Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam126
Toplam Ziyaret407890

Murat Kaymak

Batı Egemenliği ve İslam

DOĞAN KUBAN

İnsanlığın geleceği konusundaki soruların bir bölümü bilimsel öngörüler ve olasılıkları içerir; bir bölümü de, insanın hayvanlardan beter dürtülerine bağlı olduğu için bilinemez. Bilgi toplumu dediğimiz gelişmiş çağdaş toplumun görevi yaşamın sürdürülmesi, açların doyurulmasıdır. Eğer bunlara yanıt veriliyorsa o toplum geleceğini planlayabilir. Çünkü bu yanıtlar sayısal ve üretime ilişkin sorulardır.

 

Bugün gelişmiş dünya bizi kullanmak için hangi yalanı söylerse söylesin, ve iktidarları hangi yöntemlerle okşarsa okşasın, gelişmişliğin ‘bilim ve teknolojiye’ dayandığını anlamayan herkes budaladır.

 

Yaşamı sürdürebilmek ve bunu hiç olmazsa çeyrek yüzyıl bütün boyutlarıyla planlamak, hükümetlerin temel sorumluluğudur. Bundan habersiz görünen politikacı ve sormayan toplum geleceğe hazır değildir. Ölümle yaşam sınırında yaşayan düzinelerle toplum var. Ama yok olana kadar yaşayacaktır. İnsanlarının güncel yaşamı da tesadüflere bağlı.

Oysa bir toplumda insanların küçük bir bölümü bile geleceğinden şüphe duyuyorsa, orada uygarlık olduğu söylenemez. Dünya da öyle. Silahı bir tehdit aracı olarak kullanan devletler oldukça, dünya uygar olmayacak. Irak’ta her gün ölenler ne zaman bir sayı olmaktan çıkıp acısını paylaşacağımız insanlar olacak? Komşularımızın acı içinde yaşamaları bizim yaşamımızı da karartır. Buna duyarlı olmak, politik olarak istismar edilmezse, topluma çağdaş bir bilinç kazandırabilir.

Türkiye olağanüstü canlı bir toplum. Fakat yanı başımızda bizi doğrudan ilgilendiren bir evrensel olay var. Orada sesimiz duyulmuyor. Iraklı Türkmenler için de çıt çıkmıyor.

Avrupa ve Amerika gümrüklerinde Türklere nasıl davranıldığını görmek, Batı kamuoyunun İslam terorizmini nasıl öcüleştirdiğini neredeyse gözümüze sokuyor. Bu terorizmin iki bileşeni var: a. Korkutucu şiddet; b. Batı’ya karşı savaş. Ne var ki Batı’ya karşı savaş karakter değiştirip Şii, Sünni, laik kavgasına ve şiddetine dönüşebiliyor. Bu hokus pokus’u Batılılar destekliyor. Bu transformasyonlardan haberi olmayan yaygın bir Müslüman fakirliği ve cehaleti de bütün dalaverelere kapıları açıyor.

 

TÜRKİYE VE TUNUS

Eğer bir İslam ülkesinin bütün düşünürleri ve iyi niyetli insanları bu olguların nedenlerine yanıt aramıyorlarsa, geleceklerini planlayacaklarına neden inanılsın. Müslümanlar toplumsal birikimlerinin ve emperyalist dayatıların doğasını anlamak ve gelecek bağlamında bu çıkmazlara çözüm bulmak zorundalar. Eğer bu Müslüman halkların uyanışına kalacaksa, bir hayalden öteye geçemez. Bu ‘ört ki ölem’ olur. Tunus’taki gibi açlık kavgasına dönüşebilir.

Bu bağlamda Türkiye’nin ve sonra da Tunus’un özel bir konumu vardır. Biz bir Atatürk dönemi geçirdik. İslam dünyasının birkaç kat ötesine çıktık. Tunus da Kuzey Afrika’nın en gelişmiş, eğitimli sivil toplumu idi. Türkiye ekonomik olarak da sadece adam başına düşen ulusal gelire bakarsak Avrupa’nın doğusundaki bazı ülkelerden, Güney Amerika’nın bir bölümünden, bütün İslam dünyasından, Çin, Hint’ten daha zengin görünüyor. Ne var ki adam başına gelir denen gösterge birçok konuda aldatıcıdır. Bölüşümü bilinmez.

İslam dünyasının bir başka sorunu, fakir Müslüman toplumların önünde zengin ve gelişmiş bir Hıristiyan dünyası olmasıdır. Hıristiyanların sırtında ise kendilerinden ilerideki toplumlarla kavga gibi bir ideolojik kambur yok. Biz Atatürk çağında, şimdi Çin’in yaptığı gibi, böyle bir kambur endişesine kapılmadan çok büyük atılımlar yaptık. Hint ve Çin gibi ülkelerle karşılaştırmayı bir yana bırakmak gerekiyor. Boyutlar değişikliği, niteliksel değişiklikler de getiriyor. Örneğin Çin bilimsel üretim açısından ABD’yi geçmek üzere, spor ve müzikte bizden yüz kat ilerde.

Fakat İslam dünyasının geleceğine yabancı kalamayız. Müslümanlar dünya nüfusunun 1/4-1/5’i arasında bir insan grubu. Onların çektiklerini sadece Müslüman olarak değil, insan olarak da paylaşmak gerekir. Biz Irak, Afganistan, Pakistan, Filistin, Mısır, İran, Sudan ve Yemen’e üzülmeden bakmamalıyız. Fakat bu duygular, gündelik politika safsatalarının ötesinde, insanlık sorunlarıdır. Göz boyama aracı olarak kullanılmaları bir şey değiştirmez.

 

İLK ANLAYAN BİZİZ

Biz Türkler İslam dünyasının evrensel konjonktür içindeki yerini ilk anlayan Müslümanlarız. Bunu üç yüz yılda anlamak sadece bir imparatorluğa mal olmadı. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ve ülkenin geleceğini tehlikeye atan zihin kargaşasının da nedenidir. Bugün gelişmiş dünya bizi kullanmak için hangi yalanı söylerse söylesin ve iktidarları hangi yöntemlerle okşarsa okşasın, gelişmişliğin ‘bilim ve teknolojiye’ dayandığını anlamayan herkes budaladır.

Batı’da ‘ılımlı Hıristiyan’ sloganı var mı? Çin’de ılımlı Budist, ılımlı Konfüçyüsçü sloganı var mı? Neden Batılı kapitalistlerin yayın ordusu Türkiye ile uğraşıyor? Çünkü sömürmek için savaştıkları İslam dünyasında sürü dışında kalmış tek ülke Türkiye’dir.

Bu çirkin adamlar Türkiye için uygun gördükleri kendi ülkelerinde dile getiremezler. Şunu doğru değerlendirmek zorundayız: Batı, Çinlileşen bir Müslüman dünyasına evet diyemez. Pakistan, İran, Türkiye ve Mısır gibi büyük kütlelerin yaşadığı her ülkede gelişen kültürel bilinç ve sanayi üretimini kontrol etmek için elinden geleni ardına koymayacaklardır. En tehlikeli gelişme de, Müslüman dünyasını, Çin’le ortak sömürmeyi önermeleri olasılığıdır. Çünkü sorun bir Hıristiyan-Müslüman kavgası değil, kapitalist hegemonyanın ölüm kalım kavgasıdır.

ABD ve AB, Asya’ya ek olarak, İslamın dirilişinin sözünü bile duymak istemiyor. Zaten ona inanmıyorlar. Batı’nın elindeki en büyük koz, Müslüman toplumların geri kalmışlığı ve cehaletidir ve onu geri bırakacak her yöntemi kullanıyorlar. Bize âşık olmadıklarını kendi basınlarından okuyoruz. Gerici kütleler, gerici partiler, gerici basınla kaynatılan kazanın içeriğini izliyoruz. Bu politikayı yarı gizli, yarı açık yürütürken demokrasi sözcüğünü de hiç utanmadan kullanıyorlar. Bush’un, İngilizlerin ve başkalarının demokrasi adına Irak’ı yok ettiklerini unutmamalıyız. Afganistan’ı, Filistin’i, açlıktan başkaldıran bir Tunus’u iyi bilinçlendirmeliyiz.

 

AÇIL SUSAM AÇIL’IN ADI DEMOKRASİDİR

Kişi özgürlüğüne dayanacak demokrasi, İslama refah ve mutluluk getirecek ‘açıl susam açıl’dır. Ne var ki Amerikan, Alman, Fransız demokrasilerini İslamda uygulayan bir ülke yoktur.

İyimserler 900 dolar adam başına yıllık geliri olan yüz yetmiş milyon nüfuslu Pakistan’ın dünyadaki en hızlı gelişme hızından daha hızlı koşarak her yıl %10’luk bir hayal kalkınma gerçekleştirse, kaç yılda Türkiye’nin adam başına gelirine ulaşacağını bir hesaplasınlar. Geçen gün yılda 1.700.000 çocuğun öldüğünü yazıyordu gazeteler. Bunun kaç tanesi Pakistan, Bangladeş ve Hindistan’da, kaç tanesi ABD ve Avrupa’da ölüyor?

İnsanı unutarak, onun yerine nasıl dağıldığını bildiğimiz insan başına geliri her şeyin ölçüsü haline getiren, akıl almaz, insanlık dışı bir kapitalist ekonomisi çağı yaşıyoruz. Bir yerleri çatırdıyor ama enkaz altında kalanlar fakirler.

Sevgili okuyucular,

İslam dünyası cehalete yataklık yapmaması gereken bir kırılganlıktadır. Bunun dinle ilişkisi yok. Bilgiyle ilişkisi var. Cehaletle yaşayan toplum, ahlak olarak da en kırılgan olandır. Cehaletin teri de ne yazık ki ahlaksızlık kokuyor. Çünkü ahlak ölçütleri bütün dünyada kentlerde saptanmıştır. İslam medeniyeti (uygarlığı) bedeviler arasında değil, kentlerde gelişmiştir. Türkiye’nin kentlere doluşmuş halkının hâlâ kentleşemediğini unutmayalım.

Aradan bin beş yüz yıl geçmesine karşın İslam’ın sorunu hâlâ kentli olma, kentli gibi davranmak, kentli gibi bilgili olmaktır. Türkiye’de bunun altyapısı kurulu. Çağdaş dünya bilinci halka ulaşıp onu aydınlatırsa yabancı sömürüyle savaşabiliriz. Müslüman dünyasına Kurtuluş Savaşı’nın nasıl cesaret verdiğini tarih kitaplarından okuyabilirsiniz. Bugün de Türkiye’nin örnek olma şansı var.

Cumhuriyet Bilim Teknik 04.02.2011 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat