Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam39
Toplam Ziyaret407387

Murat Kaymak

Alvin W. Gouldner-Eğitim ve Yeni Sınıfın Yeniden Üretimi (Yedinci Tez)

 Alvin W. Gouldner, Entelektüel’in Geleceği (Çev-Ahmet Özden Nuray Tunalı), Eti yayınları, S.71-77, 1993 İstanbul

7.1 Yeni Sınıfın ve onun özel eleştirel söylem kültürünün kitlesel olarak üretimi için gerekli olan kurum,—orta öğretim düzeyinde ya da yüksel eğitim düzeyinde olsun— tarihsel olarak özgün bir sistem olan "kamu eğitimi" sistemidir. Bu sistemin ayırt edici nitelikleri şunlardır: (a) Bu eğitim evden uzakta, dolayısıyla anne-babanın sıkı gözetiminden uzakta yapılır, (b) Yeni Sınıfın özel bir grubu olan "öğretmenler" aracılığıyla bu eğitim gerçekleştirilir; öğretmenler, görevleri gereği, bir bütün olarak kolektivitenin bakış açısını benimserler, ayrıca öğrencilerine, söylemlerinin değerinin, farklı sınıf kökenlerinden gelmiş olmalarına bağlı olmadığı yani, konuşanın kimliğine değil, konuşmaya dikkat edilmesi gerektiği inancını aşılarlar, (c) dolayısıyla, bütün kamu okulları, öğrencileri gündelik yaşamlarında kullandıkları sıradan dillerinden uzaklaştırıp, eleştirel söylem kültürüne doğru yönelterek bir dil değişimi gerçekleştirirler.

7.2 Yeni Sınıf öncelikle, yeni eğitim sistemi içinde ve bu sistem tarafından eski sınıfa karşı mücadeleye hazırlanmaktadır. Kamu okulları sistemi, aile sisteminden giderek daha fazla ayrılmaktadır. Gençlerin yetiştirilmesi, "bir bütün olarak" ulus veya toplum adına ve özgül bir sınıfın ayrıcalıklarını koruma yükümlülüğü olmaksızın konuşan öğretmenlerin oluşturduğu yarı-özerk bir grubun elindedir. Öğrencilerin ve ebeveynlerin ideolojileri artık birbirinden daha çok uzaklaşabilmektedir. Ebeveynler artık, çocuklarında kendi sınıf değerlerini yeniden üretememektedirler.

Okulun, kişilerin savlarına, konuşanın sosyal statüsüne bakarak haklılık kazandırmamak üzere eğitildikleri eleştirel söylem kültürüne dilsel dönüşüm merkezi olarak işlev görmesiyle, artık bütün otorite hakları potansiyel olarak meydan okunmaya açık durumdadır. Ebeveynin, özellikle babanın otoritesi, giderek daha çok zayıflamakta ve çocukların evin dışında toplumsal ve politik otoriteye saygı göstermeleri konusunda daha az etkili hale gelmektedir. Yeni Sınıf üyelerinin eğitilmesi ve eski sınıftan yabancılaşması için bir temel sağlanır. Üniversiteler, Yeni Sınıfın eski sınıfa direnişinin kaleleridir.

7.3 Okullar, özellikle yüksek öğrenim kurumları (ama sadece onlar değil), fabrikalar kadar, bazen fabrikalardan bile daha fazla, kapitalist toplumu radikalleştirir. Bu nasıl mümkün olmaktadır? Emile Durkheim, Herbert Marcuse ve Louis Althusser'in görüş birliği içinde belirttikleri gibi,[1] okullar toplumun egemen değerlerinin aktarım kanalları değil midir? Okullar, eski sınıfın otoritesi için gerekli itaatkâr tutumları ve iş gücünün gereksindiği becerileri öğretmez mi? Okulların açıklığı, her türlü muhalefeti tersine çeviren, statükonun yeniden üretimi için bir araç haline getiren "baskıcı hoşgörü" değil midir?

Okulların ve öğretim kadrolarının bütün bunları yaptığına şüphe yok. Akademizasyon genellikle, ilgiyi, toplumun büyük krizlerinden uzaklaştırarak, saplantılı problem çözümlerine, "teknik" kaygılara yöneltir. Düzene itaatkâr profesörler toplumsal korkaklık üzerine ileri düzey dersleri verebilirler, uzmanlar bürokrasilerin ihtiyacı olan sınırlı becerileri aktarabilirler. Ancak Ronald Reagan Kaliforniya Üniversitesine, bu üniversite kapitalizmin hizmetinde olduğu için kısıtlamalar getirmeye kalkmamıştır. New York Şehir Üniversitesi (CUNY) sadece tekelcilerin hizmetkârıysa niçin saldırıya uğrasın?

7.4 Modern üniversiteleri anlamak için kafamızın çelişkilere açık olması gerekmektedir. Çünkü üniversiteler toplumu hem yeniden üretirler, hem de tahrip ederler. Üniversitelerin, kamuya yerine getireceklerini vaat ettikleri işlevler —üretmekle yükümlü oldukları toplumsal mallar— ile fiili işleyişlerinin belirli sonuç­lan arasında ayrım yapmalıyız. İkinciler genellikle amaçlanmamış da olsalar, daha az gerçek değildirler. Muhalefet ve uyumsuzluğun üretilmesi ile otorite yıkıcı bir eleştirel söylem kültürü.

Bir analoji: Batının ataerkil ailesinden daha otoriter ne olabilir? Aile, anne-babanın, bilhassa babanın değerlerinin yeniden üretimini amaçlayarak, boyun eğmeyi, şükran duygusunu, itaati ve sadakati öğretir; fakat aynı zamanda ve beklenmedik bir şekilde Ödip'i, babaya isyanı da üretir. Ataerkil aile gibi, okul da yöneticileri tarafından kuşkusuz statükonun sürdürülmesinin bir aracı olarak görülür. Oysa, her iki kurum da, nadiren başkaldırmayı öğrettiği halde, birçok genç başkaldırmayı eğitimleri sırasında öğrenirler. Şu ikisini ayırmak büyük önem taşımaktadır. Kurumun öğretmek amacını taşıdığı şeyler ile mevcut koşulların zorlamasıyla orada öğrenilen şeyler. Okul, toplumun temel kurumlarına uyumlu olanı öğretmek üzere düzenlenmiştir; oysa bu kurum genellikle, otoritenin farkında olunmadan zayıflatıldığı, uyumsuzluğun yeşertildiği, statükoya meydan okunan ve muhalefetin sistematik olarak üretildiği bir eleştirel söylem kültürünün yurdu olur çıkar.

7.5 Kamu eğitiminin gelişmesiyle birlikte, kültürel sermayenin birikim ve dağılımı, artık para sermayenin sıkı denetiminden çıkar. Kültürel olarak avantajlı bir Yeni Sınıf doğmuştur; bu sınıf, para sahibi, zengin eski sınıfla tarihte bir zamanlar olduğu ölçüde bütünleşmemiş ve ona bağımlı hale gelmemiştir. Aslında, kültürel sermaye, parasal sermayenin yeniden üretimi için gerekli kaynakları giderek daha fazla denetimi altına almakta, parasal sermaye, kültürel sermayenin yeniden üretim kaynaklarını giderek daha az denetiminde tutmaktadır. Teknik entelijensiyanın yeniden üretimini de kapsayan yüksek öğretim, kapitalist ülkelerde bile, artık özel sektöre daha az bağımlıdır ve gitikçe kamu sektörüne veya devlete daha bağımlı hale gelmektedir. Bazıları bunu özel sanayinin araştırma-geliştirme maliyetlerinin "toplumsallaştırılması" olarak görmektedir —başka bir deyişle, özel sektörün bu maliyetleri kamu sektörüne aktarmasının bir yolu olarak. Bu doğrudur, ama duruma ilişkin çelişkileri gözden kaçırmaktadır. Çünkü özel sektör, bu maliyetleri "toplumsallaştırırken", Yeni Sınıfın yeniden üretimi üzerindeki denetimini yitirmekte, bu denetim Yeni Sınıfın kendi eline geçmektedir.

7.6 Üniversitelerin (hiç değilse bazen) bir eleştirel söylem kültürü geliştirdiklerine ilişkin —çeşitli anekdotlar dışında— herhangi bir kanıt var mıdır? Yararlı bir özet için, üniversiteye gitmenin yarattığı farklılıklar üzerine, büyük miktardaki veriyi dikkatle incele­yen Hovvard Bovven'in, yakınlarda gerçekleştirdiği özenli çalışmasına bakılabilir. Elbette, bu çeşit araştırmalar benim ilgi duyduğum konular düşünülerek yapılmış değildir, dolayısıyla, ancak kısmen ilgi kurmak mümkün olabilir. Yine de başvurmamız gerektiğinde dikkatli olunmalıdır. Burası verileri sıralamak için uygun yer olmadığı için, hiç değilse verilerin varlığı belirtilmelidir.

Örneğin, Lehmann ve Dressel'in yaptığı bir araştırmada şu sonuca varılmıştır: Eleştirel düşünme (ifade edilmemiş varsayımların saptanması da dahil) "dört yıl içinde büyük bir artış göstermiş, söz konusu kaza­nım üniversitenin ilk iki yılında, son iki yılma göre

daha büyük olmuştur."[2] Feldman ve Newcomb ile Heist ve Yonge'nin yaptığı başka araştırmalar da, üniversitelerin soyut düşünmede ve kuramsallıkta öğrencilerinde küçük ilerlemeler sağladığını işaret etmektedir[3]. Çeşitli araştırmalarda (örneğin Lehman ile Dressel ve Spaeth ile Geeley) öğrencilerin kendilerini değerlendirmeleri istenmiştir. Bu değerlendirmelerin hemen hepsi şu noktaya işaret etmektedir: "Öğrencilerin ve mezunların ezici çoğunluğu, üniversite yıllarında rasyonellikte hatırı sayılır bir ilerleme sağladıklarına inanmaktadır."[4] Söylemeye gerek yok, bu tür kendi kendini değerlendirmeler, gerçekten artan rasyonelliğin kanıtı sayılamazlar; olsa olsa, söz konusu kişilerin rasyonelliklerinin arttığının düşünülmesini istediklerini göstermektedir. Bundan şu sonuç çıkarılabilir: Üniversiteler öğrencilerin benlik imgelerini ve toplumsal kimliklerini rasyonelliği artırıcı biçimlerde dönüştürebilir. Benzeri nedenlerle, başka araştırmalarda ortaya çıkarılan şu bulgu da dikkate değer: Üst sınıf öğrencileri ve mezunlar, üniversitenin eleştirel düşünme yeteneklerini geliştirdiğine inanmaktadırlar; dolayısıyla üniversiteler, eleştirel düşünmeyi güçlendirmekler de, öğrencilerin eleştirel düşünmeye verdikleri değeri yükseltebilmektedirler.

Bizim eleştirel söylem kültürü (hatırlanacağı üzere, otorite yoluyla haklılık kazanmayı reddeden söylem kültürü) nosyonumuz açısından, şu noktayı kaydetmek özellikle önemlidir: Birçok araştırmanın sonuçlarına göre, üniversite dine bağlılıkta bir düşüş, otoriterlik, dogmatizm ve etnosentrizmde bir azalma yaratırken, esnekliği, özerkliği ve karmaşıklığı artırır:

"[Feldman ve Nevvcomb'un, bu araştırmaların, 1969 tarihli değerlendirmesinde] Bulgular o kadar açık seçikti ki, açıklama ya da yoruma hemen hiç gerek yoktu. Hemen hemen her araştırma, üniversite öğrencileri arasında birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar olan dönemde entelektüel hoşgörüde büyük artışlar ortaya çıkarmıştır... Sonuçlar, dogmatizmde büyük bir gerileme göstermektedir.. Üniversite yıllarında, 'Karmaşıklıkta, 'Otoriterlik'ten uzaklaşmada ve Toplumsal Olgunlukta büyük ilerlemeler görülmüştür. Dört yıl üniversitede okuyanlar ile üniversiteden ayrılanlar, çalışanlar ve ev kadını olanlar karşılaştırıldığında kazanımlarda olağanüstü farklar görülmektedir.   Öğrencinin yetenek düzeylerine ve sosyo ekonomik statüsüne ilişkin kontroller dahi bu değerlendirmeye katıldığında, bu bulgular geçerliliğini korumaktadır... [entelektüel] hoşgörü kazanımları, işletme ve mühendislik gibi profesyonel disiplinlerin öğrencilerine kıyasla, fen ve edebiyat grubunda bulunan öğrencilerde daha fazladır."[5]

Üniversite eğitimine ilişkin 1929'dan 1960'a dek yapılan araştırmalarda, öğrencileri dinden uzaklaştırdığı da saptanmıştır. "Öğrencilerin  kiliseye karşı  daha olumsuz bir tutum benimsedikleri, Tanrı'nın varlığına daha az inanma, dini, dogmayı daha az kabul etme yönünde bir değişim geçirdikleri görülmüştür., en büyük değişim, fen ve edebiyat grubu disiplinlerindeki öğrencilerde, en az değişim ise profesyonel disiplinlerde bulunan öğrencilerde gerçekleşmiştir.,,[6]

Ayrıca, kozmopolitlik ve dille ilgili alışkanlıklar konusunda şu bulgular elde edilmiştir: "Eğitim düzeyi daha yüksek olanlar yalnızca kitabi konularda değil, çağdaş dünyanın pek çok yönüne ilişkin daha geniş ve daha derin bilgiye sahiptir... Ayrıca, üniversite mezunlarının lise mezunlarından daha fazla okuduğunu gösteren çok sayıda veri bulunmaktadır. Daha çok kitap satın almakta, ellerinde bulundurmakta ve okumaktadırlar... Okuma alışkanlıklarındaki bu farklar, üniversite mezunu olanlar ve olmayanlar şeklinde gelirlerine göre gruplandığı zaman da sürmektedir."[7]

Nihayet, eleştirel söylem kültürü için can alıcı önem taşıyan 'düşünümsellik' konusundaki araştırma sonuçlarında, üniversiteye devam etmiş olmanın, kendilik-bilincinde ve kendine-açıklıkta bir artış sağladığının görülmesi dikkat çekicidir: "Daha fazla eğitim gören kişilerin, daha içe dönük, hayatlarının kişisel ve kişilerarası yönleriyle daha ilgili oldukları anlaşılmaktadır... Araştırmaya yanıt verenler içinde daha yüksek eğitim görmüş olanların, hayatlarının hem pozitif, hem de negatif yönlerinin daha fazla bilincinde oldukları anlaşılmaktadır"[8]

 


[1] Bkz., Emile Durkheim, Education and Sociology (Glenceo, 1956); Louis Althusser, Lenin and Philosophy and Other Essays (Londra, 1971), özellikle "Ideology and Ideological State Apparatuses" üzerine olan bölüm; ve Herbert Marcuse "One Dimensional Man (Londra, 1964). Okulları egemen "ideolojik devlet aygıtı" olarak gören Althusser'le, Durkheim arasındaki bu görüş birliği çarpıcıdır.

 [2] Bütün alıntılar Howard R. Bovven'ın, Investment in Learning: The Individual and Social Value of American Higher Education (San Francisco, 1977) adlı kitabından yapılmıştır, (sf. 73.)

[3] A.g.e.

[4] A.g.e., sf. 77.

[5] A.g.e., sf. 78 ve devamı

[6] A.g.e., sf. 125-126

[7] A.g.e., sf. 94-95.

[8] A.g.e., sf. 116-117.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
6° 1°
Saat