Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam126
Toplam Ziyaret407890

Murat Kaymak

Diyalektik: Yolun sonu mu?

Ramazan Karakale

ramka@superonline.com

Diyalektik materyalizm, bilimsel bir "yöntem" ya da "bilim" midir? Diyalektik materyalizm Marksistlerin tekelinde değil midir? Diyalektik materyalizm yoluyla bulunmuş herhangi bir bilimsel buluş örneği gösterilebilir mi? Onun Sovyetler Birliği'nde ve sonra Sosyalist Sistemdeki uygulamaları ve sonuçları nelerdir?

 

 

Felsefe ve Bilim: Diyalektik Materyalizm konusu, bilimle felsefenin; görüşle yöntemin karıştırıldığı bir konu. Önce felsefe ile bilim, farklı iki alan. Birbirleriyle ilişkileri var; ama biri diğerinin tüm sorunlarını yanıtlayamıyor. Felsefe - çok kabaca- düşünce üzerine düşünce üretmekse, doğal bilimler de doğa üzerine düşünce üretmektir. Buna bağlı olarak doğa bilimlerinin önermeleri, gözlemlerle (deney ve ölçmeyle) sınanabilir, denetlenebilir. Matematikte de önermeler, ilkece mantıksal yollarla denetlenebilir. Oysa felsefe anlatımlarında her iki denetim biçimi de olanaksızdır.

Doğa bilimlerinde elde edilen bilgilerin bilimselliğini oluşturan en çarpıcı özelliklerden biri, hiç kuşku yok ki, yantutmazlıktır. Eleştiriye açık olmaktır. Bu, doğal olarak "ideoloji" ya da "inanç" ile çelişir. Doğa ve doğa yasaları, hiçbir ideolojiye bağımlı değil. Onları anlamak "tutkuyla çalışmayı" (Cahit Arf), "doğaya dört gözle bakmayı"(Ahmet İnam), " hayal gücünü"(Karl Popper), "düşüncenin özgür atılımını" (Einstein) gerektiriyor.

Einstein 'in bilimsel kuramlarla ilgili bir özdeyişi var: "Bilimde, ölümsüz kuram yoktur". İnançlar ise kendi paradigmalarını ezeli ve ebedi gösterir. Gerisini siz anlayın!...

 

1. Diyalektik Materyalizm, bilimin bir yöntemi mi?

Önce yöntem konusuna eğilelim. Engels'in Doğanın Diyalektiği'ne yazılan önsözde (1961) şöyle deniyor:

"Engels, diyalektik materyalist yöntemi kullanarak, çağdaş doğabiliminin birçok sorununu çözer, bilimsel gelişmenin ilerdeki eğilimini önceden tahmin eder ve bilimin daha sonraki başarılarını zamanından önce ortaya koyar."

Bunu, 1961'de SBKP MK Marksizm-Leninizm Enstitüsü yazıyordu. Bu, bir bilimsel gerçeğin ifadesi değil, ajitasyon ve propagandanın ta kendisiydi!

Alan Woods-Ted Grant ikilisi, Türkçe'ye Aklın İsyanı adıyla çevrilen kitaplarında şöyle yazıyor:

" On yıllar önce, Ted Grant (yazarlardan biri) diyalektik materyalizm yöntemini kullanarak hem evrenin kökenleri hakındaki büyük patlama teorilerinin, hem de Fred Hoyle ve Herman Bondi tarafından ileri sürülen alternatif kararlı durum teorisinin çürüklüğünü gösterdi. Ardından maddenin (hiçlikten) sürekli oluşumuna dayanan kararlı durum kuramının yanlış olduğu görüldü. Büyük Patlama kuramı böylece hükmen "kazandı" ve bugün bile bilimsel çevrelerin çoğunluğu tarafından savunulmakta. Diyalektik materyalizm açısından "zamanın başlangıcı" veya " maddenin yaratılışı" hakkında konuşmak son derece saçmadır."

Büyük Patlama kuramının çürütülmediğini anımsatmak ve zamanın başlangıcı ve maddenin yaratılışı hakkında konuşmanın hangi gerekçelerle saçma olduğunu sormakla yetiniyorum. Diyalektik materyalizme göre her şeyin (ama her şeyin) bir başlangıcı ve sonu vardır da ondan böyle diyorum.

İ. Kuçuradi, Çağın Olayları Arasında'da (1997) yöntem ve görüşün daha başlangıçta karıştırıldığını şöyle anlatıyor:

"İşte metotla bir görüşün işbaşında karıştırılmasının sonucu olarak, belirli bir görüş, bir yapma tarzına indirgeniyor ve bir görme tarzı- peşin bir kabul- olarak,bu defa açıklamalarda bulunmak için kullanılıyor. Bu indirgeme, "araştırma"yı bir kabulü veya "model"i uygulama haline getirir... Ne var ki bütün bunlar, ontolojik temellere dayanan bir bilgi felsefesinin eksikliğinin belirtilerinden ve olana yönelen bir bakışın eksikliğinin "bilimleştirilmesi"nden başka bir şey değildir."

Diyalektik maddecilik bir ölçüde, daha önce Marx'ın kurduğu "sosyo-ekonomik yapıya" sonradan yapılmış bir ektir. Bu ekin amacı nedir? Tarihsel maddeciliği, doğanın kendi yasaları üzerine kurulmuş bir "bilim" yapma düşüncesi!

Engels, çağının bilimini derinden kavramıştır; ama diyalektik adına çağının en büyük buluşlarından ikisine karşı çıkmak zorunda kalmıştır: Termodinamiğin ikinci ilkesi (entropi artış yasası) ve (Darwin'e hayranlığına karşın) evrimin salt ayıklayıcı (doğal seleksiyon) yorumu.

 

Doğada "Yönetmelik Maddeleri" İşliyor mu?

Bilim tarihine bir bakılsa görülür ki, bilimin buluşları, bu sırada izlendiği sanılan yöntemlerle yapılmamıştır. Bacon zamanından kalma "yönetmelik maddeleri"yle yapılan bilimsel çalışma bir öykünmedir. Bunların hepsi bürokrasinin dayattığı "ders kitabı bilimi"dir. Bu konuda Ahmet İnam , Bilimin Binbir Yüzü'nde(1999) şöyle diyor: "Yaratıcı bir insanın "hangi yöntemi kullanayım?" sorusunu önceden kesin ve değişmez biçimde soran biri olduğunu sanmıyorum. Dediğim gibi araştırma yöntemi, o alanın ustalarından araştırma yapa yapa öğrenilecek, geliştirelicek bir iştir."

Bilim adamlarının çalışmaları çok daha basittir: Yasalar nasıl mı bulunur? Soruya, R.Feynman 'ın (1918-1988, Nobel Fizik-1965) yanıtı şöyle:

"Yeni bir yasa bulmak için genellikle şu yöntemi kullanırız: Önce bir tahminde bulunuruz. Sonra eğer tahmin ettiğimiz yasa doğru ise ondan çıkarılacak sonuçların neler olabileceğini hesaplarız. Daha sonra da, deney veya deneyimlerimiz yardımıyla, bu sonuçların doğada doğru olup olmadığını, doğrudan gözlem yoluyla araştırırız. Eğer deneylere ters düşüyorlarsa yanlıştırlar. Bu basit ifade bilimin anahtarıdır. Tahmininizin çok güzel olması, sizin çok zeki olmanız, kimin yaptığı ve adının ne olduğu hiç fark etmez; deney, eğer tahmin sonuçları deneye ters düşüyorsa yanlıştır; işte o kadar!"

 

2. 'Doğanın Diyalektiği' Var mı?

Aklın İsyanı'nda şöyle deniyor: "Marksizmi kavramak, diyalektik materyalizmi kavramaksızın mümkün değildir. Diyalektiğin nihai anıtı, bizzat doğadır... Marksizmi anlamanın biricik yolu Marx, Engels, Lenin ve Troçki'nin çalışmalarını okumaktan geçer." Stalin ve Mao'nun atlanmış olduğuna dikkatinizi çekerim! Bir daha okumanızı öneriyorum. Eskiden olsa buradan en az üç fraksiyon doğardı; ama demek ki duyarlılık azalmış! Diyalektiğin nihai anıtı neymiş? Doğa. Doğadan mı öğreneceğiz yani? Hayır, Marx, Engels, Lenin ve Troçki'nin çalışmalarını okumadan doğayı anlayamazsınız! Yanlış mı anlıyorum?!...

Acaba doğada diyalektik materyalizimin ilkelerini görebilir miyiz? Doğaya onun ilkeleri ışığında bakmaya çalışalım:

(a) Zıtların Birliği ve "Mücadelesi"

Doğada zıtlar nedir? Olsa olsa elektrik yükleri ve manyetik kutuplardır. Bunlar arasında çekim-itim anlamında "hareket" vardır; ama bir 'savaşım' yoktur. Çünkü yüklerin korunumu yasası evrenselliğini sürdürüyor. Yok eğer aklınıza madde-antimadde simetrisi geliyorsa , bunun da aslı yüktür ve bilim, bunları yeniden "yaratabilmekte"dir. Kısaca yükler arasında bir "savaşım" ve "inkârın inkârı" yasaları işlememektedir! Ayrıca bilim tarihi, yük zıtlığının keşfinde ve gelişmesinde, Diyalektik Materyalizmin her hangi bir katkısını kaydetmiyor.

Zıtların birliği ve mücadelesine "inanırsanız" dövüşmek için pek çok bahane, daha doğrusu "antagonist çelişki" bulabilirsiniz. Bir ara kuramsal ve uygulamalı matematikçiler de aralarındaki çelişkileri "antagonist" sanıp dövüşmeye(!) kalkmışlar. Ünlü Alman matematikçi David Hilbert 'ten (1862-1943) "Kuramsal ve Uygulamalı Matematik Ortak Kongresi"nde iki grup matematikçi arasındaki sürtüşmeyi ortadan kaldırmaya yarayacak bir açış konuşması yapması istenmiş. D. Hilbert sözlerine şöyle başlamış:

" Bize sık sık kuramsal matematikle uygulamalı matematiğin birbirine düşman olduğu söylenir. Bu doğru değildir. Kuramsal ve uygulamalı matematik hiçbir zaman birbirine düşman olmamıştır. Kuramsal ve uygulamalı matematik birbirine asla düşman olmayacaktır. Kuramsal ve uygulamalı matematik birbirine düşman olamaz çünkü, aslında, kesinlikle, ortak hiçbir şeyleri yoktur."

Hilbert'in sözlerinin çelişkiyi çözüp çözmediğini Matematik Dünyası'na sormak gerekir!

(b) Şeylerin Birbirine Zincirleme/Zorunlu Bağlılığı

Bu ilke de Newtoncu doğa anlayışına, klasik nedensellik ve belirlenimcilik (determinizm) anlayışına dayanır.

Olguların ve maddedeki hareketin, nedensellik zincirinin zorunlu halkalarının birer parçası olduğu görüşü, bilimsel bir görüş değildir. Olgular, nedensellik bağıyla değil olasılık bağıyla birbirine bağlanabilir. Bu da insanoğlunun bakış açısında bir genişleme anlamına gelir. Bilimde neden sorusundan çok nasıl sorusu önemlidir. Zamanında I. Newton (1642-1727) bile bu konuda sorgulanmıştı: "Ama bu bir şey ifade etmiyor; bize bir şey anlatmıyor" O da "Size nasıl hareket ettiğini söylüyor; bu yeterli olmalı. Ben de size nasıl hareket ettiğini söyledim, neden öyle olduğunu değil." yanıtını vermişti.

* Nesnelerin hareketliyken hareketli kalmalarının nedeni veya neden bir kütleçekim olduğu tabii ki bilinmiyor.

* Evrenin neden genişlediğini de bilmiyoruz. Özdeş radyoaktif atomların bir yarı ömür sonunda yaklaşık yarısının neden bozunup öteki yarısının neden bozunmadığını bilmiyoruz.

* Hangi radyoaktif atomların bozunacağını da bilmiyoruz.

* Doğada raslantının olmadığı, onun insan algısının yetmediği yerde kurtarıcı bir terim olarak kullanıldığı görüşü, bilim tarihine dayanmıyor.

* Bir gaz kabındaki moleküllerin hareketi, tümüyle gelişigüzel, rastgeledir. Isıyı, moleküllerin bu raslantısal iç hareketleri oluşturur.

* Bir gezegenin düz bir doğru boyunca hareket etmesinin bilinen bir nedeni yoktur. Nesnelerin sonsuza dek gitmeyi sürdürmelerinin nedeni bulunamamıştır. Eylemsizlik kuramının da bilinen bir kökeni yoktur.

(c) Nicel Birikimlerin Nitel Değişime Dönüşmesi

Bu ilke, sarmal bir biçimde hep ileriye ya da yukarıya akan bir toplumsal tarih düşünün doğaya uyarlanmasından başka bir şey değildir. Atomlar ve moleküller dünyasında ne gibi bir nicel birikim olmaktadır? Burada zıtların birliği ve mücadelesini ya da inkârın inkârını göremezsiniz. Kapitalist toplumun ilk evresindeki proleter-burjuva ikilemini alır, doğaya taşırsanız, doğaya "canlıcı" bir anlam yüklemiş olursunuz. Doğaya bu anlamın ve amacın verilmesi, tümüyle "öznel idealist" bir tutumdur! Çünkü, doğada "doğanın diyalektiği" yoktur.

(d) İnkârın İnkârı (Negasyonun Negasyonu)

İnkârın inkârı yasanın açıklanması yolunda Engels'in verdiği arpa tanesi örneği hatırlanabilir:

"Eğer bir arpa tanesi kendisi için uygun koşullar bulursa, ısının ve nemliliğin etkisi altında onda özgül bir değişiklik ortaya çıkar, filizlenir: tane, artık eski durumunda yok olur. Değişmiştir; tanenin değillemesi olarak kendinden doğan bitki onun yerini almıştır. Fakat bu bitkinin olağan yaşamı nedir? Büyür, çiçek açar, döllenir ve yeni arpa taneleri üretir ve bunlar olgunlaşır olgunlaşmaz bitki solar, o da kendi payına değillenmiştir. Bu değillemenin sonucu olarak yeniden başlangıçtaki arpa tanesini elde ederiz, fakat on, yirmi, otuz katıyla..."

Canlılar dünyasında gözlenen bu olguyla ne evren, ne de atom ve moleküller dünyası kavranabilir. Jacques Monod (1910-1976,Nobel Tıp Ödülü, 1965), Raslantı ve Zorunluluk adlı ünlü eserinde diyalektik materyalizimin canlıcı (animist) kavrayışını şöyle anlatır:

"Her devrimin ve her gelişmenin "temel yasasını" diyalektik çelişkiden çıkarmak, doğada ilerleyici, yapıcı ve yaratıcı bir tasarı görmeye ve bu tasarının, gizleri çözülebilir ve manevi açıdan anlamlı bir tasarı olarak görülmesini sağlayan bir öznel doğa yorumunu sistemleştirmeye çalışmaktan öte bir şey olamaz. Bu, ne denli örtülürse örtünsün her zaman tanınabilen "canlıcı tasarıcılık"tır."

 

Sonuç: Doğa ve kuramın gözü

Özellikle Görelilik Kuramları ve Kuantum Kuramı, doğaya bakışımızı alt üst etti. Şimdi doğaya bakarken gözlüğümüz, kuram; ama bu, kesinlikle diyalektik materyalizm değil. Uzay­zamanı, ışık hızında gitmeyi, Evrenimizin genişlemesini, Karadelikleri, Büyük Patlamayı ancak Görelilik gözlüğüyle anlayabiliriz. Atomaltı dünyayı, parçacıkların aynı zamanda dalga özelliği göstermesini, parçacıkların konum ve momentumlarını aynı anda doğru olarak ölçemeyeceğimizi, bir parçacığın aynı anda iki delikten geçtiğini ancak Kuantum Kuramı gözlüğüyle "görebiliriz". Doğadaki olgu ve olayları salt mantıkla, usavurmayla çözemeyiz. Çünkü bilimin geldiği aşama, sağ duyuyla kavranamayacak kadar "örgütlü usavurmayı" (yani matematik dilini kullanmayı) gerektiriyor. Sözlerimi Lewis Wolpert'in Bilimin Doğal Olmayan Doğası adlı küçük ama özlü şaheserinin son sözleriyle bitirmek istiyorum:" Bilim insanoğlunun en büyük ve en güzel başarılarından birisidir ve yaşamaya da devam etmesi için bir zamanlar İyonya'da olduğu gibi bu gün de politika karışmamış özgür ve eleştirel tartışmanın sürmesi zorunludur."

 

Bu Yazıda Alıntı Yapılan Kitaplar:

Feynman, Richard;Keşfetme Hazzı, Feynman, Richard; Fizik Yasaları Üzerine Feynman, Richard; Kuantum Elektrodinamiği Gamow, George;1-2-3 Sonsuz, İnam, Ahmet; Bilimin Binbir Yüzü, Russel,Bertrand; Sorgulayan denemeler, TÜBİTAK yayınları Wolpert,Lewis; Bilimin Doğal Olmayan Doğası (Görüşlerin Temeli: Nermi Uygur, Dil Yönünden Fizik Felsefesi, Remzi Kitabevi (1985) s:125-126) (Kuçuradi, Çağın Olayları Arasında , Ayraç Yay(1997)s: 138-140) Engels, Friedrich; Doğanın Diyalektiği(1961), Çev: Arif Gelen; Sol yayınları(1970),s:15) Bedia Akarsu,Çağdaş Felsefe s:239-240)


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat