Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret393904

Ulusaldan evrensele uzanan yolda Hasan âli Yücel

Aramızdan ayrılışının 50. yılında saygıyla anarak…

H. Haluk Erdem*

 

26 Şubat 2011 tarihi Hasan-Âli Yücel’in aramızdan ayrılışının ellinci yılına vardığını anlatıyor. Aradan geçen elli yılda ülkemizde ve dünyada olup bitenlere bakılırsa, Yücel’in düşünce ve uygulamalarını anlamak yolunda pek iç açıcı bir tablo görünmüyor. Dünyada, bireyin tüketim kültürünün bir parçası olarak ‘‘homo economicus’’ biçiminde tanımlanması, ülkemizde, ders kitabı dışında kitap okuma oranlarının düşüklüğü, okumaz yazmaz insan sayısının azımsanamayacak oranı, köyden kente göçün geri dönülmez biçimde devam etmesi son araştırmalar nüfusun %75’inin kentlerde yaşadığını göstermektedir- bu tablonun birkaç görünümüdür.

Yücel 28 Aralık 1938 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı görevine başladığında her 4 kız çocuğundan 3’ü, her 4 erkek çocuğundan 1’i okula gitmiyordu. Ülke nüfusunun %75’i köylerde, %25’i kentlerde yaşıyor ve kent nüfusunun %75’i, köy nüfusunun ise %25’i eğitim görebiliyordu. Ortalama bir hesapla 40 bin köyden 35 bininde ne okul ne de öğretmen vardı. İkinci Dünya Savaşı patladı-patlayacak. Dönemin Milli Savunma Bakanı sürekli Hasan-Âli Yücel’i sıkıştırıp ‘‘Yücel, okulları kapatıyorum, öğretmenleri alıp askere göndereceğim’’ diyor. Batı’nın sömürgeci çevreleri Türkiye için ‘‘no man’s Land’’ diyor. Yani, ‘‘insansız, sahipsiz ülke’’. Yücel’in içinde bulunduğu tarihsel koşullar böyledir. Peki, ülkenin kaderi nasıl değişecektir?

Yücel, eğitim ve kültür politikalarının bir ülke için yaşamsal değer taşıdığının bilincindedir. Temel eğitim davası artık insan olma davasıdır. Yücel, tüm olumsuz koşulları aşıp geleceğe umut taşıyan sözlerinin birinde şöyle der: ‘‘Bu ülkenin dağlarında ve bayırlarında kendi başına açıp solan çiçek bırakmayacağız.’’ 17 Nisan 1940 tarihli yasayla kurulan Köy Enstitüleri hamlesinde İsmail Hakkı Tonguç ile yoksul halk çocuklarının eğitimi için seferber olur: ‘‘Dünya, harp ateşleri içerisinde de olsa, Türk çocuklarını okutmak, yazmaktan ve bilgili vatandaşlar olmaktan mahrum etmemeliyiz’ diyen Hasan-Âli Yücel bakanlığı süresince 42 kez kürsüye çıkar ve her çıkışında Türkiye’nin en önemli sorunlarının çözümü için uğraş verir. Dünya edebiyatına ve felsefesine ait pek çok klasik eserin dilimize kazandırılması başlı başına bir rönesansı oluşturmaktadır.

1997 yılını Hasan-Âli Yücel Yılı olarak ilan eden UNESCO bu kararın gerekçesinde şunları yazmaktadır: “UNESCO’nun tanınmış şahsiyetlerin doğum ve ölüm yıldönümleri ile tarihi olayların 10’lu yıllarını kutlama programı çerçevesinde, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Türkiye’de eğitim alanında reformlar yapan, kırsal kesimde okumaz yazmazlığa karşı koymak için Köy Enstitülerini kuran, programlı bir şekilde dünya klasiklerini Türkçeye çevirten, UNESCO Kuruluş Anlaşması’na ilk 20 ülke arasında bulunan Türkiye adına imza koyan ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu kurucusu, şair, yazar eski Milli Eğitim Bakanı merhum Hasan-Âli Yücel’in doğumunun 100. yıldönümü olan 1997’de anılmasını kararlaştırmış ve kararını Türkiye’nin UNESCO nezdindeki Daimi Temsilciliği kanalıyla UNESCO İcra Konseyi’ne iletmiştir.’’ UNESCO’nun aldığı bu karar yerindedir.

Yücel Türkiye’yi böylesine önemli bir kurumun üyesi yapmakla kalmamış, UNESCO düşüncesinin gelişimine de etkide bulunmuştur. 1946’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dünya edebiyatından klasiklerin bütün ulusların dillerine çevrilmesi kararını onaylarken, bu kararda Yücel’in 1940’lı yıllarda başlattığı çeviri seferberliği ve başarısı etkili olmuştur.

Çatışmacı bütün yaklaşımlardan uzak Batı ve Doğu sentezinin evrenselci yükselişi Yücel’in Goethe ve Mevlânâ’yı buluşturmasında ortaya çıkar. Mevlânâ’nın Farsçadan Rubailer’ini çeviren Yücel aynı zamanda Goethe. Bir Dehanın Romanı eserini kaleme alır. Bu yaklaşımdan bugün tüm dünyanın öğreneceği zenginlikler vardır.

Hasan-Âli Yücel’in ulusaldan evrensele giden yolculuğunda şu sözler çok değerlidir. Bu sözleri Yücel 4 Kasım 1945 tarihinde UNESCO Konferansı için gittiği İngiltere’de söylemektedir: ‘‘Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletlerin Eğitim ve Kültür Konferansı’na gerçek bir inanla ve büyük ümitlerle katılıyor. Çünkü, o, milletlerin ortak insanlık prensipleri etrafında toplanmasını öteden beri dünya barışının ana şartı saymaktadır.

İnkılapçı Türk devletinde milli eğitim esasları şunlar olmuştur: a) Bütün dünya milletlerini tanımak, anlamak ve saymak b) Kapalı bir kültürde mahpus kalmayarak insanlığın ortak kültür kaynaklarına gitmek, c) Vatandaşlar arasında ırk, din, dil, sınıf ayrılıkları gözetmemek. (…) Artık milletleri birbirine yaklaştıracak fikirlere sevk edecek prensipleri yaymak ve bütün dünyada eğitimi bu prensiplere bağlamak zamanı gelmiştir.’’

Son söz olarak; Hasan-Âli Yücel’in eğitim-kültür politikalarına kattıklarında günümüzde yararlanılacak çok yön vardır. Yücel’in anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

 

* Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Felsefe Grubu Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Felsefe İhtisas Komitesi Üyesi.

İletişim için: hasanhalukerdem@yahoo.com.tr


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat