Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

Gelecek Dünyanın Ortak Koşulları

 

Geleceğin insanları dünyanın her yerinde ayni şekilde ‘big brother watching’ sultası altında robot gibi yaşamak istemeyebilir. Fakat bu özgür kimlik özveri ve çaba gerektiriyor. Kişilerin böyle bir özgürlüğe sahip olabilmeleri için örgütlenmiş toplumların, yani her ulusdevletin teknolojide gelişmiş ülkelerle aynı çağdaş standartlara ulaşması gerekiyor.

DOĞAN KUBAN

Bu standartlar bugünden belirli. Giderek zorlaşan dünya koşullarında bunları zamanında programlayıp gerçekleştiremeyen toplumlar sömürge olacaklar. Bu artık silah zoruyla da olmayacak. Her köşede birbirinin neredeyse aynı olan bir teknolojik üstünlüğe boyun eğmek zorunda kalacaklar.

Bu yakın gelecek vizyonu 19. yüzyıldan bu yana insanların kafasını şişiren ve dünyayı bir savaştan çıkarıp ötekine sokan özgürlüksüz demokrasi ile dünyayı bir krizden çıkarıp ötekine sokan ve dünyaya egemen neoliberal (doğrusu pseudo-liberal) Batı kapitalizminin ayakta kalmasını sağlayan modası geçmiş bütün formüllerin yeniden yazılmasını zorunlu kılacak.

Olasılıkla bu yüzyıl ortalarında Avrasya’nın bir köşesinde, Avrupa ve Amerika ile Doğu Asya ve Hindistan arasında imza edilecek bir yeni uygarlık protokolü ile onaylayacak. Bugün böyle bir fantezi dile getirilebilir. Fakat bir hayal olmayacak kadar bu geleceği destekleyen veri var. Bu bağlamda Obama’nın ilk mesajlarından biri 21 yüzyılı Amerika ile Çin’in birlikte şekillendirmeleri çağrısı idi.

Çağdaş yaşam, dünyanın her yerinde insanları bu koşullara hazırlıyor. İnsanlar neye inanırlarsa inansınlar, Hindular, Çinliler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler görünüşe göre aynı konfor koşullarına yaşamak istiyor.

Herkes apartmanda oturmak istiyor. Herkes otomobil sahibi olmak istiyor. Herkesin televizyonu ve telefonu var. Herkes gücü yeterse, süper marketlerden alışveriş yapıyor. Her ülke turist çekmek için gerekli tesisleri yaptırıyor. Herkes tatil yapmak istiyor. Her ülke dünya modasını izliyor. Her ülke olimpiyatlara katılıyor. Her ülke en ileri silahları edinmeye çalışıyor. Herkes bilgisayar sahibi olmak, internete girmek istiyor.

Yiyecekler, içecekler giderek uluslararası bir kimlik kazanıyor. Dünyanın her köşesinde teknoloji üretimi aynı bilgi ve metodoloji ile çalışıyor. Bütün bunlar insanları ortak bir geleceğe hazırlıyorlar. Eskiden New York’u ilk kez görenler şaşırırlardı. Bugün televizyon en geri kalmış ülkelerin insanlarına bile dünyayı tanıtıyor. New York Hong’u Kong’da, Singapur’da ve Tokyo’da bulabilirsiniz. Türkiye’deki alışveriş merkezlerinin dünyadakilerden ne farkı var?

 

FARKLI OLAN NE?

Bu gözlemlerde şaşırtıcı bir taraf yok. Fakat Türkiye ile Amerika ve Avrupa arasında bir fark var. Türkiye’de dünyada üretilen her şey bulunabilir. Fakat Avrupa ve Amerika pazarlarında Türkiye’de üretilen fazla bir şey bulamazsınız. Avrupa üniversiteleri öğretimi İngilizce yapalım demiyorlar. Fakat biz kendi dilimizle uluslararası öğretim düzeyine erişeceğimize inanmadığımız için üniversite öğretimini İngilizce yapmaya özeniyoruz. Bunun gelecekte sömürge olmak için bir hazırlık olup olmadığını irdelemek gerek.

Bu aşamada ülkelerin sorunu medyayı dolduran politik gevezelikler değil. Ülkedeki ekonomik gelişmenin olasılıkları.

Biz kendimizin ve dünyanın halini kabaca öğrenmek için uluslararası istatistikleri inceliyoruz. En çok da kişi başına yıllık ulusal geliri. Oysa ekonomik göstergelerin en az bilgi vereni adam başına yıllık ulusal gelirdir. Bu veriler gelir dağılımı ile birlikte olmadığı zaman kişinin ekonomik yaşamı konusunda hiçbir bilgi içermiyor.

Yılda 35 000 dolar geliri olan Avrupalılarla yılda 2 000 dolar geliri olan Müslümanlar arasındaki korkunç farka karşın toplumlar açlıktan yok olmuyor. Fakirlik görece bir kavram. Bin lira aylıkla geçindiği kabul edilen de var. On bin lirayı az bulan da var. Daha üst gelirlerden söz etmek ise galiba ayıp oluyor.

Batılı 450 yıl dünyayı sömürdükten sonra, başka toplumların sahip olmadığı bir mal sahipliği ve tüketim aşamasına erişmiş.

Ne var ki bu potansiyel, 48 000 dolar gelirli Amerikalıyı 35 000 dolar gelirli Fransızdan, 18 000 dolar gelirli Çekten ve 13 000 dolar gelirli Rustan daha mutlu yapmıyor.

Çek ve Rus üniversiteye bedava gidiyor, Amerikalı 10-50 000 arasında bir para ödüyor. Fransa’da, Çekoslavakya’da ve Rusya’da hasta olmanın endişesi Amerika’dan daha az. Benim otomobilim yok. Otomobillilerden daha mutlu ve kaygısız yaşıyorum. Gelir çokluğu tüketimi, o da üretimi pompalıyor. Fakat tüketimin artışı aldatıcı reklamın başarısı ve tüketicinin aptallığı ile doğru orantılı.

1 330 000 000 nüfusu ile Çin’de adam başına yıllık gelir 4400 dolar, 1 150 000 000 nüfusu ile Hindistan’ınki 1250 dolarmış. Fakat bu iki ülkenin sanayideki üretimleri ile Batı’nın hegemonyasını bu yüzyılın ortasında yok edeceklerini yine Batılılar söylüyor.

Demek ki sorun, adam başına yıllık ulusal gelir göstergesinin ötesinde başka bir şey. 450 yıl bütün dünyayı sömürdükten sonra zengin olan Avrupa’nın ve 17. yüzyılda çıktıkları bakir Kuzey Amerika kıtasında zengin olan Amerikalıların şanslı tarihlerinin yinelenmesi artık söz konusu değil. Bizim sömüreceğimiz bir sömürgemiz olmayacak. Osmanlı İmparatorluğu bir sömürge devleti olamadı.

 

İSLAM DÜNYASI VE BİLİNÇ

Bugün İslam dünyasının çoğunluğu dünyanın en fakir ülkeleri arasında. Politik olarak önemi olmayan petrolcüleri saymazsak, adam başına en yüksek geliri olan ülke, 9000 dolar ile Türkiye. Avrupa Birliği’ne yeni katılan Bulgaristan olmasa, biz Avrupa’nın en fakir ülkesinden daha fakiriz.

Bu sayının yaşam kalitesi açısından çok aydınlatıcı olmadığını söyledim. Fakat güvenli bir geleceği kurmak ve başka ülkelerin ekonomik kölesi olmamak için, ulusal gelirin, doğru değerlendirilmiş bir gelecek öngörüsü içinde kullanılması gerek.

Bunu söylemek için bir ekonomist değil, bir bakkal aklı da yeter. Fakat doğru değerlendirilmiş bir gelecek ne anlama geliyor? Bunu halk bilmese, bu anlaşılabilir. Fakat politikacıların bildiğini gösteren bir işaret de yok. Tek işaret, Batı kapitalist söyleminin iliklerimize kadar girmiş olması. Batılının, bizi sömürmekten başka bir derdi olmadığını anlamak için deha gerekmiyor.

İslam ülkeleri (nüfusları 1 000 000 000’ı geçiyor) 21. yüzyılın sömürge adayı olduklarının bilincine varmalıdırlar. Onlar için gelecek yaşam örneği Batı’nın tüketim toplumları değildir. Yarısının geliri 2000 dolardan aşağı olan Müslüman halklar, geleceğe Avrupalı ya da Amerikalıların yollarını izleyerek ulaşamazlar. Hiçbir zaman zengin olmayacaklar. Sömürecek bir dünya yok.

Onların geleceğe hazırlanma yollarının modeli Çin, Hindistan gibi kalabalık ve fakir ülkelerdir. İslamın tüketim toplumuna özenmesi ölümcül bir hastalıktır. Öte yandan, yine Çin’in yaptığı gibi çağdaş uygarlığın yaratıcı bir üyesi olma akıllılığını da göstermeleri gerek.

Gelecek gelişmenin ve kölelikten kurtulmanın yolu, eğer kaldıysa, dünya için ortak yöntemlerden geçiyor: Sürdürülebilir bir fiziksel çevre politikası ve kimseyi aç bırakmayan bir tarım; yeterli bir doğal enerji üretimi; en üst düzeyde gelişmiş bilim-teknoloji ve ona dayalı bir sanayi; bunları sağlayacak bilimsel örgütlenme, toplumsal eğitim; dünyanın 21. yüzyılda yapısını ve hedeflerini anlamış bir politik vizyon ve buna dayalı bir politik düzen.

Gelişmiş ülkeler bunların farkında. Çin bunun farkında.

Geri kalmış ülkeler ve bu arada Müslümanlar kendilerini Batılı emperyalizmin pençelerinden kurtarabildikleri oranda geleceğe hazırlanabilecekler.

Ya da kendilerini birdenbire Doğulu ya da Batılı patronların kucağında bulacaklar.

Kuşkusuz dünya işleri bu makaleyi yazmak kadar basit değil, çok daha karmaşık ve dolambaçlı. Ama verilecek karar bir tek.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat