Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam256
Toplam Ziyaret408020

Murat Kaymak

Toplumun Ak Alınlı Kadınları

 

Kadın anne olarak, doğuran, besleyen olarak, küçük yaşlarda büyüten, yönlendiren olarak toplumun yaratıcısıdır. Yaşamımda en iyi öğrencilerimin çoğu kadındı. İçlerinde o kadar çok profesör var ki bazen bir rastlantı değil, doğal bir biyolojik özellik olarak görmeye bile başlıyorum. Cumhuriyetin ilk döneminde ilkokuldan başlayarak çok iyi ve saygın kadın öğretmenlerim vardı.

 

DOĞAN KUBAN

Bilimsel yaşamda en büyük tehlike ehliyet ya da uzmanlık kalitelerinin sayısal, ekonomik, politik ve ideolojik nedenlerle yozlaşmasıdır.Bugün ilk okuldan üniversiteye, geleceğin çöküntülerine hazırlayan bir kalitesizlikten söz edilebilir. Pek çok istisnası olsa bile kalitesizlik kar topu gibi büyümektedir.

Bugün böyle bir zenginliğin kapısını açtığı için Cumhuriyete teşekkür ederken son Osmanlı çağında kadını okutma atılımının yapıldığını da unutmamak gerek. Benim annem de Dârülmuallimât’tan 1916-17’de mezun olmuş olmalı. Eğitimle kadını buluşturan bütün o insanlara selam olsun (Bunların arasında din bilgini büyükbabam da var.)

Ülkede sadece okulları dolduran kız çocuklarını değil, bazı mesleklerin yaşamasını sağlayan (örneğin tıp, mimarlık, eğitim, iletişim), toplumu fedakârlıkları, düzen sevgileri, yumuşaklıkları ile yaşanır hale getiren kadınlara hep borçlu kaldığımızı düşünüyorum.

Çin’in en büyük iki dini felsefesi öğretisinden Taoizm’in Tao’su anadır, yani dişidir. İlkel toplumların kadın tanrıçaları doğru bir seçim. Erkek egemenliği kuşkusuz zorbalığa daha yakın. Bugüne kadar da sürmüş. Gerçi benim feminizm türünden önyargılarım yok. Ama yaşamım boyunca toplumun olanak verdiği öncü kadınlar doktorlar, arkeologlar gördüm. Son dönemde Halet Çambel, Türkan Saylan gibi devleşmiş iradeleri toplum da tanıdı.

 

DİLHAN ERYURT

Bugün bir başka büyük Türk kadını, astrofizikçi Dilhan Eryurt’u dile getirmek istiyorum. Çünkü onun yetişme süreci bazı bilim dallarının gelişmediği dönemde bir Türk bilim insanının uluslararası bir statüye ulaşması için neden yurtdışına çıkması gerektiğini anlatıyordu. Bu bilim insanının bir kadın olması da bazı insanları belki düşünmeye sevk eder.

Eryurt’la liseyi aynı yılda bitirmişiz (1943). Ankara Gazi Lisesi’nde okurken ders bitince kız lisesinin önünden geçerek eve dönmek kuraldı. Herhalde ünlü kadın astrofizikçiyi lise kapısından çıkarken görmüşümdür. O sırada Türkiye’de üst düzey matematik sadece İstanbul Üniversitesi’nde ve Yüksek Mühendis Mektebi’nde vardı. Onun öğretmenleri olan Kerim Erim ve Ali Yar gibi büyük hocalar bizim de hocalarımızdı.

Eryurt, astronomi dalında ilerleyebilmek için Michigan Üniversitesi’ne gitmek zorunda kalmıştı. Bu sırada Türkiye’de tipik bir eğitim hastalığı yaşanıyordu. Kendisine Ankara Üniversitesi’nden sadece bir buçuk yıl izin verilmişti. Araştırmalarını bitirmeden Ankara’ya döndü. Ankara’da 1956’ya kadar doktor ve doçentliğini hazırlarken bir başka profesörün Astronomi Enstitüsü başkanı olması çalışmalarını yürütmekte yararlı olmuş olabilir. Fakat doktora çalışmasının verilerini Michigan’dan getirmişti.

Dilhan Eryurt Türkiye’de yaptığı araştırmalarla yetinemezdi. Yine bir bursla Kanada’ya gitti. Orada Türkiye’de henüz olmayan bilgisayar yardımıyla yıldızların yapıları üzerindeki araştırmalarını sürdürdü, ve yetenekli bilim insanımız Amerikan toplumunun kadın araştırmacılara gösterilen duyarlı ilgisi ile Amerika’da araştırmalarına devam etti. Tanınmış bilim insanlarıyla çalışma olanağı buldu.

Türkiye’de üniversitesindeki arkadaşlarından başka kimsenin tanımadığı bu Türk kadın astrofizikçi, Amerikan Ulusal Araştırma Konseyi bursu alarak Amerika’daki uzun nefesli çalışmalarına başladı. Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nde yabancılara nadiren verilen araştırmacı statüsü kazandı.

Türk kadınının, erkek ve kadın, başka ülkelerin insanlarından farkı yoktur. Çoğundan da ilerdedir. Eryurt’un farkına varan yine Amerika’da doktora yapmış Erdal İnönü idi. NASA’dan izin alarak bir yıl ODTÜ’de hocalık yaptı (1968-69). Sonra tekrar Amerika’ya dönerek 1973’e kadar NASA’da çalıştı. Amerikan toplumu güneş ve yıldızları inceleyen kadınları evlerine göndermeyi düşünmüyordu. Fakat Dilhan Eryurt Atatürk çağında yetişmişti, ve kendi ülkesinin gençlerini yetiştirmek isteyen bir idealizmi yitirmemişti. 1973’te Ortadoğu Üniversitesi’ne döndü ve emekli olana kadar çalıştı. (Bu bilgileri TÜBA’nın 41 sayılı güncesinden edindim.)

 

DOĞU İÇİN YETERLİ

Bizim kuşaktan olanlar doktora, doçentlik ve profesörlüklerini ya yabancı hocalarla yaptılar ya da yurtdışında tamamladılar. Çünkü laboratuvar, kitaplık ve araştırma olanakları Türkiye’de pek gelişmemişti. (Kuşkusuz bazı istisnalar olabilir.) Fakat bu durum bugünkü Türkiye için de hâlâ bir sorundur.

Üniversite öğretim kadrosuna girmek için yabancı doktora, yabancı referans hâlâ geçerlidir. Araştırma olanaklarının kitaplıkların ve Türkçe yazılmış üniversite kitaplarının çok az oluşu, sayıları giderek artan üniversitelerde akademik unvanların kuramsal ve araştırmaya dayalı içeriğini kısıtlamaktadır. Bizim bazı üniversitelerin verdikleri akademik unvanlar, bazı Avrupa üniversitelerinin özellikle İslam kökenli öğrencilere verdikleri ‘bon pour l’Orient’ (Doğu için yeterli) doktoralara benzer. Hele buna politik ve dini değerlendirmeler bulaşırsa bilimsel sonuç ürpertici düzeyde olabilir.

Bilimsel yaşamda en büyük tehlike ehliyet ya da uzmanlık kalitelerinin sayısal, ekonomik, politik ve ideolojik nedenlerle yozlaşmasıdır. Bugün ilkokuldan üniversiteye, geleceğin çöküntülerine hazırlayan, bir kalitesizlikten söz edilebilir. Pek çok istisnası olsa bile kalitesizlik kar topu gibi büyümektedir.

Türk toplumunda ülkenin geleceğini karartan iki eğilim var. Birincisini Profesör Canan Erzen’den öğrendim: Amerikan Kız Koleji’nde öğrenciler arasındaki bir konuşmayı dinlemiş. Bir tıp fakültesi öğrencisi, lise mezunu olacaklara, Türkiye’de üniversite öğretiminin işe yaramaz olduğunu ve Amerika’ya gitmelerini tavsiye ediyormuş. İkincisi, kadını eve sokmak isteyenler. Otuz beş milyon kadın evinde oturursa yetmiş beş milyon Türk nasıl yaşayacak? Bunu bu önerenlere sormalı.

Tarlada bile kadınlarını çalıştıran erkeklerin ürettikleriyle bütün Türkiye’yi besleyeceklerini ve dünya toplumlarıyla boy ölçüşeceğimizi düşünen bu cüce herkülleri kim yetiştiriyor acaba? Türkiye’nin aç kalması bunları ilgilendirmez mi? Bunlar yollarda zikzaklar yaparak her arabayı tehlikeye sokan çılgın sürücüler türünden insanlar olabilir.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 0°
Saat