Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam93
Toplam Ziyaret393183

Eğitim Çağdaşlaştırılmadıkça

HÜSEYİN ÖZTÜRK Eski Cumhuriyet Senatosu Sıvas Üyesi

A vrupa'daki çağdaş gelişmeleri yıllardır görüp izleyen, ülkemizde deneyimleri ve gereksinimleri iyi değerlendiren Atatürk, eğitim işinde de önderliğini sürdürdü. Çünkü eğitimsiz kalkınma olamayacağı, topyekûn kalkınmanın ve laik Cumhuriyetin yaşatılıp geliştirilmesinin eğitimle sağlanabileceğine inanmaktaydı. 19. yüzyılın akılcı ve bilimsel uyanışı ile 20. yüzyılın kültürel değişimi ve demokratikleşme eyleminin ülkemiz için gerekliliğini benimseyen Atatürk, çözümü eğitimde aradı. Eğitime önem verişinin bir nedeni de o tarihte okuma-yazma yaşında olan nüfusumuzun erkeklerde yüzde 76'sı, kadınlarda yüzde 92'sinin okur-yazar olmayışıdır. Kurduğu laik Cumhuriyet devletinin değerinin bilinmesi ve yaşatılmasının da eğitim yolu ile sağlanacağı düşüncesiyle bu konuya çok önem vermiştir. yine o tarihlerde nüfusumuzun yüzde 80 kadarı köylerde yaşamaktadır. Bu nedenle Atatürk'ün köyde eğitim işini ön plana çıkardığını görüyoruz. 1 Mart 1921'de TBMM 2. Toplantı yılı açılış konuşmasında, ''Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. İşte bu köylüdür ki bugüne dek eğitim ve öğretimin ışığından yoksun bırakılmıştır. Bu nedenle bizim izleyeceğimiz eğitim ve öğretim siyasetinin temeli, önce var olan bilgisizliği yok etmektir''; 1922 yılında öğretmenlere yaptığı konuşmasında ise, ''Her şeyden önce bilgisizlikle savaşmalıyız. Eğitim sistemimizin temel taşı budur. Bilim ve girişimlerin odak noktası okuldur. Okul adını hep birlikte saygıyla söyleyelim. Eğitimde kesinlikle başarılı olmak gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu bu yolla olur. Eğitimde önderimiz bilim ve fen olacaktır''; Eylül 1924'teki konuşmasında da: ''Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır... Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısıdır.. Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister...'' diyerek demokratik ve çağdaş eğitimin de ilke ve amacını belirlemiş oluyordu.

Atatürk, bu eğitim sorununun çözümü için Avrupa'daki oluşum ve gelişimleri yerinde inceleyip öğrenmek için öğrenci ve öğretmen göndermeyi uygun bulur. Bunlar arasında önce öğrenci, sonra öğretmen olarak giden İ. Hakkı Tonguç da vardır. Tonguç, Avrupa'da kaldığı sürede J. J. Rousseau, Pestalozzi, Kerschensteiner, Resinger gibi eğitimcilerin açtıkları ve kır üretim okulları 'nı ve eğitim yöntemlerini inceleyerek döndüğünde, eğitimde Atatürk'ün istediğini gerçekleştirecek güç ve yeniliklerle dopdoludur. Birçok eğitim etkinliklerine de katılarak Avrupa'daki yeniliklerden yararlanıp Türkiye'ye geldikten sonra Gazi Eğitim Enstitüsü'ndeki öğretmenliği süresince Avrupa'da kendisi gibi incelemelerde bulunan Fuat Gündüzalp, M. Rauf İnan, Ferit Oğuz Bayır, Fuat Baymur gibi eğitimcilerle sürekli danışma ve dayanışma içinde çalışmalar yapmıştır. 1935 yılında İlköğretim Genel Müdürlüğü'ne getirilince ilk işi seçkin eğitimci Jhon Dewey 'in daha çok köy eğitim-öğretimini içeren, 1924'te vermiş olduğu yazanağını (raporunu) tozlu raftan indirmek olmuştur. Görüldüğü gibi Köy Enstitüsü sisteminin oluşturulması için çok önemli araştırmalar ve hazırlıklar yapılmıştır.

1934'te hükümetin yaptırdığı bir araştırmada 40 bin köyden 35 bininde okul olmadığı saptanmış, 1935'te yapılan genel nüfus sayımında da nüfusu 250'den fazla 22 bin köyde okul bulunmadığı görülmüştür. Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati zamanında 20 kadar öğretmen okulu açılmış, il, ilçe ve köylere öğretmen yetiştirilmesine başlanmıştır. Ancak büyük eğitim sorununun çözümünde bu bir başlangıç olabilmiştir. Bütün bu çalışmaları iyi değerlendiren İ. Hakkı Tonguç, Saffet Arıkan' ın Bakanlığa gelişiyle Köy Enstitüsü sistemini peyderpey ortaya çıkarmaya çalışmış. 1936 yılında Atatürk'ün Eskişehir çevresinde yaptığı incelemede Bakan Saffet Arıkan, İhsan Sungu , İ. Hakkı Tonguç'un da bulunduğu bir ortamda köy eğitmenleri sorunu konuşulduğu ve Mahmudiye Kışlası'nın da okul için düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim o yıl, askerden çavuş olarak ayrılmış okur-yazar olanlardan seçilen kişiler için eğitmen kurslarının açılması sağlanmış. 11.6.1937 tarih, 3238 Sayılı ''Köy Eğitmenleri Yasası'' çıkarılarak, nüfusu 400'den az olan 32 bin köye eğitmen yetiştirilmesi hızlandırılmıştır. Sayıları önce altıya, 1937-1938 öğretim yılında 16'ya çıkarılmıştır. Yine 1938-1939 öğretim yılında İzmir-Kızılçullu, Eskişehir-Çifteler, Trakya-Alpullu, Kastamonu-Gölköy'de köy öğretmen okulu açılmıştır. Tonguç bununla yetinmemektedir. Köy Enstitüsü sistemini yeni Bakanı H. Âli Yücel 'e anlatıp benimsetmiştir. Önemli olan İsmet Paşa' ya kabul ettirmektir. Sistemi İsmet Paşa'ya anlatır ve Cumhurbaşkanı, sistemi beğenir. Ancak, o, ülkenin o günkü durumunun bu okulların olsun, köy okullarının olsun, ne yapımına ne de araç ve gerecinin sağlanmasına elverişli olmadığını söyler. Köy Enstitüsü binalarının okuyan öğrencilerce yapılacağını, köy okullarının da imece ile sağlanacağını, ders araç ve gereçlerinin doğanın kendisi olacağını, gerekenlerin de iş atölyelerinde öğretmen ve öğrencilerce yapılacağı anlatılınca istenen elde edilir. 17 Nisan 1940 tarih ve 3803 sayılı ''Köy Enstitüsü Kuruluş Yasası'' ile Köy Enstitüleri'nin kuruluşu sağlanır. Daha önce açılan 4 köy öğretmen okulu da Köy Enstitüsü'ne çevrilerek, iki yılda sayıları 21'i bulur. Köy Enstitüleri için kırsal kesimde, tarımsal çalışmalara elverişli ve ulaşımı zor olmayan, ilk günlerde barınma gereksinimlerini de birazcık olsun karşılayacak binaların olduğu yerler seçilir. Köy Enstitüleri açılınca Eğitmen Kursları, Köy Enstitüsü müdürleri yönetimine verildi. İmece yöntemi ile yapılan çalışmalarına katılan eğitmenlerin de yararlı katkıları olur.

Atatürk gibi büyük bir devrimci, çağdaş bir düşünürün yönlendirmesi, Hasan Âli Yücel gibi ulusal ve evrensel kültürle dopdolu seçkin bir kişinin, İsmet Paşa gibi seçkin bir devlet adamının ve eğitimbilim kültürünü özümsemiş, iyi bir araştırmacı, girişimci ve örgütleyici olan İ. Hakkı Tonguç düzeyinde seçkin bir eğitimcinin yönetiminde Köy Enstitüleri kısa sürede büyük başarılara ulaştırılır.

19 Haziran 1942 tarih 4274 sayılı ''Köy Enstitüleri Teşkilat Kanunu'' çıkarılarak, okullardaki örgütlenme ve kurumlaşmanın sağlanması kolaylaştırılır. Bu Kanundaki ''köye yarayacak meslek erbabı yetiştirmek'' hükmü gereğince de Hasanoğlan Köy Enstitüsü 'nde Köy Sağlık Memuru, Ebe ve Hemşire Okulu açılarak köy kalkınmasındaki bu gereksinimlerin de giderilmesi başarılır. 24 Temmuz 1943 tarihinde çıkarılan ''Yüksek Köy Enstitüsü Yönetmeliği'' ile açılan Yüksek Köy Enstitüleri sayesinde hem Köy Enstitülerinin öğretmen gereksinimlerini karşılamak, köy öğretmenlerinin başarısında yardımcı olmak, hem de köy için eğitimbilimin sistemleştirilmesini sağlayacak araştırmacı ve yüzyılımızın yaratıcı ve üreticilerini yetiştirmek amacıyla yapılan planlama ile köylerin ve ülkemizin kalkınması için gerçek ve çağdaş bir sistemin oluşturulması gerçekleştirilir.

4274 sayılı ''Örgütlenme Yasası'' çıkarıldıktan sonra yeni kurulan Köy Enstitüsü ve köy okullarının imece ile yapılışında yeni düzenlemeler getirilir. 1944 yılında okullarını bitirip köylere giden öğretmenlerin çoğu, okulunu ve öğretmen evini yapılmış olarak bulur. Bu yasa gereği açılan Yatılı İlköğretim Bölge Okulları da imece yöntemiyle yapılmış çok önemli eğitim kurumlarıdır. Merkezi durumdaki köylerde açılan bu okullar, Köy Enstitülerinin küçük birer modeli olarak düşünülmüş ve çalışmalarıyla da bunu kanıtlamışlardır. Eğitmenli okullardan, küçük köy ve mezralardan alınan öğrencilerin tam yatılı, merkez köyden alınan çocukların yarım yatılı olarak okudukları bu okulların geleceği sekiz yıllık zorunlu öğretime göre planlanmıştır. Böyle bir düzenlemeyle eğitim, kültür, ekonomi ve sosyal yaşam bakımından Köykent oluşumu da sağlanabilecekti.

1946'da yapılan bir araştırma ve değerlendirmede, sayıları 400 olan bu okulların çoğaltılmasında yarar görülmüşken, bu okulların gelişmesi durdurulmuş, kısa sürede sayıları 26'ya çıkarılması düşünülen Köy Enstitüleri de kapatılmıştır. Oysa 1956 yılında okulsuz köy, öğretmensiz okul kalmayacaktı. Eğitilip bilinçlenen ve siyasal içerikli kültürel bir kişiliğe kavuşarak demokratik düzende söz ve hak sahibi olan köylüler, demokrasinin bugünkü kötü duruma düşmesini de engellemiş olacaktı.

Çıkarılan yasalarla kurumlaşan ve güçlenen Köy Enstitülerinin çalışma programlarının hazırlanış biçimlerinin ise bugün de ülkemiz için gerekli ve önemli olduğu kanısındayım. Öncelikle temelde yaygın, tabanda örgün içerikli, üretime dönük, laik, demokratik, ulusal nitelikli; toplumsal uyanışı, ekonomik ve sanatsal kalkınmayı gerçekleştirecek bir eğitim dizgesi amaçlanır. Çünkü yıllardır unutulmuş, horlanmış, ilkel bir üretim biçimiyle geçimini zorlukla sağlayan, kapalı bir ekonomi ve bağnaz bir yaşamı sürdüren ve nüfusumuzun yüzde 75'ini oluşturan köy halkının bu durumda olması ülke kalkınmasında önemli bir engeldir. Bu gerçeği gören Atatürk'ün başlattığı eğitim eyleminin ise başarıya ulaştırılması Köy Enstitüleri modeli ile sağlanabilecektir. Nitekim eğitim programları buna göre düzenlenirken çağdaş eğitimin deneysel, araştırmacı, yaratıcı ve üretici ilkeleri de eğitim programlarında yer almıştır. Ne yazık ki, 1946'da, bu uyanışı çıkarlarına aykırı bulan toprak ağaları ve yandaşları, bu çağdaşlaşmanın önünü kestiler.

Kapatılmalarına karşın Köy Enstitülerinin kuruluşunun 58. yılını kutladığımız günlerde bile adından övünçle sözedilmesinin bir anlamı olsa gerektir. Görülen o ki ülke sorunları ile çağdaş düşünceyi bağdaştıran, nitelikli eğitim kurumları olarak gücünü koruyacağı ve toplumun vicdanında yaşayacağı da bir gerçektir.

Cumhuriyet-16 HAZİRAN 1998 SALI 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat