Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam90
Toplam Ziyaret393180

Yanıtsız Sorular Birikirse...

DOĞAN KUBAN

Günlük felaketlerin sayısal ağırlığı toplumun üzerine şelale gibi yağmaya başlayınca halk nereye sığınır? Eğer ölüm sadece ölenin ailesini yakan ve toplumun törenlerle geçiştirdiği bir olay olursa, ve bu olay birkaç günde bir yinelenirse, o toplum nasıl bir psikolojinin pençesine düşer? Bu nasıl bir uygarlık göstergesidir?

Eğer trafikte her gün 20-30 kişi ve yılda binlerce kişi yaşamını yitirirse; eğer madenlerde yılda yüzlerce kişi yaşamını yitirirse; eğer kentlerde inşaatların %70’i kaçak olursa, toplum idarecilerden önlem almalarını istemez mi?

Eğer Amerika’daki Meksikalılar her ay yüz Amerikalı asker öldürüp Meksika’ya kaçsaydı Amerikan Devleti ne yapardı? Bu sorular sorulmaz ve sorulduğu zaman yanıt verilmezse sağlıklı bir toplumdan söz etmek olası mı?

Sadece sorun üretiyoruz, fakat ne doğru soru soruyoruz, ne de yanıt vermeye cesaret ediyoruz. Yanıtsız biriken sorunlar kaos habercileridir. Türkiye’de kaç Kürt var, ne kadarı kentte, ne kadarı köyde, ne kadarı Doğuda, ne kadarı Batıda, ne kadarı zengin, ne kadarı fakir, ne kadarı okumuş, ne kadarı okumamış, ne kadarı işsiz, ne iş yapıyorlar; bu soruların bir tanesinin yanıtını biliyor musunuz?

Kürt sorunu bağlamında bir televizyon programını izleme cesaretini gösterdim, ve azabını da yaşadım. Beylik sözler dışında toplumu hançerleyen cinayet dehşetinden söz etmediler. Anlaşılan insanlar, ve bütün sorumlular kendi vatandaşlarının ölümünü kanıksamışlar. Bu adamların bir bölümü ölü sayısından domates fiyatı gibi söz ediyorlardı. Gazete sayfalarında mangalda kül bırakmayan birtakım insanlar seyrettim. Oturuma fikir alışverişinde bulunmaya geldiklerini varsayıyorsunuz. Oysa bir bölümü sadece kendi eşsiz olduğunu sandıkları monologlarını dinletmeye gelmişlerdi.

Televizyonlar ve gazete köşelerinin bu konuşanlara kalması, sınırlarda şehit vermek, yollarda her ay binlerce insan kaybetmek kadar acı. Televizyonda oturumu idare eden kişi, konuşmacılara ‘zaman bitiyor, çözüm ne?’ diye soruyordu. Sanki beş kişi bir araya gelip Kürt sorununa yanıt bulacaklarmış gibi. Oysa en can alacak sorunları bile dile getiremiyorlar, ve birisi değinirse ona da kulak vermiyorlardı. Önerileri mantık yapısı bir fiskeye bile dayanamayacak kadar mantıksız ve gerçeklerden uzaktı. Bu pandomima bir sonuca ulaşmadı.

Türkiye’de Kürt sorunu ve daha pek çok yanıtı olmayan sorun, kişi ve partilerin sorunları değildir. Bugünden yarına çözümü olmayan ortaçağ kalıntısı toplumsal sorunlardır. İçeriksiz bir politik söylem yumağı, bu sorunların karmaşık yapısını açığa çıkaramıyor. Partilerin bunları keskin çizgilerle anlatması, tavırlarını belirtmeleri, ve tartışmaya da açık olmaları gerekir.

Oysa sadece sorun üretiyoruz, fakat ne doğru soru soruyoruz, ne de yanıt vermeye cesaret ediyoruz. Yanıtsız biriken sorunlar kaos habercileridir. Türkiye’de kaç Kürt var, ne kadarı kentte, ne kadarı köyde, ne kadarı Doğuda, ne kadarı Batıda, ne kadarı zengin, ne kadarı fakir, ne kadarı okumuş, ne kadarı okumamış, ne kadarı işsiz, ne iş yapıyorlar; bu soruların bir tanesinin yanıtını biliyor musunuz?

Gerçi yaşam tekerleği dönüyor. İnsanlar şikâyet etseler de yaşamak içgüdüsü her şeyden daha güçlü. Düğüne gidiyoruz. Okula gidiyoruz. Tatile çıkıyoruz. Lokantaları, çarşıları dolduruyoruz. Gökdelenler yapıyoruz. Devletimiz, hükümetimiz, meclisimiz var. Tarım kötü ama, pazarlar, alışveriş merkezleri dolu. İşsiz milyonlarca ama, her tarafta yeni yapı, lüks konut ve otomobilden geçilmiyor. Yılda ortalama bir kitap okumayan toplum yılda on bin kitap basıyor, yirmi milyondan fazla öğrencisi var. Fakat sokaklar, açlık ve işsizlikten başka hiçbir çelişkinin farkında olmayan milyonlarla dolu. Bilinci donmuş bir garip toplum.

Ölen ve yaralanan askerler bir yanda, Bebek ya da Beyoğlu kahvelerinde dünya ile ilgisiz kalabalıklar bir yanda. Kaygısız bir reklam dünyası, felç geçiren bir kapitalist sömürü dünyasının ortak manzarası olarak sahneleniyor.

Dünya da böyle görünüyor. Amerikalılar Haiti’nin yüz binlerce ölüsünü düşündüler mi? Müslümanlar ölen bir milyon Iraklının hesabını mı sordular? Avrupa tutuşan eteğini söndürürken, Türklerin şehitleriyle mi ilgileniyor?

İnsanlar ortak dertleri olduğunu anımsayıp, çözümün ortak çaba ile gerçekleşeceğini düşünemedikleri zaman sefaletin, ölümün işi de kolaylaşıyor. Dünyanın nüfusu arttıkça toplumlar kendi dertleriyle baş başa kalıyorlar. Herkes kendi mezarını kazacak bu gidişle. Bizim toplum kendi evinde kavgaya dalmış, ya da daldırılmış, sorunların doğasını bile anlamıyor.

Önce kazalarda, cinayetlerde, terörde ölenlere, açlık ve sefalet çekenlere acımasını öğrenmek gerek. Ölenler, gazete sayfalarının rakamlarına indirgenmeyecek. Sorunlar içeriksiz polemikler, sen ben kavgası olmaktan çıkacak. İnsanlar ortak bir tanım ve amaçta birleşecekler. Sonra ortak eylem yapacaklar.

Fakat bu ortak akıl ve irade nerede oluşacak? Ve nerede buluşacak? Altmış yıl sorun üretip, raflara kaldırmışız. Eğitimini sadece diploma ile kanıtlayan, dünyadan habersiz kırsal kültürlü köylü politikacılar ordusu yaratmışız. Yaptıkları da demokrasi imiş.

Sevgili okuyucular,

Türkiye’de neredeyse cinayet olarak tanımlanacak insan kayıpları teknolojinin verdiği olanaklarla onun kullanılmasını düzenlemeyen disiplinsiz toplum arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanmaktadır. Ama kayıp çok. Daha duyarlı ve insancıl olmaya gereksinme var. Acımak, bir uygarlık göstergesidir. Bir Müslüman ya da Hıristiyan gibi acıyamıyorsak, bir insan olarak acımalıyız. Üzüntümüz toplumsal tepkilere yansısın. Vurdum duymazlık aptallıktır. Ve insancıl değildir.

Türkiye’nin en büyük kentinde bir dağ köyü gibi sellerde boğulanlar, yollarda bilgisizlik ve kontrolsüzlükten günde onlarcası ölen şoför ve yolcular, bir grizu faciasında düzine ile ölen maden işçileri, şantiyelerin düzensizliğine kurban olan işçiler, şimdi moda olan tabiri ile asimetrik çarpışmalarda hazırlıksız yakalanarak bayraklara sarılı törenlerde toprağa verilen genç askerler; ülkenin bir acil hastane ünitesi haline getirildiğini gösteriyor.

Vurdumduymazlık sadece cehaletten kaynaklanmaz. Acıma hissini kaybeden bir toplum dayanışmasız, yani dayanaksız, kırılgan bir toplum olarak kalmak zorundadır.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat