Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam28
Toplam Ziyaret393320

Yirmi Birinci Yüzyılın Eğitim Paradigmaları

Prof. Dr. Tülay Bozkurt (İstanbul Kültür Üniversitesi)

Galileo “İnsana bir şey öğretebilmenin yolu, öğrenmeyi ancak kendi içinde bulabileceğini öğretmektir” demişti... Dünyadaki ve ülkemizdeki başdöndürücü değişimler eğitimin çağdaş insan modeli yetiştirmekteki toplumsal misyonunu yeniden gözden geçirmeyi gerektiriyor.

 

Yirmi birinci yüzyıla damgasını vuran iki büyük gelişme, genetik ve dijital teknolojideki ilerleme olarak tanımlanıyor. Bazılarının devrim olarak nitelendirdiği bu gelişmeler, tüm kurumları ve kurumların içerisinde yer alan insan etkileşimlerini, daha önceki çağlardan farklı kılıyor. Dijital devrim teknolojiye bağımlılığı arttırıp, yaşam biçimlerini teknoloji ekseninde biçimlendirirken, genetik devrim, insan ufkunu açan, insan- doğa ilişkilerini sorgulanabilir hale dönüştüren yeni perspektifler sunuyor.

Öte yandan, küreselleşme ve iş dünyasındaki postfordist gelişmelerin ortaya çıkardığı esnek yapılanma ihtiyacı, çalışma ilişkilerinin de yeniden organizasyonunu gerektiriyor. Bazı meslek alanları yok olurken yeni iş ve meslek alanları oluşuyor. Bu süreç içerisinde yer alacak insan gücünün de, doğal olarak, esnek yapılanmaya uyum sağlayacak özellikler taşıması gerekiyor. Bu dönem aynı zamanda uluslararası ekonomik rekabet ve küresel gelişmelerin sosyal refah devleti kavramını ciddi ölçüde erozyona uğrattığı tarihsel bir kesite de işaret ediyor. Bir yandan dünya artan işsizlik sorunu ile yüzleşmek durumunda kalırken bir yandan da nitelikli insan gücüne ihtiyaç artıyor. Bu çok değişkenli bilinmezlik ortamında, insan kaynağı yetiştirmenin çok büyük bir sorumluluk taşıdığı, bu açıdan eğitimcilere büyük görevler düştüğü de bir gerçek.

 

HEDEFLER OLMALI

Hedef koymaksızın kullanılan en iyi yöntemler bile işe yaramıyor. İş dünyasında çok iyi bilinen bu ilkenin biz eğitimciler her zaman ayırdında olamıyoruz. Bu duruma, müfredat yetiştirmek gibi günlük yaşam kaygıları da eklenince eğitimin misyonu iyiden iyiye muğlaklaşıyor. Uygarlık ve çağdaşlık yolundaki yürüyüşlerine devam eden toplumların eğitim misyonları, belirli konularda ‘malumat’ sahibi bireyler değil, bilgiyi, çevresini dönüştürebilme ve yaşam kalitesini yükseltme amacı için kullanabilen insan kaynağı yetiştirmek...

Çağdaş insanı, yaşama karşı duruşu, tutum, davranış ve düşünce yöntemleri ile tanımlamak,kime ve neye göre” kolaycılığında günümüzde pek mümkün görünmese de aslında sosyoloji tarihi bağlamsal analiz yöntemleri ile bu tanımı, modern öncesi ve modern sonrası olarak yapıyor.

Çağdaş ya da modern sonrası insanın, akıl ve bilimin önderliğinde gelişen, yaratıcı, kritik düşünce üretebilen, üretken, etik değerlere sahip, öz saygısı yüksek, kendini ve insanı sevebilen, bireyci ama toplumsal sorumluluğu olan, gerektiğinde atılgan ve yılmadan öğrenmeyi öğrenen özellikler taşıması bekleniyor. Bunların hemen hepsi eğitim yolu ile kazanılabilen yetkinlikler. Eğitim bu yönü ile insan mühendisliği. Böyle karmaşık ve çok yönlü insan modeli yetiştirmekle ilgili arayışlar eğitim paradigmalarında da değişimler gerektiriyor. Bu tartışmaların odak noktasını öğrenci merkezli eğitim oluşturuyor. Kısaca bu kavram, öğrencinin birey olarak gizil potansiyellerinin farkına varacak ve öğrenme profiline uygun yollarla bilgi, beceri, tutum ve davranışları bizzat kazanmasına yardımcı olacak öğrenme iklimi oluşturulması sürecine işaret ediyor. Yirminci yüzyılın başlarında popüler olan ve psikolojideki davranışçı ekolün önderliğinde gelişen “ne, ne zaman, nasıl, kim” sorularına cevap verebilecek niteliklerle donatılmış, ‘öğrenciyi ezbere yönlendiren’ öğretim yöntemleri, yerini “hangi bilgiyi niçin öğreneceğini” sorgulayabilen öğrenci yetiştirmeyi hedef tutan paradigmalara bırakıyor.

TÜRKİYE NEREDE?

Tüm bu çağdaş arayışlar Türkiye’de gerçek anlamda yaşama aktarılabiliyor mu? OECD ülkeleri arasında eğitime en fazla para aktaran ülke konumunda iken, eğitim kalitesi bakımından dünya sıralamasında 70inci sırada olmamız, yüzleşmemiz gereken bir olgu. Disiplinli, yaratıcı, sentezleyici, sorumlu ve saygılı etik aklın oluşması, öğrenme metotları kadar eğitim felsefesini de irdelemeyi gerektiren uzun soluklu bir süreç. Eğitim felsefesi makro düzeyde ulusal eğitim politikaları ile ilgiliyken mikro düzeyde öğretenin öğrenene bakış açısı, tutum ve davranışları ile ilişkilendirilebiliyor.

Bu bağlamda da öğrencinin gizil öğrenme potansiyellerini ortaya çıkaracak empatik sınıf iklimi, yaratıcı drama, etkileşimsel öğrenme, deneyerek öğrenme, çoklu zekâ, yaratıcı öğretme gibi kavramlar, yeni eğitim paradigmalarının düşün alanları ve uygulama yaklaşımları olarak önem kazanıyor. Bu uygulamaların temel amacı, öğretmenler olarak, öğrencinin öğrenme potansiyelini en üst seviyeye çıkarmasını sağlayacak psikolojik ve fiziksel ortamın oluşmasında aktif rol ve - en önemlisi- sorumluluk alabilmek. Bu nedenle, öğrenciyi ve öğrencinin nasıl öğrendiğini anlayıp kavramak, neyi nasıl öğrettiğimizin bilgisinden çok daha fazla mesleki duyarlılık gerektiriyor.

Öğrenciyi anlamak, öğrencinin sahip olduğu birtakım özelliklerin geleneksel yöntemlere nazaran eğitim sürecinde kendine daha geniş bir yer ve ifade alanı bulması ile mümkün olabiliyor. Sahip olunan farklı özelliklerle birlikte, öğrenmenin nasıl oluştuğu ve hangi koşullarda engellenip hızlandırılabileceği gibi konuları, çağdaş eğitim hedefleri olan tüm eğitim kurumlarının dikkatle izlemesi gerekiyor.

Örneğin klasik zihniyet, (özellikle kaynaştırma sınıflarında) öğrenme özürlü öğrenciyi, genel sınıf ortamını bozan rahatsız edici bir kişi olarak düşünüp göz ardı etmeye, geri planda tutmaya meyilli olabiliyor. Oysa öğrenci merkezli yaklaşım, öğrenme güçlüğü çeken bireylerin dünyayı tanımlama perspektiflerini izleyip anlayarak, onlara nasıl ve hangi konularda destek olunabileceğine karar vermeyi gerektiriyor. İlk bakışta sadece öğrenme güçlüğü çekenlerle sınırlı gibi görünen bu konu aslında bütüncül ve hümanist bir eğitim felsefesine de işaret ediyor.

Sonuç olarak, eğitim ve öğretim paradigmaları, didaktik bilgi aktarımından, yaşam boyu öğrenmeyi öğrenmeye doğru gelişen bir evrim izliyor.

Aslında, 17inci yüzyılda Galileo “İnsana bir şey öğretebilmenin yolu, öğrenmeyi ancak kendi içinde bulabileceğini öğretmektir” deyişi ile bir anlamda bu evrimi de öngörmemiş miydi?

Bilim Teknik 31.07.2009


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat