (meslek) », her ocak kendi varlığım sürdürecek eğitim ve öğretim görevini bizzat üzerine almıştır. Teknik ve bununla ilgili zihinsel kültür, iş başında çıraklıkla elde edilmiştir. Aile ve tezgah, esnaf «tarik»leri, sanat ocakları ancak dinsel kültür için «ilim ve tasavvuf erbabı»ndan yardım istemiştir.

0smanlı uygarlığını, «medrese, enderun mektebi ve sıbyan mektepleri»yle hazırlanmış bir olgu saymak ne kadar mümkün değilse, eski dönemde özel ve genel hayat kurumlarının işleyişindeki kültür ve eğitim öğelerini de yalnız bunların verimiyle  açıklamak imkansızdır.

Bu yüzden, medreseyi Osmanlı saltanatının kuruluşundan başlayarak altı yüzyıl rakipsiz, halkın eğitimine egemen olmuş biricik bir kurum şeklinde tasarlamak; medreseyi kapamakla onun temsil ettiği geri anlayışın ortadan kalkacağını sanmak doğru değildir.

Koçi  Beyin «ıslahat»  planında, «ilim tariki’nin ıslahı» ikinci dereceden bir yer tutar. «Her eyaletin ruhu, süsü ve güzelliği tımar ve zeamet sahipleriydi» yargısını bütün kapsamıyla ortaya koyan «Layiha»nın bütün yargıları, «sahibi arz» sipahi ocaklarını ve (vezirleri, uleması kullarıyla) Padişah kapusunu eski düzenine geri götürme temeline dayanmıştır.

Bundan üç yüzyıl önceki Türkiye’nin devletçi sınıfı tarafından duyulan «ıslahat »  ihtiyacı, bu sınıfın dışa ve içe karşı askeri çekişmede kazandığı zaferi sürdürmek ve bu zaferin ürünlerini koruyabilmek ihtiyacıdır.

«Islahat » yalnız eski düzenin dokunulmaz kalması ekseni çevresinde dönmüşse, bu durum, Kanunda yeni bir düzen kuracak güç tasarlandığından değil, düzenin başarı sağlayan kurumları dile getirmesinden ileri gelmiştir.

Devletçi sınıfın ve kargaşalığın masrafını yüklenen ve acısını çeken rençber ve işçi reayanın[1] ve şehirli tacirlerin duyduğu keskin ihtiyaçsa, Tanzimat Fermanı’na kadar «can güvenliği ve ırz, namus ve malın korunması» çerçevesini aşmamıştır.

Türkiye, kendisiyle hanedan savaşlarına ya da uzak ülkeler ticaretine girişebilecek toplumlarla çevrilmiş kaldıkça ıslahat ihtiyacının ağırlık merkezi edimsel olarak genel hayatta olmuştur.

İş örgütü, aile örgütü gibi özel hayat kurumlarını sarsacak ve yıkacak etmen, savaşlardan ve iç kararsızlıktan ibarettir.

Batı toplumlarının politik eylemleri, sosyal bir ilerlemenin sonucu olan iş gelişiminin önüne katılınca Türkiye’nin bundan etkilenmesi gecikmemiştir.

Çünkü ekonomik akım, ülkeler arasındaki askeri engelleri yararak hızlı taşıt araçlarıyla toptan üretilen ve toptan imal edilen malı ve fazla olarak girişkenleri ve sermayelerini, o zamana kadar «gevşek bir çalışma, yerel takasın» geçerli olduğu kesimlere sokup yerleştirmeye yönelmiştir.

Dönem değişmiştir; Türkiye’de ıslahat ihtiyacının ağırlık merkezi ister istemez özel hayat ortamına geçecektir.

Onsekizinci yüzyılda Osmanlı saltanatı, yerel bir egemenlikle yönetimsel ve politik özerkliğini elde etmeye yönelen parçalara bölünme dönemine varmış görünmektedir.

İmparatorluk bir yüzyıl daha yaşamışsa bunu iç etmenler üzerinde etkide bulunan Avrupa dengesine  borçludur. «Mülki bütünlük» ilkesi, Türkiye’nin hızla çözülmesine engel olmakla kalmamış, «Al-i Osman» in bir merkezcilik düzeniyle egemenliği yeniden elde etmesine ve sağlamlaştırabilmesine imkan vermiştir.

Genel eğitim sorununun son yüzyılda bütün ıslahat düşüncelerine egemen görünmesi, medrese bilimi yanında eğitime yer verilmesi ve sonunda, eğitim kavramının «Öğretim» den ayrılması nedensiz değildir.

Bunlar Batının üstünlüğünü açıklamak için harcanan çabanın atılımlarıdır. Ve ağırlık merkezi genel hayat alanından özel hayat ortamına zorunlu olarak geçen ıslahat ihtiyacının düşünceye vermekte olduğu yeni doğrultunun belirtisidir.

Son yüzyılın krizi, ondan önceki yüzyıllardaki gibi yönetim ve politika krizi olmakla kalmamış, gittikçe keskinleşen ekonomik ve sosyal bir kriz halini almıştır.

 

BİZDE ÖZEL VE GENEL HAYATIN OKULLARIN KURULUŞUNA YAPTIĞI ETKİLER

 

Okul sorunu üzerine açılan tartışmaların özellikle pedagojik görüş noktalarına eğilmesi olağandır. Bu örgütlerin kuruluşunu etkileyen ve bunları geliştiren etmenleri araştırmak gerekli görülmez; etmenler sezilse bile üzerinde durmaya ihtiyaç duyulmaz.

Bizde ilkokulun kurulmasında, yaşamasında etkileri olan etmenleri iki temele geri götürebiliriz:

I. Özel hayattan gelen etkiler;

II. Genel hayattaki değişmelerin etkileri.

Bu iki tür etkiyi birbirinden ayırmak gerekir.

 

ÖZEL HAYATIN ETKİLERİ

 

Bizde özel hayatın eğitim üzerine etkisi özellikle ilkokullarda kendini gösterir.

a) Ailece ve ev için yapılan çiftçilikle küçük sanat, ana - baba ve ustadan başka bir uzmandan edinilecek genel bilgiye, teknik kurallarına, hatta okuyup yazmaya ihtiyaç duyurmaz. Teknik ve sınırlı genel bilgi, çıraklıkla ve çıraklık sırasında elde edilir.

Bu gibi çevrelerde ev ve tezgah dışında bir uzmana, hocaya bırakılacak öğretim, dinsel telkinlere, din kurallarına özgü kalır. Her köyde hiç olmazsa boş odasını bulduğumuz ve şehirlerimizde önceden her mahallede bulunduğunu bildiğimiz «sıbyan mektepleri» bu ihtiyaçtan doğmadır.

b) Ticaret, satışa bağlanmış çiftçilik, geniş bir müşteri çevresi için kurulan sanat, öğrenim ihtiyacını genişletir.

Ticaret çevrelerinde dinsel öğretime, okuyup yazma ve hesap öğrenmek ihtiyacının kolayca eklendiğini görmekteyiz. Bugün, öğrenimi salt dünya bilgilerine dayanan resmi ilkokulların halk tarafından tutulduğu yerler bu ticaret yöreleridir.

Aile ve iş hayatının duyurduğu öğrenim ihtiyacı, kanunsal bir yükümlülükten daha çok etkilidir.

Bizde öğrenim yükümlülüğü  özel hayatın koşullarıyla şu şekilde karşılaşmaktadır.

Yeni ilkokulların açılabildiği ve iyi tutunabildiği yerler şehirlerle ticari tarım kesimleridir.

Buralarda bile okula verilecek zamanı çıraklıkla geçirmede yarar bulanlar, öğrenim aylarını, yıllarını tamamlamak zorunluluğu duymamaktadır.

Kendi yağıyla kavrulan rençperlik kesimlerinde ve göçebelik hayatına bağlı olan hayvan besleyiciler arasın da devlet memurlarının okul açma çabası bir yandan karşılık yokluğu diğer yandan ilgisizlik yüzünden verimsiz kalmak zorundadır.

Bu durumlar, rençper ve işçi yatağı olan yerlerde okul an yararlanacak çocuğun yine rençper ve işçi kalması haliyle ilgilidir.

Okuldan yeni bir geçim yolu umanlar için ilköğretim bir basamaktan ibarettir.

Eski medreselerin de, dar rençberlik yöresiyle böyle bir ilişkisi olmuş, her yan, medreseye aynı ölçüde adam vermemiştir.

Yaygın bir ilköğrenimin gerçekleştirilebilmesinin ilk koşulu, iş hayatının sıkı ve ticari bir şekil alarak öğrenim ihtiyacını doğurmuş ve yaymış olmasıdır.

GENEL HAYATIN ETKİLERİ

Devletin son yüzyılda ilk okulların çoğalmasına ve Avrupa tipi kılığına girmesine yol açan etkileri iki kökten gelmiştir.

Hazır konumlar vadeden parasız ve yatılı okullar -İstanbul’dan şehirlerin işçi katmanlarına ve darlık çeken rençper yataklarına işleyen bir etkiyle- ilkokula ilgiyi arttırmış; bir yandan da bunların yenileştirilmesini kolaylaştırmıştır.

Politikacılarımız ve bilim adamlarımızın eğitim örgütünü ülkenin, medeni ve politik düzeyini yükseltecek biricik araç saymaları ve bu örgütü belirli kalıplarla yeni toplumu yaratacak yol olarak kabul etmeleri, ilkokulları çoğaltmak ve yenileştirmek çabasını uyandırmıştır.

EĞİTİM SİSTEMİNİN KURULMASI

Yüksek ve orta dereceleriyle bugünkü okul sistemimiz saltanatın yeni rejimiyle birlikte kurulmaya başlamış ve örgütün gelişmesiyle birlikte yürümüştür.[2]

Saltanatın eski rejiminde padişah kapısının «tarik (meslek)» leri olan «Mülkiye, İlmiye, Seyfiye ve Kalemiye tarikleri»[3] yeni rejime aktarılmakta, eski rejimin temelini meydana getiren «sahibi arz» ocaklarından yalnız Osmanlı hanedanı ortada kalmak üzeredir.

Eskiden bütünüyle ikinci dereceden bir durumda bulunan «Seyfiye (askerlik) tariki (mesleği) », askeri yükümlülüğün vereceği yeni orduyu çerçeveleyeceği için birinci plana geçmektedir.

Yeni ordu, Avrupa’da endüstrinin ilerlemelerinin etkisi altında değişmiş olan orduları taklitle düzenleneceğinden subay hazırlığında askeri teknik önem kazanmıştır.

İç durum üzerinde dış ilişkilerin egemen olması, -özellikle politik sorunların izlenmesi içinde yetişen «ricali» yle - eski «mülkiye tariki» nin geleneksel konumunu koruyabilmesine yardım etmiştir.

İlk açılan okullar - «Bahriye, Hendese, Tıbbiye, Harbiye Mektebleri» - ordu içindir ve onun ihtiyaçlarına göre şekil almaktadır.[4] Başlangıçta «Harbiye», yalnız savaş subayı yetiştiren bir «asker ocağı» dır.

«Mühendishane» ise Kumbaracı ve Lağımcı ocaklarıyla Hasköy ve Tersane mühendishanelerini birleştiren «sanat ocağı» dır. «Talebe-i Ulum Gürühundan madud (sayılan)» askerler disiplin altındadır.

«Tıbbiye»; «Tıbbane ve Cerrahhane» yi birleştiren Avrupa örneği bir okuldur. Bunun kurulmasına yol açan da ordunun sağlık ihtiyaçlarıdır. Bu okul, ordu dışında halkın ihtiyaçlarına da cevap vermiş, doktorlara askerlikle serbest meslekten olanlar arasında bir konum sağlamıştır.

«Mülkiye ve Kalemiye tarikleri», ilk zamanlarda bu okullar ve ocaklar şeklinde özel bir öğrenim yerini ve bir eğitim ocağını gerektirmemektedir.

«Vüzera (vezirler) ve erkan (ileri gelenler), kalem zabiti ve ketebe (katipler) », Saray, Babı-ali, paşa daireleri ve memurluklarda - çıraklık ve iş içinde - yetişe gelmiştir. Medrese, cami dersleri, enderun mektebi, özel dersler ve Avrupa’da öğrenim, bu meslekten olanların öğrenim ihtiyacını sağlamış; Harbiye ve Tıbbiye’den çıkanlardan da mülki görevlerde yer alanlar görülmüştür.

İlk «rüştiye-mektebi» sayılan Mektebi Maarifi Adli, 1254’de «kalem efendileri»nin öğrenimi için açılmıştır.

Müdür ve kaymakamların çıkacağı yer olarak yatılı mülkiye 1275’de kurulmuş[5] ancak 1294’de « (yüksek) » bir okul haline konmuştur.

Gülhane Hattı (1255) eğitim konusunda sessizdir. Ama 1254 «Meclisi Umuru Nafia Layihası ve 1261’de Meclisi Maarifin toplanmasını gerektiren «Hat», o zamanın düşüncelerini bize bildirir.

«Layiha’da deniyor ki, «Tarım, ticaret ve endüstri işlerinin canlandırılması konusunda meclisce görüşülmekte olan her şeyin temeli olan bilimler olmadıkça hiç birisinin meydana gelmeyeceği açıktır.» Ama, «Bir ülkenin iş hayatı nasıl gelişir ve bu gelişmede bilimin rolü nedir ?» sorununun ne kadar işlenebildiği, layihanın sunduğu yürütümlerden anlaşılır: İstanbul’un bazı «sıbyan mektepleri», okuma - yazma öğretir ve temel bilgileri verir duruma getirilmelidir. Layihanın uzun gerekçesiyle elde etmek istediği bundan ibarettir.[6]

1261 Hattı’ysa[7] yeni dönem ıslahatçılarının en güçlü bir fikir atılımını dile getirir:

«Şimdiye kadar, yaptıklarımızdan, askeri düzenlemeden başkası bir olumlu sonuca vardırılmamış ve gerçi askeri düzenlemelerimiz gittikçe gerçekleşmekteyse de, geleceğin garanti altına alınması, ülkelerin ve şehirlerin  bayındırlaşması ve halkın ve aşağı tabakanın refahıyla sağlanacağından şimdilik temelsiz kalmıştır.»

Egemenliği askeri güçle tekeline alan bir grup dayanışmasına dayanan devlet olgusunun görülen bozgunu karşısında «halk varlığının iş yolundan gelişmesiyle sağlamlaşmaya yürüyecek bir devlet» ülküsüne yönelmekle son yüzyıl yöneticileri yüksek bir kavrayış adımı atmışlardır.

Islahat için bir dayanak noktası sezilmiştir: «Kamu eğitimi» sorunu ortaya çıkmaktadır.

Bu seziş, «bilim ve tekniğin ve teknik endüstrinin kaynağı olan okulları» ülkelerin uygun yerlerinde kurarak «kamu eğitimi çaresine bakılsın» yargısıyla uygulama alanına geçebilmiştir.

Ülkelerin yerel ihtiyaçları bilinemediği için, her «kaza» dan çağrılan kocabaşılardan kurulu bir mecliste düzene bağlanacak işlerin niteliğinin belirmesi beklenirken; kamu eğitimi sorunu «malumatı İlmiye, Seyfiye ve Kalemiye eshabının» uzmanlığına bırakılmıştır.

Okul işini planlama görevi bu uzmanlardan meydana gelen bir meclise verilmiştir.

Yeni ordunun uyandırdığı okul ve eğitim hareketinden ayrı, doğrudan doğruya halkın eğitimine ve yükselmesine yardımcı olması istenilen eğitim hareketi planı yapılmıştır: Sıbyan mektepleri düzenlenecek, rüştiyeler açılacak ve İstanbul’da kurulacak yatılı bir «Darülfünun» la üç dereceli bir eğitim sistemi temellendirilecek ve sürekli bir Meclisi Maarif de bu örgütü yürütecek ve geliştirecektir.

O zaman sanat, bir yandan esnaf loncalarının, bir yandan da belirli ve sınırlı gediklerle hazinenin tekeli ve ayrıcalığı çerçevesine sığınmış ve bağlanmıştır.[8]

Rençper köylüyse, «mukataa, çiftlik ve iltizam» çemberleri içinde günü gününe yaşamakta[9] ve ancak bu örgütün ezici değilse de ilgisiz desteğine umut bağlamaktadır.

Yeni okullar, «medrese ve kalem ilmini» değil, yeni bir tekniğin bilgisini getirse bile, üretici halka bir şey vadetmemektedir. Genel okullar hemen açılırken «Devlet tarik» lerine mal edilmiş bulunmaktadır.

1289 yılında İstanbul’da 17’ye varan erkek rüştiyelerinde 1930 öğrenci vardır; 166’sı diploma almıştır; «kalem» lere yollanan ve asker okullarına geçenlere karşılık yalnız l’i sanata, 2’si de «Ticaret Mektebi»ne gitmiştir.[10]

Ülkenin bayındırlaşması ve halkının refahını sağlayacak bir eğitim ihtiyacının sezilmesinden doğan, ama doğarken devletçiliğe ve yöneticiliğe mal olan eğitim hareketinin bu bayındırlaştırma ve refah işiyle kurulabilecek biricik ilişkinin doğrultusunu 1292 Islahat Fermanında görmekteyiz.

«Memaliki mahrusa’nın (Osmanlı ülkesinin) maddi servet kaynakları olan hususlar için gereken sermayelerin belirlenmesiyle, ürünlerin taşınması için gereken yol ve kanalların açılmasıyla ve tarım ve ticaret işlerinin genişletilmesine engel olan nedenlerin giderilmesiyle sağlık donatımlarının sağlanması ve bunun için eğitim ve bilim ve Avrupa sermayesinden yararlanılmaya bakılması yollarının ayrıntılı bir şekilde gözden geçirilerek yavaş yavaş yürürlüğe sokulması. . . »

Islahat Fermanı, eğitim hareketini etkileyen diğer bir etmeni de bize göstermektedir.

0 da, müslüman olmayan toplulukların -Avrupayla ticaretin artması sonucunda yalnız özel hayatta gelişmeyle yetinmeyerek - politik egemenlik amaçlarına yönelmesi olmuştur. Eğitim hareketi - dıştan da itelenen ve desteklenen bu yürüyüşü devletin birliğini bozmayacak -kanala yöneltmek için kullanılacaktır.

«Mektebi Sultani» nin kurulması (1285 - 1868), Fransa İkinci İmparatorluğunun Paris anlaşmasından sonra ıslahat hareketine yaptığı politik etkinin en tipik ürünüdür.

Fikret’in «Şark’ın Garb’a açılan bir penceresi» olarak tanıtladığı bu kurum gerçekte yönetici Fransa anlayışını Doğu’ya yansıtmıştır.

Resmi bildiri, okulun amacını «genel görevlerin her türüne yetenekli memur yetiştirmek ve ilerde kurulacak yüksek okullara girecek yeteneği vermek» diye dile getirmiştir.

Sultani’nin kurulmasını gerektiren düşünceyi de ilk müdürü M. Dö Salv şöyle belirtmektedir: «Ülkeye yabancı bir dille yürütülecek bir öğretimi sokmak, genel görevler de eşdeğerde kullanılacak bütün yurttaşları hazırlamak için yerli ırkları birleştirmek üzere ciddi bir kalkışımda bulunmak.»

1286 Maarifi Umumiye Nizamnamesinin yayınlanmasını da Fransa’nın politik baskısı itelemiştir.

Bu nizamname, üç derece üzerine beş sınıf genel okulun kurulmasını öngörmektedir.

a) Okulların ülkedeki bölgelere dağıtılması, yönetimsel bölünüme ve nüfus topluluğuna göredir. «Paytaht» ta Darülfunun ve diğer yüksek okullar (teknik ve endüstri okulları), «vilayet» merkezlerinde, Sultani, bin haneyi aşan kasabalarda Rüştiye, köy ve mahallelerde «sıbyan mektebi».

b) Nizamname geneldir, öğrenim ihtiyacının yaşayış şekli ve iş kuruluşlarıyla ilgisini kesinlikle sezinlemez.

c) Yalnız ilk derecenin (sıbyan ve rüştiye) dil ve din gibi bir özelliğe uyması düşünülmüştür.

d) Sanat ve endüstrinin gelişmesini amaç edinen gerekçeyle eğitim sistemi arasında hiç bir bağ yoktur.

e) Okullar, ülke çevrelerinin öğrenim ihtiyaçlarına cevap verdiği için yarar kurumları değildir; ülke halkı, «insan eğitimi» nin basamaklarını temsil eden okulları - toplulukça veya devlet kuruluşuyla - yaşatmak yükümlülüğü altındadır.

f) «Mülazımlık» sınavları, «rüus (ulemalık)» lar ve bunların genel görevleri yerine getirmeleri için sunduğu ayrıcalık ve haklarla okul sistemi, devletçi bir aydınlar korporasyonu kurulmasına gidilmiş olmaktadır.

1286 Darülfununu, ancak «kalem efendileri» yle medresede kalan taşra gençleri için açılmış oldu. «Müntehi rüusu» vermeye zaman bulmadan kapanan bu yüksek okul, «önemli mülki işlerde ve «daire-i ilmiye» üyeliğinde, sultani ve yüksek okul öğretmenlik ve müdürlüğünde» görev alma yetkisi verecekti. Böyle bir çekiciliğin ve etkin bir iş hayatından güç almayan çevrenin bir üniversiteyi canlandıracak koşulları ne ölçüde taşıdığı bugün daha iyi incelenebilir.

1286’da geniş bir plan olan «Maarifi Umumiye» atılımını ıslahat hareketi olarak çözümlemek bugünkü durumu kavrayabilmek için gereklidir.

Bu çözümleme, yeni dönem ıslahat hareketinin öğelerini - karşılıklı etkileriyle - gösterir.

«Nizamname», (Sadullah Pş., Ekrem ve Ebüzzıya Beylerin başlıca üyeleri olduğu) «Şürayı Devlet Maarif Dairesi» nce işlenerek çıkarılmıştır.

Saltanatın eski rejiminde yeri bulunmayan bu mülki örgütü gerekli görmek yeni dönem ıslahatçılığının en karakteristik niteliğini gösterir.

1261 de askeri düzenlemelerin «şimdiki halde temelsizdir» yargısıyla yetersizliğini ilan zorunluluğunu duymak, «kamu eğitimi sorunu» nun sezilmesine yol açmıştır.

0 zaman ki «geçerli bilimin» aydınlarımızın erişilebildiği en yüksek yorumlarıysa ancak şu kanılara varmıştır:

«Çağdaş eğitim, yüzyılın bilim ve bilgisini benimsemektir; bunun çaresi aydın hükümetçilerle onların söz edebileceği bir halk yetiştirmektir, bu da ancak okul kurmayla başarılabilir.»

Bugünkü aydınların ilk «üstat»ları, Batının ışığı altında yapabildiği sentezi 1286 eğitim atılımıyla somutlaştırmışlardır: «Ülkede ileri bir refah ve uyum sağlayacak eğitim kaynağı okul!»

Ama bunun bir atılımda başarılacak bir iş olmadığı da kabul edilmiştir:

«Böyle bir büyük işin temeli ne kadar deneye dayanırsa uygulanımı o ölçüde kolaylaşacağından nizamname layihası, eğitimin genelleşmesi için bir ıslahat kılavuzu alınarak... hükümlerin uygulanmasına aşamalı bir hareketle girişilmesi uygun görülmüştür. Aşamalı yürütümlere saltanat merkezinden başlanılması işin yapısı gereğidir... »

İş başındakilerin ileri sürdüğü bu deney ve aşamalı hareket gerekliliği, belki o zamanın ihtiyatlılığıyla açıklanabilir. Ama 65 yıl geçtikten sonra görüyoruz ki, bir türlü hızlanamayan bu hareket, hatta, olayların akışına göre yerimizde sayış, bir gerçektir; atılımlar her zaman denemeden ders almış olmak zorunluluğunu ihtar edegelmektedir. Yıllarca önce askerlik yükümlülüğünü başarmış olan ülke için «öğrenim yükümlülüğü» bugün de bir dilekten ibaret tir. Yüksek okulların istediği öğrencinin ancak yarısı kadar lise mezunu elde edildiğini yeni liseler açmak için neden gösterirken memurluk kapılarını yüksek okullara yıllarca kapalı bulundurmak söz konusudur.

Eğitimcilerin en içten amaçları karşısına olumsuz bir güç şeklinde dikilen, hesapların açığını ödemekle birlikte yanlışlığını durmadan ortaya koyan nedir?

Nasıl, ıslahat kalkışımları sosyal çevrenin gerçeğiyle her adımda karşılaşmış, ulaşılmak istenen amaçla varılan sonucun aynı şey olmadığını göstermişse, eğitimin yayılmasıyla başarılmak istenen «kamu eğitimi» kalkışımı da bizi sosyal çevrenin kuruluş şekli karşısında bırakmıştır.

Bugün okullar memur yetiştirmekte demekle okulların başarısızlığını değil, bir olguyu dile getiriyoruz; okullar ancak hazır yerlerde iş görecekler için düşünülmüş ve kurulmuştur.

Islahatçılar bize yalnız, yeni çabalarla tamamlanacak bir okul sistemi bırakmadılar; okulun, eğitimin sosyal rolü üzerindeki kanılarını da bıraktılar. Bir yüzyıla varan eğitim deneyinden sonra bu kanıyı sıkı bir çözümleme ve eleştirinin sonuçlarıyla karşılaştırmak sırası gelmiştir.

İŞ VE OKUL

Okul sisteminin kurulduğu dönemde gücünü ve onurunu yitiren örgütlerden biri de çıraklıktır:

Gelişemeyen, dış çekişmeye uğrayan aile tarımı, küçük sanat ve yerel ticaret, hem işlere hem de çıraklığına düşkünlük getirmiştir.[11]

Ekonomik geriliğin teknik eksikliğiyle açıklanması, aydınlarımız gözünde çıraklığı değerden düşürmüştür.

Yönetim kadrolarının her şeye rağmen durmadan genişleme eğiliminde olması ekonomik alanda güçlüklere uğrayan ailelerin, okulları güvenilir bir geçim yolunun çıraklık yeri şeklinde görmelerine yol açmıştır.

Orta ve yüksek okullarımız gözlem ve sentez gücünü, kişisel sorumluluk duygusunu, işbirliği alışkanlığını geliştirmeyen durgun bir eğitim çevresi hazırlığı için gençleri hazır konumlar aramaya sürüklemektedir.

Rençberliğin üstüne yükselen, iş ve adam yönetme göreneğini elde etmiş bulunan aileler, zamanın güçlüklerini duyarak çocuklarına yeni yetenekler kazandırma isteğini gösterseler bile, orta okul ve yüksek okullar bu isteği gerçekleştirememektedir.

Bu aileler ardıllarını aydın gruba karıştırarak yitirmekte, böylelikle, özel hayat kadrolarını zamanın ihtiyaçlarına göre yenileyecek önemli bir öğe, güçsüzlük ve çözülmeye uğramaktadır.

Bu durum, ülke ekonomisinin devlet işi şeklinde yönetilmesi gerektiği fikrine güç kazandırmaktadır.

1926 İlkokul Programı, «genç kuşakları çevresine etkin bir şekilde uydurarak iyi vatandaşlar yetiştirmek» ilkesini koyarak - gören, düşünen yapıcı - bir kuşak yetiştirmeyi amaç güder.

Bugün açılabilmiş ilkokullarda bu yeni eğitimin yaşatılabilmesi imkanı tasarlansa bile artan bir sarsıntı ve çözülmeye uğrayan, özel hayat çevresine etkin bir düzelme öğesi katabildiğimize güvenebilir miyiz? Rençber aile, küçük tezgah çevresinin eğitimsel otoritesi ilk okulun etkilerini hiçe sayacak kadar güçlüdür.[12] Köy kişisel yeniliklerin kökleşmesine elverişli bir alan değildir. Küçük tezgah sahipleri, küçük esnaf ne kadar uyanık olsa büyük makine endüstrisiyle çekişmeye girişebilecek örgüt kuramaz.

Bugünkü koşullar, toprağı yeni ihtiyaçlara göre işleyecek, yeni örgütle yapımcılıkta bulunacak ve dünya piyasalarıyla başarılı ilişkiler kuracak iş adamları istemektir. İlkokul programının vermek istediği eğitim, ancak bu yol açıcı iş adamlarıyla çalışarak o eğitimi yaşayabilecek ve çevreye mal edebilecekler içindir.



* (1) Bizde Bir Asırlık Maarif İşi. Mülkiye (İçtimai İlimler Mecmuası). Sayı, 39, Haziran, 1934.

 

[1] 0 zamanki anlamıyla «raiyye - reaya» din ayrımını dile getirmez

[2] Nafi Atuf Bey: Türkiye Maarif Tarihi, Kitap 1, S. 111-112.

[3] Bu «tarik» lerin eski rejimdeki durumu ve yetiştirme yolları için Netayicül vukuat c. 2. s. 89 – 91’e bk.

[4] ) «Bahriye Mektebi» nin temeli I. Abdülhamid zamanında atılmış; mühendishane III. Selim zamanında açılmıştır. Ama 1243 Rus seferinde bunlardan yetişme ne bir kaptan, ne de bir subay bulunamamıştır

[5] Bosna’da «vilayet maiyet memurları» na kaynak olmak üzere Sabah Mektebi adıyla Mektebi Mülkiye’ye bir «şube» açılmıştır.

[6] Mahmut Bey: Maarif Nezareti Tarihçesi, s. 7-10.

[7] Takvimi Vakayi. M. 1261 - 1261 Hattı, genel eğitim hareketine ve eğitim örgütüne başlangıç olmakla birlikte, yönetimsel ihtiyaçların halk ağzından öğrenilmesi için hükümet merkezinde genel bir meclisin toplanmasını sağlayarak Meşrutiyet hareketine de edimsel bir başlangıç meydana getirmiştir. Ama nedense bu belgenin tarihsel önemi, şimdiye kadar ilgisizliğe uğramış, «Maarif Nezareti Tarihçesi» ndeki belgeler arasında bile yer bulmamıştır.

[8] Tekalif Kavaidi : 11,150,160

[9] Netayicül vukuat. III.

[10] Mahmud Bey: Maarif Nezareti Tarihçesi, s. 129

[11] Bununla birlikte çıraklık ortadan kalkmış değildir. 1927 Endüstri Sayımı, ülkemizde 14.000’e varmayan sanat yerlerinde 23.000 kadar 14 yaşından küçük erkek ve kız çocuğun çalıştığını göstermektedir. İki milyona yakın çiftçi aile de çocuklarına çiftçiliği tarlası başında öğretmektedir.

[12] Zaten «Bütün köy okulları yönetim ve öğretim kurulları, çocukları köylü hayatından ayırmayacak bir öğretim ve eğitim yöntemini uygulamakla yükümlüdür.» (1926 Maarif Teşkilat Kanunu:) Madde 5). Bu maddenin konmasını gerektiren tartışma., (M.V. Mec. muası, sayı 9).

 

 



Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat