Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret393321

Fırsat Eşitliğinde Eğitimin Önemi

Prof. Dr. ABİDİN KUMBASAR

Ankara Ün. Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı

D emokrasilerde halkın ödünç verdiği yetkiyle görev alan toplumsal gücü oluşturan devlet, öncelikle bireylere fırsat eşitliği sağlamakla yükümlüdür. Bunun gerçekleşmesi için de, bireylere eşit yaşama şansı ve yeteneklerini geliştirmekte, yani eğitimde eşit koşullar oluşturulması gerekir.

Bugün erişilen bilimsel düzey, insanlara doğum sayısını denetleyebilmek ve sağlıklı doğum yapmak koşullarını sağlayabilmektedir. Birçok kalıtsal ve edinsel hastalık anne karnında tanımlanmakta, gerekirse gebeliğe son verilmektedir. Gelecekte, doğacak bireylerin genetik planlaması yapılabilir duruma gelirse, dünyaya kusursuz gelme düzeyine erişmek mümkün olacaktır. Bugünden, toplumsal düzenlemeler ve sorun üzerine bilgiyle eğilmek, her doğan çocuğa eşit yaşama şansı sağlayabilir. Ekonomik koşulların eşitsizliği ve bilgi eksikliği masum bebeklerin ölümüne neden olmaktadır. Bugün var olan gerçeği gözler önüne sermek için, 0-10 yaş grubu çocukların ölüm oranlarını, toplumun varlıklı kesimiyle yoksul kesimlerinde karşılaştırmak yeterlidir.

Birleşmiş Milletler örgütünün konuyla ilgili kurumlarının zaman zaman dünya çapında verdiği istatistik çalışma sonuçları da aynı gerçeği göstermektedir. Bu acı gerçeğe karşın düzeltme çabaları güçsüz ve etkisiz kalmaktadır. Silahlanmak için harcanan değer ve çabaların çok az bir bölümüyle sağlanabilecek olan eşit koşullar önemsenmemekte ve acı gerçekler, bilgiden yoksun halka yazgı diye kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

Fırsat eşitliğinin sağlanmasının ikinci koşulu bireylere, yeteneklerini geliştirmede, yani eğitimde eşit hizmet sunmaktır. Eğitimin önemi, doğurduğu sonuçlar yönünden, yaşama hakkının sağlanmasından da öne geçmektedir. Çünkü parasal sorunlar ve eksik bilgi yüzünden kaybedilen bebekler topluma sadece acı verdiği halde, yanlış ve eksik eğitimle yetişenler, dünyanın her yöresinde bunalımlara neden olmaktadırlar. Bilimsel verilere göre eğitime çok erken başlamak gerekir. Çocuğun her şeyi, olduğu gibi ve en yoğun algıladığı dönem, 2-5 yaş arasındaki süredir. Görüldüği gibi en önemli yıllar okul öncesi çağıdır. Bu yıllarda edinilen yanlış bilgi ve yersiz korkular ya da kuramsal doğaüstü güçlerin varlığı inancı, çocukları gerçekleri algılamak ve eleştirmekten uzaklaştırır. En uygar sayılan ülkelerde bile eğitimin gerektiği gibi olmadığı bir yana, olması gerektiği konusundaki düşünceler bile çok seyrek olarak sunulmaktadır. Ülkemizde ise en yoğun bilgi edinme yılları olan 2-5 yaş arası çağı eğitimi, çoğunlukla yeterli çağdaş eğitim almamış anne ve baba ya da öbür aile büyüklerinin yetenekleriyle sınırlıdır. Bu nedenle okul dönemlerinde bocalamalar, eleştirerek öğrenmede zorluklar doğmakta, ezberlemek bilmekten daha kolay gelmektedir. Edinilen bilgileri özgür akılla eleştirerek ona kişilikten bir şeyler katmak gerekir. ''Başkalarının bilgisiyle bilgili olunabilir, ama sadece kendi aklımızla akıllı ve bilgin olabiliriz'' özdeyişi her yerde geçerlidir.

Eleştirmeden inanma sonucu, olayların ötesini düşünme dürtüsü körlenmekte, aktarılanlar mutlak gerçek gibi algılanmakta, doğanın gizemini (sırrını) çözme coşkusu kaybolmakta, giderek yasaklanmaktadır. Yapılması gereken, dünya çapında bir eğitim planlamasıdır. Genç kuşaklar bugüne değin inançların ve teknolojinin robotları gibi yetiştirildiği için beyinsel gelişme baskı altında tutulmuş olarak kalmıştır. Bilimde gelişme ve onun uygulanması olan teknoloji, insanı atmosferötesi uzaklıklara, Mars ve öbür gezegenlere gidebilecek güce eriştirdiği halde, kendi noosferinde (bilinç küresinde) ilkel insan çağından öte bir adım attırmaya yetmemiştir. Birbirini öldürmek için taş ve sopa ile saldıran ilkel insanın bilinci ile aynı şeyi atom ve hidrojen bombasıyla yapmayı tasarlayan günümüz insanının bilinci arasında fark olmadığını sanıyorum. İlkel insanda altta yatan neden, belki de, yaşam alanını korumak gibi bir amaç olduğu için mazur da görülebilir. Saldırıyı sömürü ya da ırk, din, dil farkı için yapan çağımız insanının özrü olduğu kabul edilemez.

Ülkemizde eğitim sorunlarının öne çıktığı bugünlerde, ilk adım olarak 8 yıllık zorunlu çağdaş eğitim iyi bir başlangıç olmakla birlikte, yeterli değildir. Okul öncesi eğitimde de çağdaş düzey sağlanmalı, anne ve babalarla iletişim kurularak, önemi anlatılmalıdır. Özellikle ekonomik sorunları ağır basan büyük şehirler çevresindeki ve kırsal alanlardaki okul öncesi yaş grubu çocuklarının sağlık, giyim, gıda gereksinimi ve çağdaş eğitimi sağlanmalıdır. Çağdışı eğitim ve koşullanmanın önü ancak bu yolla alınabilir kanısındayım. Önlemleri, parasal sorunları öne sürerek almamak gelecekte bedelini daha ağır ödetecektir. Aydınlığa yönelik devletin eğitim yönünün de aydınlık kuşaklar yetiştirmek olması gerekir. Cumhuriyet hükümetlerini bu konuda uyarmanın bütün aydınların görevi olduğuna inanıyorum.

Cumhuriyet/3 AĞUSTOS 1998 PAZARTESİ



Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat