Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam129
Toplam Ziyaret407893

Murat Kaymak

Laiklik, Sekülarizm ve Din

Prof.Dr. Bedia AKARSU

Laiklik konusu üzerinde çok yazıldı çizildi, artık ne gerek var yeniden yazmaya diye düşünüyordum. Ama laik bir devlet olduğu anayasasında yazılı olan ve ayrı bir madde ile bunun değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği bildirilen bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı ''Laiklikle İslamiyeti Bağdaştırma Projesi'' hazırlattığını söylerse ve Yargıtay Başkanı sözlerini Kuran'dan ayetlerle desteklerse, bundan böyle hiç kimsenin artık susmaması, yineleme de olsa konuşması, yazması gerekir.

İlkin laikliğin nasıl da ters yorumlandığını görmek şaşırtıyor insanı. Kimileri laiklik tanımını dinle devletin ayrılması diyerek basite indirip eksik bırakıyor tanımı. Kimileri de laikliği din özgürlüğü olarak algılayıp çarşafla, sarıkla her yere girebileceği sanısı içinde ve bunu da insan haklarına bağlıyor. Oysa laikliğin tarihine baksalar anlamının yoruma elvermeyecek kadar açık olduğunu görürler. Her türlü otorite, özellikle din baskısı karşısında insanın özgür olmasıdır aynı zamanda laiklik ve hiç kimseden dinsel inanç ya da inançsızlığının hesabının sorulmamasıdır. Temeli özgürlük ve bağımsızlık olan bilimsel düşünüşün, dinsel düşünüşün yerini almasıdır.

Kavram saptırmaları son zamanlarda gerçekten çığrından çıktı. Yüksek kültür düzeyinde olması gereken kimileri de sekülarizm sözcüğünü ortaya atıp yüksek yüksek düşünceler üretiyorlar. Gerçi sekülarizmle laiklik arasında bir ayrım var, ama bu aynı kavrama iki ayrı kültür ülkesinin tarihlerinden gelen farklı bakış açısından yaklaşımıdır. İngilizler kullanıyor sekülarizm sözcüğünü; kara Avrupası, özellikle Fransızlar laiklikle karşılamışlar aynı kavramı; aralarındaki farksa İngiliz ve Fransızların farklı kültürel ve siyasal geçmişleri. Otoriteden bağımsızlaşma da, Aydınlanma da İngiltere'de çok erken başlamıştır. Daha 1215'te ''Magna Carta'' ile tek kişinin otoritesine, monarşiye karşı yeni bir güç ortaya çıkıyor ve bu giderek genişliyor. Aydınlanma dönemi de ilkin İngiltere'de başlamıştır, ama bütün dünyaya yayılması Fransız devrimi ile olmuştur 1789 da; oysa İngiltere'de büyük devrimin tarihi 1648'dir. Bu arada şunu da anımsatalım: İngiltere'de yazılı bir anayasa da yoktur; İngiltere'yi örnek alanlar bunu da hesaba katmalılar.

Biz Tanzimat'tan beri Fransız kültürüne açık olduğumuzdan kavramlar da Fransızca üzerinden gelmiş Türkçe'ye; laik sözcüğü de anlamı ile birlikte, Fransız anlayışıyla girmiş yerinde olarak, aydınlanmaya yeni başlayan bir ülke için başka türlü de olamazdı. Son yıllarda kültürümüz İngiliz-Amerikan etkisi ile İngilizceye açıldığından sekülarizm sözcüğü de girmeye başladı ve çok ayrı kavramlarmış gibi görüldü bu kavramlar.

Oysa laiklikte de sekülarizmde de dünya ve devlet işleri din işlerinden ayrı tutulur. Aralarındaki ayrılık; Fransa'da devlet gereğinde din işlerini düzenleyebilir, İngiltere'de ise devlet de din de birbirine karışamaz. Bu da İngilizlerin kültürel ve siyasal tarihlerinden gelen bir durumdur yukarıda belirttiğim gibi. Ama asıl önemli olan laik ve seküler insan 'ın bilmek 'le inanma 'yı ayırabilmesidir; akla uyan, olayları aklın ışığında değerlendirebilen, aydınlanmış olan çağdaş insan olmasıdır. Laiklik de sekülarizm de çağdaşlaşmayı içerir ve çağdaş olmayı sağlar. Biz de öteden beri kullanılan laiklik sözcüğünü kullanarak, laik olmadan çağdaşlaşmanın da olamayacağını yeniden vurgulayalım. Çağdaşlaşma da her şeyden önce özgür ve bağımsız olmadır, dinsel düşünüşün yerini eleştirel akılla bilimsel düşünüşün almasıdır. Önemli olan da inançları bilime karıştırmamaktır; inancını bilme tutkusundan ayrı tutmasını bilmektir. Bu konuda tipik bir örnek olarak Darwin' i gösterebiliriz. Darwin dindar bir insan aslında ve kutsal kitapta yazılı olanların doğruluğunu kanıtlamak için araştırma yapmak üzere yola çıkar, ama bulguları kitaba ters düşmüştür. Bu, Darwin'in araştırmasını durdurmaz, tam tersine.. inançlarına ters düşse de araştırmasının sonuçlarını kuramlaştırır, bilimsel olmaktan çıkarmaz onu inançları. İşte çağdaşlık budur. Yıllardır modernisation (modernizasyon) karşılığı olarak kullandığımız çağdaşlaşma sözcüğünü sekülarizmin karşılığı olarak göstermek de yanlıştır. Gerçi çağdaş aynı çağda bulunmak anlamına gelir, ama bu, kavramın somut anlamıdır. Her kavramı imleyen sözcüğün başlangıçta somut bir anlamı vardır, sonra ona yeni anlamlar yüklenmiştir.

Çağdaş sözcüğü de kendisine yüklenen anlamlarla zenginleşmiştir. Bunu değiştirmenin anlamı olmadığı gibi, hakkımız da yoktur bu yüklenilmiş olan anlamları silmeye.

Kavramları böylece belirttikten sonra gelelim, dinde reform yapma ya da dinle laikliği bağdaştırma düşüncesine... İlkin, hiçbir dinin laiklikle bağdaşamayacağını vurgulamalıyım. Laiklikle bağdaşmaya kalkan din, kendi kendini yıkar. Dinde reform yapmaya girişmekse yeni bir mezhep ya da yeni bir din kurmak demektir. Kimileri de Luther' in yaptığı reformu örnek almamızı öneriyor. Oysa Luther'in yaptığı doğrudan doğruya İncil'e dönmektir. Roma Kilisesi'nin elinde yozlaşmış ve haraç aracı olmuş olan Hıristiyanlığı yeniden aslına döndürmek, arındırmaktır. Bunun için de önce İncil'i Almancaya çevirmiştir Luther.

Şunu da belirtmekte yarar var: Dinler laikleştirilemez, ama dinlerin ilerlemeyi engelleyen baskısı karşısında insanların ve devletlerin laikleşmesi söz konusudur. Aslında Avrupa'da aydınlanmayı sağlayan Luther ya da dinde yapılmış olan reform değil, bilimin ilerlemesi ve bilimsel düşünüşün egemenlik kazanmasıdır. Bununla dinler ortadan kalkmamış, tam tersine insanlar inançlarıyla baş başa bırakılmıştır. Bugün Avrupa'da da bağnaz düşünenler var ve bunlar Hıristiyanlığın laikliğe elverişli olduğunu söylüyorlar. Oysa Hıristiyanlık laik olsaydı Galilei' yi affetmek için 400 yıl bekler miydi? Laik olan din değildir Batı dünyasında da, bilimsel düşünüşün dinsel düşünüşten bağımsız olarak yolunu sürdürmesidir olan biten.

Bize gelince, Atatürk dinde reform yapmadı diye eleştirenler bir hayli çoktu, yine de var. Oysa o zaten laik düzeni getirmekle en büyük devrimi gerçekleştirmişti toplum yaşamında. Atatürk yeni bir mezhep kuracak değildi elbette.

Aslında laikliği getirmekle Müslümanlığa da Müslümanlara da en büyük iyiliği yapmış, dini bir duyunç (vicdan), bir inanç işi olarak görmüş ve her insanı kendi vicdanı ile baş başa bırakmıştır. Luther'in yaptığını örnek gösterenler şunu da unutuyorlar: Luther'in istediği de Tanrı ile insan arasında aracı olan kiliseyi ve ruhban sınıfını kaldırmaktır. İslam dininde ise kilise de yoktur, ruhban sınıfı da... Böyle bir sınıf yaratmaya girişmekse Müslümanlara yapılan en büyük kötülüktür. Bugün yapılacak olan, insanlarımızı dinin yazgıcılığından ve baskısından kurtarmak, boyun eğen değil, düşünen, kendi kendinin bilincine eren, nitelikli yurttaşlar yetiştirmektir. Bunun için de düşünüş biçiminin değiştirilmesi gerekir, Atatürk'ün sık sık söylediği gibi. Bunun yolu da düşünebilen insanlar yaratmaktır; bu da ancak laik eğitimle gerçekleştirilebilir.

Geçenlerde değerli yazar İlhan Selçuk Cumhuriyet'teki yazısında (25 Kasım 1999) televizyonlarda futbol maçları görüntüleriyle ülkenin koca bir stadyuma çevrildiğine işaret ediyor ve ''Türkiye'yi yalnız büyük bir stadyum değil, ülke çapında bir okula dönüştürmek gerek'' diye yazıyordu. Bu düş gibi gelen yol 1930'larda açılmış ve başarıya da ulaşmıştı. 1923-1938 arası devrimler birbirini izlemişti. Yazı devrimi ile birlikte okuma yazma seferberliği başlatılmıştı. ''Millet Mektepleri'' açılmıştı yetişkinler için. Laik okullar ve üniversite reformu ile ikili öğretime son verilmişti. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, içlerinde dil, edebiyat, tiyatro, spor, kitaplık ve yayın, köycülük, müze vb. alanlarda etkinlikler yapılan Halkevleri, halkodaları kurulmuştu. Köy Enstitüleri açılmıştı. Ülke gerçekten İ. Selçuk'un düşlediği koca bir okula dönüşmüştü. Ama ne yazık ki 1946 ruhu dedikleri o sözüm ona demokrasi ile bu yol tersine çevrildi. Karşı devrim hareketi adım adım ilerleyerek 1980'lerde doruğuna erişip bugünlere getirdi ülkemizi.

Ancak karşı devrimciler bütün bu olup bitenlere bakıp fazla umutlanmasınlar. Atatürk'ün cumhuriyeti emanet ettiği gençlik artık bunları yenecek kimliğe kavuşmuştur. Aydınlanma devrimini yaşamış hiçbir toplum yeniden karanlığa döndürülemez. Kendi diliyle, kendi tarihi ile kendi kimliğini bulmuş ve uyanmış olan bu halk ve bu gençlik kendi aydınlık yolunu sürdürecektir.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat