Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam40
Toplam Ziyaret407388

Murat Kaymak

Öğretmen Yetiştirmede Başlangıç: 16 Mart 1848

Prof. Dr. İSA EŞME Marmara Üniversitesi

Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemler dikkate alındığında öğretmen yetiştiren kurumlar açısından bazı tarihler kilometre taşı olarak göze çarpar. Bunlardan, ilk bağımsız öğretmen yetiştiren kurum Darülmuallimin (Erkek Öğretmen Okulu) adlı okulun açılış tarihi olan 16 Mart 1848 tarihi, tüm öğretmenler için ayrı bir önem taşır. Bir başka deyişle, 16 Mart tarihi, tıpkı 24 Kasım gibi öğretmenler için önemli bir yıldönümü olarak algılanmaktadır. Ancak öğretmenler, özellikle yüksek öğretmenliler, bugün 151. yıldönümünü kutladığımız bu anlamlı günü yine buruk duygular içinde kutlamaktadır. Çünkü bugün, okudukları, yetiştikleri kurumlar yok edilmiştir. Öğretmen kökenli bir akademisyen olarak bu anlamlı yıldönümünde okurlara, Türk Milli Eğitimi'ne 6000'in üzerinde nitelikli öğretmen yetiştirmiş olan ve genç kuşak tarafından yeterince bilinmediğini düşündüğüm Yüksek Öğretmen Okullarını tanıtmak istiyorum.

Yüksek Öğretmen Okulları, lise ve dengi okullara öğretmen yetiştiren, lisans eğitimini üniversitelerin ilgili dallarında, öğretmenlik eğitimini ise kendi bünyesinde yapan ve 130 yıllık sürede varlığını koruyan öğretmen yetiştiren kurumdu. Yüksek Öğretmen Okulu'nun bu eğitim modeli, bugün eğitim fakültelerine yeni bir model olarak tanıtılan modelin tam kendisidir. Yüksek Öğretmen Okulları denildiğinde şüphesiz öncelikle İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu akla gelmektedir. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu, Cumhuriyet dönemi öncesinden 1959 yılına kadar, liselere öğretmen yetiştiren tek kurumdu. Özellikle 1930-1940'lı yıllarda bu kurum, sınavla öğrenci alan çok seçkin bir eğitim kurumu idi. Bu dönemlerde, liselerin başarısının, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'na sokabildiği öğrenci sayısı ile ölçüldüğü, eğitim tarihçileri tarafından hep dile getirilmektedir.

Nitelikli öğretmen yetiştiren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu, 1923-1963 yıllarında sadece 630 mezun verebilmiştir. 1949 yılında bu kurum bir yemek boykotu bahane edilerek kapatılmış ve birkaç yıl sonra yeniden açılmışsa da bir daha eski çizgisini yakalayamamıştır. Bu nitelik yitirmenin etkisi ile 1950'li yıllarda okulun başarısı iyice azalmış, 1944-45 öğretim yılında 185 öğrencisi olan okul 27 mezun verirken, on yıl sonra, 1954-55'te öğrencisi 62'ye, mezun sayısı 7'ye düşmüştür.

İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'na öğrenci tercihinin azalması ve bu kurumun, ülkenin giderek artan lise öğretmeni gereksinimini karşılamada yetersiz kalması, o dönemin yetkililerini yeni arayışlara yöneltmiştir. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu kökenli eğitimcilerden birkaçı ve Nuri Kodamanoğlu, Osman Faruk Verimer, Köy Enstitüleri'ni kapatan dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri' yi etkileyerek Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'nun açılması için yoğun çaba içine girerler. Okulun, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'ndan farklı, yeni bir modelle öğrenci alması planlanmıştır. Bu yeni model, ''yetenekli köy çocuklarının yüksek öğretmen okulları ile ilişkilendirilerek üniversitelere ulaşan bir eğitim düzeyine kavuşturulması'' düşüncesidir. Köy Enstitüleri'ni kapatarak köylüyü ve köy çocuklarını gücendiren hükümet, bu kusurunu telafi edercesine projeyi benimser ve 1959 yılında Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'nu açar. Açılışta bizzat bulunan Milli Eğitim Bakanı, ''Biz bu modelle Türkiye'nin essah öğretmenlerini yetiştireceğiz'' diyerek yeni öğrencilere moral ve ümit verir. Böylece 17 Nisan 1940'ta açılan Köy Enstitüleri ile eğitim alanında şahlanan köy çocuklarına, eğitimde doruğa ulaşmak için bir şans doğmuş, köyden üniversiteye bir köprü kurulmuştur.

Yeni modelin gereği olarak, 1959 Haziranı'nda ilköğretmen okullarından derece ile mezun olan 65 öğrenci tamamen nesnel (objektif) ölçütlerle seçilerek Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'na gönderilir. Bu yetenekli gençler, 31 Temmuz 1959 günü başlayan 3 aylık hızlandırılmış bir eğitimle yaz sıcağında Devlet Lise Hazırlık Sınavları'na hazırlanır. (Çünkü o dönemde, ilköğretmen okulunu bitirseler bile bu öğrenciler üniversite sınavlarına girememektedirler.)

Kursun bitiminde, Ankara Atatürk Lisesi'nde Fen Kolu Lise Bitirme Sınavına giren öğrenciler birkaç fire ile başarılı olur ve 1959-60 döneminde Ankara Üniversitesi'nin Fen ve Edebiyat fakültelerine alınırlar. Bu başarıya ulaşılmasında, okul müdürü, değerli eğitimci Hasan Erk' in özverili çalışmalarının büyük katkısı vardır. Yüksek öğretmenliler artık kabuğunu kırmıştır. Bu ilklerin tamamına yakını okullarını 1963-64 döneminde bitirirler. Köylerden, kasabalardan seçilen 65 çocuk ve onları izleyen öbürleri... Hepsi zeki, hepsi yetenekli, kavrayışlı; sorgulayan, irdeleyen, eleştiren ve okuyan öğrenci topluluğu... Birey-toplum çıkarlarında önceliği her zaman topluma vermeye hazır idealist topluluk, bu yeni modelle bugünün seçkin öğretmenleri, öğretim üyeleri, dekanları, rektörleri, yöneticileri olmuş, eğitim kurumları açmış ve eğitim düzeyini doruğa taşımıştır. İşte bu, yüksek öğretmen gerçeğidir.

Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'nda, geçiş döneminin ardından, 1 yıl sonra hazırlık sınıfı modeline geçilir. İlköğretmen okullarının, 5. sınıfı bitiren başarılı ve nitelikli öğrencileri, 1 yıllık hazırlık sınıfı eğitiminden sonra ise olgunluk sınavlarına, daha sonra üniversitelere girerler. Model, beklenenin üzerinde başarı ile yürür.

Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'nun bu başarılı çizgisi dönemin yetkililerini harekete geçirir. 1964'te İzmir Yüksek Öğretmen Okulu açılır. 100'e yakın öğrencisi ile her yıl 10 civarında mezun verebilen İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu, öğrenci seçmede 116 yıllık geleneğini bırakarak, aynı yıl, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu modeli ile öğrenci almaya başlar.

1960'lı yılların ilk yarısında, Yüksek Öğretmen Okulları başarıda doruğa yükselir. Bu sonucun alınmasında, her birini saygı ile andığımız dönemin Milli Eğitim Bakanı İbrahim Öktem, onun müsteşarı Nuri Kodamanoğlu ve Öğretmen Okulları Genel Müdürü Selman Erdem 'in büyük katkıları bulunmaktadır.

1960'lı yılların sonlarına doğru başarı grafiğinin eğimi tersine dönmeye başlar. Milli Eğitim Bakanlığı, Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü'nün 1972 yılında Yüksek Öğretmen Okulları ile ilgili yaptığı araştırma raporundan alınan sayılara (rakamlara) göre, başlangıçta %00'e yakın olan üniversiteye girme oranı %0'lere, üniversitedeki başarı oranı %0'lere, mezuniyet başarı oranı ise %0'ye kadar gerilemiştir. 1970'lerden sonra Yüksek Öğretmen Okulları için her şey daha da kötüleşir. Özellikle 1968'lerde başlayan siyasal kargaşalar bu okulların kapanışa doğru olan ivmesini arttırır. Üç Yüksek Öğretmen Okulu fiilen 1975'te kapanır. Kapanışı resmileştirmek için Milli Eğitim Bakanlığı, 3 kişiden oluşan bir müfettişler kurulunu Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'na göndererek inceleme ve soruşturma yaptırır. Müfettişlerin, 31.5.1978 tarih ve 85.22.11 sayılı raporu ile, Milli Eğitim Bakanlığı Müdürler Komisyonu'nun 4.8.1978 gün ve 37 sayılı kararı ile Yüksek Öğretmen Okulları kapatılır. Böylece köy çocuklarının üniversite amfilerinde boy göstermesi sadece 19 yıl sürmüştür. Kapanıştan, yalnız raporu düzenleyen 3 müfettişin ve son kararı veren dönemin Milli Eğitim Bakanı'nın sorumlu tutulması haksızlık olarak değerlendirilmelidir. Çünkü Yüksek Öğretmen Okulları, bir program ve bir süreç içinde kapatılmıştır. Henüz yaşam mücadelesi vermekle çırpınan genç yüksek öğretmenliler, o dönemde okullarına sahip çıkamamışlar ve kapanışa seyirci kalmak durumunda kalmışlardır.

Öğretmen yetiştirmede, bu en iyi model, nasıl olup da bu duruma düşmüştür? Görünen nedenler şöyle sıralanmaktadır:

* 1964'lerden sonra, Yüksek Öğretmen Okulları'nın ve buna bağlı olarak öğrenci kontenjanlarının arttırılması,

* Öğrenci seçiminde nesnelliğin (objektifliğin) yerini öznel (sübjektif) ölçütlerin alması.

* Yüksek Öğretmen Okulları'nın hazırlık sınıfı eğitiminde niteliğin azalması.

* Yüksek Öğretmen Okulları'nın Cumhuriyetin kuruluşundan beri başarı ile sürdürülen etüt hocalığı kurumunun yozlaştırılması.

* Siyasal güçlerin; ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutan yurtsever, ülküsüne bağlı, atak, üretken yüksek öğretmenlileri kazanmak için okulları politize etmede adeta yarışa girmesi ve yüksek öğretmenlilerin yatılı öğrenci olarak bir arada yaşayamaz duruma gelmeleri.

* İlköğretmen Okulları'nın lise statüsüne geçirilerek hazırlık sınıfı modeline son verilmesi.

* Ve nihayet yatılılıktan bursluluğa dönülmek durumunda kalınması.

Bunlar, Yüksek Öğretmen Okulları'nı kapatmada gerçek nedenler miydi? Yoksa, Köy Enstitüleri'nden sonra köy çocuklarını üniversiteye götüren köprüyü yıkmak için ince bir politikanın hazırladığı gerekçeler miydi? Bu ayrı bir yazı konusu olabilir. Son söz: Yüksek Öğretmen Okulları, Köy Enstitüleri gerçeği gibi, mensuplarının yüreğinde yıllarca bir tutku olarak yaşamasını sürdürecektir.

 Cumhuriyet 16 Mart 1999


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
6° 1°
Saat