Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam90
Toplam Ziyaret393180

Harf Devrimi ve dilsiz toplum iddiası

 

 

 

 

 

Dr. H. Suat Tuncel, suatuncel@isnet.net.tr

Harf ve Dil devrimlerinin Türk toplumunun hafızasını kaybetmesine neden olduğunu ileri sürenler ne yazık ki vardır. “

Bir dairenin mesaha’i sathiyesi nısf-ı kutur murabbaının pi adedi ile zarbına müsâvidir” biçimindeki ağdalı tümceyi bugün hiç anlayamadığımız doğrudur. Oysa, Yunus Emre’nin “Gâh eserim yeller gibi / Gâh tozarım yollar gibi / Gâh akarım seller gibi / Gel gör beni aşk neyledi” gibisinden de-yişleri aradan yüzyıllar geçse de bugün söylenmiş gibi tazeliğini korumaktadır.

Yukarıda verdiğimiz halis bir “Osmanlıca” tümcedir. “Latin harfleriyle” de yazsak, “eski yazı (Osmanlıca)” ile de yazsak bugünün Türk yurttaşı bu tümceyi anlayamaz. Tümü Arapça sözcüklerden oluşan bu tümceyi doğma-büyüme Arap, anadili Arapça olan bir sınıf arkadaşıma sorduğumda o da anlayamadı. Gözlerinde soru işaretleriyle yüzüme bakakaldı. Kulağına Arapça taklidi bazı sözcükler çalınmış, ama bir anlam çıkaramamıştı.

Yukarıdaki gibi Osmanlıca sözleri çocukluğumda aile büyüklerinden genellikle de ‘istihzalı’ olarak arada sırada duyardım. Osmanlı ordusunda bir subay olan dedem 1862 doğumlu idi. Dedem, Osmanlı’nın Mekteb-i Harbiye’sinde Riyaziye (matematik) hocasıydı. İnci gibi yazısıyla tuttuğu siyah kaplı küçük bir defteri vardı. Günlük olduğunu sandığım o defterinde neler yazmış olduğunu öğrenmeyi çocukluğumdan beri hep arzulamıştım.

Merakım sonunda galip geldi ve 8 yıl önce Osmanlıcayı (eski yazıyı) öğrenmeye karar verdim. Böylece, hem evde bulunan bazı eski kitapları, defterleri okuyabilecek, hem de “Şu Harf Devrimi, geçmişimizle aramızdaki bağların kopmasına acaba yol açmış mı?” sorusunun cevabını verebilecektim. Bunun için haftada 2 akşam, mesai sonrasında Yıldız Sarayı’nda Osmanlıca dersi aldım. Osmanlıcayı öğrenmiş olmakla, bilmediğim bir konu hakkında fikir yürütme hatasına da düşmemiş olacaktım.

Ben Osmanlıca (eski yazı) öğrenirken, meslektaşım olan eşim de İstanbul’un gecekondu bölgelerinde okuma yazması olmayan kadınlara gönüllü (Türkçe) okuma yazma kursu veriyordu. Osmanlıcayı biraz söktükten sonra Osmanlıcanın ve Türkçenin öğretilme metodolojileri üzerinde eşimle birlikte vardığımız kanaat şu oldu: 1927’de %11 olan okuryazarlık oranı bugünlere sekiz kat artarak (%89 oranla)(1) ulaşabildiyse bunda “Harf Devrimi’nin” okuryazarlığı kolaylaştırıcı etkisi birincil önemde olmuştur. Çünkü, iki ay kurs sonunda benim Osmanlıca okur yazarlığımda varabildiğim seviye, eşimin öğrencilerinin okur yazarlık seviyelerine kıyasla pek gerilerde kalmıştı.

Osmanlıca kurslarından şunları öğrendim; Osmanlıca Arapça-Farsça, biraz da Türkçe karışımı bir dildir; Türkçe, sözcüklerin diziliş yapısına ancak belli oranda hâkimdir. Eski yazının elifbası, Farsçaya ve Türkçeye uyarlanmış Arapçadır. Arapça, şüphesiz ki köklü bir dildir. Elifbası, ancak kökeni Arapça olan, gırtlaktan seslendirilen sözcükleri kâğıda geçirmeye uygundur. Türkçemizde ise, Arapçada olduğu gibi gırtlaktan seslendirilen sözcükler hiç yoktur.

“Harf Devrimi’ni”, “Dil Devrimi’nden” ayrı düşünürsek iki devrimin de değerini kavramakta güçlük çekeriz. Rahmetli annemin ilkokul matematik dersinde tuttuğu defteri bulup okuyabildim geçenlerde. Defter, “Bir dairenin mesaha-i sathiyesi nısf-ı kutur murabbaının pi adedi ile zarbına müsâvidir” ve bunun benzerleri olan tanımlar ile doluydu. Baştan aşağı Arapça sözcüklerden oluşan yukarıdaki tümce günümüz Türkçesinde “Bir dairenin yüzey alanı, yarıçap karesinin pi sayısı ile çarpımına eşittir” anlamına geliyordu.

Annem de, babam da Harf Devrimi’yle yeni yazıya geçildiğinde eğitimlerinin ne kadar kolaylaşmış olduğunu, bunu bizzat yaşamış kişiler olarak, hep vurgulamışlardı. Okur yazar ve hepsinden önemlisi “anlar” olmuşlardı. Hele 1889 doğumlu anneannem, 40 yaşında yeni yazıyı nasıl hevesle öğrenmişti. Onlar, Cumhuriyet’le ivmelenen aydınlanmayı bizzat yaşamış o insanlar, Harf Devrimi’ni de, Dil Devrimi’ni de daima minnetle takdir ederlerdi.

Trakya’da bir ilimizin valisi geçen ay Harf Devrimi’nden yakınarak Türk toplumunun hafızasını kaybettiğini ileri sürebilmiştir(2). Bu valinin 1928 öncesiyle kopukluk yaşandığını ima etmesi ne büyük bir talihsizliktir. Yunus Emre’nin 700 yıl önce kullandığı dil günümüzde de anlaşılırlığını korumaktadır. Ozanımızın “Gâh eserim yeller gibi / Gâh tozarım yollar gibi / Gâh akarım seller gibi / Gel gör beni aşk neyledi” gibisinden deyişleri, aradan yüzyıllar geçse de bugün söylenmiş gibi tazeliğini korumaktadır(3). 1928’de terk edilen, halktan kopuk olan dil olmuştur.

Osmanlıcayı bilim dünyamızın yok sayması kuşkusuz olanaklı değildir. Sayıları 102’yi bulan devlet üniversitemizde - buna 52 adet de vakıf üniversitemizi de eklediğimizde toplam 154 üniversitede(4) -, Tarih, Türk Dili ve Edebiyatı ile Kütüphanecilik bölümlerinde Osmanlıca öğretilmektedir. Dolayısıyla, Osmanlı döneminin eser niteliğindeki kitaplarını ya da arşivlenmiş yazılı metinlerini günümüz “bilim insanlarının” okuyup anlamasında bir kopukluk yaşandığı iddiasında bulunmak haksızlıktır. 1928 öncesinde matbaada basılmış edebi eserlerinse tümüne yakını günümüz Türkçesine çevrilmiştir.

Matbaanın çok geç -Avrupa’dan ancak 300 yıl sonra - girebildiği Osmanlı dünyasında okuryazarlık oranı %10’u bulamamıştı. Harf ve Dil Devrimi, “çağdaşlaşma yarışına” geç başlamış bu tarım toplumuna yaşamsal önemde bir mesafe kazandırmıştır. 1927’de %11 olan okur-yazarlık oranı (Harf Devrimi’nden 7 yıl sonra) 1935’te % 20.4’e, 1950’de % 33.6’ya, 1960’ta ise %39.5’e bu sayede çıkmıştır (bu rakamlar Milli Eğitim Bakanlığı güncel web sitesinden alınmıştır(5,6)).

Türkçemizi bugün edebiyattan teknolojiye; tıptan bilişime kadar her alanda yeterlilikle kullanabiliyoruz. Bugünlere kavuşmamız, büyük Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen “Harf ve Dil Devrimleri” sayesinde olmuştur.

 

Kaynaklar:

Cumhuriyet, 20 Ağustos 2010: Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin TÜİK 2008 yılı Hane halkı Anketi verilerinden derlediği araştırma notu (www.cumhuriyet.com.tr/?PHPSESSID=9938f4bf145ceb9b64d1ec02434ae17c&im=em&xl=empopup&em=cu/cumhuriyet/w/c0910.html

Hürriyet, 26 Haziran 2010: Abant Platformu’nda konuşan Kırklareli Valisi Cengiz Aydoğdu, “Merkeziyetçilik aracı olarak idari vesayet” başlıklı konuşmasında, harf devrimini işaret ederek, “Türkiye 1920’li yıllarda hafızasını kaybetti, Merzifonlu Karamustafa Paşa’nın başkente gönderdiği raporu aranızda kaç kişi okuyabilir, anlayabilir” diye konuştu. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15142807.asp)

http://www.yunusemre.net/siirler/10-Gel-Gor-Beni-Ask-Neyledi.html

http://www.yok.gov.tr/content/view/527/222

MEB (http://cygm.meb.gov.tr/hem/okuma_prog/oran.htm)

MEB (http://cygm.meb.gov.tr/halkegtim/okumayazmakurslr.html)


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat