Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam256
Toplam Ziyaret408020

Murat Kaymak

Tavuğu Nasıl Kesmeli?

DOĞAN KUBAN

Kanımca asıl aydınlanma, eğer özetlemek gerekirse, başka insanlarla yaşamı paylaşmanın şiddet ve ölüm içermeyen kurallarını benimsemek olarak anlaşılmalıdır...

 

Sokrates’e kadar Yunanlılar ve Çin Taoistleri insanların doğru ve doğaya aykırı olmadan yaşamaları için ne yapmaları gerektiğini düşündüler ve söylediler.

Doğanın insanları hemen her gün uyardığı şu günlerde bekamızı yani insanlığın yaşamını nasıl sürdüreceğini düşünenler de var. Ama bunlara politikacılar ve belediye başkanları dahil değil. Güncel sahnenin adamları geleceğin hesabını yapmakta zorlanıyorlar. Daha doğrusu umurlarında değil. Tanrı insanlara aklı neden vermişti acaba?

Bir turistik kıyı kentinde bir yemek olayı anlattılar:

Adamın biri meyhaneye gelmiş. Anlaşılan orada içki içildiğini fark etmeden lokanta diye girmiş. Masaya oturup bir karışık et istemiş. Biraz sonra garson bir köfte, ciğer, kızartılmış tavuk budu gibi etler içeren bir tabak getirmiş. Tavuk budunu gören adam onu çatalı ile öteki etlerden ayırmış, tavuksuz bir tabak istemiş. Garson tabağı götürmüş, biraz sonra sade etleri getirmiş. Adam “Bunlar aynı etler mi?” diye sormuş. Garson “Evet tavuğu çıkardım” demiş.

Ben bunu istemiyorum, yeni bir tabak getir, etler tavuğa deymemiş olsun.

Anlamadım.

Bu tavuklar yenmez. Büyük baş hayvanlar Müslüman usulüne göre kesiliyor ama, tavuklar öyle kesilmiyor.

Beyefendi bütün Müslüman Türkiye bunları yiyor, bütün çiftlikler bunları üretiyor, bütün marketler, alışveriş merkezleri de bunları satıyor; piyasada başka tavuk yok. Ayrıca her yerde satılan bu tavuklar daha sağlıklı, kontrolden geçiyor.

Ben anlamam; hem burada içki de içiliyor!

Beyefendi, burası elli yıllık meyhane.

İçki içmeseniz daha iyi olur.

Beyefendi, o zaman ne turist gelir, ne de Türkler.

Bu müşteri kalktıktan sonra biraz mürekkep yalamış olduğu anlaşılan garson; tavukları, piliçleri, rakıları, biraları, şarapları piyasadan çekseler üzüm yetiştirenler de dahil, Türkiye’de kaç kişi işsiz kalır? Kaç tavuk çiftliği kapanır, kaç üzüm üreticisi bağlarını söker? Herkes böyle düşünse biz ne yapardık, demiş.

 

DOMUZ YİYENLERİN PARMAK İZLERİNİ NE YAPACAKSINIZ?

Türkiye’de böyle dindarların varlığı ve davranışları şaşırtıcı değil. Çünkü bu toplumun böyle düşünen bir bölümü var. Hıristiyan, Yahudi, Hindu her toplumda böyle milyarlar var. Fakat bu tavırların Türkiye’yi ve dünyayı nereye götüreceği sorununa da bir yanıt aramak gerek. Dinsel inançların katılığı dünyanın her yerinde var ama, bir de ticaret ve üretim üzerine dayalı küreselleşmenin bütün toplumları zorlayan kurallarıyla nerede buluşacaklar?

Türkiye’de paketlenmiş tavuk yiyen kaç milyon Müslüman var? O lokantada tavuk yemeyen Müslüman vatandaş bindiği bütün uçaklarda, otomobillerde, kulağına götürdüğü bütün telefonlarda hatta marka giyiyorsa giydiği gömlek elbise ve ayakkabılarda hep domuz yiyenlerin parmak izleri olduğunu düşünse, elinden geçen Euro ve dolarlara yemekte domuz yiyenlerin de ellerinin değdiğini anımsasa kendisini günahtan kurtarmak için nasıl davranırdı acaba? Avrupa’ya gezmeye gidiyorsa, insanlara ya da eşyalara deymeden nasıl dolaşıyor yabancı diyarlarda?

Türkiye’nin dış dünya ile ilişkileri tehlikelerle dolu. Tutuculuğun bu derecesi, bütün toplumlar için yavaş intihardır. Biz Osmanlı dönemini yaşayan bir toplumdan geliyoruz. Devşirme ordusu, devşirme bürokrasisi ve geniş Hıristiyan nüfusu ile Osmanlı şimdikinden daha karışık bir toplumdu. Müslümanlar gençliklerinde domuz yemiş devşirmeler ve yiyecek listesinde domuz ve şarap olan Hıristiyanlarla iç içe yaşıyorlardı. Sultanın haremi de esir Hıristiyan kızlarından kurulu olduğu o çağın Müslümanları kendilerini dünyadan nasıl izole ediyorlardı acaba?

Ömer Seyfettin bir hikâyesinde, Bulgar yöneticilerden birinin Türkleri Bulgaristan’dan kaçırmak için ileri sürdüğü yöntemi anlatır: Türk köylerinde yaşayan Bulgarların domuzlarını yola salıvermesi yeter, o zaman Türkler şeytan görmüş gibi kaçar.’ dermiş.

Osmanlı İmparatorluğu bu Hıristiyanlarla altı yüz yıl yaşadı. 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’un yarı nüfusu Hıristiyan’dı. Üniversitede Müslüman olmayan çok Türk vardı. Bugün de şirketlerimizin dış ortakları hep domuz yiyici. Avrupa ve Amerika’daki öğrencilerimiz, iş adamlarımız hangi lokantalarda yemek yiyorlar? Yirmi milyon turisti her yıl içimize nasıl alıyoruz?

Suriye, Lübnan, Filistin ve Mısır’da Müslümanlar kalü beladan bu yana Hıristiyanlarla yaşıyorlar. Malezya’da, Endonezya’da Müslümanlar domuz yiyen Çinlilerle yaşıyorlar. Hindistan’da yüz elli milyon Müslüman Hindularla yaşıyor.

 

DOMUZ YİYENLER YÖNETİYOR

21. yüzyıl insanlarının ilişkileri domuz yiyen Hıristiyan ve Çinlilerin elinde. Türkiye’de içerde ve dışarıda onlarla yaşıyoruz. Bu katılık dünyanın insanlarının yaşamını cehenneme çevirebilecek olumsuzluklar içeriyor. Oysa Haçlı savaşı çağından bu yana birbirlerinden soyutlanmış cemaat pek yok. Sadece hoşgörüsüz insanların birbirlerini öldürmesi türünden etkinlikler var.

Bereket, kanlı insanlık tarihi bile insanları bölücü değil, birleştirici bir gelişme gösteriyor. Gerçi bu gelişme daha tamamlanmadı. Fakat insanlar neye inanırlarsa inansınlar, gelecekte insanlığın yaşamını sürdürmesi kendiniz gibi olmayanı hoş görmekten geçiyor. Bunu hâlâ anlamamak olmaz. Kaldı ki küreselleşmeye gülüp, yabancı davranışları ötelemenin olasılığı yok.

Bu tavuk yemeyen adam Türkiye’nin Hıristiyanlarla ortak kaç projesi olduğunu hiç düşündü mü acaba? Hükümetlerin dindar olması Müslümanları domuz yiyenlerle ortak olmaktan kurtarmadığına göre ne yapacağız?

Aeschylus’un Oreste adlı dramında tanrıça Athena kabaca şöyle der:

“Biz yeni bir dünyada yaşıyoruz. Savaş ve öç almayı artık bırakmalıyız. Biz tanrılar yanlış yaptık! Yeni dünyada insanlar birleşerek ve anlaşarak sorunlarını çözmeliler.”

Bu pagan tanrıçanın iki bin beş yüz yıl önce insanlara kendilerini kavgaya teşvik ederek yanlış yaptığını söylemesi anımsanmalı.

Bugünkü ölüm kalım dünyasında insanları ayırıcı her şey, insanların geleceğini tehlikeye sokacak boyutlara hemen ulaşabilir.

Tanrı insanları birbirlerinin boğazına sarılsınlar diye dünyaya getirmiş olmayacağı için, insan olmanın ilk sorumluluğu anlaşma ve bunun için hoşgörüdür.

Kanımca asıl aydınlanma, eğer özetlemek gerekirse, başka insanlarla yaşamı paylaşmanın, şiddet ve ölüm içermeyen kurallarını benimsemek olarak anlaşılmalıdır.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 0°
Saat