Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam92
Toplam Ziyaret393182

İrtica ve Eğitim

MUHAMMED DAFİ Emekli Vaiz

Amerikalı Barış Gönüllüleri'nin (!) Anadolu'da fink attığı günlerdeydi. Ankara'da Türkiye Öğretmenleri Milli Federasyonu'nun bahçesinde otururken iki genç masama geldiler. İkisini de tanıyordum. ''Anadolu'dan geliyoruz, memleketi karış karış tarıyoruz'' dediler. ''Neyini tarıyorsunuz'' dedim, ''Her şeyini'' dediler. ''Nüfus yapısını, etnik yapısını, dinini, dillerini, geçim kaynaklarını... Her şeyini...'' Din/inanç konusunu neden kurcalıyorsunuz diye sordum. ''En önemlisi bu. Türkiye'de eğitim-öğretime yeni bir içerik ve biçim verilecek. Bu konuda din ve inanç en önemli faktörlerden biri. Bu konuda halkın isteklerini saptamaya çalışıyoruz...'' dediler. ''Peki, halk 'dinsel eğitim-öğretimi istiyorum, başka eğitim-öğretim istemiyorum' derse ne yapacaksınız?'' diye sordum. ''Derse der. Esas olan halkın isteğidir, demokrasinin icabı da bu değil mi'' yanıtını verdiler. İkisi de Milli Eğitim Bakanlığı'nda görevliydiler. Sorduğumda, yolluk ve günlükleriyle öteki giderlerinin, o dönem çok moda olan AID fonundan karşılandığını söylemişlerdi. O iki gençten biri genç yaşında öldü. Ötekisi, işini sürdürdü. Benzer yardımlarla Asya'nın, Afrika'nın geri ülkelerinden Türk eğitimine dinsel içerikli uygulama örnekleri taşıdı.

Yine o yıllarda, sözde bu barış gönüllülerinin bir bölüğüne Kayseri'nin Sarıoğlan ilçesine bağlı Çiftlik kasabasında rastlamıştım. Kasabada ev ev dolaşarak birtakım sorular soruyorlardı. Kullandıkları soru kâğıtlarının bir örneği elimde. Şöyle sorular var: ''Hangi dine inanırsınız?'' ''Din sizin için neden önemli?'', ''Okullarda öğretilen din yeterli mi?'', ''Okulda din öğretimi nasıl olmalı?'', Evinizde Kuran var mı?'', ''Kuran'ı yazıldığı gibi okumak ister miydiniz?'' vb. sorular. Yüz sorudan on yedisi dinsel içerikli. Durumu, o zaman Kayseri'den milletvekili olan bir öğretmene ve Halk Eğitimi Genel Müdürü'ne mektupla bildirdim. 27 Mayıs devrimiyle birlikte bir de halk eğitimi coşkusu gündeme gelmişti. İmam-muhtar-öğretmen üçayağı üstünde, köylülerin/kırsal kesim insanının eğitilmesi umuluyordu. İmam ağır bastı. Hem camideki yetkesini güçlendirdi, hem de camiyi okula, köy odalarına taşıdı. Cami yapılması, Kuran kursu ve imam hatip okulu açılması birden hız kazandı. Halk, okul mu cami mi.. ikircikliğine düşürüldü. İmamlar hızla kadrolaştırılarak devletten aylığa bağlandı. Köy Enstitüleri'ne kaynak oluşturan köysel/kırsal kesim çocukları, o kurumların siyaseten kapatılmasıyla zaten imam-hatip okullarına yönlendirilmişti. Bu kez, imamların aylığa bağlanması ve imam-hatip çıkışlılara yükseköğretim yolunun açılması, dinsel eğitim-öğretim kurumlarının çekiciliğini daha da arttırdı.

Bilindiği üzere, 1946 yılından itibaren ilkokulların 4. ve 5. sınıflarında isteğe bağlı din dersi okutulması kuralı getirilmişti. Bu konudaki siyasal karar: ''Çocuğuna okulda din dersi verilmesini İSTEYEN veli, bu isteğini okul yönetimine yazılı olarak bildirir'' biçimindeydi. Uygulayıcı Milli Eğitim Bakanı bir ''hile-i şer'iye'' yaptı, kararda geçen ''isteyen'' sözcüğünü ''istemeyen'' sözcüğü ile değiştirdi. Öğretim izlencesinde karar: ''Çocuğuna okulda din dersi verilmesini İSTEMEYEN veli, bu isteğini yazılı olarak okul yönetimine bildirir'' biçiminde yer aldı. Kimse çıkıp böyle bir yazılı başvuruda bulunmayınca da, sanki her veli bunu istiyormuş gibi ilköğretim okullarında din dersi oturaklaştı. Din dersi ve sözde din kültürü zorunluluğunu laik Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasına yerleştiren generallerimizden biri bile söz konusu uygulamayı kullandı. ''Baksanıza, 1946'lardan beri ilkokullarda din dersi var. Kimse çıkıp ben çocuğuma okutmam dememiş. Demek ki halk bunu istiyor'' dedi. Oysa halk, kendi adına oynanan oyunlardan habersizdi. Laiklik, Atatürk devrim ve ilkeleri adına mangalda kül bırakılmayan ülkemizde, yalnızca rahmetli Prof. Bülent Nuri Esen karşı çıktı, çocuğuna din dersi verilmesine. Dileğini okul yönetimine yazılı olarak iletti. Bir de, yine rahmetli Behçet Kemal Çağlar karşı geldi okullara din dersi konulmasına. Tepkisini, hem partisinden hem de milletvekilliğinden çekilerek gösterdi.

Bir bakanın ihaneti

Bugün ulusumuzun başına bela olan bütün siyasal ve toplumsal sıkıntılarımızın başlıca kaynağı olan siyasal din' in temeli, kuşkusuz 1946'da, ''... din dersi isteyen veli...'' sözcesinin, ''... din dersi istemeyen veli...'' sözcesiyle değiştirilmesinde yatar. 1982 Anayasası'nın getirdiği ''din dersi ve din kültürü zorunluluğu...'' ise tam bir siyasal dayatmadır. Anayasanızın bir maddesi ile laikliği ''Cumhuriyetin temel nitelikleri'' nden sayarak, dinsel eğitimciliği siyasal düzenleme dışı kabul eden ''Öğretim Birliği Yasası'' nı, bir başka madde ile devletin temel yasalarından sayacak ve korumaya alacaksınız: öte yandan devletin kuruluşundan beri önvermek istemediğiniz din olgusunun siyasallaşması ve laik devlet içinde kurumlaşması için bütün kapıları açacak, her türlü olanağı sağlayacaksınız. Bu, bir ayağı Batı'da, bir ayağı Doğu'da, tam bir Tanzimatçı kafanın ürünüdür. Yepyeni bir çağdaş Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin, halifesiz, meşihatsız bir ulusal bağımsızlık savaşımının ürünü olduğunu kavrayamamaktır.

Yüce Atatürk'ün deyişiyle, dini ve dince kutsal sayılan şeyleri kendi kör çıkarları, siyasal emelleri için kullanmayı meslek edinmiş çevreler, Anadolu aydınlanmacılığını sakalla, cüppe ile karartamayacaklarını anlayınca, ilkokuldan başlayan din derslerine, imam-hatip okullarına ve Kuran kurslarına mal bulmuş Mağrıbi gibi saldırdılar. 1950'lerden başlayarak camileri, usunu kullanmaktan yoksun imam ve hatipleri, vaizleri kullanarak gerçekten hırslı, ilkeli ve izlenceli bir beyin yıkama işlemine giriştiler. Yoğun bir örgütlenme ve Atatürk düşmanlığı başlattılar. 1959'da Kayseri İmam-Hatip Okulu'nda ders kitabındaki Atatürk resminin gözlerini karalayan öğrenciye, bunu neden yaptığı sorulduğunda, öğrenci, ''Bakışından hoşlanmıyorum. Öğretmenimiz, dinimizi onun yok ettiğini söylüyor'' yanıtını verdi. Olay Meclis'e yansıdı. Ama hiçbir sonuç çıkmadı. Dönemin yöneticilerinden biri, bakanlıkta bir üst görevle ödüllendirildi. Yobaz, gerici (mürteci) ve siyasal dinci, dinsel örgütlenmede çocukları ve kadınları keşfettiğinde, yeniden doğmuş gibi oldu. Laik eğitim kurumları içinde anaokulundan üniversiteye dek yayılan bir dinsel çalışma alanı, bu alanlara veri tabanı ve öğretici hazırlayan Kuran kurslarından imam-hatip okullarına, yüksek İslam enstitülerinden ilahiyat fakültelerine... koskoca bir dinsel kurumlaşmayı göstermektedir. Öteki dünya özlemi ve aldatmacası yla birbirine kenetlenmiş bir dinsel siyasallaşma nın elinden, imam-hatip liselerinin orta kısmını koparıncaya, Kuran kurslarını sınırlayıncaya dek Meclis'iyle, devlet kurumlarıyla, sivil örgütleriyle.. neler çekti toplumumuz. Askersel bir dayanca olmasa belki de başarılamayacaktı, körpe yavruları yobazın/gericinin kıskacından çekip almak. Ama ne yazık ki ahtapotun bedeni hâlâ canlı.

O kör kıskaç bir yerlerde hâlâ sıkıştırmasını sürdürüyor. Diderot' nun dediği gibi, ''İster bir dine inanalım ister inanmayalım, Tanrısal iletiler de, insanlığımızın gereği de her işte usumuzu kullanmamızı buyurur. Hem usumuzu Tanrı'ya borçlu olduğumuzu ileri sürmek, hem de Tanrı kullarının kendisini uslarıyla tartışmalarını istemiyor savında bulunmak: ya insanın uslamlama gücünden yoksun olduğunu, ya da Tanrı'nın ikiyüzlülüğünü kabul etmek demektir.''

İster inanalım ister inanmayalım, ister dindar olalım ister dinsiz; unutmayalım ki insanlığımız, us gücümüzü kullanabilme yeteneğimizle doğru orantılıdır.

Cumhuriyet 11 Nisan 1999


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat