Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam129
Toplam Ziyaret407893

Murat Kaymak

Gençlerimizi sınav girdabından nasıl kurtarabiliriz?

Prof.Dr.Sadık Kırbaş

 sadikkirbas@hotmail.com

Türkiye’de eğitimde çok önemli sorunlar yaşanıyor. Bu sorunlar binlerce öğrenciyi, onların ailelerini, iş dünyasını ve doğal olarak eğitimin her şeyin temeli olması nedeniyle devletin tüm kurumlarını etkiliyor. Bir ülkenin çağdaş gelişmiş ülkeler arasında saygın bir yer alabilmesi için öğrenmesini bilen, düşünen, tartışan, yaratıcı, ülke ve dünya sorunlarına duyarlı kuşaklara sahip olması gerekir. Bu kuşaklar çağdaş eğitimle yetişebilir.

 

Bu konuda uluslararası kuruluşların karşılaştırmalı verileri ve ulusal bazı değerlendirmeler Türkiye’de eğitim sisteminde ciddi sorunlar yaşandığını göstermektedir. Eğitimin kalitesi açısından Türkiye’nin dünyadaki yeri konusunda üç önemli çalışma var. PİSA, TİMMS ve PIRLS.

OECD tarafından yapılan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PİSA) verilerine göre, fen alanında Türkiye 30 ülke arasında 29.’uncu sırada. Sadece Meksika’yı geçebilmiş. Uluslararası Matematik ve Fen Başarısını Belirleme Programı (TİMSS) verilerine göre, 49 ülke içinde Türkiye fen alanında sonuncu durumda. Bahreyn, Bosna-Hersek ve İran gibi ülkelerin gerisinde. Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Projesi (PIRLS) verilerine göre de, 35 ülkede ilköğretim 4. sınıf öğrencileri arasında yapılan karşılaştırmada Türkiye 28. sırada.

Üniversiteye giriş sınavları ve SBS sonuçları değerlendiğinde de eğitimdeki kalite düşüklüğü çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. 2010 YGS sonuçlarına bakıldığında, öğrencilerin yarıdan fazlası fen sorularını yanıtlayamamış. Basit fen kavramlarına dayanan 40 sorudan birini bile çözememişler. 2009’da sıfır çeken öğrenci sayısı 30 bindir.

Fen ve matematikte yaşanan bu durum Türkçe ve Sosyal Bilgiler için de geçerlidir. SBS sonuçlarının da çok parlak olmadığı görülmektedir. Sınava giren 1 milyonu aşkın adayın Türkçedeki karne notu 100 üzerinden 41, matematikte 11, fen ve teknolojide 26, sosyal bilgilerde 47, yabancı dilde 33’tür.

Gerek uluslararası kuruluşların verileri gerekse ülke içinde uygulanan sınavların sonuçları, öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun temel sayısal ve sözel okur-yazarlık düzeylerinin ya da becerilerinin çok düşük olduğunu göstermektedir.

Gençler üniversiteye sorunlar yumağı halinde gelmektedir. Yorgun, bezgin, yılgın bir psikoloji içindedirler. Yarıdan fazlasının yanlış tercih yaptığı görülmektedir. Bir çoğunun üniversite eğitimi almak için gerekli altyapıya sahip olmadıkları bir gerçektir. Anadilleri Türkçe’yi kullanmakta zorlanıyorlar. Kültür, matematik, fen altyapıları zayıftır. Yabancı dil açısından sorunlar var. Üniversiteler bu eksiklikleri programlarının en az bir yılını, yabancı dil hazırlık sınıfı da eklendiğinde 2 yılını ayırarak çözmeye çalışıyor. Bu durum üniversitelerin eğitim kalitesini olumsuz etkiliyor.

Bu sorunların önemli bir bölümünün üniversite öncesinde çözümlenmesi gerekirdi. Üniversiteler bir yerde bu gençlere rehabilitasyon programı uygulamaktadır. Gençler güzel sanatlar, müzik, spor gibi değişik alanlarda yeteneklerini değerlendirme olanağı bulamadıkları için üniversitelerde biraz gecikmiş de olsa bu eksikliklerini gidermeye çalışıyor.

Eğitimdeki bu acı tablonun nedenlerini anlayabilmek ve çözümler üretebilmek için, sorunu bütünsel ve çok yönlü olarak ele almak gerekir. Çünkü bu sorunlar birbirini etkilemekte, yönlendirmekte. Eğitim sorunları okul öncesi eğitimden başlayarak ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim ve sonrası olarak ele alınmalıdır. Bunlardan sadece bir aşamayı ele alarak çözümler üretmek yeni sorulara yol açabilmektedir.

Şu anda yükseköğretime giriş sorunu diğer aşamaları da etkileyen en temel sorun olarak karşımıza çıkıyor. Üniversite önünde büyük bir yığılma olmaktadır. Meslek liseleri çekiciliğini büyük ölçüde yitirdiğinden, öğrencilerin önemli bir bölümü üniversite giriş sınavına yöneliyor.

2010 yılı YGS sınavına 1 473 337 öğrenci girdi. Üniversite okumak her şeyin üstünde görülüyor. Üniversiteye giriş sınavında başarılı olabilmek için iyi bir lise zorunluğu ve OKS, SBS gibi giriş sınavları karşımıza çıkıyor. İyi bir liseye girebilmek için de iddialı bir ilköğretim kurumu gerekli olmakta. Orada da yine bir giriş sınavı onları beklemektedir.

 

SINAVLAR ÜZERİNE KURULU SİSTEM

Bütün sistem sınavlar üstüne kurulmuştur. Ortaöğretim programları sınavlarda sorulan konulara göre yürüyor. Sınavda sorulmayan konular pedagojik açıdan ne denli önemli olursa olsun arka plana itiliyor. Liselerde son iki yıl tümüyle sınava odaklı bir eğitim yapılıyor. Lisenin yerini dershaneler aldı! Yaratıcı, düşünen, tartışan, beyinler yetiştirme yerine şıklar arasına sıkışan, ezberci bir kuşak yaratılmaktadır. Sınav, ölçme değerlendirme aracı olması gerekirken amaç haline geldi. Böylesine hoyrat bir eleme sınavında başarılı olabilmek için iyi bir öğretim kurumunda okumak da yetmiyor. Sınavlar konusunda uzmanlaşan dershanelere gitmek, özel dersler almak gerekiyor.

Türk Eğitim Derneği’nin araştırmasına göre, 2009 yılında 81 ilde toplam 4282 dershane bulunurken ortaöğretim okullarının sayısı 3690’dır. Sınava hazırlık için yapılan harcama 10 milyar doları bulmaktadır. İlköğretimde 2 milyon yakın öğrenci dershaneye gitmektedir. Bu durum öğrenci ve aileleri açısından eşitsizlik, adaletsizlik yarattığı gibi okullar, giderek bölgeler arasında da farklılıklara neden olmaktadır.

Bu sınavlara hazırlanan öğrencilerde davranış bozuklukları izleniyor. Dershaneye başlangıç yaşı 10’a düştü. Sabahın erken saatlerinde ellerinde test kitaplarıyla ufacık çocukların dershanelere gittikleri görülüyor. Onların güzel sanatlara, spora, hatta sokakta oynamaya zamanları yoktur. Bu alanlardaki yeteneklerini ölçmeye yönelik bir sistem de..

Sınava başvuran kitlenin ancak % 15 i kendisine doğru dürüst bir yer bulabiliyor. Kazanamayan çok büyük bir kitle herhangi mesleki formasyon olmadığı için niteliksiz işsizler sınıfına katılıyor. Morali bozuk, kırgın bu kitle sosyolojik açıdan da sorun olabilecek durumdadır.

Sınav girdabı üniversiteyi bitirince de devam etmektedir. KPDS, KPSS, ALES, TUS, UDS gibi birçok sınav gençleri beklemektedir. Tüm bu sınavların ortak yönü çoktan seçmeli testlerden oluşmasıdır. Alternatif ölçme ve değerlendirme anlayışı devre dışıdır. Üniversiteye giriş sınavına girenlerin % 37’si daha önceki yıllarda mezun olup da herhangi bir yükseköğretim programına yerleşmemiş olanlarla % 15.5 bir yükseköğretim programına kayıtlı olup da tekrar sınava girenlerden oluşuyor. Türkiye’de bir öğrenci ortalama 2,5 kez ÖSS’ye girmekte ve ortalama 2,1 yıl dershaneye gitmektedir.

Görüldüğü gibi sınav gündemden hiç çıkmıyor. Neredeyse her şey sınav üzerine kurulmuştur. Oysa çağdaş gelişmiş ülkelerde erken yönlendirme ve değerlendirme sistemleri uygulanmaktadır. Sınav girdabı tüm eğitim sistemini etkisi altına almıştır. Bu denli karmaşık ve yoğun sınavlar dizisini yönetmek ve denetlemek de sorun olmaktadır. Çok sayıda dava açılıyor. Sisteme olan güven sarsılmakta, insanların kurumlara olan güveni azalmaktadır. Gençlerin bu sınav girdabında aldıkları ezberci ve test ağırlıklı eğitim onlarda düşünce tembelliğine, bilgiye erişme, yazma ve ifadede yetersizliklere yol açıyor. Yabancı dil üniversiteye giriş sınavında sorulmadığı için ortaöğretimde gerekli önem verilmiyor. Oysa en az bir yabancı dilin erken yaşlarda öğretilmesi büyük önem taşıyor. Üniversitelerde bu eğitim yeterli düzeyde verilemiyor.

 

NE YAPMALI ?

Eğitimle ilgili sorunların sağlıklı bir biçimde saptanabilmesi için okul öncesinden üniversite sonrasına kadar tüm yönleriyle, bir bütünlük içinde ele alınması gerektiği vurgulanmıştı. Aynı şey sorunların çözümü için de gereklidir.

Soruların temelinde tüm eğitim sistemini ilköğretimden üniversite sonrasına kadar etkileyen sınavlar sistemi yatıyor. Bunun da baş sorumlusu, üniversiteye girişte uygulanan sınav sistemidir. Üniversite kapısındaki yığılmayı çözmeden alınacak önlemler etkili olmayacaktır. Yığılmayı çözmenin en etkin yolu çağdaş ülkelerde görülen ve Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan sistemdir: Meslek liselerine gereken önemin verilmesi ve yönlendirme. Toplam öğrenci sayısı içinde meslek liselerinin payı 1923-1924’te %67 iken, 2006-2007’de %32’ye düştü. Son on yılda genel lise mezunu sayısı artmasına karşın, meslek liseleri mezunu sayısında önemli bir değişiklik olmadı.

Çağdaş gelişmiş ülkelerde %65-35 meslek liseleri lehine olan denge bizde de Cumhuriyetin ilk yıllarında varken bugün genel lise öğrencileri lehine döndü. Dolayısıyla üniversitelerin kapısında her yıl giderek artan sayıda öğrenci birikimine yol açmıştır. Köklü bir reforma gidilerek meslek liseleri tekrar düzenlenmeli, cazibesi arttırılmalı, öğrenci dengesi meslek liseleri lehine dönmeli sınav kapısındaki yığılma önlenmelidir. Bu köklü değişiklikle üniversiteye olan baskı hafifledikten sonra okul öncesi eğitimden başlayıp ilköğretim ve orta öğretimde çağın gerektirdiği reformlara gidilmelidir.

Erken yönlendirmenin gerektirdiği rehberlik ve danışmanlık hizmeti için hazırlıklar tamamlanmalıdır. Meslek liseleri mezunları üniversiteye değil iş yaşamına yönlendirilmelidir. Ortaöğretimde de olgunluk sınavı gibi bir sınav önerilebilir. Ulusal ve uluslararası değerlendirmelerde moral bozucu tabloyu değiştirmek, gençleri şıklar arasında kaybolan, düşünce tembeli bir kuşak olmaktan kurtarmak, özetle çağdaş bir eğitim sistemi oluşturmak istiyorsak eğitimi siyaset üstü tutarak hükümet, üniversite, iş dünyası ve sivil toplum örgütleri gibi tüm paydaşların katkılarıyla köklü bir çözüme kavuşturmak gerekmektedir.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat