Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam129
Toplam Ziyaret407893

Murat Kaymak

Kitleler Nasıl Eğitilecek?

 

DOĞAN KUBAN

İstesek de istemesek de gazeteleri, televizyonları, reklamları ve onlarla aynı nitelikte, yaşamsal özellikleriyle toplumu sürükleyen düşünceler ve davranış biçimleri var. Bunlar kent kökenlilerin ve çok okumamış olsalar bile, daha erken kentlileşmiş olanların olumsuz eleştirilerine konu oluyor.

 

Umberto Eco’nun sistemle bütünleşenler (Gli integrati) dedikleri insanlara, biz koyun diyoruz. Yani kütle kültürü, sürü kültürüne tekabül ediyor... Gerçeğin boşalması, yeteri kadar tekrarlanmadığı zaman dış dünyadan gelen uyarılara tekabül edecek imgelerin beyinde tam teşekkül edemediğini anlatıyor. Buna cahil toplum sendromu diyebiliriz.

Umberto Eco’nun bir kitabında (Apocalittici e Integrati, 1964) eleştirilerin bir bölümü gelecekteki bütün felaketleri bugünkü kütle kültürünün vurdumduymaz –belki de sistematik olarak geri bırakılmış- sadece gününü yaşayan ve ilerisini düşünmeyen davranışlarına bağlıyor. Bu öngörüler haklı ya da abartılmış olabilir. Fakat ne oldukları konusunda açık bir fikir sahibi olmaya gereksinme var. Bunları gözlemleyip, yaygın davranışları saptamak ve belki de bazı sınıflandırmalar yapmak sosyologların, sosyal psikologların önemli bir sorunu.

Fakat herkesin yapabileceği gözlemler de var. Kütle kültürüne (mass culture) ben Türkiye’de Kırsal Kültür diyorum. Çünkü kentte yaşasa bile geleneksel köy ve kasaba kültürünün bazı davranışlarını sürdürüyor. Ve kentlileşmekte (davranış, yerleşme, bilgi, konuşma) zorlanıyor.

Acaba şom ağızlılar bilerek geleceği kara mı gösteriyorlar? Kuşkusuz yorumcular arasında kötümser olan vardır. Fakat çağdaş dünyada her gün olup biten ve medyaya yansıyan olaylar geleceğe korku ile bakıp insanları bekleyen felaketleri vurgulayanları yalanlamıyor.

En başta savaşlar geliyor. Bu gerçek. Bir iki yıl önce dünyanın içine girdiği ekonomik kriz gerçek. Dünyada 925 milyon insanını açlık düzeyinde yaşadığı bir gerçek. Dünyada günde 17 bin çocuğun öldüğü bir gerçek. Türkiye’de milyonlarca işsiz olduğu gerçek. Türkiye’nin zenginleri bol fakir bir ülke olduğu bir gerçek. Bunlara paralel, sayısız olumsuz gösterge ile toplumsal davranışlar arasındaki ilişkileri düşünmek, aptal ve günü gününe yaşamayan herkes için, kişisel amaçlı da olsa bir görev gibi algılanabilir.

Birlikte anımsayalım: Cahil kent bir gerçek. Çünkü Anadolu’dan gelen insanların yıldırım hızıyla teknolojik bir görüntüye bürünen dünya ile bağdaşacak yeterli zamanı olmadı. Kaldı ki teknolojik gelişmenin öncüleri olan toplumlarda bile uyum sorunları var. Bu hızlı değişim toplumlarda bir sürü psikoz (ruhsal dengesizlik) yaratıyor.

Başarının para kazanmak ile ölçüldüğü bir ortamda ahlaksızlık, korku ve panik var. Parasızlık korkusu, çocuğunu okutamamak korkusu, işsizlik korkusu, deprem korkusu, trafik korkusu, zorba devlet korkusu, savaş ya da savaş korkusu, yobazlık korkusu, ekonomik mağduriyet korkusu insanları sarıyor.

 

BİR DEVLET POLİTİKASI

Chomsky, sistematik korku salmanın bir devlet politikası olduğunu dile getirir (Demokrasi ve Eğitim, 1994). Amerikan filmlerinin neden bu kadar çok tabancalı olduğu bağlamında bir yorum geliştirebilirsiniz. Umberto Eco’nun sistemle bütünleşenler (Gli integrati) dedikleri insanlara, biz koyun diyoruz. Yani kütle kültürü, sürü kültürüne tekabül ediyor.

Bu sadece Türkiye’nin sorunu değil, dünyanın sorunu. Eskiden toplumu sürüleştirenlerin başında komünist ve faşistler geliyorlardı. Şimdi onlardan daha etkili kapitalist patronlar çobanlık yapıyorlar. Bunun aracı reklam + kirlenmiş bilgi yayıncısı televizyon. Şimdi Sibirya’ya sürmek yerine psikolojik korku baskısı, parti propagandası yerine teknoloji patronlarının örgütledikleri beyin yıkama mekanizmaları var. Bu mekanizmaları üretenler dolgun maaşlı yarım-entelektüeller.

Bugün faşist ve komünist baskıların yerine demokratik baskılar var. Çaresiz toplumlar bunlara karşı ilgisizlikle yanıt veriyorlar. Bugünü görmek istemiyorlar, dünü unutuyorlar, yarını düşünmüyorlar. Umutsuz insanlar gününü gün etmeye bakıyor.

Günceli yaşamanın evrensel boyutları her ülkede aynı. Başta kapitalizmin pompaladığı tüketim var. Tüketim tüketeni değil üreteni yaşatıyor. Gerçek bir yaşam imgesinin yerini yalancı bir tüketim imgesi alıyor. Karnı doymayan muhakkak bir otomobil sahibi olmalı; ev kirasını veremeyen havuzlu villa sahibi olmaya çalışmalı. Herkes telefonda günlük konuşmasını on katına çıkarıp, o zamana kadar aklına gelmeyen sorularla her dakika bir tanıdığını rahatsız etmeli.

Telefon, çağdaşlıkla gevezelik arasındaki yapay ilişkiyi kuran büyük bir uygarlık aracıdır. Nasıl otomobil kentlerdeki yaşamı felç ettiyse, amca oğlu telefonda düşünmeyi konuşmaya transfer etmiştir. Bu teknolojik araçlar arttıkça övüntü, abartma, yalanla soslanmış bir balon yaşamı, işverenlerin keselerini dolduracak şekilde çalışıyor.

Bu tropik ormanın en doğal ve vahşi üyesi kendinden emin, yalanı bir uygarlık aracı olarak gören işadamıdır. Kazanmadığı kadar harcamaya ve kredi ile yaşamaya alıştırılan, çoğunluğu yarı aç, yarı cahil, nörotik fakat mutlu olduğu düşüncesiyle beyinleri yıkanan toplumlar hangi geleceğe hazır olabilir?

 

ÖZGÜR DÜŞÜNCE İLE SÜRÜ TOPLUMU

Bütün bu gelişmelerin düşüncenin insanı yücelttiği kavramı ile ilişkisi yoktur. Uygarlığı yarattığını düşündüğümüz özgür düşünce ile sürü toplumunun de ilişkisi yok. Altıda biri aç, 4/5’i fakir olan dünyada uygarlık neyin tanımıdır? Yılda kitap üretimi 30 bine çıktığı söylenen Türkiye’de kitapların ilk baskıları 500-1000 arasında. Yılda tek kitap bile okumayan ve yukarıda saydığım hastalıklara yakalanmış toplumların yemek ısıtacak enerjiyi bulmak için bir programları olması gerekmiyor mu? Açları doyuracak bir insancıl program nerede hazırlanıyor?

Eğer beyniniz, dünyanın haline boş verecek beyniniz görkemli televizyon programları ve bilge söyleşilerle yıkanmamışsa, psikiyatr doktor Tahir M. Ceylan’ın ‘Gerçeğin Boşalması’ adlı makalesindeki (Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji, 1 Ekim 2010) beyin mekanizmaları üzerindeki açıklamaları okumanızı tavsiye ederim.

Gerçeğin boşalması, yeteri kadar tekrarlanmadığı zaman dış dünyadan gelen uyarılara tekabül edecek imgelerin beyinde tam teşekkül edemediğini anlatıyor. Buna cahil toplum sendromu diyebiliriz. Ceylan, bir başka beyinsel mekanizmadan da söz ediyor. Şizofrenik bir beyin yapısı aynı nesneyi her seferinde farklı algıladığı için dış dünyadaki olgu ya da nesnenin bir türlü oluşamayan bulanık imgesi insanların gerçek yerine hayallerle yaşamasına neden oluyormuş.

Kanımca toplum gerçeklere, daha çok, bilgisizlik nedeniyle ulaşamıyor. Şizofren bir hayal dünyasıyla yetinmeye koşullandırılmıştır. Bu ara sıra sözünü ettiğim kölelik sınıfı için adaylık anlamına geliyor. Bunun farkına varmak çok yakın gelecekte özgür kalmak için temel sorundur.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat