Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam254
Toplam Ziyaret408018

Murat Kaymak

İnsanın Anlama, Öğrenme ve Bilme serüveni

Namık Kemal PAK
Prof. Dr.
 

1. ModernBilimin Antik Öncüleri

İnsanoğlunun bilim ile ilişkisi çok eski çağlara gidiyor. Başlangıçta bilimsel gelişmeler genellikle ihtiyaçtan kaynaklanmış.Fakat ihtiyaçtan kaynaklanmayan bilimsel araştırmalar ve geliştirme çalışmaları da var.Salt parçası olduğumuz evreni ve dünyayı anlamak, bilmek amacıyla yapılan araştırmalar da çok eski çağlarda ortaya çıkmış.

Fizik ve felsefe AntikDünya'nınİyonya'sında, yani Batı Anadolu'da doğdu.İyon Kentleri Miletos ve Ephesus 27 asır önceki dünyanın en önemli bilim, kültür ve ticaret merkezleriydi. “Fizyologlar” diye bilinen bu yarı filozof, yarı bilim adamı İyonyalılar doğayı anlamaya yönelik sorularıyla daha çok ilk fizikçiler sayılabilirler.

Fizik (yani doğa bilimi) terimi daha sonra BilimDevrimi ile birlikte ortaya çıkacak ve 17. yy.da Doğa Felsefesi (Philosophia Naturalis) diye ayrılmış bir temel bilimler grubu içinde yer alacaktır.

İlk akla gelen Miletoslu Thales'dir. 624 B.C.'de doğanThales'in ünü Makro Evren –geometri ve astronomi– alanındadır. Ona göre her şeyin temel özü sudur. Dünya bu suyun üstünde yüzen bir disktir. Suların ısınması ve kaynamasıyla depremler olur.Buna benzer pek çok yaklaşım, bugün bize gülünç görünse de, açıklamanın temelinde doğa üstü güçler değil, doğa güçlerinin bulunması büyük önem taşır.

Bu ilk “Maddeci Okul” un diğer aktörlerini de sıralayalım:Anaximandros,Anaximenes,Heraclitos. Hepsini anlatmaya kalkmayacağım. Ama içlerinden birisi var ki, bana kalırsa herhalde ilk fizikçi odur: Efesli Heraclitos. Evrendeki dengenin, birbirine zıt güçler tarafından yaratılan daimi bir gerginlikten kaynaklandığını ileri sürüyor.Ne kadar modern bir yaklaşım.Zıt güçler, zıt tezler, daha sonra felsefenin sıklıkla kullandığı diyalektik düşünceye dönüşecektir.

Maddeci okuldan skolastikGrek felsefesine ve bilimine geçmeden önce Mikro Evren'i anlamaya çalışmış Atomist'lerden de kısaca söz etmek isterim.

Atom fikrinin öncüsü Atinalı Anaxagoras.Anaxagoras'a göre her şeyin temeli sonsuz sayıda küçük çekirdek; birbirleriyle karışıp ayrışarak her şeyi oluşturuyorlar (burada değişim fikri var). Bu çekirdekler tüm maddelerin içinde var; yalnızca oranlar değişiyor.Atomist modelin babası Democritus. Democritus'a göre bu atomlar, her şeyi oluşturan temel yapıtaşları.Bunlar ebedî ve parçalanamaz ögeler; sonlu büyüklükteler.Hareket atomlar arasında boşlukta yer alıyor.

Atina'daki akademisine matematik bilmeyen hiç kimseyi sokmayan, idealizmin kurucusu, madde dışında kalan ruhun mucidi Plato'yu fizikçiler arasına karıştırma yanlışlığını yapmak istemem; ancak büyüklüğüne gölge düşürmek de istemem. Plato'ya atfedilen değer tüm insanlığı uğraştıran önemli sorunların pek çoğunun Plato tarafından ortaya atılmış olmasından olmalı.

Plato ve yandaşları matematiği bilgi ile düşüncenin temel modeli olarak görürler. Yani evren yalnızca matematiksel model ve terimlerle gayet doğru olarak açıklanabilir. Onlara göre gerçek, örneğin geometrideki gibi içinde her şeyin uyum içinde olduğu matematiksel olarak düzenlenmiş bir yapıydı. Atomistlerin yaklaşımını da kullanarak,Plato toprak elementinin en küçük parçalarının küp, havanınkinin oktahedron, ateşinkinin tetrahedron, suyunkinin icosahedron olduğunu ileri sürmüştür. Görülüyor ki, Plato atomistlerin maddesel temel öz yaklaşımından esinlenmiş olarak bu temel özü matematik formlara dönüştürme çabasındadır.Ancak, bu yaklaşımın doğayı anlama sürecinde ne denli hatalı ve gülünç olduğu bugün hepimizin bildiği bir gerçektir.

Plato'nun öğrencisi Aristotle, klasik çağın komple bir bilimcisi, ansiklopedisti ve araştırma mesleğinin kurucusu sayılabilir.Onun lisesi üniversiteden çok bir araştırma enstitüsüne yakındır.Öğrencileri bitki ve hayvanlardan anayasalara değin, her şeyi sistematik bir şekilde toplamaya sınıflandırmaya çalıştılar.Ortaçağ sonlarına kadar tercümesi bitmeyen eserlerini burada saymaya gerek yok; orta çağ bilimine olumsuz etkisi ise ne yazık ki inanılmaz ölçektedir.

Fizikçi Aristotle şu soruları sordu:Niçin cisimler yere düşüyor?Niçin alevler yanarken yukarı çıkıyor?Cevabı şuydu:Doğada her şeyin bir yeri vardır, oraya ulaşmaya çalışır.Ağır cisimler arzın merkezinde yer alır ve bu nedenle, ağır cisimler hafif cisimlere göre yere daha çabuk düşer.Aristotle'nin bu felsefî (daha doğrusu bilimsel) hataları, Newton'un, 1687 “Principia Mathematica”sına kadar, yaklaşık 20 yüzyıl, filozofları, Rönesans fizikçilerini,Galileo'yu, Toricelli'yi ve diğerlerini uğraştırmıştır. Peki 17 yy. Descartes'in fiziği,Aristo'dan daha mı ileriydi?Analitik geometriyi yaratmasına rağmen, o da antik felsefî kavramların etkisinden ve düştükleri yanlışlardan kurtulamamıştı.

Grek filozoflar(Heraclitos hariç) statik formları düşündüler hep.Modern bilim 16. ve 17. yüzyıldan başlayarak dinamik problemlere yöneldi.Newton'un temel paradigması dinamik bir kanundu.

Bir diğer çok temel fark modern çağdaki amprik yaklaşım.Greklerin doğayı akıl yürüterek anlama çabalarına karşın,Galileo ve Newton'un zamanından beri bilimin temelini, doğanın gözlemlenmesi ve bu yolla doğrulanabilen veya yanlışlanabilen önermelerin yapılması ilkesi oluşturmuştur.

Bu bağlamda modern bilim,Grek felsefesine göre daha mütevazi.ÖrneğinPlato'nun ateş elementinin tetrahedron olduğu dogmasına, modern bilim şu soruyla karşılık verirdi:Acaba ateş elementinin küp değil de tetrahedron olduğunu deneysel olarak nasıl anlardık(belirlerdik)?

BilimDevrimi, doğaya ilişkin sorulara bu felsefî mirasın etkilerinden kurtulup rasyonalizm çerçevesinde yeni bir yaklaşımla yanıtlar aradı. Bu yanıtlar bulundu mu?Newton'un mekanik dünyası insanları (Maxwell'i de düşünürsek) sadece 19. yüzyılın ortasına kadar getirebildi. Fizik bilimi 20. yüzyıl başında Max Planck ve Einstein ile birlikte yeniden felsefî bir derinlik kazandı.Hepinizin bildiği gibi 20. yüzyıl hem mikro, hem makro evrenin anlaşılması bağlamında baş döndürücü buluşlara sahne olmuştur.

2.Bilim-Özgürlük-Etik

Daha önce de belirttiğim gibi, salt parçası olduğumuz evreni ve dünyayı anlamak, bilmek amacıyla yapılan araştırmalar da çok eski çağlarda ortaya çıkmış.İşte bu noktada, otoritelerle çelişkiler, çatışmalar başlamış.Peki, evrene salt anlamak amacıyla bakan bilim adamının çatıştığı otoriteler neler ve kimler?Bu oldum olası ya devlet otoritesi olmuş ya da dinsel otoriteler olmuş.

Bu noktada çok iyi bilinen bir örnek vermek istiyorum.Otoriteyle bu bağlamda çatışmaya girmiş, bildiğimiz en eski fakat en ünlü düşünür(bilim adamı) Sokrates.Bu ilk örnek olmadığı gibi ne yazık ki sonuncusu da değil. Bu konuda çok iyi bilinen mitolojik bir örnek de var.Ateşi çalarak insanlığın hizmetine sunan Promethus'u metaforik anlamda ilk bilim adamı saymak sanırım yanlış olmaz.Sanırım gene aynı metaforik bağlamda bu olayı, ilk çok büyük bilimsel keşif olarak da sayabiliriz.

400.000 yıl önce mağara ocaklarında yanmaya başlayan ilk ateşler bizi bugünlere, bugünkü uygarlığa taşıdı.Aslında bir bakıma insan uygarlığının yükselişi, kullandığı ateşin sıcaklığındaki yükselişi izliyor.Mağaralardaki odun ateşinin birkaç yüz derecelik sıcağından, endüstri devriminin yüksek fırınlarındaki 2000 derecelik sıcaklığa, oradan deneysel füzyon makineleri içinde 150 milyon derece sıcaklıkların üretildiği günümüz teknolojisine geldik. Evrenin bu en önemli ilk gizine ulaşanPromethus'un başına gelen, en büyük otorite olan mitolojik tanrılar tarafından bir kayaya zincirlenmek ve bir yandan denizin dalgalarıyla dövülürken, bir yandan da güneş ışınlarıyla kavrulmak oldu.

Tarihimiz bizde de bu tür olayların olduğunu söylüyor. Osmanlı'da Takiüddin'in rasathanesinin başına geleni hatırlıyorsunuz.Parçası olduğu evreni anlamak için, dünyadaki en özgün ilk araştırmaları yapanlardan biriydi Takiüddin.Kopernik devrimiyle yol açan gözlemlerin sahibi Tycho Brahe kadar önemli gözlemler yapmış ve dahasını yapabilecek bir bilim insanı. Her hâlde canını kurtardığına şükretmiştir.TürkDünyasının doğa ucundaki bir başka büyük bilim adamı da benzer bir kaderi paylaşmış.Bu bilim adamı,Timur'un torunu Uluğ Bey; üstelik bir devlet yöneticisi.Onun rasathanesinin başına da aynı şey gelmiş.EmirUluğ Bey yalnızca rasathanesini kaybetmekle kalmamış, kellesini bile kurtaramamış öfkeli muhafazakar bilim düşmanlarından.

Giordano Bruno aydınlanma dönemine yol açan bilim adamlarından biri.İnsanlığı aydınlatma çabalarının karşılığını kilise tarafından yıkılarak öldürmekle almış.Galileo, modern bilimin kurucularından. Kopernik'in devrimsel paradigmasını bilimin temeline oturtmak isteyenGalileo'nun uğradığı takibat ve soruşturma çok çarpıcı.Kopernik'in benzer kaderden nasıl kurtulduğu ilginç bir öykü.Kilisenin takibatı korkusuyla yayımlanmasını uzun süre geciktirdiği (yaklaşık 40 yıl önce yaptığı keşfinin sonuçlarını anlattığı o ünlü eserinde kullandığı tarza bakarsanız olabildiğince mütevazi, iddiasız, hatta gevşek diyebileceğimiz bir tarzda yazıyor; neredeyse dogmalara karşı bir teoriyi bulmak zorunda kaldığı için bir özür dilemediği kalıyor.

Günümüzde bilim teknolojide çok ileri gitmiş bazı ülkelerin yakın geçmişlerinde bile bilim sistemi ve otorite arasında bu tür çatışmalara rastlamak mümkün.Bu kuşkusuz eşit güçler arasındaki çatışmalar değil. Çoğu kez bugünkü moda deyimi ile bilim adamlarının maruz kaldığı zulümler bunlar.Hemen geçen asrın ortalarında yaşanmış feci örnekler var.HitlerAlmanyası,StalinSovyetlerBirliği ve 1950'lerinABD'si. Amerika'daki Mac Charty karanlığı diye biliniyor.Nazilerin zulmüne maruz kalanMusevi kökenli bilim adamları kitleler hâlinde ülkelerini terk ediyorlar. Bu talihsiz olay Türkiye özelinde mutlu bir gelişmeye dönüşüyor.Çağdaşlık adına ne varsa borçlu olduğumuz Kemalist devrimler döneminde bu Musevî kökenli bilim adamlarından oldukça büyük sayıda bir kısmı davet edilerek,Türkiye'de çağdaş anlamda modern bilim, modern tıp öğretimi model araştırmaların, kurulmasına büyük katkı yapıyorlar.Bilim insanlarına yapılan yıldırma hareketlerine çarpıcı bir başka örnek, demokrasi ve özgürlükler ülkesi olma iddiasındaki Amerika BirleşikDevletleri'nde 1950'li yıllarda ünlü Openheimer'in ismi ile özdeşleşen bilim adamlarına karşı yürütülen cadı avı.Sovyetler'deki baskı ve zulmün en ünlü mağduru ise nükleer füzyonun en önde gelen büyüklerindenSakharov.Evrensel bilim dünyası daha sonra onu Nobel barış ödülü ile ödüllendirerek bir anlamda yaşadıkları için teselli etmiş.

Bütün bu örneklerle nereye varmak istiyorum.Bütün bunlardan ders çıkaralım istiyorum.Bu örnekler açıkça gösteriyor ki, bilimsel araştırma serbest ve özgür ortamlarda yapılabilir; aksi takdirde yaratıcı yeteneklerin ve zekâların tamamen kurutulması tehlikesi vardır.Nazi karanlığı o zamana kadar bilimin öncüsü olanAlmanya'ya, diğer feci felaketlerin yanında bilimin liderliğini de kaybettirmiştir.Nitelikli bilim insanları, dolayısıyla çağdaş bilim, ancak uygar, özgür ve serbest ortamlarda gelişebilir.

Bilimin temelleri, bugünkü anlamından farklı da olsa, aşağı yukarı 2500 yıl önce atılmış; Antik İyonya'da ve karşı kıyıda.Bugünkü modern bilimin kökeni ise, 400 yıl öncesine,Rönesans sonrasına gidiyor.Bugün sahip olduğumuz modern bilimsel bilgilerin çok büyük kısmı, belki de % 90'lardan fazlası 20. yüzyılın ürünü.Bu asırda bilimin gelişim hızı baş döndürücü bir düzeyde.Bu hızlı gelişmeye koşut olarak bilim sisteminin çok radikal bir şekilde değiştiğini görüyoruz.Çok örgütlü (ve örüntülü), büyük kuramsal yapılar ortaya çıkıyor.Sistematik bir yaklaşım sergilemek için şu soruyu soralım:Bugünkü bilimin en belirgin karakteristikleri nelerdir?

Bilim sisteminin karakteristikleri arasında bilim adamlarının sayısı ilk göze çarpanı.Bu sayı tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar yüksek; altı milyarlık dünyada belki de doğaldır diyebilirsiniz.Bilim insanlarının sayısının çokluğu çok önemli. Zira bu, bilimsel üretim ürünlerinin sayısına birebir yansıyor; sözgelimi bilimsel makalelerin sayısına.Makale sayılarının ‘80' öncesinde aşağı yukarı birkaç yüzden bugün 11-12 bine ulaşmış olması Türkiye'de de bu sürecin yaşandığını gösteriyor. Zira 90'lı yıllarda dünyadaki son değişim rüzgârlarını çok iyi anlamış bir bilim sistemi oluşmuştu.Yeni özelliklerden birisi de Ar-ge fonlarının ve yatırım miktarlarının yüksekliği; hiç alışılmadık miktarlarda yüksek.Çok büyük kaynaklar harcanıyor.Uygulama alanlarının genişliği bir başka yeni karakteristik.Bilim artık toplumun tüm katman ve sektörlerinde çok etkili.Sanayide hem sivil hem de savunma sanayinde, tarımda, hizmet sektöründe, hükûmette, hükûmetlerin her türlü sektörlerinde çok etkili.Tüm sektörler arasında bu bağlamda çok yakın bir iş birliği süreci var. Artık yaşamımızın en belirleyici faktörlerinden bir tanesi bilim.Bilimsel buluşların hayata geçirme süresindeki kısalma da çok önemli yeni bir karakteristik olarak ortaya çıkıyor.Bir başka yenilik mega bilimsel projelerin ortaya çıkışı.Mega derken gerçekten megayı kast ediyorum; milyarlarca dolarlık projeler ve tesisler bunlar.Mega projelerTürkiye'ye de artık yabancı değil.Türkiye bugün biliyorsunuz siyasî anlamda Avrupa Birliğine girme yarışında, hevesinde.Pek çoğunuz bilmiyor olabilirsiniz, Türkiye'ninAvrupa Birliği'ne yaklaşık iki yıl önce, bilim ve teknoloji kulvarından girdiğini.(Bunda, bu toplantının çatısı altında yapıldığı ve benim de uzun yıllar görev yaptığım bu kurumun çok önemli payı var.)

Bilim yaşamın ve toplumun her sektöründe ve de ekonomik bağlamda bu kadar önemli bir rol oynamaya başlayınca ve etkinliği artınca, kuşkusuz bir şeylerin değişmiş olması gerekiyor.Şimdi Francis Bacon'un şu ünlü sözünü hatırlayalım.“Bilgi güçtür” demiş, Bacon.Tabi bilgi güçtür lafını duyduğumuzda, bu bağlamda söylenmiş bir başka ünlü söz de geliyor doğal olarak aklımıza:“Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak şekilde yozlaştırır.”Bu denli büyük etkisi olan bilim ve teknoloji sisteminin finansal boyutları da çok genişlemiş.Tüm bu yeni özelliklerin kuşkusuz çok ağır sorumluluklar da getirmiş olması gerekiyor günümüzde.Çünkü dikkat ederseniz keşiften uygulamaya, teknolojiye, üretime, ticarîleşmeye ve bunun sonunda büyük malî kazanımlara giden bir sistemden bahsediyoruz.

Şimdi ağır sorumluluk deyince de doğal olarak biz kendimizi etik konusunun kapsamında buluyoruz.Bu ağır sorumlulukların kuşkusuz sadece bilim insanlarına, bilim sisteminin yöneticilerine kısıtlı kalması gerekmiyor.Bu kadar ağır sorumluluk varsa, bu sistemin tüm aktörlerinin, özellikle belirleyici durumda olan aktörlerinin de bu ağır sorumlulukları paylaşması gerekiyor. Çoğu etik nitelikte olan bu sorumlulukların, başta siyasî otorite olmak üzere tüm aktörlerce paylaşılması gerekiyor. Bu aktörler arasında iş ve sanayi çevreleri de var.Esasında sağlıklı bir bilim teknoloji sisteminin kurulabilmesi için öncelikle bilimsel düşüncenin toplumda egemen kılınması gerekiyor. Böylece daha önce toplumsal perspektiften söylediklerimin yanında, sistemin tüm etik konular bakımdan sağlıklı işleyebileceği bir düzen kurulmuş olacaktır



Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 0°
Saat