Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret393904

Bilim, İlim, Din ve Cahillik

Prof. Dr. TUNCER GÜVENÇ Hacettepe Üniversitesi

Geçenlerde bir öğrencim Yer Küresi Tarihi dersinde İnsanın Evrimi konusuna değinip değinmeyeceğimi sorduktan sonra, halka sokakta ücretsiz dağıtılan iki Yahudi peygamber adı taşıyan birisi tarafından yazılmış bir kitapçık gösterdi. Evrimin aldatmaca olduğunu söyleyen yazarın kitapçığında materyalizm, mikrobiyoloji, yaratılış, Yahudilik, masonluk, kapitalizm, strateji vd. konularda da yapıtları olduğu bu kitapçıkta belirtilmektedir. Bu kadar farklı ve üst düzey bilim, ekonomi, felsefe vd. konuları içeren yapıtları verebilmek için yazarın çok yönlü ve yüksek düzeyde bir eğitim görmüş olması gerekir. Bu düzeyde bir kimsenin (kendi sözüyle) peygamber adıyla yayımlamasını anlamak olanağını da bulamadık. Kitapçığın belirttiği kaynakların yüzde 90 üzerinde ABD kökenli olması bana ''vizyon'' sahibi Özal döneminde bir bakanın (MEB) bir ABD gezisi dönüşünde ABD'nin en geri bir Protestan kilisesinin propaganda kitabını Türkçeye çevirtip İslamiyet adına Yahudi-Hıristiyan propagandası yaparak ücretsiz dağıttığı aklıma geldi. Bilim, evrim ve din konusunu daha sonraya bırakarak ''Neden dini ve bilimi anlayamıyoruz'' sorusu ve bu bilisizliğin (cahilliğin) nedeni öncelik kazandı.

Bugünkü anlamı ile bilim, Rönesans ve Aydınlanma dönemlerinde yeni bir mantık ve felsefe sayesinde akla, deneyime, gözleme ve eleştiriye dayanarak oluştu ve hız kazandı. Bilimin getirdiği yeniliklerin tekniğe uygulanması ile de pek çok yeni ve ileri bilim dalları oluştu. Bugün artık bazı bilimler ve bilim felsefesi ile uğraşmadan bu bilimler hakkında kısmen de olsa konuşabilecek bilgi sahibi olmak artık olanaksızlaştı. Bugün bilim, insan bilimleri grubu ve bilim felsefesi ile evrende ve insan topluluklarında her konuyu incelemektedir. Bilimde eleştiri de yine bilimsel yöntemlerle ve acımasızca yapılmaktadır. Bilim ne olursa olsun ''müspet'' dediğimiz tanıtlaşmış her şeyi inceler. Bilimin konusu ne Tanrı'nın varlığı ya da yokluğunu ve ne de O'nun sözlerinin doğruluğunun ya da yanlışlığının kanıtlanması değildir. Nasıl din de fizik, kimya, mikrobiyoloji, paleontoloji vd. konularını incelemez, çünkü konusu değildir. Dolayısı ile konuları farklıdır. Çatışma ise biri öbürünü yarım yamalak, yüzeysel bilgilerle yorumlamaya kalkınca ortaya çıkar. O da yorumlayanın yanlışları ya da eksikliklerinden kaynaklanır. Her ikisinden de nasiplerini alamamışların eseridir.

Osmanlıcada bugünkü bilim sözcüğü de ilim' di. Bugün artık ''ilim'' denince İbn-i Haldun'dan beri ayrılan ''nakli ilimler'' anlaşılmaktadır. Ayrıca ilimden gelen ''ulema'' sözcüğü ise eğer mecazi anlamda kullanılmamışsa nakli ilimlerle uğraşan kişi anlamına gelir. Bugün ilim, tefsir, kıraat, hadis, fıkıh, kelam vd. dallarını içerir. Bilim ilk dönemlerinde din ile birlikte incelenmiş ve gelişmiştir. Ortaçağ sonlarına kadar bilim genelde ilim' dir. Mezopotamyada, Mısır ve Hindistan'da din ve bilim birliktedir. Anadolu'da ve Greklerde dinin çok basit oluşu insanları felsefeye yöneltmiş, felsefe ile bilim birlikte gelişmiştir. Romada ise bilim ve felsefeye önem verilmemiştir. Hıristiyanlığın doğuşu ile Roma (Katolik) Kilisesi bilim ve felsefenin insanları Hıristiyanlık dışı yönlendireceğini, felsefe ve bilim unutulmadıkça eğitimli insanların Hıristiyanlaşamayacağına inanıyordu. Tüm eski bilgileri kilise kuruluşlarında saklayan yönetim bu işleri Papa'nın ve kilisenin yanılmazlığı (infaillibilité pontificale) dogma' sı ile kilise denetiminden yalnızca din adamlarına ait bir konu olarak gördü. Bizans'taki eski felsefe kitapları Bizans'ın yıkılması ile Batı'ya (genelde İtalya'ya) götürülerek daha önceden Endülüsten de geçen bilgilerle Hıristiyan dünyasını etkiledi. Rönesans ve Aydınlanma laikliğin doğmasına neden oldu. Bu da bilim ve felsefenin gelişmesi için gerekli bir koşuldu.

Doğu'da ise İslamlığın ortaya çıkışı ile ilk fetihler sonucu Müslüman ulema, İskenderiye geleneği ile tanıştı. Böylece Doğu için gerçek bir parlak dönem başladı. Felsefe ve bilimsel birikimle tanışan ulema, fetihler ilerledikçe Süryani, Fars, Latin, Hint ve Bizans kültürleri ile tanışıp, dillerini öğrenerek bunlardan pek çok yapıtı Arapçaya kazandırdılar. Önceleri Plotinos, Eflatun ve Aristoteles gibi felsefecilerin etkisinde kalarak o zamanın bilim ve felsefesini İslam inançları ile bağdaştırmaya ya da doğrudan bunlar üzerinde akıl ve gözlem yoluyla geliştirmeye başladılar. İran ve Hint eserlerinin incelenmesi ise Tanrı Buyruğu' nun (Kuran) yorumlanmasında önemli farklılıklar yarattı. Yorumlamada XIII. ve XIV. yüzyıllardan sonra bir yenilik getirilemedi. Artık nakli ilimler ile bilim özdeşleşti. Bu dönemden sonra İslam dünyasının merkezi, Arap ya da Araplaşmış ülkelerden Anadolu'ya ve Orta Asya'ya kaydı. Tarihsel olayların özellikle günümüzde de süren Haçlı seferlerinin etkisi ve başka nedenlerle bu merkezlerdeki ilerleme de yeteri kadar süremedi.

İslamiyetin parlak döneminde, özellikle XIV. yüzyıla kadar olan süre içinde din ve bilim adamlarının eğitimlerine ve uğraşı konularına kısaca değinerek, amacımız din ve bilim arasındaki ilişkiler için ne gibi birikimler gerektiğini vurgulayarak o dönemde bu gibi konularda İslam din ve bilim adamlarının neler söylediğini göstermek, yüzyıllarca bilimden uzak kalarak günümüze gelen ulema ya da ruhban sınıfının İslamın bilim ve felsefe kazançlarından bile haberleri olmadığını göstermektir. Bu dönemlerin ileri gelen din, felsefe ve bilim adamlarından bazıları El Kindi, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt, İbn-i Bacce, İbn-i Haldun, Biruni v.d. dir. Tüm dünyada üstün değerleri ve eserleri kabul edilmiş bu kişilerin ortak yanları hepsinin Anadolu ve Grek felsefelerine hâkim, çoğu Arapçadan başka Türkçe, Farsça, İbranice, Süryanice, Hintçe, Grekçe ve Latinceden yani bu dillerden birkaçını iyi bilen astronomi, tıp, doğa bilimleri, matematik, mantık vd. ve İslam ilimleri, kısaca o zamanın tüm bilim ve ilimlerinin birçoğunu öğrenmiş ve öğretebilir bir düzeye gelmiş kişi olmalarıdır.

Şimdi bu dönemlerde bu kişilerin söylediklerini bugünkü bilim ve felsefe ile karşılaştırmayı düşünelim. ''Bilginin kaynağı akıl ve duyudur. İnsan bilim ve felsefe ile yaşadığımız dünyayı ve doğayı kavrayabilir. Temel yöntem mantık ve akıl yürütmektir. İnsanı başarıya ulaştıran, bilmeyi sağlayan akıldır, bu insanı adım adım yükselterek peygamberlik katına ulaştırır'' (İbn-i Bacce XII. yy.); ''Din bir toplum ürünüdür, insan düşüncesinin eseridir. Bilimin kaynağı toplumdur, akıl, deney, gözlemle bağlantılıdır''. (İbn-i Haldun XIV. yy.); ''Din için bilim gereklidir. İman şaşmaz bir çözüm yolu değildir. Madde yaratılmamıştır, sonsuzdur. Oluş, yaratılış, ortaya çıkış, yoktan var olma anlamına gelmez. Oluş sınırlı değil, süreklidir. Tanrı akılla birleşmiştir. İnsan iradesi dışında verildiği söylenen birtakım ilkelere kesinlikle bağlı kalamaz. Bilginin geçerliliği aklın kurallarına bağlıdır. Tanrı evreni yöneten güçlere dahletmez.'' (İbn-i Rüşt XII. yy.); '' Her varlık belli sıra ile uyum içinde görüş alanı içine çıkar. Ademden önce başka ademler gelmiştir''. XII - XIII yy (Muhittin Arabi XII- XIII yy); ''Ademden önce milyonlarca ademler gelip geçmiştir.'' (İmam Bakr VIII yy.) vd. Bu örnekler çoğaltılabilir. Gerçek odur ki İslamın bilim ve felsefedeki kazançları bugünkü bilim için bile önemli değerlerdir ve günümüz din adamları, daha doğrusu kendilerini böyle sunan ''ulema'' habersizdir ve Hıristiyanlık orta çağını aşamamıştır ve bu kişiler tam bir bilisizlik (cahillik) içerisindedirler. Zamanın din ve bilim ve nakli ilimlerini özümsemiş bu din, bilim ve felsefe adamlarının Tanrı ve İslam karşıtlığını ve aklı başında hiç kimse bunların kâfir ya da zındık olduğunu ileri sürmemiştir. Bu kişilerin eserlerinin Batı'da Rönesans ve Aydınlanma çağındaki gelişmeleri etkilediği de bilinmektedir. Unutmayalım ki bu kişilerin döneminde XIV. yüzyıllara kadar Batı'da Katolik Kilisesi Adem'in ilk insan olduğunu ve dünyanın yedi ya da kırk bin yıl önce yaratıldığını öğretmekte ve kimse farklı bir görüşü ileri sürememekteydi. Bugün, geri kalmış ABD kır bölgelerindeki birkaç Protestan kilisesinden başka Sümer-Babil-Yahudi görüşlerini benimseyen aklı başında kimse kalmamıştır.

Buna bizim İslam bilim ve felsefesini bile bilmeyen ''ulamayı'' da ve Özal dönemi MEB bakanını da eklemek gerekir. XV. yüzyıldan sonra medrese eğitimi yozlaşarak XX. yüzyıla kadar genelde yalnızca nakli ilimlerle uğraşan softalar yetiştirdi. Medreselerden bilim ve felsefenin kovulması ise dinde yozlaşma, cahillik ve sapmalara yer verdi. Bu dönemi, yani yozlaşan medrese eğitimi dönemini gelecek yazımda işleyeceğim.

Kaynak: Cumhuriyet 28 Aralık 1998


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat