Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret393904

Cumhuriyet Neyin Üzerinde Kuruldu?

DOĞAN KUBAN

Ben Cumhuriyetin yetiştirdiği bir adamım. Cumhuriyetin ilanından 2.5 yıl sonra doğdum.Türkiye’de 1970’den sonra doğanlar 40 milyon civarında. Nüfusun yarısından çok. Bu kuşaklar çağdaş dünya hakkında bilinçli olmaya 1990’da başladı.

 

O sırada Kurtuluş Savaşı’nı yapanlar, Cumhuriyeti kuranlar, hatta ilk kuşaklar, 1880, 1890, 1900, 1910’lu yıllarda doğanlar ölmüşlerdi. Benim gibi Cumhuriyetle birlikte doğanlar da azalmışlardı. Bugün 40 yaşında olanların 1930-1950 hatta 1980 Türkiyesinin koşullarından haberi pek yok.

 

Savaşları aşmış bir Türkiye’nin yüzlerce yıl geride kalmış yapısal ve eğitimsel geriliğini aşmak için Cumhuriyetin önerdiği ilkeleri biliyoruz. Bu ilkelere bir sürü değişik ad takıp o adlar üzerinde ipsiz sapsız tartışmalar yapmak, Batının sömürge politikasına alet olmaktır.

O ilkeler Türkiye’yi çağdaş dünya ile benzer düzeyde modern bir ülke yapmak için gerekli yapısal araçlardır. Şimdi içinde yaşadığımız ülke o ilkelerin yarattığı Türkiye’dir. 1911 ile 1923 arasındaki tarihten duygulanmayanların nasıl yetiştiğini anlamakta zorluk çekiyorum.

 

Cumhuriyet bir ölüm kalım savaşıdır. İdeoloji falan değildir. En saf ve köktenci anlamıyla bir ulusun yok olmaya karşı direnme savaşıdır. Birtakım budalaların yalanla karakterini değiştiremeyecekleri kadar ciddi ve ölümcül bir savaştır. Türkiye’yi parçalamaya kararlı Batılıların insanlık dışı nefretini gösterir. Bugün o tarihin doğasını saptırmaya çalışanların da benzer nitelikteki düşman tavırları olduğu savlanabilir.

Kurtuluş Savaşı’nda tarih çarkının bizden yana dönmesinden önce neler olduğu anımsanmazsa, Cumhuriyet tarihinin konumu da anlaşılmaz. 600 yıllık imparatorluk nasıl çöktü? Asıl öğrenilmesi gereken budur.

Cumhuriyet gökten inmedi. Biz yıkılan evimizi yeniden inşa ettik. Türk olmayanlar imparatorluğu terk ediyorlardı. Aslında imparatorluk 18. yüzyıldan bu yana parçalanmaya başlamıştı. Ama adı ve şaşaası sürüyordu.

1877- 1878 Rus Savaşı (93 Harbi) başlarında Çar Aleksandr İngitere, Fransa ve Avusturya- Macaristan’a çektiği telgrafta “Yüzyıllardan bu yana Avrupa’yı ve uygarlığımızı rahatsız eden ve Balkan ve Makedonya halkını ezmekte olan Türk egemenliğine son vermenin bize nasip olmasını İsa’nın lütfu sayıyorum.” diyordu.

Ruslar Gazi Osman Paşa komutası altındaki Türk ordusu karşısında pek çok şok geçirdikten sonra Yeşilköy’e Zafer Anıtı diktikleri zaman Türkler uyanmaya başladı. Ruslar İngiltere’nin endişeleri yüzünden İstanbul’a girmeden ülkelerine döndü, ama Osmanlı İmparatorluğunu da Balkanlardan sildi.

Yunanistan 35 yıl önce bağımsız olmuştu. Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Romanya bağımsızlığa adım attılar. Ege adaları elimizden gitti. Kıbrıs İngiltere’nin oldu. Doğu Anadolu’daki kentler Rus devrimine kadar Rusların elinde kaldı. Aynı telgrafta “Kars cephesi ve Kuzey Ermenistan’da yerli halkın ordularımızı dindaşları ve kurtarıcıları olarak karşılayışlarındaki heyecan, burada hak sahibi olanların tarihi haklarının tarafımızdan ve patronajımız altında sonunda gerçekleşmesi bu bölge sorununun çözümünün kanıtıdır.” deniyordu. (İ. Bardakçı, İmparatorluğa Veda, İstanbul, 2002) Bu Sevres’in başlangıcı idi.

SAVAŞTAN 10 YIL ÖNCE

Kurtuluş Savaşı’nın on yıl gerisine gidince bu parçalanmanın daha yakın aşamalarını da görüyoruz: Trablusgarp Savaşı’ndan (1911) sonra Kuzey Afrika elimizden çıktı; Balkan Savaşı’nda (1912) Sırbistan, Bulgaristan, Karadağ elimizden çıktı. Rumeli elden gitti. Bulgar ordusu bir aralık Çatalca’ya kadar geldi. Bulgarlar, Sırp ve Yunanlılara Makedonya için savaş açınca biz Edirne ve Kırklareli’yi geri alabildik. Yüz binlerce Türk o ülkelerden kaçarak Türkiye’ye sığındı.

Annem ve babam gençliklerinde yurtlarından, yuvalarından kaçan o zavallı kalabalıkların cami avlularındaki perişan halini biliyordu. Balkanlar’la birlikte Ege adaları da gitti. On iki adalar İtalyanlara geçti. Mısır ve Kıbrıs İngiltere’nin sömürgesi olmuşlardı.

1914-15 Sarıkamış Savaşı’nda (1914-15) 90.000 kişilik ordu soğuktan dondu. Ruslara yenildik; 1915 Çanakkale Savaşını 200 000 ölü vererek kazandık. Fakat 1919’da Yunanlılar İzmir’e, İtalyanlar Antalya’ya, Fransızlar İskenderun’a, Antakya’ya çıktı. İşgal alanları giderek büyüdü. 1920 Mart’ında İstanbul işgal edildi.

Bir ucu Viyana’da öbür ucu Basra Körfezi’nde Kafkaslar’dan Cezayir’e kadar uzanan imparatorluktan Türklere bırakılan neydi?

Sevres Anlaşması (1920), Avrupa ve Amerika’nın Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl parçalamak istediklerini anlatır. Bu anlaşmaya göre Anadolu’da Türklere bırakılan alan kuzeyde Zonguldak’la –Giresun, güneyde Bilecik –Afyonkarahisar’la –Kayseri arasındaydı. Daha doğuda Tunceli’yi içine alan bir cep vardı. Tokat ve Sivas’tan güneye Fransız bölgesiydi. Trabzon’la Van ve Erzincanla Ardahan arası, Amerikan Başkanı Wilson’a göre Ermenistan oluyordu. Siirt’ten güneye Kürt bölgesi İngilizlere, Ege adaları ve İzmirle Ayvalık arası Yunanistan’a veriliyordu. Onun kuzeyi Çanakkale’den İzmit’e kadar Boğazlar bölgesi idi. Uluslararası bir idaresi olacaktı.

Son sultan Vahdettin’in temsilcilerinin Osmanlı hanedanını sürdürmek için verdikleri taviz, Türkiye’yi bir ortaçağ beyliği kadar küçük bir gettoya sıkıştırıyordu. Bugün Osmanlı hanedanını savunanlar ancak bu parçalanmaya evet diyenler olabilir.

Kurtuluş Savaşı başlarken Karslı Rus işgali, İstanbullu müttefik işgali, İzmirli Yunan işgali, Antalyalı İtalyan işgali, Antakyalı Fransız işgali altındaydı. Rusların işgali o kadar uzun sürmüştü ki Kars ve Ardahan yeni şehirler olarak inşa edilmişlerdi.

Bu kıyıcı ve yok edici işgale karşı her düşüncede olanın katıldığı ölüm kalım savaşı Ulusal Kurtuluş Savaşı’dır. Bu savaşın kahramanları, şehitleri ve gazileri Balkanlar’da, Kuzey Afrika’da, Sarıkamış’ta, Çanakkale’de, Filistin’de çarpışan subay ve komutanlar, savaştan savaşa, cepheden cepheye gönderilen köylüler, okullarını bitirmiş ya da bitirememiş kentli Osmanlılardı. Bunun bir Kurtuluş, sömürge olmaya direniş savaşı olduğu kuşkusuzdur.

Utanmadan Osmanlı propagandası yapan adamlar bu gerçekleri halka anlatmayı bilerek unutur.

 

DÜNYAYA YENİDEN KATILIM

Savaştan sonra dünyaya yeniden nasıl katılacaktık? Sorun buydu. 1911’den bu yana dünya ile savaşmış bu insanlar Cumhuriyetin 10. yıldönümünde “On yılda her savaştan açık alınla çıktık ve bu mücadeleye devam etmeğe hazır 15 milyon insanız.” der. Fakat ülkenin maddi durum nasıldı?

Şu gözlemler yeteri kadar aydınlatıcıdır: 1933’de ilkokulun 3. sınıfını Elaziz’de okurken, %85’i köylerde oturan halkın okuma yazması yoktu, köylerinde elektrik yoktu. Köyden çok farklı olmayan kentlerde de azdı. Dar şoselerden araç da pek geçmezdi. İstanbul’dan Elaziz’e ilk giden trenle 3 günde vardık.

Anadolu’da Cumhuriyet döneminde yapılan bir iki fabrikadan başka fabrika yoktu. 1938’de Ankara’ya geldiğimiz zaman kentin nüfusu 150-200 bin kadardı. (Bugün 6.5 milyon) Cumhuriyet, Sevres’de sınırları tanımlanmış bir kafesi parçalayarak ve gencecik delikanlıların Sakarya’ya dökülen kanı ile kurulmuştur.

Savaşları aşmış bir Türkiye’nin yüzlerce yıl geride kalmış yapısal ve eğitimsel geriliğini aşmak için Cumhuriyetin önerdiği ilkeleri biliyoruz. Bu ilkelere bir sürü değişik ad takıp o adlar üzerinde ipsiz sapsız tartışmalar yapmak, Batı’nın sömürge politikasına alet olmaktır.

O ilkeler Türkiye’yi çağdaş dünya ile benzer düzeyde modern bir ülke yapmak için gerekli yapısal araçlardır. Şimdi içinde yaşadığımız ülke o ilkelerin yarattığı Türkiye’dir. 1911 ile 1923 arasındaki tarihten duygulanmayanların nasıl yetiştiğini anlamakta zorluk çekiyorum.

Sayın Okuyucular,

Söylemesi garibinize gidebilir. Ama AKP de bir Cumhuriyet yaratmasıdır. Eğer “Köylü efendimizdir” politikası ve Köy Enstitüsü gibi hiç okuma yazması olmayan halkı uyandırma çabaları olmasaydı, oyuyla egemen olan bir halk da olmazdı.

Cumhuriyet Bilim Teknik 12.11.2010


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat