Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret407184

Murat Kaymak

Üniversiteli Kızların Başörtüsü Sorunu

PAKİZE TÜRKOĞLU Eğitimci

' Okumak istiyorum' diye tutturduğumda (1933), ''Okuyan kızlar başını örtmezmiş, yarın ahrette cayır cayır yanarsın'' diyen komşumuza anam kızmış: ''Çocuğun kafasını karıştırma, okuyanlar örtünmez ama Müslümanlığına bir halel gelmez; Kemal Paşa'nın elbet bildiği var'' diye karşı çıkmıştı. Dini bütün bir Anadolu kadınıydı anam. Köyümüzde okul olmadığından bucakta (Gazipaşa), ilçemiz Alanya'da okuyarak bitirdim ilkokulu. Öğrencilik yaşamımda iz bırakan belirleyicilerden biri ders kitaplarımızdaki modern giyimli kadın resimleriydi. Öğretmenlerimiz de öyle giyinirdi. Büyüyüp onlar gibi olmanın özlemini duyardım. Ancak, ilkokuldan sonra okuma olanağı bulamayıp köye döndüğümüzde başörtülenmek istedim. Anam-babam, ''acele etme, belki bir okul açılır'' dediler, ama ben örtündüm.

O yıl açılan Aksu Köy Enstitüsü sınavına girmek için sabahın er saatinde babamla yola düştüğümüzde başörtüm yatağımın başucunda kalmıştı. Ne dönüşümde, ne de sonraki yıllarda öğretmen adayı olarak köye gittiğimde baş örtmek aklımdan geçmediği gibi, dindar bir kesim olan aile ve yakın çevremden ve başkalarından böyle bir öneri ya da sitem gelmedi. Enstitülere başörtülü gelen kızlar, kendilerine verilen modern giysileri ve iç şapkalarını giyince örtülerini dürüp bohçalarına kaldırdılar. Muğlalı Naciye Poyraz (Makal), Müşerref İnal, Yeltenli Kâmile, başörtülü gelmişlerdi yanılmıyorsam. Kimse onlara örtünmeyin demedi. Türkiye'de okula giden kızların örtünmeyeceğini köylü kentli herkes bilirdi. Yalnız Köy Enstitülerinde değil, ülkenin her yerindeki eğitimde ''anamın anlayışı'' egemendi o yıllarda: ''Okuyan kızlar örtünmezler, ama onların Müslümanlığına 'halel' gelmez'' di.

Öğretim Birliği Yasası sonradan acemi ve çıkarcı politikacılarca delinmeseydi Cumhuriyet'in 75. yılında değil okullarda, bürolarda, sokaklarda bile başörtülü kadın parmakla gösterilirdi. Çağdaş Türkiye için bu değişimin, kılık devrimi ve eğitim kuralı olmaktan öte, kadınlarımızın kafalarının içini aydınlatmayı, onları erkekler düzeyinde özgürleştirmeyi, bilime sanata tekniğe yöneltmeyi amaçlayan bir anlamı vardı. Dönemin en dindar insanları bile bunu anlamışlar, eskiye takılıp kalmayarak, kızlarının laik eğitimden geçmesi için istekle koşmuşlardır 1950'li yıllara kadar.

Çok partili döneme geçişte (1946), ülkenin kalkınmasına ve daha çok eğitim vermeye çözüm araması gereken partiler kolayı seçip, programlarına halkın din duygularını sömürmeyi alarak geriye dönüşün ilk tohumlarını ektiler; teknik ve tarım okulları, kursları bekleyen halka, birçok Kuran kursu ve imam-hatip okulu, kendi çocukları için yabancı dilde seçkinci eğitimin yolunu açtılar. Başörtüsü konusunda ilk gösteri, Ankara İlahiyat Fakültesi'nden bir kızın (yanılmıyorsam adı Hatice ), derste başını örtmek istemesi oldu. Aynı günlerde Rusya gezisine giden başbakanın eşinin berberini de birlikte götürmesi tepkilere yol açınca ''Ben orada Türk kadınını temsil ediyordum'' diyerek halktan hoşgörü istedi. Daha sonra 1970'li yıllarda Sayın Ecevit 'in başbakanlığı döneminde açılan kız imam-hatip okullarında orta ve liselilerin örtünmesiyle, beklenmeyen biçimde küçük sınıflardan girdi eğitime başörtüsü. Onlar üniversite çağına gelince yüksek eğitimi zorladılar.

Politikacıların okulları arenaya çevirdiği, öğrenci olaylarının can alıp verdiği yıllardı (1978 ve sonraları). Müdür yardımcısı olduğum Atatürk Eğitim Enstitüsü'nde bir kız öğrenci: ''Başımı örtersem Fikirtepe'de bana parasız yer ve harçlık verecekler, ne yapayım'' diye sordu. Başka bir gün başka bir kız gelerek, '' Zeynep ve arkadaşları örtünmem için zorluyorlar, ailem ve ben istemiyoruz. Onlardan korkuyorum'' dedi. Güzel bir kız olan Zeynep, İslami tavırlı değildi aslında. Modern tayyör etekleri, şık bluzları ve ayakkabılarıyla öteki yoksul kızlardan farklıydı giyimi. Markalı eşarbını onlar gibi sıkmabaş ya da boynunun altından değil, uçlarını ensesinden çapraz çekip öne alırdı. Sanıyorum böyle bağlamak Türkeşçilerin biçimiydi. O bir militandı, başörtülü kızları önüne katar, öğrenci olaylarına sokardı. Bir gün Bağdat Caddesi'nde uğradığım tanıdık eczacı bayan, köşede oturan başaçık ve oldukça frapan giyimli genç kızı göstererek, ''Tanımadınız mı? Öğrenciniz Zeynep'' dediğinde şaşırmadım (onun, okulu bitirince bir gazetede çalışmaya başladığını, başını örtmediğini, evlenip, 900'lü telefonlardan milyarder olduklarını söylediler).

O günlerde Yıldız Sarayı'nda uluslararası bir kadın kurultayı toplanmıştı. Dönemin başörtülü militan kadını Şule Yüksel davetsiz olarak salona geldi, konuşmak istedi, konuşturdular. Ardından başörtüsü sorunu tartışıldı bir ara. Bilim adamlarına öğrencilerin başörtmesi karşısında nasıl davranmak gerektiğini soranlar oldu. Sayın Emre Kongar, ''Bırakınız örtsünler, başörtüsü onların rozetleridir, sayıları belli'' gibi bir açıklama yaptı. Murat Belge' nin de ''Ne sakıncası var örtünmenin'' dediğini anlatırdı öğrenciler. 12 Eylül yönetimi ve sonrasında iyice serbest oldu eğitimde baş örtmek; belli etkilerle öğretmenler bile örtünmeye başladı. YÖK Başkanı İhsan Doğramacı' nın önerisiye ''başörtüsü'' sözcüğünün yerini ''türban'' aldı; değişik bir baş bağlama ve giyim ortaya çıktı. Bu arada ilk, orta ve yükseköğretime din eğitimi kökenli birçok yönetici ve öğretim elemanı yerleştirildi. Örneğin, Kuran üstüne doktora yapmış biri, Eğitim Psikolojisi dersi okutabiliyordu.

Sorunu yaratan: Politikacılar

Bizim kuşağın çocukluğuna, gençliğine damgasını vuran başaçık karma eğitimden bugünlere böyle gelindi aşağı yukarı. Anadolu kadınının yalnız dinsel anlamda değil, tarlada bayırda, doğa koşullarına karşı bir koruyucu giysisi de olan başörtüsü, şimdilerde üniversiteli kızlarımızın güncel sorunu. Gazi Üniversitesi Rektörü Sayın Hasanoğlu , Cumhuriyet gazetesindeki bir açıklamasında, başörtülü öğrencilerin çoğunlukla eğitim fakültesinde toplanan yoksul kesim kızları olduğunu belirtiyor. Önlem olarak da, ''Kayıtlarda türbanlı resim alınmayacağını, türbanla derse girilmeyeceğini, ama kampusta, kantinde örtünmenin serbest olduğunu'' söylüyor. Eğitime en başta da böyle girmişti başörtüsü. Kaldı ki üniversiteler tüm üniteleriyle, kantini, kampusu, kitaplığıyla bütünlük içinde bir bilim ve kültür ortamı oluşturur.

O ''Gazi Eğitim'' ki, 1931'de yeni eğitimin Ankara'daki kalesi ve bakanlığa danışmanlık yapacak ''karma yatılı'' bir kurum olarak açılmış, oradan yetişen nice öğretmen ve müfettiş Türkiye'nin laik eğitimine damgasını vurmuştur. Günümüzün eğitim fakülteleri bu birikimlerin üstüne kurulan, öğretmen yetiştiren kurumlardır. Türkiye'de başörtülü öğretmen istihdam edilmediğine göre bu kurumlara girme koşullarından biri sınav kazanmaksa biri de başörtüsüz olmaktır. Bu fakülteleri bitirenlerin bir bölümünün öğretmen olmaması onlara ''Nasılsa öğretmen olmayacağım, başörtümle fakülteyi bitirmek istiyorum'' deme hakkı vermez. Öğretmenliği içtenlikle seçmek isteyen başörtüsüz binlerce genç kız var geride. Devletin öğretmen yetiştirme için ayırdığı ödeneği, kimsenin böylesine çarçur etme lüksü olmamalı. Her fakültenin ve mesleğin benzer konumu vardır. İyi anlatıldığında üniversiteli kızlar bunu anlayacaklardır.

Bugün gelinen noktada özellikle yoksul kesim kızlarının, Atatürk 'ün kendileri için açtığı aydınlık yolu görmemeleri üzücüdür kuşkusuz. Ama onları ayıplayıp kınayamayız. Kınanacak ve suçlanacak olanlar, onlara iyi eğitim olanağı hazırlamayarak, yurt vermeyerek, burs vermeyerek, bilim-sanat ve kültür ortamı sunulmasını sağlamayarak; ülkenin gözbebeği olması gereken yüksek öğrenim kızlarını din amaçlı vakıfların, tarikatların eline baktıran devlet ve hükümet sorumlularıdır. Kızların genç başları üstüne politika yapan ''maslahatçı'' politikacılardır. Eşi, birbirinden şık giysilerini, pantolon ceketini sırtına çekerek, Lizbon'a uçan, yurtdışı gezilerine çıkan Sayın Başbakan'ın, başörtüsü konusunda ''üniversiteler karışır, yumuşak iniş yapsınlar'' diyerek belirsizlik yaratması, arkasından partisinin sorunu başka bir partiyle pazarlık konusu yapmasıdır asıl ayıplanacak olan. DYP Başkanı'nın, Atatürk'ün posteri yanına başörtülü resmini astırması, Sayın Sezgin' in benzer belirsiz sözleri, ''Nerde yanlış yaptık?'' diyemeyenler kınanmalıdır.

Eğitimde yanlıştan dönmek, yeniden düzenlemekten daha zordur. Kızların başörtmesi gibi inanca dayanan, siyasal yanı da olan bu konu gündeme gelince, geçmişten ders almayarak gene ''maslahatçı'' ve politik davranmak, gençliği hafife almaktır.

Üniversiteler öğrencilerine sahip çıkarak, onlara politikacıların başörtüsü üstüne geçmişte ve bugün yaptıkları çıkarcılığı anlatmalı; yurt, burs, harç vb. temel gereksinmelerinin karşılanması için sorumluları öğrencileriyle birlikte zorlamalılar.

Cumhuriyet/30 EYLÜL 1998


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat