Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

Prof. Dr. Mehmet Doğan/Üreten Ekonomiye Geçmeliyiz

Prof. Dr. Mehmet Doğan/Üreten Ekonomiye Geçmeliyiz: Türkiye’de Bilim ve Teknolojide Gelişme Hızlandırılmalı!

Ülkemiz köklü tarihi olan, çoğu ülkesinde ümitle izlenen dünyanın, güçlü ve büyük ülkelerinden biridir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de Cumhuriyet döneminde önce ithal ikamesi ve ithal know-how ile teknoloji gelişti, sonra bilimsel araştırma gelişmeye başladı. Bilimsel yayın sayısı arttı, artık yayın kalitesini tartışıyoruz. “Bilim- Araştırma Felsefesi” ise henüz yeterince tartışılmamaktadır.

Aşağıdaki tabloda ülkemizin bazı büyüklük göstergeleri bir araya toplanmıştır. Bu göstergeleri dikkatle inceleyerek düşünmek, yorumlamak, daha iyiye çevirmek için çaba harcamak zorundayız.

 

 

TÜRKİYE’NİN BAŞLICA ZENGİNLİKLERİ :

1-Geniş ve çok iklimli, farklı bölgeli ülke, 2-Aile ve akraba yardımlaşması, etik ve insani değerler, yardımlaşma yatkınlığı, 3-Yurtdışındaki 4 milyon vatandaşımız bulundukları ülkelerin teknik ve kültürü ile temasta oldu, çocukları o ülkelerde eğitim görüyor. Ülkemizde de yatırım yapıyorlar, tasarrufları ile ülkemiz ekonomisini 40 yıl desteklediler. 4- 2008 yılı ihracatımız 131 Milyar $’ı ithalatımız 200 milyar $’ı aştı. 5- Genç ve eğitilmiş iş gücü, 6-Sanayi altyapısı güçlü ve geniş spektrumlu sanayileşme, 7- 22 milyona yakın ilköğretimden yükseköğretime kadar eğitim gören genç nüfus, 8- Son 50 yılda 3 üniversiteden 130 (yenilerle 145’ten çok) üniversiteye, 100 bin yükseköğretim öğrencisinden 2,2 milyona tırmanan öğrenci sayısı, 9- ABD ve Avrupa’da MS veya doktora yaparak dönen 5000 kadar bilim yapma altyapısında genç araştırıcı potansiyeli, 10- Özel sektörün müteşebbis ve yenilikçi, dışa açık yapısı. Ülkemiz tabloda verilen temel göstergelerin bir bölümünde ilk 15-18 ülke içinde yer alırken, bazı göstergelerde 40-90. sırada yer almaktadır. Göstergeler çok düşündürücü olup, olumlular yanında olumsuzları da bizi ilgilendirmeli, daha iyileştirmek için yöneticiler kadar her vatandaş çaba harcamalıdır.

Yüzeysel bakınca ülkemiz son 50 yılda hızlı bir gelişim gösterdi. Ülkemizin her köşesine yollar, okullar açıldı, elektrik iletildi, telefon ve televizyon ulaştı. Her ilinde üniversite açıldı. Herkesin giyim- kuşamı 50 yıl öncesine göre çok değişti, aç ve açık kalmadı. Parası olan dünyanın her köşesinde yetişen ürünleri yiyebiliyor, üretilen ürünleri alabiliyor, kamyon yerine otomobillere, hem de en lükslerine binebiliyor. Hiç kişisel çaba harcamasak, en kötü yönetimlere bile sahip olsak dünyada olumlu gelişmeler bizi de etkileyecek, gelişmeye zorlayacaktır. Kendi çabamızla olumlu gelişmeleri yaparsak sürüklenen değil, sürükleyen, izleyen değil, izlenen ülke oluruz.

 

ÜRETTİĞİMİZDEN DAHA ÇOK TÜKETİYORUZ

Tüm toplum olarak da ithal ürünlere çabuk alıştık. Fakir olsak da yabancı sigara tüketiyor, yabancı ürünleri alıyoruz. İthalat ve ihracat kalemleri incelendiğinde bu yapının oldukça dengesiz, üretenden daha çok tüketen ülke durumumuz halen devam ediyor.

Ülkemizde lüks oteller, turistik merkezler çoğalmış, tüneller açılarak yolların kısaltıldığı iyi karayollarımız yapılmış, ülkemizin her köşesine konforlu otobüslerle ulaşılabilmekte, şehirlerimiz hızla büyümekte, büyük ve lüks konutlar yapılmakta, boğaz 4. geçişine en ileri “tüp geçit” ile kavuşmaktadır. Dünyanın en ileri ülkelerindeki büyük alış-veriş merkezleri ülkemizde de açılmaktadır. Bu merkezlerde dünyanın her ülkesinde satılan ileri teknoloji ürünleri hatta gıda maddeleri satılmaktadır. Hastanelerimiz her tür ileri teknoloji aletleriyle donatılmış, hatta çağdaş donanımlı özel hastaneler her il ve büyük ilçe merkezlerinde çığ gibi artmaktadır. Halkımız tüketim ürünlerine alışmış ve tüketebilmektedir.

Üretimimiz bilgi ve teknolojiye dayanmıyor. Gelişimine katkımız olmayan her şeyi tüketmek istiyoruz. İthalat kalemlerini incelediğimizde en basit araç gereçten en karmaşık tıbbi alete, bilimsel araştırmalarda kullandığımız en basit terazi ve gösterge- dedektörden en karmaşık sistemlere kadar her şeyi ithal ettiğimizi şaşkınlıkla görebiliriz. Bu araçları, aletleri yapacak elemanlarımız, olanaklarımız yok mu? Pratik ağırlıklı mesleki eğitimi, işbaşında eğitimi geliştiremediğimiz gibi, okullarda da meslek elemanları yetiştiremedik. Mesleki teknik eğitim liseleri (MTL) niçin tercih edilmiyor? MTE’ler niçin gelişemedi ve öldürüldü sorusu da cevaplandırılmalıdır. Çok eski ve köklü tarihine, 85 yıldır büyük savaşa girmemesine rağmen sağlıklı kalkınmayı başaramadık. İyimser bakışla tarım toplumundan sanayi toplumuna geçtik. 50 yıl önce maden ve tarım ürünü satarken bugün ihracatımızın % 85’i sanayi ürünü oldu. Ancak ileri teknoloji ürünlerinin ihracatımızdaki payı % 1,4 ve dünyadaki payı % 0,02.

Ülkemiz sanayii dış krizlerden çok etkileniyor.

Son krizde ekonomisi en çok küçülen 3 ülkeden biriyiz. Sanayi üretimimiz dış teknolojiye bağlı geliştiğinden ihracatımız artarken ithalatımız daha çok artmak zorunda kalıyor. Özellikle kalkınmanın en önemli unsuru olan enerji tüketiminde büyük ölçüde dışa bağımlıyız.

Yurtdışı ve uluslararası dergilerde yayın sayımız 25 bine ulaşırken ülkemiz kaynaklı yayınlara yapılan atıflar çok az. Daha da önemlisi araştırmada kullandığımız araç-gereç ve malzemelerin neredeyse tamamı ithalata dayalı olduğundan araştırma yaparken de daha çok tüketiyoruz. Ülkemizde teknoloji ve patent üretimi çok düşük olduğu gibi büyük bilimsel ve teknolojik buluş yapan vatandaşımız yoktur. Üretim yapımız da dış teknolojiye dayalı olunca her yenilenen ve gelişen teknolojiyi satın alma zorunda olan sanayici kazancı ile yurtdışı araştırma-geliştirme kurumlarını destekledi. Özetle bilim ve teknoloji toplumu olmayı başaramadık.

 

BAŞARANLAR KURTULDU

Başaran ülkeler geri kalmışlıktan kurtulabildi. İlk örnek ülke Japonya! Osmanlı 19. yüzyılın başında Batılılaşma başlattı ve Avrupa’ya eğitim için gençler gönderdi. Japonya 1862’ de aynı yola yöneldi. I. Dünya Savaşı’na kadar oldukça mesafe aldı. II. Dünya Savaşı’na güçlü ülke olarak katıldı. Savaş sonrası yerle bir oldu. 1960 sonrası tekrar taklitle başladı, sonra şaha kalktı. Hedef belirledi, eğitime ağırlık verdi, yurtdışına gönderdiklerine hangi alanda çalışacaklarını telkin etti. Bir yandan iyi üniversiteler kurarak, araştırma merkezleri açarak bilimde ilerlerken, bir yandan da sanayileşmeye çalıştı. Taklitle başladıkları, ucuz sanayi ürünleriyle bugünkü Çin gibi dünya pazarlarına girdi. Sonra da rekabete ileri ileri teknoloji ürünleri üretecek düzeye çıktı. Verimsiz, yeraltı zenginliğinden yoksun adalarda kısa sürede dünyanın 2. büyük ekonomisini oluşturdu. Diğer örnekler 1975 yıllarına kadar aynı düzeyde olduğumuz İspanya, Yunanistan, Brezilya, Tayvan ve Kore sayılabilir. Bunlar da başardılar. Bizden geri olan milyar üzerindeki nüfuslarıyla Çin ve Hindistan aynı yolu izliyorlar ve başaracaklar.

 

NEDEN BAŞARISIZIZ?

Biz niçin bilim ve teknoloji toplumu olmayı başaramadık? Eksik olan nedir? Yeraltı ve yerüstü zenginliğimizin yetersizliği mi? Topraklarımızın verimsizliği mi? Darlığı mı? Nüfusumuzun çok fazla olduğu ve hızlı arttığı mı? Ülkemiz topraklarının verimsizliği ve yeraltı kaynaklarımızın azlığı mı? Yüzeysel bir bakışla; tüm İslam ülkeleri geri kaldığı gibi, bizim halkımız da Müslüman olduğu için mi geri kalmışlıktan bir türlü kurtulamıyoruz? Teknolojide geri bırakıldığımız mı? Bilime inancın azlığı mı? Bilimsel düşüncemizin olmaması mı? Temel sorun bilim felsefemizin oluşmaması! Niçin ve nasıl bir bilim ve araştırma politikası hedefliyoruz sorusuna cevap oluşturulamayınca ülkemize hangisi uygun, nasıl olmalı, ne yapmalı yerine herkes, daha doğrusu bilim yapmak isteyenler kendilerine göre araştırma yapma yolunu izliyor. Ülkenin uzun vadeli bilim, araştırma ve teknoloji politikası işin en başarılıları tarafından belirlenmeli. Uzun vadeli “misyon –vizyon” seçilmeli, imkânlar gelişigüzel (random) heba edilme yerine hedefe göre yönlendirilmelidir. Böyle uzun vadeli planlama yapan ve ana hedeflerine bağlı kalanlar bilimi de teknolojiyi de başarıyor.

Ülkemizin hedefi bilim ve teknoloji üreten bir toplum mu olmak? Yoksa teknolojinin ürünlerini kullanmak, tüketmek ve bu tüketimimizle geliştik diye avunmak mı? Unutmayalım ki bilgi güçtür. Bilgili ve bilgiye dayalı üretimle, diğer bir deyişle bilgi ve teknoloji üretmekle sağlıklı kalkınan, arkadan giden değil, sürükleyen, kendini izleten bir toplum oluruz Bilimsel düşünce topluma ulaşamadı. Gençlerimize iyi örnekleri gösteremedik. Başarı öyküsü diye kayırmacı-korumacı, rant ekonomisinde zenginleşenleri andık. Ülke, ithalata dayalı sanayileşme, lüks tüketim, israf- gösteriş ağırlıklı, hedeflerini belirlemeden yoluna devam ederken bocalıyor.

Tarih incelendiğinde plancılarını ve yöneticilerini liyakate göre atamayan veya seçemeyen toplumlar hep geri kalmaya mahkûm oldukları görülür.

LİYAKAT GÖZ ARDI EDİLMEKTE

Özellikle araştırma, bilim ve eğitim kurumlarına yönetici atama veya seçmede bir asgari kriter kesinlikle belirlenmeli ve atama önerisi kritere uygunluğu belirleyen yetkin bir akil heyet tarafından yapılmalı ve herkese açık olmalıdır. Sorumlu ve yöneticiler ise maalesef bilim ve araştırmalarıyla kendilerini göstermemişlerden sadece unvanına bakılarak seçilince onlar da öncelikle kendilerini seçen ve görevlendirenden aldığı emre göre bilim politikası belirliyor.

Bilim insanı çok hassas, bilim için bilim yapsa bile yine de takdir ve çabası ilgi görsün ister. Özellikle araştırma, bilim ve eğitim kurumlarına yönetici atama veya seçmede bir asgari kriteri olmayan tek ülkeyiz. Bugün evrensel kabul gören bilim kriterlerine göre değerlendirdiğimizde maalesef bilim ve araştırmadan başlıca sorumlu olan YÖK, TÜBİTAK, TAEK, TÜBA gibi kurumların başına getirilen kişiler kadar yardımcılarının da bilimsel başarı kriterleri göz önüne alınmadan seçildiğini veya atandığını görebiliriz.

Bu alışkanlığımız yeni de değildir. Hatta seçicilerinin tamamının öğretim üyesi olduğu üniversite rektörlerinin bile asgari bilimsel kriterlere uygunluğunu bile önemsemiyoruz. Hiçbir yayını, eseri olmadan bu makamlara gelerek ülkenin bilim teknoloji politikasını belirleme ve uygulamaya çalışmaktadırlar.

Şüphesiz 50 yıl içerisinde çok az da olsa kısmen başarılı kimseleri de görebiliyoruz. Bilim ve araştırma ile ilgili kurumlara atananda aramadığımız kriteri başka nerede arayacağız? İyi bir bilim adamı her zaman iyi bir yönetici olamayacağı gibi, yöneticilerin de iyi bilimci olmasına gerek olmadığı söylenebilir. Çoğu kez bu yargı da doğrudur. En azından bir asgari kıstaslarımız olmalı, bilimin yol göstericiliğinden yararlanabilmesini öğrenmeliyiz.

 

BİLİM VE FEN BİLİNCİ

Lise programlarından önce “Tabiye”, sonra jeoloji, astronomi ve felsefe derslerini kaldırdık. Sıra biyoloji, fizik ve kimya derslerini kaldırmaya geldi. Bilim bilincini gençlere nasıl vereceğiz? Gençlerimiz sadece spor-müzik- magazin (pub-top- tap) değil, fen bilimleri ve güzel örnekleriyle bilinçlendirilmelidir.

Ülkemiz medyasında en çok görünen bilim adamları hukukçu ve ilahiyatçı profesörlerdir. Her iki alandaki programlar ise aynı konuda farklı görüşlerle toplumdaki tartışmaları daha da körükleyici rol oynamaktadır. Topluma kazandırdıklarını ben bilemiyorum. Depremler söz konusu olunca da yer bilimciler boy gösterir. Bilimi ile toplumu aydınlatacakları çok az görürüz veya hiç görmeyiz.

Bilim ve teknoloji toplumlarında köklü araştırma merkezlerine ve bilimler akademisi gibi ülke araştırma politikalarına yön veren kurumlara ek olarak, bir kısmında özel bakanlıklar bulunduğu gibi devlet yöneticilerinin de bilim ve teknoloji danışmanlıklarının olduğunu görüyoruz. Bizde bu tür yardım ve desteklere gerek duyulmuyor. Her konuyu en iyi yöneticiler biliyor.

Sağlıklı gelişim için teknolojik araştırmaları, ülkemiz zenginliklerini ve artan nüfusun istihdamını düşünerek aşağıdaki alanlarda (gerekirse yabancı ortaklı ve özel sektör üzerinden) yatırımları desteklemeli ve bu alanlarda üretim altyapısı oluşturmalıyız.

 

ARAŞTIRMA DESTEĞİ VE ÖNEM GÖSTERGESİ

Ülkelerin bilim ve araştırmaya verdikleri önemler ve destekleri dünya ölçüsünde başlıca 10000 nüfus başına araştırıcı sayısı, ülke kaynaklarından, yani GSMH’dan araştırmaya ayırdığı destek oranı ve araştırıcıya verdiği önem (maaş, saygınlık, statü, görüşlerine itibar) ile ölçülür.

Bazı ülkelerin araştırmaya ayırdığı kaynaklar: Türkiye GSMH’nın %0.72 hedefi ise %1.5’ a çıkarmak, EU ortalaması %1.89 olup, 2010 yılından itibaren üye ülkelerin bu oranı % 3’e yükseltmeleri isteniyor.

Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat