Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam90
Toplam Ziyaret393180

Halk Eğitimini Yadsımanın Dayanılmaz Hafifliği

Prof. Dr. CEVAT GERAY Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO'nun düzenlediği dünya halk eğitimi konferanslarının beşincisi 1996 yılında Hamburg'da toplanmış, her yılın 14-18 Temmuz günlerinin yerkürenin her yanında ''Dünya Halk Eğitimi Haftası olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır. Bu haftaların ilki, ülkemizde üniversitelerimizdeki halk eğitimi bölümlerinin YÖK kararıyla kapatıldığı bir döneme rastlamaktadır. Konuyla ilgili ciddi bir etkinlik, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nde 14-15 Mayıs 1998 günlerinde Ankara'da düzenlenen 'Yetişkin Eğitiminin Dünü, Bugünü ve Geleceği' konulu seminer ile gerçekleştirilmiştir.

Hızlı bir toplumsal değişimin ve kitle iletişimindeki ulaşılmaz gelişimlerin yaşandığı dünyamızda, okuryazarlık ve eğitim düzeyindeki ilerlemelere, okullaşma oranlarındaki artışlara karşın, ülkemizde, örgün eğitim dışında kalmış ya da okula gitmeyi sürdürememiş, yurttaşlık bilinç ve duyarlılığını, demokrasi ekinini kazanamamış olan geniş kitlelere yönelik halk eğitimine duyumsanan gereksinim azalmamış, aksine, daha da zorunluluk durumuna girmiştir. Üstelik, 'bilgi ya da iletişim çağı ve toplumu' nun bir gereği olarak bilgi hazinemizi geliştirmek, toplumdaki gelişmelere ayak uydurmak amacıyla 'beşikten mezara değin' öğrenimi kaçınılmaz kılmaktadır.

Hızlı nüfus artışı ve çarpık kentleşme ortamında kırdan kente göçmüş insanların kentsel yaşama uyum sağlayamama, kentle bütünleşmeme, kısacası kentlileşememe, işsizlik ve yabancılaşma sorunlarını çözmede halk eğitimine önemli görevler düşmektedir.

Halk eğitimini gerektiren bir başka konu da, eğitim dizgemizin, kadının toplumdaki yerini almasına, haklarının ayırdına varmasına, haklarına sahip çıkmasına, toplum yaşamının her kesiminde erkek egemenliğinin kırılmasına yardımcı olmaktan uzak bulunmasıdır. Sekiz yıllık sürekli eğitimin bu konuda yararı beklenebilir. Fakat kız çocuklarının okul öncesinde Kuran kursuna başlatılması, ilkokulu bitirdikten sonra ortaöğretime katılamaması, ''kocam değil mi, döver de sever de'' anlayışına sahip kılınması, yetişkin kadınların üçte birinden çoğunun okuryazar olmayışı, eğitim sorunlarımızın en yakıcısı olmakla kalmıyor hem de eğitim dizgemizin ''ölü açısı'' nı oluşturuyor.

Demokratikleşememe sorununun sancılarını çeken toplumumuzda, okul çağı dışındaki yetişkinlerin siyasal süreçlere etkin ve bilinçli biçimde katılması ancak bu konudaki halk eğitimi etkinliklerine ağırlık verilmesine bağlıdır. Yetişkinlerin, çağdaş, laik, demokratik, insan haklarına saygılı, sosyal hukuk devletinin gerektirdiği özgürleşmiş, bilinçli, topluma ve çevreye duyarlı yurttaşlar olarak demokrasi ve insan hakları için eğitim görmelerine her zamankinden daha çok gereklilik vardır. Yurttaşlık haklarına sahip çıkması ve sorumluluklarını yerine getirmesi için halkın siyasallaşması ve demokrasi ekinini kazanması konusunda yetişkinlerin okul dışında eğitiminde halk eğitimine çok önemli görevler düşmektedir. Halk eğitimine en yoğun biçimde gereksinim duyumsanan bir dönemde, YÖK'ün halk eğitim bölümlerini kapatması bilgi çağının gereklerini yerine getirmekten uzaktır. Aynı zamanda, çağdaş eğitim anlayış ve uygulamalarına da aykırıdır. Öğretmenlik mesleğinden ayrı bir meslek, bir uğraş alanı olarak halk eğitimcilerine duyulan gereksinmeyi karşılamak zorunluluğu karşısında halk eğitimi-öğretimini bir yana itmek kararı üniversite yaşamımız için olduğu ölçüde toplumumuz için de büyük bir talihsizliktir.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın yaygın eğitim kurumlarında, halk eğitimi merkezlerinde, üniversite düzeyinde halk eğitimi öğrenimi görmüş, hatta yüksek lisans derecesi alarak uzmanlaşmış olanları işlendirecek yerde, öğretmen kökenlileri, sınıf öğretmenlerini çalıştırdığı unutulmamalıdır.

Bakanlık, on binlerce öğretmen açığını kapatmak için halk eğitiminde görevlendirilen bu deneyimli öğretmenlerin sınıflarına geri dönmelerini, onların yerine halk eğitimcisi olarak yetişmiş, uzmanlaşmış eğitimcileri atamak yoluna gitmelidir. YÖK'ün öğretmen yetiştirmek amacıyla eğitim fakültelerini yeniden yapılandırırken, halk eğitimi bölümlerini kapatma yoluna gidilmesinin gerekçesi olarak ''istihdam alanı bulunmadığı'' yolundaki açıklamaları inandırıcı değil, hatta, yanıltıcıdır. Herhalde bu, öğretmen kökenli bakanlık üst yöneticilerinin ''postlarını koruma'' endişeleri dışında haklı bir gerekçeye dayandırılamaz.

Bu konudaki YÖK kararları, ilgili fakültelerin ve öğretim üyelerinin katkıları istenmeksizin, onların ve sendikal örgütlerinin görüşleri alınmaksızın, kamuoyunda tartışılmaksızın tepeden inme olarak verilmiştir.

Çok büyük bir dış kaynak kullanılarak YÖK ve MEB işbirliği içinde yapılmış bir çalışma sonucunda Amerika örneğine dayalı bir model benimsenmiştir. Bu düzenleme yapılırken, Türkiye'de Mekteb-i Muallim'in kuruluşundan bu yana edinilen birikimden Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulları, Yüksek Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri vb. zengin yerli malı girişim ve deneyimlerden yararlanılmadığı anlaşılıyor.

Öğretmen yetiştirmeye ilişkin yeni düzenleme yapılırken, lisans ve lisan üstü düzeylerde öğrenim görmüş halk eğitimcisine hiç gereksinim yokmuşçasına bir tutum takınılmıştır. Bu tutumdan vazgeçilmelidir. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı, halk eğitimcisine duyduğu gereksinmeyi yeniden tanımlamalı, YÖK kararından geri dönülmesi için gerekli girişimlerde bulunmalıdır.

Halk eğitimcisinin yöneldiği yetişkinlerin öğrenme süreçleriyle örgün eğitimdeki çocuk ve gençlerin öğrenme süreçleri arasında, eğitimin amacı, kapsamı, ilke ve öncelikleri, yöntem ve teknikleri açısından çok önemli farklılıklar bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Bakanlık da öğretmenliğin eğitim hizmetlerinde ''esas oluşturur'' ilkesini bir yana bırakmalı, çeşitli uzmanlık dallarında öğrenim görmüş olan eğitim plancısı, eğitim yöneticisi, halk eğitimcisi olarak yetişmişlere kadrolarını açmalıdır.

Halk eğitimciliği, öğretmenlikten bağımsız bir meslek olarak gelişmiş ve kendi kimliğini kanıtlamıştır. Yukarıda belirttiğim nedenlerle YÖK'ün bu tutumunun, toplumun halk eğitimine giderek daha çok gereksinme duyulan bir döneminde bu alandaki gelişmelere ters düştüğünü Dünya Halk Eğitimi Haftası'nda bir kez daha vurgulamak isterim.

Cumhuriyet 20 Şubat 1999


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat