Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam40
Toplam Ziyaret407388

Murat Kaymak

Çağdaş Dünyayı Yorumlamak Temel Sorundur

DOĞAN KUBAN

Çağdaş dünyaya katılma, karmaşık, insanların kafasında bulanık bir sorunlar yumağıdır. Bu sorunları aydınlatma çabası günümüzün temel işlevidir. Gecikmenin pek çok toplum için süründürücü olacağına inanıyorum. Eğer Avrupa ve Amerika, yüzyıllardır alıştıkları ve en son İrak’ta kanıtladıkları gibi, egemenliklerini savaşla dayatma denemesi yaparlarsa gelecek bağlamında yapılacak herhangi bir öngörü kuşkusuz anlamsız olur. Fakat güce dayalı yüzlerce yıllık megalomaninin dürtülerine mağlup olmazlarsa, dünyanın egemenlik parametreleri değişecektir.

Zenginin fakiri sömürüsü dini, felsefi, edebi, ahlaki, ulusal, kültürel her konuya entegre edilmiştir. Saptırıcı söylem yaratma, reklam bilimine paralel olarak gelişmiştir. Bunun her ülkede uzmanları vardır. Bu yüzyılda yalanın sınırı yoktur. Ahlaksızlığın da sınırı yoktur. İnsanları kandırmak bir bilimdir. Kapitalizm, bilim ve teknolojiyi yalanla birlikte etkili olarak kullanan bir sömürü örgütlenmesidir. Bilim ve teknolojide önde olanlar sömürüde de öndedir.

Batı’nın egemen kimliği, son üç yüz yıllık tarihin değişmez klişesidir. Bugün sadece Batılılar değil, insanlığın büyük bir bölümü için bu klişe hâlâ geçerlidir. Başka bir uygarlık aşamasına geldiğimize inanmak zordur. İnsanlar bu denli uzun bir inancın etkisinden kolay kurtulamazlar. Kaldı ki sömürge sistemi içinde sağlanan evrensel egemenliği korumak için liberal kapitalizm, küreselleşme denilen etkili bir ekonomik sistem geliştirmiştir. Fakat kapitalist küreselleşmenin kullandığı araçlar sadece bazı ülkelerin süper güç olmaları şansını ortadan kaldıran nitelikler taşımaktadır.

Gelişmiş teknolojiye bağlı üretim, bir egemenlik aracıdır. Amerika’nın iki dünya savaşını kazanmasını sağlayan bilimsel araştırmaya dayalı teknolojik üretim, önce Rusların atom bombası yapmaları, şimdilerde ise Doğu Asya’nın bu yarışa girip Amerika ile boy ölçüşmesi nedeniyle, sadece Batı denilen süper bilgi dünyasının malı olmaktan çıkmıştır.

 

İNŞAATTAKİ BAŞARININ ANLAMI NE?

Bu teknolojik yarışa katılamayan toplumlar, 21. yüzyılın marjinal toplumları olarak kalmak zorundadır. Türkiye’nin bilim, sanat ve spordaki durumu teknolojide de aynıdır. Türk inşaat firmalarının uluslararası alandaki başarıları bizim için ne denli olumlu olursa olsun, bu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türk işçilerinin ucuz işgücü olarak Avrupa’ya gitmelerinden farklı değildir.

Bizim İstanbul metrosunu ya da Boğaz köprülerini yabancı firmalara, atom santralını Ruslara yaptırmamız, sağlık araçlarını, önemli ilaçları ithal etmemiz, bilgisayar ve iletişim araçlarında ve hatta otomotiv sanayisinde dışarıya bağımlı olmamız, devlet üniversitelerini İngilizce dilli yapmamız, gökdelen projelerini ithal etmemiz ulusal teknolojinin düzeyinin nerede kaldığını açıkça anlatmaktadır.

Bilime dayalı teknolojinin katıksız egemenliği karşısında Hıristiyan-İslam karşıtlığı gibi, önemsiz ortaçağ kavramları, İslam dünyasını uyutma taktikleridir. Gerçi ülkeler ve kişiler katında, örneğin Afganlılar, Filistinliler, Iraklılar düzeyinde Batı’nın dayatması güncel gerçektir. Ama Brezilyalı, Avrupalı, Rus için, hatta bir Türk için bir futbol maçından daha önemli değildir. 6 milyarlık dünya nüfusu, 200 milyon Müslüman’ın başı belada olduğu için yas tutmuyor.

Başka bir deyişle insanların ve toplumların temel endişeleri sadece kendileriyle ilişkilidir. Türkiye’nin parçalanması Polonyalı ya da Danimarkalıyı endişelendirmez. Pek çok Avrupalı ve Amerikalıyı memnun da edebilir.

 

HER TOPLUMUN GELECEĞİ KENDİ ELİNDE

Bu gözlemlerden bir sonuç çıkar: Her toplumun geleceği kendi elindedir.

Köle olmamak için gelişmiş teknolojiye bağlı bir üretim düzeni kurmak, toplumların tek amacı olmak zorundadır. İnsanın biyolojik beklentileri evrimin başından bu yana değişmemiştir. İnsan aç kalmak istemiyor, barınak istiyor ve geleceğinin güven içinde olmasını istiyor. Bunun aracı teknolojidir. Teknolojinin temeli de bilimdir. Bunu sağlayan da devlettir. Bu devlet de ulus devletidir. Çünkü onun yerine geçecek başka bir politik örgütlenme yoktur. Bunu basitleştirerek ‘Gelecek Güvenliği-Teknoloji-Bilim-Ulusal devlet dizisinin genel geçer bir nedensellik algoritması olduğunu söyleyebiliriz.

Evrensel etkileşimin birincil alanı ticarettir. Devletler bu görevi küreselleşmiş bir ekonomik sistem içine yerine getirmeye çalışıyorlar. Bunun motoru da teknolojidir. Bu sistemde çok üreten alacaklı, az üreten borçludur. Birinciler egemen devletler, ikincil devletler özgürlük maskesi takmış bağımlı devletlerdir.

Görünüşte uluslararası ilişkiler çok daha karmaşık görünse de, temelde iki toplum kategorisi tanımlamaktadır: bağımlı, bağımsız. Uluslararası arenada her gün vurgulandığı gibi, her devletin görevi halkının bağımsızlığını korumaktır. Bu amacın yaygın bir toplumsal isteği yansıttığı Yunanlıların IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlara olan tepkisinde son günlerde dile getirilmiştir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin halklarının gösterileri, bütün iletişim olanaklarına karşın, kötü politikaların doğurduğu sonuçlardan, başlarını duvara vuruncaya kadar, bu halkların haberdar olmadıklarını göstermektedir.

Bu ilginç bir çağdaş olgudur. Son ekonomik kriz de öyle başladı. Çünkü bilginin yayılmasını sağlayan araçlar, bilginin saptırılması ve halkın aldatılması için de aynı etkinlikle kullanılmaktadır. Aslında bu, vaktiyle Whitehead’in söylediği gibi, uygarlığın kendini yok eden tohumları da içerdiğini gösteren korkutucu bir gözlemdir.

 

ÇAĞDAŞ ÖRGÜTLENME

Uygarlık ve kültür gibi sözcüklerin havada uçuştuğu bu uygarlaşamamış dünyada bütün ülkeler ayni çıplak duvarın önündedir. Çağın gelişmiş uygarlık tanımlarına yaklaşan, evrensel kabul görmüş bir örgütlenme içinde, önce aç kalmamak, sonra sabana vurulmuş camız gibi, köle olmamak gerekiyor. Yeterli üretimi sağlayacak bilgiye sahip olmak, hatta onu yaratmak ve gerekli enerjiyi sağlamak. Bunun tek yolu, insanın mutluluğu ve konforu bağlamında, her tür ideolojik baskıdan arınmış çağdaş bir örgütlenmedir. Bu toplumun kurumsallaşması, çağdaş bilimle donatılması ve üretime dönük örgütlenmesidir. Bu program, farklı yerel modalitelere uyarlansa da, komünist Çin’de de, kapitalist Amerika’da da, Türkiye’de de aynıdır.

Türkiye’nin her alanda topallaması politik kadroları iktidarda ya da muhalefette bu gerçeği görecek yetenekte olmamasından ve geleceğin getirdiklerini görememesinden kaynaklanmaktadır. Bu sorumluluklarının gerektirdiği bilgi düzeyine ulaşmamalarından kaynaklanmaktadır. Oysa geleceğin sorunları her gün dünya medyasına hükümet programları, bilimsel araştırma programları, gelecek öngörüleri hatta sayısal diyagramlar olarak yansımaktadır.

Kuşkusuz sömürüyü bir yaşamsal program olarak benimsemiş, köhne bir kapitalizmin olağanüstü örgütlenmiş propagandası hâlâ evrensel ve yerel boyutlarıyla, cahil ve fakir toplumların tüketim batağında yaşaması için elinden geleni ardına koymuyor.

Bu mekanizma dünya boyutunda, ülke boyutunda ve kişi boyutunda, var gücüyle çalışıyor. Zenginin fakiri sömürüsü dini, felsefi, edebi, ahlaki, ulusal, kültürel her konuya entegre edilmiştir. Saptırıcı söylem yaratma, reklam bilimine paralel olarak gelişmiştir. Bunun her ülkede uzmanları vardır. Bu yüzyılda yalanın sınırı yoktur. Ahlaksızlığın da sınırı yoktur. İnsanları kandırmak bir bilimdir. Kapitalizm, bilim ve teknolojiyi yalanla birlikte etkili olarak kullanan bir sömürü örgütlenmesidir. Bilim ve teknolojide önde olanlar sömürüde de öndedir.

Bitkiler ve hayvanlar gibi, insanlar da, Hıristiyanların söylediği gibi, günahkâr olarak doğmadı. Geçmişin tozlanmış ağırlığından kurtulabilirler. Birbirlerine dostça bakabilirler. Bilgiye dayalı bir gelecek inşa edebilirler. Geçmiş öğretilerin dünyayı ne hale getirdiğini görmek için fakir milyarların haline bakmak yetişir. Gelecek ütopyalarının hayale değil akla gereksinimi var.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
6° 1°
Saat