Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret393904

Batı Ne Kadar Uygar?

Doğan Kuban

Avrupa uygarlığına katılma zorunluluğu kör bir uyum sorunu olmamalı, eleştirel bir tavır içermelidir. Çünkü uygarlık en yoz insan eğilimlerini de barındırıyor. Bu temayı işlerken tutarlı olmak için daha önce de yazılarımdaki bazı gözlemleri tekrarlamak zorunda kaldığımı anımsatmak isterim.

Çin felsefesinin dünyaya öğrettiği, fakat Batı egemenliği nedeniyle benimsetemediği bir düşünme ilkesi var. Bu ilke, diyalektiği kabul etmez. Tez, antitez, sentez diye bir oluşum süreci yoktur. Karşıtlar birbirlerini tamamlarlar. İyi ve kötü, çirkin ve güzel, doğru ve yanlış birlikte oluşurlar. Birisi varsa, öteki de vardır.

Batı uygarlığı dediğimiz ve günümüzde bütün toplumların ortak olmaya çalıştığı büyük tarihi olgu da sadece doğrulardan değil, aynı zamanda eğrilerden oluşur. Dünyanın en büyük cinayetlerini dünyanın en uygar ülkelerinin kurduğu savaş koalisyonları İkinci Dünya Savaşı’nda işlemişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’nda 100 milyon insan (kişi değil!) öldürüldü. İnsanların ölümü nasıl kanıksadıkları ya da düşman olarak bellediklerinin yok olmasına aldırış etmedikleri aşağıdaki olayda açıkça görülür:

İspanyol İç Savaşı’nda, 1936 Ağustosunda tek bir uçak bir kez Madrid’i bombalamıştı. Kentte birkaç kişi yaralanmış, fakat kimse ölmemişti. O zaman dünya basını kalabalık bir kenti bombalamanın ne kadar insanlık dışı olduğunu yazarak kıyamet kopartmıştı. Aradan 11 yıl geçtikten sonra Hiroşima’yı Amerikalılar bombaladı. 100 000 den fazla kişi öldü. Sayısız insan da sakat kaldı. Amerika’da yapılan bir ankette bunu insanlık dışı bulanların oranı sadece %4.5 idi. % 22.5 ise diğer kentlerin de bombalanmasını istiyordu. (Elliot, Aronson, The Social Animal , W.H.Freeman and Company, New York,1996, s.4)

Almanlar uçan bombalarla Londra üzerinde terör estirdi. Savaşın son yıllarında ise İngiliz ve Amerikan uçakları Berlin, Dresden, Dessau, Düsseldorf, Frankfurt, Am Main, Köln gibi kentleri yerle bir etti. Tahrip edilen Avrupa kentleri saymakla bitmez. Bu bağlamda Anglosaksonlar, Cermenler ve Slavlar arasında fark olduğunu söylemek olası değildir.

Rus kentlerinin başına gelenler, Napolyon’dan bu yana savaş canavarlığının arttığını gösterdi. Stalingrad, uygarlığın reddi anlamına gelir. Bu kentlerden bazıları Avrupa uygarlığının en gözde sanat yapıtları ve mimarisi ile doluydu. Sadece bu gözlem bile savaş ya da ölüm kalım olduğu zaman, sanatın ve uygarlık ürünlerinin kolayca gözden çıkarılabildiğini kanıtlar.

Bunlara ağızlarda sakız olmuş Yahudi Soykırımını katmak gereksiz. Fakat Avrupa uygarlığı bunun sadece Almanlara özgü olmadığını da gösterdi. Komünist’ler Rusya’da kendileri gibi düşünmeyen Rusların, Yahudilerden daha fazlasını öldürdü. Şimdi de holocoustun mazlumları Arapları acımadan yok ediyor. Batılıların kendilerinden olmayan toplumlara karşı davranışı kuşkusuz kendilerine karşı davranışlarından farklı değil.

Kore, Vietnam unutamayacağımız kadar yakın. Afganistan, Irak, Filistin taptaze. İngiltere’de yeni yayınlanan belgelerde İngiliz başsavcısının hükümete Irak’a hücum etmenin yasal olmadığını bildirdiğini öğreniyoruz. (The Independent’in 1 Temmuz sayısı ‘Irak savaşı kum üzerine inşa edilmişti’ diyor.)

Bu günlerde Irak petrol kaynaklarının Suudi Arabistan kadar zengin olduğunu ve Irak’ın şimdikinin dört katı petrol üreteceğini de anımsamak, Batılının motivasyonlarını deşifre etmektedir.

Batı uygarlığı Rönesans’tan bu yana dünyaya sömürge olgusunu ve kavramını armağan etti. Colomb’dan başlayarak 450 yıl, yani sanat ve bilimde çağdaş dünya uygarlığının temelleri atıldığı sırada, dünyanın neredeyse bütün toplumlarını Hıristiyan Batılılar köle olarak kullandılar.

Bu esaretin belgeleri dünya tarihinde açıkça yazılıdır. Bunlar nedense uygarlık denilen şeyin olumluluk hanesine yazılır. Batılılar, sözüm ona uygarlık tarihinde kaç milyar insanın sefalet çektiğini, kaç milyon insanın da öldürüldüğünün hesabını vermez. Ne var ki dünyanın eski sömürgeleri 450 yılın sefaletini çekmeye devam ediyorlar. Dünyanın fakirleri onlardır. Dünyanın geri kalmışları onlardır. Dünyada açlıktan ölen yılda iki milyona yakın çocuğun çoğunluğu onların çocuklarıdır. Batı’nın sürdürdüğü sömürge ekonomisinin kurbanları da onlardır.

Tarih hiç saklamadan şunu kanıtlar. Kılıç sopadan, tüfek oktan, top tüfekten, füze toptan daha güçlüdür. Uçak hepsinden güçlüdür. Batılıların kendilerinden olmayan toplumlara karşı davranışı 15. yüzyıldan bu yana değişmemiştir. Onlar oka karşı tüfek, topa karşı uçak kullanır.

Dünya tarihinde fakir bir devletin zengin bir devlete savaş açtığı görülmemiştir. Savaş açanlar zengin ve güçlü olanlardır. Sadece tarihin yön değiştirdiği çağlarda, Bolşevik Devrimi, Doğu Asya’nın uyanışı, teknolojinin fakir ülkelerde, olağanüstü artan nüfusla birleşerek, Avrupa ve Amerika egemenliğine direnme olanağı vermesi gibi nedenlerle fiziksel işgaller azalmıştır. 21. yüzyılın başında da Hıristiyan Batı’nın zenginliği ve silah üstünlüğü sürüyor. Fakat fakir dünyanın olağanüstü nüfusu, teknolojinin evrenselleşmesi, Çin fenomeni dengeyi değiştirmek üzeredir.

Ne var ki Batı emperyalizminin sömürme amaçları değişmemiş, bilimsel ve teknolojik üstünlüğün verdiği olanakları kapitalizmin küreselleşme süreci ile birleştirerek yeni bir dünya düzeni kurmalarına engel olmamıştır. Politikadan bilime, bilimden sanata, sanattan spora bütün uluslararası örgütler Avrupa ve Amerika’nın elindedir. Prestijleri evrenseldir. Zenginlikleri devam ediyor. Birleşmiş Milletler örgütünde yüzlerce devlet olabilir. Güvenlik Kurulu’nun değişmeyen ülkeleri istediklerini yaparlar.

Dünyanın dizginleri hâlâ Batı’nın elindedir. Bunu tarihten gelen doğal bir güçle ellerinde tutarlar. Fakat giderek zayıf düştükleri ve kapitalist sistem yavaş yavaş yerinden oynadığı için uygar ve zengin toplumlar ekonomik egemenliklerini yürütmek için, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, yeni bir sistemi yürürlüğe koymuşlardır. Bu sistemde geri kalmış toplumların egemen sınıfları dünya sömürüsüne ortak edilmiştir. Onlara küçük bir pay verilir. Bu onların toplumlarını zengin etmez. Sadece zengin olanlarını daha zengin yaparak sömürü sistemine katılmalarını sağlar.

Kuşkusuz bu sistem çok karmaşıktır. Ekonomistler bunun analizini yapan büyük bilimsel yapıtlar üretmişlerdir. Fakat gerçek dünya ekonomisi hiç de karmaşık değildir. Geçmiş beş yüz yılın sonucu, eski sömürgecilerin hâlâ zengin ve çağdaş uygarlık temsilcisi, eski sömürgelerin ise fakir ve çağdaşlaşma aşamasında olmalarıdır.

Ekonomi bilimi Batı kapitalizminin kuramını yazar. Temel görevi Batının tarihi sömürü işlevini ussallaştırmaktır. Sömürü makinesini yağlamak için çalıştığı da söylenebilir. Fakir ülkelerin kendileri için reçete yazan ekonomistleri olsa bile bunları dinleyen olmaz. Çünkü bilim Batıdan gelir.

***

Bu anımsamalar bağlamında Çinlilerin iyi-kötü çemberine dönersek, bilimsel düşüncenin gelişmesi, özgür düşünce ve demokratik devlet ilkeleri, felsefe, sanat, musiki, edebiyat, ve teknolojinin yarattığı yaşam olanakları çağdaş uygarlığın temelidir, çağdaş (iyi)yi tanımlarlar.

Fakirlik ve açlık, sömürü ve zengin zorbalığı çağdaş (kötü)yü tanımlar. Batı’nın dünyayı sömürmüş olması tarihin artık arkada bırakılmış bir aşaması olsa bile, bunu özgürlük ve insan eşitliği gibi kendi geliştirdiği felsefi ve insancıl düşüncelerin şampiyonluğunu yaparken sürdürmek istemesi utanç vericidir.

Bu durumu anlamayan milyarların varlığı cehaletin ve aptallığın yaygın olduğunu anlatmanın ötesinde, bunları aç bırakan bir mekanizmanın da çalışmakta devam ettiğini gösteriyor.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat